A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Şirket Birleşmesi Nedir?

Şirket Birleşmesi Nedir? Küreselleşme ile birlikte artan rekabet, firmaların yaşam mücadelelerini gün geçtikçe zorlaştırıyor ve firmalar için ayakta kalabilmek, bir takım stratejik kararların doğru zamanda ve doğru biçimde uygulanabilmesine bağlı hale geliyor. Bu noktada da stratejik yönetim becerisi ön plana çıkıyor. Yeni ekonominin yöneticileri, ancak vizyonlarını geniş tutarak, modern yönetim yaklaşımını benimseyerek ve iş dünyasının sürekli yenilenen norm ve trendlerine uyum sağlayabilme yeteneklerini geliştirerek kendilerini küresel rekabet cenderesinden kurtarma şansına sahip olabilecekler. Böylesine zorlayıcı bir ortamın doğal sonucu olarak firmalar zaman içinde çeşitli ortaklıklar kurmak ve stratejik işbirlikleri yapmak zorunluluğu hissettiler. Bu doğrultuda işletmeler varlıklarını koruyabilmek için maliyetleri, sermayeyi, teknolojiyi, iletişim ve pazarlara ulaşım imkanlarını ve belki de en önemlisi teşebbüs risklerini paylaşarak büyümeyi tercih etme durumunda kaldılar.

Böylece, işletme dışı büyüme stratejileri ile firmalar büyümelerini yalnızca kendi kaynak ve çabaları ile sınırlamaktan kurtulma avantajının yanı sıra (özellikle küçük ve orta ölçekli firmalar için) uluslararası pazarlara açılma ve küresel faaliyet gösterebilme gibi rekabet üstünlüklerine de sahip oldular. Genel olarak satın alma, birleşme ve işbirliği olarak tanımlanan işletme dışı büyüme stratejileri mevcut ürün ve pazar alanlarında uygulanabileceği gibi yeni ürün ve pazar alanlarında da uygulanma şansına sahip.

Birleşme iki işletmenin faaliyetlerinin birleştirilmesini açıklayan genel bir kavramı ifade ediyor. İşletmeler arası işbirliğinin birleşme olarak adlandırılması için hem ekonomik hem de hukuksal yönden işletmelerin bir birlik haline gelmeleri ve aynı zamanda işletmelerin mal varlıklarının da birleştirilmiş olması gerekmektedir. Birleşme kavramı, devralma ve yeni kuruluş biçimindeki birleşmeyi kapsayan bir üst kavram. Kısaca göz atarsak;

Devralma Yolu ile Birleşme: Bir şirketin diğer bir şirketi devralması yoluyla birleşme durumunda, devralınan şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesine karşılık, devralan şirketin tüzel kişiliği devam etmektedir. Türk hukuku çerçevesinde ticaret ortaklıklarının devralma yolu ile birleşmesi, ‘en az bir ortaklığın, ortaklarının başka bir ortaklığa alınması karşılığında malvarlığı veya işletmesini aktif ve pasifleriyle bir bütün olarak o ortaklığa devrederek tasfiyesiz dağılması’ olarak tanımlanıyor. Bu tür birleşmelerde bir şirket sona ererken diğer şirket varlığını sürdürüyor. Bu süreçte devralınan şirketin varlıkları ve borçları devralan şirkete geçiyor ve devralan şirket, devraldığı şirketin hisselerini; kendi hisse senetlerini, tahvillerini vererek veya nakden ödeme yaparak satın alıyor.




