A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Tesânüdü, en, önemli, bağ, bilmek, ve, onu, muhâfaza, etmek,
Tesânüdü en önemli bağ bilmek ve onu muhâfaza etmek

Tesânüdü en önemli bağ bilmek ve onu muhâfaza etmek Evet, velâyetin kerâmeti olduğu gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerâmeti vardır. Samîmiyetin dahi kerâmeti
vardır. Bâhusus lillâh için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde, ciddî, samîmi tesânüdün çok kerâmetleri olabilir. Hattâ şöyle bir cemaatin şahs-ı mânevîsi bir velî-yi kâmil hükmüne geçebilir; inâyâta mazhar olur.
Barla Lâhikası, s.13.

Şimdi en ziyâde bizi ve Nurları vurmak ve sarsmak için en fena plân, Nur Talebelerini birbirinden soğutmak ve usandırmak ve meşrep ve fıkir cihetinde birbirinden ayırmaktır.
Şuâlar, s. 431.
Evvel âhir tavsiyemiz, tesânüdünüzü muhâfaza; enâniyet, benlik, rekâbetten tahaffüz ve îtidâl-i dem ve ihtiyattır.
Şûâlar, s. 262.

Mesleğimizde zaman, mekân sohbetimize mâni olamaz. Şarkta, garbda, hattâ âhirette, berzahta olsa da, beraberiz. Meselâ, berzahta Hâfız Ali (r.li.), hergün mânen yanımızdadır. Bu hakîkate binâen, sûrî ayrılmaya, hattâ ölüme ehemmiyet vermemeliyiz.
Emirdağ Lâhikası-I, s. 93. Bizim mesteğimizde sohbet-i sûriye ehemmiyeti azdır.




Kastamonu Lâhikası, s. 159.

Pekçok, ayrı ayrı tarzda Risâle-i Nur aleyhinde yaptıkları desîseler ve tedbirler ve şâkirtleri soğutmak ve sarsmak plânları, husûsan derd-i maîşet belâları, Risâle-i Nur’un inkişâfını durdurmuyor. Günden güne tevessü’ ediyor. Hattâ en ziyâde hücum edenler dahi, perde altında istifâdeye çalışıyorlar. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, inâyet-i İlâhiye ve himâyet-i Rabbâniye devam ediyor. Fakat, yalnız ehemmiyetli bir plânla, ayrı bir cephede, mütemerrid münâfıklar tarafından bir hücum var. Çok ihtiyat ve dikkat ve sebat ve tesânüd lâzımdır ki, tâ onların bu plânı da akîm kalsın. Plân budur: Risâle-i Nur talebeleri içinde tesânüdü bozmak. On sekiz seneden beri hakkımızda programları, has talebeleri bizden kaçınnak, soğutmak idi. Bu plânları akîm kaldı. Şimdi, tesânüdü bozmak ve bâzı menfaatperest, fakat ehl-i ilim ve ehl-i dinden, Risâle-i Nur’un cereyânına karşı rakip çıkarmak süretiyle intişârına zarar vermeye çalışıyorlar.
Hem, Ramazan Risâlesinin âhirinde; nefs-i emmâreyi her nevî azaptan ziyâde açlık ile temerrüdünü terk ettiği gibi, şimdiki ehl-i nifâkın mütemeıridâne sefâhetinin cezâsı olârak, umûma ve mâsumlara da gelen bu açlık ve derd-i maîşet belâsından ehl-i dalâlet istifâde edip, Risâle-i Nur hizmetini her belâya, her derde bir çare, bir ilâç bulmuşlar. Biz her gün hizmet derecesinde, maîşette kolaylık, kalbde ferahlık, sıkıntılara genişlik hissediyoruz, görüyoruz. Elbette bu dehşetli yeni belâlara, musîbetlere karşı da, yine Risâle-i Nur’un hizmetiyle mukâbele etmemiz lâzımdır.

Kastamonu Lâhikası, s.177.









  Ad Soyad
  Yorum