A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Şu Lanet Kadın..!

Şu Lanet Kadın..! Sarışın başbakan, o haftasonu tüm medya danışmanlarını ve reklamcılarını konutunda topladı.
Kamuoyu yoklamalarında partisi geriliyordu. Kendi imajı da bir hayli yıpranmıştı. Ne yapıp edip, bir erken seçim bastırmadan, bu durumu düzeltmek gerekiyordu.
Bayan başbakanın imajını pazarlamakla görevli reklamcılar müşteri kaybetmemek için, asıl güvensizliğin başbakanın kişiliğine ve politikalarına yönelik olduğunu söyleyemediler. Tersine önümüzdeki dönemde bütün tanıtım faaliyetlerinde başbakanın imajının daha da fazla vurgulanmasını önerdiler.
Reklamcılar, sarışın başbakanın kocaman gülümsediği afişlerini bastıradursun, parti yönetimi, oyların gerilemesinin asıl nedeninin sarışın başbakan olduğuna inanıyordu. Hatta parti içinde kamuoyu yoklamalarındaki gerileme nedenleri sayılırken, "ŞLK faktörü" diye birşeyden sözedilir olmuştu. "ŞLK", "Şu Lanet Kadın" sözcüklerinin başharfleriydi.
Kimse başbakana bundan sözedemedi. Ama herkesin korktuğu şeyi, tanınmış bir televizyon habercisi yaptı. Çok izlenen bir programın canlı yayınında başbakan güleryüzle icraatını anlatırken, gazeteci aniden şunu sordu:



"Bugünlerde bazıları bir "ŞLK faktörü"nden sözediyor..?"
Başbakan anlamaz gözlerle baktı.
"ŞLK mı? O da ne? Hiç duymadık..."
"Affınıza sığınarak açıklayayım" dedi gazeteci; "ŞLK, "Şu Lanet Kadın" demek... Sanırım işin bu yönünü kimse size söylemiyor."
Kızdı bayan başbakan:
"Söylemiyorlar, çünkü böyle birşey olmadığını biliyorlar" dedi.
Tartışmayı bitirdi.
O sarışın başbakanın adı Margaret Thatcher"dı. İngilizlerin ünlü Panorama ekibinden Michael Cockerell "Live From Number 10" başlıklı kitabında televizyonun, bizzat iktidara taşıdığı Thatcher"a nasıl sırtını dönüverdiğini böyle anlatıyor.
Malum, şu aralar Türkiye"nin imaj tazelemesi için de hummalı bir hazırlık yapılıyor. Tanıtım bütçesinin 360 milyar olduğu söyleniyor. Hatta işi üstlenen firma ilk sunuşunu yaptı ve Türkiye"nin imajını değiştirecek sihirli formülünü de açıkladı. Buna göre, kampanyada Türkiye"nin bir kadın başbakan tarafından yönetilmekte olduğunun altı çizilecek ve Batılılara, "Sizinkiler evde yemek pişirirken, bizimkiler devlet yönetiyor" denilecek.
Batılı kadınlar mutlaka hasetlerinden çatlayacaklardır, ama beni asıl ilgilendiren şu imaj meselesi...                                                            
Malum bugünlerde etrafta imaj fabrikatörleri türedi. Paranız varsa, başvuruyorsunuz, size bir imaj üretiyorlar. Onu üzerinize giyip piyasaya çıkıyorsunuz. Tabii dikilen imajdaki hususiyetler sizde yoksa zorda kalıyorsunuz.
Mesela geçen hafta bir DYP milletvekili başbakana, "Siz niye hiç "ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri" işareti yapmıyorsunuz?" dedi.
Başbakan o gün grubunu bu işaretle Akdeniz"e sevketti. Birkaç gün sonra da bizim meşhur "meczub" aynı işareti tekrarlayınca başbakan biraz zorda kaldı. Çünkü işaret "İBDA-C" patentliydi.
"İmaj" iki yanı keskin bir bıçaktır. Eğer sokaktaki gerçeklikle hiç çakışmayan bir "imaj mühendisliği" yapılıyorsa, yani tasarlanan görüntünün gerçek hayatta karşılığı yoksa, bir kuru imajla ortada kalma ihtimali yüksektir. Çünkü kötü tecrübe, iyi imajı siler. Duvarın sıvası çatlaksa, yeryüzünün en iyi boyasını sürseniz, cilalayamazsınız.
Siz istediğiniz kadar kampanyanızı ölü deniz manzaralarıyla süsleyin, "müşteri" iki dakika sonra haberlerde Türkiye"den ölü yazar görüntüleri gördüğü sürece kampanyanın başarı şansı yoktur.
İyisi mi, biz Türkiye"yi tanıtacaksak şu, şiş kebap, rakı, dansöz, kadın başbakan formülasyonundan vazgeçelim. Daha "bize özgü" simgelere ve isimlere yer verelim. Bir tükrüklü heykel ya da yırtmaç diken bir kadın veya alevler içinde bir köy "imaj"ımıza daha uygun değil mi?
Doğu Perinçek ve Oral Çalışlar "Konuşan Türkiye imajı"na aldanıp konuştukları için mahkum olan değerlerimizi temsilen tanıtım kampanyasına katılabilirler. DEP milletvekilleri, halkın temsilcileri olarak ellerinde kelepçelerle görünseler iyi olur.
Ali Coşkun bu tanıtım filminde liberal bir partinin İstanbul"da belediye başkan adayı olarak çıkıp "Baleye de gitmiyorum, tiyatroya da... Hiçbir eksiklik de duymuyorum" diyebilir. Balerinler ve tiyatrocular da koro halinde, "Biz de onun gittiği yerlere gitmiyoruz ve hiçbir eksiklik duymuyoruz. Ama zorla götürmek isteyenler var" diyebilirler. Böylece ülkenin kültürel ve dinsel imajı zenginleştirilmiş olur.
Böyle bir filmin müziklerini, "yasadışı müzik" yaptığı için içerden kurtulamayan Grup Yorum bestelemeli... Çekimlerini de bizim Halim (Abanoz) yapabilir. Ne de olsa kendi dalında birinci... Dünyada çektiği görüntüler yüzünden hapse mahkum olan ilk kameraman...
İlginçtir... Thatcher da başta imaj desteğiyle iktidar olmuştu. Şimdi evinde yemek pişiriyor.

  Ad Soyad
  Yorum