Yeni Şirket Kurulması Yolu ile Birleşme: Yeni şirket kurulması yolu ile sağlanan birleşmelerde ise her iki şirketin tüzel kişiliği sona eriyor ve yeni bir tüzel kişilik oluşturuluyor. Türk hukuku çerçevesinde yeni ortaklık kurulması yoluyla birleşme, ‘en az iki ortaklığın, ortaklarının yeni kurulan bir ortaklığa alınmaları karşılığında malvarlıkları veya işletmelerini aktif ve pasifleriyle birer bütün olarak bu ortaklığa devrederek tasfiyesiz dağılmaları sonucunda iki veya daha çok ortaklığın tek bir ortaklık durumuna gelmesi’ olarak tanımlanıyor. Birleşen şirketlerin varlıklarının ve borçlarının tamamının yeni kurulan şirkete devredilmesi sözkonusu. Yine, birleşen şirketlerin ortaklarının hakları korunarak, ortağı oldukları şirketin hisselerine karşılık, yeni kurulan şirketin hisselerinden vermek veya başka bir menkul kıymet yahut nakit para ödemek de mümkün oluyor. Devralma yolu ile birleşme ve yeni bir şirket kurulması ile birleşmenin kuralları temel olarak aynı. Sonuçta birleşen şirketlerin varlık ve borçları aynı çatı altında toplanıyor.

Birleşmelerde bedelin nakden mi hisse senedi verilme yoluyla mı ödeneceği önemli bir nokta. Hisse senedi verilme yoluyla yapılacak ödemelerin bazı üstün ama sakıncalı yönleri bulunuyor. Göze çarpıcı yön, alıcı durumda olan şirket açısından olası bir finansman sorununa set çekilmesi. Artan sermaye nedeniyle çıkarılacak hisse senetleri bedeli ödemede kullanılabiliyor. Nakden ödeme yapılma durumunda kalındığı takdirde, şirket sermaye artırımına gidebiliyor; ancak yeni çıkarılacak hisse senetlerinin sermaye piyasalarında satışa sunulması reklam, ödenecek komisyon gibi nedenlerle sermaye maliyetini arttırıyor. Birleşen şirketlerin ortakları açısından da bedelin nakden veya hisse senedi olarak alınması seçeneklerinin birbirine kıyasla üstün fakat sakıncalı yönleri bulunuyor. Bedelin hisse senedi olarak alınmasının sakıncalı yönü, hisse senedinin piyasa değerinin ileride düşmesi olasılığı. Buna karşın birleşmeden sağlanması amaçlanan faydalara ortak olunuyor. Uygulamada nakden veya hisse senedi verilerek ödeme seçenekleri arasında orta yollar bulunuyor. Örneğin değerin bir bölümünün nakden, bir bölümünün hisse senedi verilmesi suretiyle ödenmesi olası.


Şirket Birleşmelerinde Tarafları Hangi Tehlikeler Bekliyor?

Birleşmelerde, alıcı firmalar için iki büyük tehlike bulunuyor:

Alıcı şirketin vereceği fiyatın, hedef şirketin gerçek fiyatından fazla olması ve bu yüzden alıcı şirketin servetinin hedef şirketin hissedarlarına aktarılması ihtimali, Hisse vermek suretiyle yapılan birleşmelerde, alıcı şirketin, kendi hisse senetlerini birleşmek için hedef şirkete vermesi ve hedef şirket hissedarlarının, alıcı şirketin hisselerini gerçek değerinden düşük değerlendirmesi. Birleşmeler, ortakların haklarının daha az korunmasına neden olabiliyor. Ancak büyük, istikrarlı bir şirket ile küçük, karlı, istikrarlı bir başka şirketin bir araya gelmesi ekonomik ve/veya yönetsel olarak iflas olasılıklarını azaltıp şirketlerin piyasa değerlerinin artması ihtimalini güçlendiriyor.


Şirket Birleşmelerinin Şekillleri Nelerdir?
 

Birleşmeler genel olarak dört biçimde oluyor:

Yatay Birleşme, aynı veya birbirini tamamlayıcı mal ve hizmetler üreten ve ürünlerini aynı coğrafi pazarlara sunan şirketlerin birleşmesini ifade ediyor. Bu tür birleşmeler aynı sektörde rekabet eden şirket sayısının azalmasına yol açması nedeniyle piyasalarda tekelleşmeyi hızlandırabiliyor.19 ve 20. yüzyıllarda genellikle bu tür birleşmeler gerçekleşti.

