A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Türkiye Pr Sektörü Rüştünü Ne Zaman İspat Edecek?

Türkiye Pr Sektörü Rüştünü Ne Zaman İspat Edecek? En başından belirteyim; amacım sektör içi bir "maraza" çıkartmak değil; kimseyi eleştirecek değilim, yapmak istediğim daha çok sektör olarak bulunduğumuz durumun olabildiğince nesnel bir resmini çekmek ve ardından kendimce bazı sorular ve öneriler getirmek.

"Rüştünü ispat etmek" deyince tabii, öncelikle insanın aklına geçmiş günler geliyor. Ben bu sektöre yanlış hatırlamıyorsam 90`lı yılların başıydı, sınırlı bir gazetecilik ve reklamcılık deneyiminin ardından, Yorum Ajans`ta müşteri temsilcisi olarak çalışırken, Capitol Halkla İlişkiler Şirketi`nde metin yazarlığı görevine başlayarak girdim.

Demek ki yaklaşık 15 yıl olmuş; bu arada biz ikinci kuşaktık, ilk kuşak için de yerli yersiz konuşmayı maalesef marifet sanırdık! Capitol sanırım o dönemde bir çok "ilke" imza attı ancak şimdi geriye dönük olarak değerlendirdiğimde, aslında genel anlamda "PR" denilen şeyden çok, daha bir" below the line" ajans konumunda olduğumuzu da görüyorum. Her şeye rağmen güzel günlerdi...




Ardından Ali Saydam ve Salim Kadıbeşegil`in "sütun-cm sayıcılarına" karşı çıkışı geldi tabii; bu anlamda onların kendilerini kurtarırken (!), bu mesleği de " organize" durumlarından kurtarmak yönündeki çabalarını göz ardı etmemek gerekir kuşkusuz... Sonrası bugünler... Bugünler anlamında, bu sektörün tek tek kurumsal planda şirket performansları bir yana, bence en büyük başarısı öncelikle üyesi olmaktan onur duyduğum İDA ve yine bence hiç yabana atılmaması gereken bir başarıya imza atan TUHİD`dir.

Peki ama yaptık da, ne oldu? En başından düşüncemi açık bir biçimde ifade edeyim; Ancak bütün çabalara rağmen çok da fazla değişen bir şey olmadı!

Bunu böyle düşünmeme yol açan en temel etmenlerden biri kuşkusuz geçtiğimiz sonbaharda yayınlanan Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TUHID) ve ICCO`nun Türkiye seksiyonu İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği`nin (İDA) "İletişim Hizmetleri Algılama Araştırması" raporu.

Bu süreçte, yaklaşık son 10 yılda, eskiye oranla çok daha kurumsallaşmış bir çok PR şirketi ortaya çıktı, başta İDA (eski PRCI) olmak üzere farklı mesleki kuruluşların gayreti ile iş yapış biçimlerimizde çok daha standart uygulamalar oluştu, ancak bu raporun ortaya koyduğu nesnel veriler, ne yaparsak yapalım, h‰l‰ katedilecek bir hayli mesafe olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

Açıkçası gördüğüm en temel olgu h‰l‰ işin abc`sinden öteye bir noktaya gitmek hususunda ciddi problemlerimiz olduğu yönünde; zaten o nedenle yazımın başlığındaki soruyu soruyorum: "Türk PR sektörü rüştünü ne zaman ispat edecek?" diye...

Şöyle bir resim ortada duruyor: Biz, -hadi fazla mütevazı olmayayım bu sektördeki 10-15 firma- kendimizin iletişim danışmanlığı yaptığı vehmindeyiz ancak bu anket gösteriyor ki, bizim müşterilerimizin de kuşkusuz içinde bulunduğu önde gelen firmalar bizden aldıkları hizmetin odağında öncelikle medya lişkilerini sayıyorlar. Anket bizatihi şöyle:

CEO`lar cevaplıyor; Firma dışından hizmet alma düzeyi:

. Medya ilişkileri % 85,2

. Ürün/ markaların halkla ilişkileri % 62,9

. Kurumsal itibar yönetimi % 36,5

. Organizasyon ve etkinlik yönetimi % 50

. Kurumsal sosyal sorumluluk % 28,4

Sonra sıra bize geliyor... Anket bize soruyor en çok hangi hizmeti veriyorsunuz diye, sıralama şöyle:

