A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Yahya Kemal, Mehmed Âkif’le tanışır mıydı?

Yahya Kemal, Mehmed Âkif’le tanışır mıydı?
Devirmekte olduğumuz yıl, malumunuz olduğu üzere Yahya Kemal Yılı.

Bu büyük şair hakkında birkaç kitap yazdığım için herhalde son zamanlarda en fazla aranan yazarlardan biri de bendim; sempozyumlara bildiriler sundum, panellere, konferanslara, televizyon programlarına davet edildim, mülâkatlar verdim, makaleler yazdım, Türk Edebiyatı dergisinin kasım sayısını "Yahya Kemal Özel Sayısı" olarak hazırladım. Şu sıralarda da, memleketin dört bir tarafından vefat yıldönümü (27 Aralık) yaklaşan Mehmed Âkif için aranıyorum.

Bu iki şairin muhafazakârların anlam dünyasında çok özel bir yerleri vardır. En sık karşılaştığım sorulardan birinin "Yahya Kemal"le Mehmed Âkif tanışırlar mıydı?" olması, bunun ayrıca ele alınıp enine boyuna tahlil edilmesi gereken önemli bir mesele olduğunu gösteriyor. Muhafazakârlar, sevdikleri ve ne zaman kendilerini ifade etme ihtiyacı duysalar atıfta bulundukları iki şairi canciğer dost olarak görmek istiyorlar. Ne yazık ki, her seferinde, hayal kırıklığı yaratmayı göze alarak "Hayır, tanışmıyorlardı, tanışsalar bile dost olamazlardı; dine bakışları, şiir anlayışları, alışkanlıkları, yaşama tarzları vb. birbirinden çok farklıydı!" diye cevap veriyorum.

Aslında bu meseleye iki ay kadar önce "Yaralı Bilinç" başlıklı yazımda az çok değinmiştim. Bu yazıda biraz daha ayrıntıya girmek istiyorum.

Yahya Kemal, Mehmed Âkif"le tanışıp tanışmadığı yolundaki bir soruya "Tanışmayız" diye cevap vermiştir. Ancak bu, hiç karşılaşmadıkları anlamına gelmez. İstanbul"da yaşayan iki şairin o tarihlerde, yani uğradıkları mekânların çok sınırlı olduğu 1910"larda hiç karşılaşmamış olmaları düşünülebilir mi? Âkif, 1920 yılında kurulan, idare heyetinde Yahya Kemal"in de yer aldığı Piyer Loti Cemiyeti"nin şeref heyeti üyelerinden biriydi. En azından bu cemiyetin kuruluş çalışmaları sırasında karşılaştıkları düşünülebilir.

1908 sonlarında Darülfünun Edebiyat Şubesi"nde Edebiyat-ı Osmaniye muallimliğine tayin edilen Âkif, 1913 sonlarında İttihat ve Terakki tarafından istifaya zorlanmış, Yahya Kemal ise 1915 sonlarında aynı şubeye Garp Edebiyatı müderrisi olarak tayin edilmişti. Yani Darülfünun"da birlikte çalışma imkânı bulamadılar. 1921 yılında Anadolu"ya davet edilen aydınlar arasında ikisi de vardı; Âkif, Ankara"ya koşa koşa giderken Yahya Kemal Milli Mücadele"yi İstanbul"dan desteklemeyi tercih etti. 1923 yılında Birinci Meclis"in feshinden sonra Âkif, İstanbul"a dönerken Yahya Kemal, ikinci Meclis"e Urfa mebusu olarak girdi. Kısacası, kader sanki iki şairin karşılaşmalarını istemiyordu. Âkif, 1925 yılında Mısır"a gidip 1936 yılına kadar dönmeyecek, Yahya Kemal ise 1926 yılında Varşova"ya, ardından Madrid"e elçi olarak gönderilecekti.

Yahya Kemal birkaç yazısında Âkif hakkında bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu yazılarda Tevfik Fikret"i ve onu, şiiri nesre yaklaştıran ve merhametten, faziletten, iyilikten vb. söz eden edebiyatın en güçlü temsilcileri olarak gösterir. "Kurdun Dişisi ve Yavruları" başlıklı ünlü yazısını da, o tarihte birkaç aylık millî marş olan İstiklâl Marşı"nın bir mısraı ile noktalamıştır: "İnönü ve Dumlupınar çocuklarıdır ki, dul annelerinden aldıkları dersi tekrar ediyorlar: "Hakkıdır Hakk"a tapan milletimin istiklâl".

Bu arada, Yahya Kemal"in Tevhîd-i Efkâr"da çıkan yazılarının Sebilürreşad çevresinde dikkatle takip edildiğini biliyoruz. "Ezansız Semtler" başlıklı yazısı ve bu yazı vesilesiyle bir asker annesinin Yahya Kemal"e gönderdiği mektup, Sebilürreşad"ın Mayıs 1922 tarihli sayısında -hiç şüphesiz Âkif"in izniyle- iktibas edilmiş ve Yahya Kemal"e "Anadolu Müslümanlarının en samimi teşekkür ve selâmları" iletilmişti.

Kısa bir süre önce yeni baskısı da yapılan "Yahya Kemal" adlı kitabında, Yahya Kemal"inkinden çok kendi kanaatlerini yansıtan Cahit Tanyol, bir yazısında onun Âkif"ten nefret ettiğini iddia etmiştir. Hâlbuki Reşat Beyatlı, Mustafa Baydar"a ağabeyini anlatırken, "Mehmed Âkif"i dahi büyük bir hiss-i ta"zim ile karşıladığını yakinen bilirim." diyor. Söz konusu yazısında söylediklerini unutan Tanyol, başka bir yazısında da Süleymaniye"de Bayram Sabahı, Hayal Şehir, Koca Mustâpaşa, Atik Valde"den İnen Sokakta gibi şiirlerinin henüz tamamlanmadığı yıllarda, kendisini ziyarete gittikçe, yatağının yanındaki küçük masada iki değişmez "konuk" gördüğünü söyler. Safahat ve Târîh-i Cevdet.

Yol Düşüncesi şiirinde Âkif tesirini arayanlar da olmuştur. Bu iddia abartılı sayılabilir; ancak Cahit Tanyol"un söyledikleri, Yahya Kemal"in son zamanlarında Safahat"la epeyi meşgul olduğunu göstermez mi?

Âkif"le tanışıp tanışmadığı yolundaki soruya Yahya Kemal"in verdiği cevabın tamamı şöyledir: "Tanışmayız, ama Mısır"dan döndüğü zaman benim için güzel şeyler söylemiş." Bu bilgi, Âkif"in Mısır"da Yahya Kemal"i az çok takip ettiğini gösteriyor. Süleyman Nazif, Fuad Şemsi İnan ve Mahir İz gibi bazı müşterek dostları vardı ve muhtemelen onlar vasıtasıyla Yahya Kemal"in çalışmalarından haberdar oluyordu. Mahir İz"e gönderdiği bir mektuptaki şu cümle dikkat çekicidir: "Gülme komşuna gelir başına! Meşhur Yahya Kemal gibi felek bizi de kıt"acı etti. Dört yılda on iki mısra! Ne ise Allah beterinden esirgesin."

Özel hayatlarında tanışmasalar da, hatta birbirlerinin yazdıklarını beğenmeseler de, onlar edebiyatımızın iki büyük şairidir; eserlerini dikkatle okuyup değerlendirmek ve hatıralarını yaşatmak zorundayız.

İkisini de rahmetle anıyorum.