Dikey Birleşmede, birleşen iki şirketten birinin, diğer şirketin mal ve hizmet girdilerinin bir bölümünü üretmesi ve/veya ürün çıktılarını değerlendirmesi (pazarlama gibi) halinde dikey birleşme sözkonusu. Bu tür birleşmelerde birleşen şirketler birleşme öncesinde genellikle alıcı-satıcı konumunda bulunuyor. Bu tür birleşmelere başvurulmasındaki başlıca amaç, üretim aşamalarında meydana gelebilecek aksamaların giderilmesi ve stok masraflarının dolayısıyla maliyetlerin düşürülmesi oluyor.

Karma Birleşmedeyse, birbiriyle doğrudan ilgili olmayan iş kollarında bulunan işletmelerin birleşmesi sözkonusu. Son 50 yılda görülen birleşmeler çoğunlukla bu türden.1965-1975 yılları arasında ABD’de gerçekleşen birleşmelerin yüzde 80’ini karma birleşmeler oluşturuyor. ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC) , karma birleşmeleri üç alt bölüme ayırıyor. Bunlar; ürün genişletme şeklinde birleşme, pazar genişletme şeklinde birleşme ve diğer karma birleşmeler.

Coğrafi Birleşme, coğrafi birleşmelerde işletmeler, bulundukları ülke sınırlarının ötesinde, gerek ileriye doğru, gerekse yatay ve doğrudan ilgili olmayan işletmelerle birleşerek uluslararası ve uluslar ötesi faaliyetler gösterebiliyor.

Şirket Birleşmelerinde Fiyat Tespiti   Türkiye’de şirketler ayakta kalabilmek ve gelişebilmek için verimlilik ve etkinliklerini artırmak zorundalar. Yaşadığımız kriz faaliyetlerini uluslararası pazarlarda ve ölçekte yürütmeyen firmaların güçlüklerini açıkça ortaya çıkardı. Önümüzdeki dönemde, birçok firma hem krizden aldığı yaraları kapatabilmek, hem de rekabetçi boyutları yakalayabilmek için birleşmek veya ortak almak durumunda kalacak.

Bunun için gerekli ekonomik ölçeği hızla yakalamanın en etkin araçlarından biri de şirket birleşmeleridir. Bu konuda yeterli deneyime sahip olmayan hissedarlar, hatta üst düzey yöneticiler, şirket birleşmelerinin fiyat tespitine gerekli özeni göstermeli, bu konuda uzmanlıktan faydalanmalılar.
İstatistikler dünyadaki şirket birleşmelerinin büyük çoğunluğunun beklenen değer artışını sağlayamadığını gösteriyor. Diğer taraftan, şirket satın alma sürecini iyi yöneten şirketlerin çok kısa sürede dünya devleri arasına girebildikleri de bir gerçek.

Bu konuda başarılı olanlar şirket satın alma sürecine stratejik olarak yaklaşıyorlar. Öncelikle, şirketin ihtiyacını karşılayabileceği düşünülen hedef şirketler belirleniyor ve teklif getirmeden önce hedef şirketlerin ne gibi bir değer getirebileceği ve bu değerin nasıl ortaya çıkarılabileceği konusunda detaylı çalışma yapıyorlar. Bunun için birçok şirketle flört dönemi yaşıyorlar. Bu arada hedef şirket ile ilgilenebilecek diğer şirketler için ne değer ifade edebileceğini de belirlemeye çalışıyorlar.

Öncelikle, satın almayı planlayan şirketin ihtiyacını doğru tespit etmesi gerekiyor. Bu ihtiyaç ekonomik ölçeği yakalamak, işin faaliyet alanını genişletmek, veya yeni yetkinlikler geliştirerek oyunun kurallarını değiştirmek olabilir.

Bu ihtiyacı iyi anlamak için ekonomik ölçek kavramındaki değişiklikleri de iyi anlamak gerekiyor. Yeni teknolojiler üretim tesislerinde ekonomik ölçek boyutlarının küçülmesine yol açarken, bilgi kaynakları, teknoloji geliştirme, marka, imaj ve dağıtım kanallarında ekonomik ölçekler büyüyor.