1. Medya ilişkileri % 95,4

2. Kurumsal sosyal sorumluluk % 93,8

3. Ürün/ markaların halkla ilişkileri % 93,8

4. Organizasyon ve etkinlik yönetimi % 92,3

TUHİD-İDA araştırmasının ortaya koyduğu resim, şahsi kanaatimce şu tespitleri adlı adınca konuşmayı gerekli kılıyor:

. Öncelikle analize pazardan, yani müşterilerimizden başlamak lazım. Öyle anlaşılıyor ki; bu araştırmaya göre, mevcut müşterilerimizin önemli bir çoğunluğu için, iyi niyetli düşünceleri bir yana, henüz iletişim bir yönetim fonksiyonu, dolayısıyla stratejik olmaktan çok uzak; müşterilerimiz öncelikle fırsat kazançlarının peşinde; yani medyada görünürlüğü optimize etmenin... Bu konuda tamamı ile haksız olmadıklarını da belirtmeden geçmeyeyim bu arada. (!)

. Bunun karşısında, bizlere bakacak olursak ikircikli ama aynı ölçüde bütünlüklü bir resim söz konusu olduğunu bu sektörde iş yapan herkes teslim edecektir aslında. Demek istediğim bir yandan usanmadan müşterilerinin tozlu raflarına kaldırılacağını bildikleri S.İ.P`leri hazırlayanlar diğer yanda "gerçekçi" arkadaşlarımız...

. Bu resme, bir de masanın öteki tarafında bulunan, meslektaşlarımızı da ekleyebiliriz tabii... Araştırma bunun da verilerini sunuyor: Onlar kabaca PR denilen bu işin daha ciddiye alınması için didinip duruyorlar! Ama mesleğimizin pirlerinden James E. GRUNIG` [2] in tarifi ile daha "yönetim koalisyonuna" dahil edilmekten, bildiğim bir kaç istisna dışında, çok uzaklar.

Peki ne yapmalı? Sanırım öncelikle "rüştün" nerede kazanılacağını doğru tarif etmeli. Aslında da zor bir tarif değil bu. Önce PRCI sonra İDA, büyük ölçüde TUHİD gibi mesleki veya sektörel örgütlenmeler, bu tarif için yıllardır çaba gösteriyorlar. Bu tarif çok özetle, iletişimi tıpkı "insan kaynakları" , "finans veya üretim süreci" gibi başlı başına bir yönetim fonksiyonu olarak kabul etmekten geçiyor.

Ama bu arada açık gerçek, biz, yani sektörün ve müşterilerimizde çalışan meslektaşlarımızın kahir çoğunluğunun çabası buna yetmiyor. Daha başka bir ifade ile, bazılarını kızdırmak pahasına, şunu söylemek de mümkün, sektörümüzün bu hususun ne kadar takipçisi olduğu ayrı bir konu ancak, asıl önemlisi bence bizim pazarımız, yani PR işinin müşterileri nezdinde bu konu henüz iş ajandasında ilk üçe girmekten çok uzak.

Bunun bir adım ötesinde, bu "rüştü" gerçekten ispat etmenin koşulları ise, aslında "Amerika`yı yeniden keşfetmemek" düsturunda saklı. Ne yapmış Amerikalılar? Kendi özgün koşulları içinde üç şey:

. Birincisi "verilen hizmetin ödenen bedele uygun olması" koşulu ile belli bir ölçek ekonomisini yakalamışlar

. İkincisi uzmanlaşmayı tercih etmişler

. Üçüncüsü ise belirli bir network yapısı içinde örgütlenmişler.

Türk PR sektörü ya bu bilinen yolu izleyecek; ya da "Godot`yu bekler" gibi, şu aralar kapıda kuyruğa giren yabancı sermayeli satın almacıların izinden bilinen uluslararası "network"lerin gelip kendilerini satın almalarını bekleyecek.

Ali Cem İlhan / Tribeca İletişim Danışmanlık Genel Müdürü
[email protected]

JulesVerne

  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri
  •   Ad Soyad
      Yorum