A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Şeytan Aklı Kısa ,Kasır Fikirli İnsanları Aldatır

Şeytan Aklı Kısa ,Kasır Fikirli İnsanları Aldatır
Birinci Nokta: Şeytanın en büyük bir desisesi: Hakaik-i îmaniyenin azameti cihetinde dar kalbli ve kısa akıllı ve kasır fikirli insanları aldatır, der ki: "Bir tek zat, umum zerrat ve seyyarat ve nücûmu ve sair mevcudatı bütün ahvâliyle tedbîr-i Rubûbiyetinde çeviriyor, idare ediyor deniliyor. Böyle hadsiz acib büyük mes"eleye nasıl inanılabilir? Nasıl kalbe yerleşir? Nasıl fikir kabul edebilir?" der. Acz-i insanî noktasında bir hiss-i inkârî uyandırıyor.

Elcevap: Şeytanın bu desisesini susturan sır: "Allahu Ekber"dir. Ve cevap-ı hakikîsi de "Allahu Ekber"dir. Evet "Allahu Ekber"in ziyade kesretle şeair-i İslâmiyede tekrarı, bu desiseyi mahvetmek içindir. Çünki insanın âciz kuvveti ve zaîf kudreti ve dar fikri, böyle hadsiz büyük hakikatları "Allahu Ekber" nuruyla görüp tasdik ediyor ve "Allahu Ekber" kuvvetiyle o hakikatları taşıyor ve "Allahu Ekber" dairesinde yerleştiriyor ve vesveseye düşen kalbine diyor ki: Bu kâinatın gâyet muntazamca tedbir ve tedvîri bilmüşahede görünüyor. Bunda iki yol var:




Birinci yol: Mümkündür, fakat gâyet azîmdir ve harikadır. Zaten böyle harika bir eser, bir harika san"at ile, çok acib bir yol ile olur. O yol ise: Mevcudat belki zerrat adedince vücûdunun şâhidleri bulunan bir Zat-ı Ehad ve Samed"in Rubûbiyetiyle ve irade ve kudretiyle olmasıdır.

İkinci yol: Hiçbir cihet-i imkânı olmayan ve imtina derecesinde müşkilâtlı ve hiçbir cihette mâkul olmayan şirk ve küfür yoludur. Çünki Yirminci Mektub ve Yirmiikinci Söz gibi çok Risalelerde gâyet kat"î isbat edildiği üzere: O vakit kâinatın herbir mevcudunda ve hatta herbir zerresinde bir Ulûhiyet-i Mutlaka ve bir ilm-i muhit ve hadsiz bir kudret bulunmak lâzım geliyor. Tâ ki, mevcudatta bilmüşahede görünen nihayet derecede nizam ve intizam ve gâyet hassas mizan ve imtiyaz ile mükemmel ve müzeyyen olan nukûş-u san"at vücud bulabilsin.

Elhasıl: Eğer tam lâyık ve tam yerinde olan azametli ve kibriyalı Rubûbiyet olmazsa, o vakit her cihetçe gayr-i mâkul ve mümteni bir yol takip etmek lâzım gelecek. Lâyık ve lâzım olan azametten kaçmakla, muhal ve imtinâa girmeyi, şeytan dahi teklif edemez.