Şirket değerlendirmelerinin ilk adımını hedef şirketin kendi başına sağlayacağı nakit akışlarının bugüne getirilerek hesaplanması oluşturur. Genellikle, hedef şirketin yöneticilerinin gelecek ile ilgili varsayımları iyimser olduğundan satın alacak şirketin kendi değerlendirmelerini yapması gerekir. Bu değerlendirme esnasında hedef şirketin stratejik konumu, maliyet yapısı, piyasadaki değişim eğilimleri, çalışan ve müşteri bağlılığı, yatırım gereklilikleri ve bu faktörlerin içerdiği riskler değerlendirilmelidir.

Bundan sonra satın almayı planlayan şirket için faaliyetlerden elde edilmesi planlanan sinerjiler hesaplanmalıdır. Bu aşamada ekonomik ölçek kavramının hangilerinin geçerli olabileceği iyi değerlendirilmelidir. Örneğin, otomotiv tasarımında ölçekler dünya boyutunda avantaj sağlarken, süpermarketlerde satın alma ve lojistik açısından bölgesel, hatta yöresel ölçekler daha önemli olmaktadır. Dolayısıyla birleşmenin etkisi rekabet açısından hangi alanlarda ve boyutlarda olacağı detaylı bir şekilde değerlendirilmelidir.

Faaliyet alanını genişletmekten beklenen faydalar çoğu zaman elde edilmesi güç oluyor. Dolayısıyla, bu konunun daha da detaylı incelenmesi gerekiyor. Örneğin, aynı müşteri kitlesine farklı ürünleri pazarlamaktan beklenen sinerjinin müşteri davranışlarında ve beklentilerinde değişim gerçekleştirilmeden mümkün olamayacağı değerlendirilip, bu davranışsal değişim için gerekli kaynaklar hesaba dahil edilmelidir.

Oyunun kurallarını değiştirebilmek en büyük kazançları getirebilen bir yaklaşım olmakla birlikte, aynı zamanda en riskli alanlardan da birini ifade ediyor. Dolayısıyla, bu konuda elde edilecek yetkinlikler için ödenecek fiyat bu riskleri değerlendirecek “opsiyon fiyatlandırma” modelleri kullanılarak gerçekleştirilebilir. Yeni yetkinlik kazanmanın insan kaynaklarını gönülleriyle birlikte kazanmaktan geçtiği de unutulmamalıdır.

Son olarak, hedef şirketin ilgilenebilecek diğer potansiyel alıcılar için nasıl bir değer ifade edebileceği konusunda da bir çalışma yapılmalı ve birleşme stratejisi ve zamanlamasında bu değerlendirme de kullanılmalıdır.


Türkiye"deki Şirket Birleşmeleri   Ülkemizde ortaklık kültürünün zayıf oluşu, kurumsallaşma eksiklikleri, işbirliği yapma yolu bile olsa işletmeleri hiçbir şekilde başka girişimcilerle paylaşmama isteği gibi köhne düşüncelere sıkı sıkıya bağlılık gibi nedenlerle şirket birleşmelerine sık rastlanmıyor.

Türk iş dünyasında şirket birleşmeleri daha çok aynı grup içinde yer alan şirketlerin birleştirilmesi düzeyinde kalıyor.1998 yılında Opar’ın TOFAŞ bünyesine alınması, Boyner Holding’de Beymen, Benetteo ve Divarese’nin B.B.A. A.Ş. adı altında birleştirilmesi, Sabancı grubu içinde Dusa’nın Kordsa bünyesine alınması da bu kapsamda değerlendirilmeli. Ancak, 2000 yılında Sabancı Holding’in Koç ve Doğuş Gruplarına Turizm Holding adıyla kurulacak bir ortak şirket ile işbirliği önermesi konuya modern bir perspektiften bakıldığını gösterir nitelikte. Sabancı Holding’in 1995 yılında Koç Holding’e bankacılık alanında ortaklık önerdiği de göz önüne alınırsa Türk iş dünyasının da birleşme trendinden etkilendiği görülür.


  Ad Soyad
  Yorum