A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Üst Kurul, Müstehcenlik ve Michelangelo

Üst Kurul, Müstehcenlik ve Michelangelo

Konuya önce Hıncal Uluç dikkat çekti. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yılbaşında CİNE 5"e bir uyarı göndermiş ve "Genel ahlak ve Türk aile yapısına uymayan müstehcen filmler yayımladığı için" kanalı kapatmakla tehdit etmişti.
Bugüne dek, neye ne kadar karışacağı tam kestirilemeyen Üst Kurul, işte nihayet işe koyuluyordu. Hem de en olmayacak yerden, bir kablolu yayından başlayarak... Oysa kablolu yayın, adı üstünde şifre çözücüyle kilit altında tutulabilen bir yayındı ve erotik filmleri de oldukça geç saatte yayınlıyordu.
Uluç, tepkisini, Kurul"un adını "Refah Televizyonu Üst Kurulu" olarak değiştirerek gösterdi. Ve hemen ardından Kurul"un başkanı deneyimli gazeteci Ali Baransel, kablolu yayına sansür uygulamasının yasadan kaynaklanan bir hatalı uygulama olduğunu kabul ederek, eleştirilere katıldığını açıkladı.
Ancak işin kablo meselesini aşan bir başka yönü var. O da şu: "Genel ahlak" meselesi... Hıncal Uluç, o yazısında "Kimin ahlakıdır bu" diye soruyordu; "Radyo Televizyon Üst Kurulu"nun mu, benim mi? İstanbul Etiler"de ya da Van"ın Çaldıran köyünde oturanların ahlak anlayışı mı?"



İşin asıl zor yanı, bu soruda düğümleniyor: Birbirinden kültürel olarak bu kadar kopuk bir topluma nasıl bir ahlaki ortak payda biçilecek? Hangi "Türk ailesi" baz alınarak elbise dikilecek? Hangi ahlak anlayışı genelleştirilecek?

* * *

Bunlar, asırlık sorular... Neyin erotik, neyin pornografik, neyin müstehcen, neyin ahlaki olduğu tartışması ciltler doldurur.
Üstelik malum "Parayla imanın kimde olduğu hiç belli olmaz". En çok erotik ürün satılan kentimizin Konya olması, buna karşın her türlü melaneti dünyaya yaydığına inanılan Amerika"nın dünyanın en muhafazakar toplumlarından biri sayılması şaşırtıcı değil midir?
Geçen hafta yayımlanan bir haber bu yargımı kesinleştirdi. Habere göre Amerika"da bir amatör ressamın duvara çizdiği Davud heykeli kopyası, çevre sakinlerinin tepkisi üzerine sansürlenmiş. Hem de nasıl biliyor musunuz? Davud"a siyah bir mayo giydirilerek... Böylece Michelangelo"nun 16. yüzyıl"da sergilediği çıplaklık, 20. yüzyılın son dönemecinde ayıplanır hale gelmiş.         
İşte bu haber bana yıllar önce yaşadığım bir olayı anımsattı. Hazır "müstehcenlik" konusu yeniden güncelleşmişken, bu komediyi sözlerle paylaşmak istedim.

* * *

Efendim, söylemesi ayıp, ben bir tarihlerde "müstehcen neşriyat"tan yargılandım. O zamanlar (bu dediğim 1982 yılına rastlar) şimdi yeniden doğmaya hazırlanan "ilk gözağrım", dönemin tek haber dergisi Yankı"nın çiçeği burnunda yazı işleri müdürüydüm. Dergi, haberciliğinin yanısıra "seks" sayfaları ile de ünlüydü. Bu sayfalarda daha çok Batılı araştırmacıların yaptığı bilimsel araştırmalara yer verilirdi. O "meş"um" sayıda da Kanada"daki Batı Ontario Üniversitesi"nin öğrenciler arasında yaptığı bir araştırmaya yer verilmişti. Kanada hükümetinin finanse ettiği bu araştırmada penis boyunun cinsel yaşamı nasıl etkilediği araştırılmıştı. Bizim sayfa sorumluları da haberi "Büyüklüğün Önemi Yok" başlığıyla yayınlamışlardı.
Yalnız, malum, dergi fotoğrafsız olamayacağından sayfaya bir de resim bulmak zarureti hasıl olmuş ve (saat resmi konulamayacağına göre) ilginç bir çare bulunmuştu: Michalengelo"nun 1501 yılında yaptığı ünlü Davud heykelinden "konuyla ilgili" bölüm yakın plan alınmış ve sayfaya konulmuştu.
Yayından bir süre sonra hem yazı, hem de fotoğraf için dava açıldı. Cumhuriyet Savcılığı "müstehcen neşriyat"tan 2 yıla kadar hapsimi istiyordu.
Doğrusu 12 Eylül döneminin siyasi basın davalarına alışkındım ama, 16. yüzyıldan kalma bir heykelin hesabını vermek zoruma gidiyordu.
Yargılandık. Ben, biraz da gençlik heyecanıyla ateşli bir savunma hazırlamıştım: "Siz burada beni değil, Rönesans İtalyasını yargılıyorsunuz" filan gibi şeyler söyleyecektim. Hiç gerek kalmadı. Bilirkişi Doç. Dr. Eralp Özgen, bence bu tür davalarda kaynak sayılması gereken bir rapor yazarak "Bireylerin nelerden tahrik olacaklarının son derece değişken olduğunu, bu konuda genel bir tarif verilemeyeceğini" belirtti ve şu hükme vardı: "İnsan vücudunun çıplaklığı müstehcen değildir".
Bu raporla hem ben, hem Ontario Üniversitesi, hem de Michelangelo beraat ettik. Son ikisinin bu karardan haberleri bile olmadı, ama ben derin bir "Oh" çektim. Çünkü müstehcen neşriyattan iki yıl yatarak mesleki kariyere başlamak, doğrusu pek de iyi bir başlangıç sayılmayabilirdi.

* * *

Şimdi aradan 12 yıl geçtikten sonra yine birilerinin elinde battaniyeyle o heykel sergisi senin, bu resim galerisi benim koşuşturup onun bunun "açık"ını kapatmaya, TV ekranlarına bant atmaya kalkıştığını görünce o eski davayı ve "Bireylerin nelerden tahrik olacakları meselesi son derece değişkendir" diyen o cesur bilirkişi raporunu anımsıyorum.
Beyler! Lütfen bırakın da kablolu televizyonumda neyin beni tahrik edeceğine kendim karar vereyim. Siz ille bu "tahrik" meselesine karışmak istiyorsanız, otel kundaklayıp 37 aydını diri diri yakmak için Aziz Nesin"in konuşmasını "tahrik" saymak insanlık mıdır, onu tartışın. 


  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri
  •   Ad Soyad
      Yorum