A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Şehzade Selim’in Padişah Olmak İçin Harekete Geçmesi ve Babası İle Savaşı

Şehzade Selim’in Padişah Olmak İçin Harekete Geçmesi ve Babası İle Savaşı

 Şehzade Selim’in Padişah Olmak İçin Harekete Geçmesi ve Babası İle Savaşı

Otuz yıldan beri, Osmanlı devletinin idaresini yürüten padişah II. Bayezid, saltanatının son zamanlarına doğru, yaşlılığı dolayısıyla, idareyi vezirlerine bırakmış, kendisi inziva hayatına çekilerek zamanını ibadete vakfetmişti. Onun bu hareket ve tutumu, devlet idaresinde birçok bozuk durumun meydana gelmesine yol açmıştı. Vezirler ve devlet erkanının üzerindeki padişah otoritesinin ortadan kalkması, idarede keyfîliği celbetmiş, bu yüzden yer yer şikayetler ve isyanlar başgöstermiştir.

Padişahın bu tutumu, aynı zamanda şehzadeler arasında da bir saltanat mücadelesine sebebiyet vermiştir. Fâtih’in son derece sert olan otoritesine karşı, II. Bayezid döneminde çok yumuşak bir idari hayata alışan devlet erkanı, mutedil yaratılıştı ve mülayim bir şehzade olan Ahmed’e taraftar görünmekte idi.

Bilhassa, vezir-i âzam Hadım Ali Paşa’nın sadâreti zamanında, bu alaka daha da arttı. Ancak, Ahmed’e olan bu alaka, diğer iki şehzadeyi, Korkud ve Selim’i hemen harekete getirdi.

1485 yılında Sultan II. Bayezid zamanında yaptırılmış olan ve sonradan yıktırılan Tokat Tahtakale hamamı II. Bayezid’in bu tarihlerde Korkud, Ahmed ve Selim olmak üzere üç şehzadesi bulunuyordu. Abdullah, Şehinşah, Mahmud, Alemşah ve Mehmed adlarını taşıyan diğer beş oğlu muhtelif tarihlerde vefat etmişlerdi.

Korkud Manisa’da, Ahmed Amasya’da, Selim ise Trabzon’da sancak beyi olarak bulunuyorlardı.

Korkud’un erkek evladı yoktu. Selim’in oğlu Süleyman’ın sancak beyliği ise daimi tartışma konusu olmakta idi. Süleyman, Şarkî Karahisar’a tayin edilmiş, Ahmed’in itirazı üzerine sancağı Bolu’ya alınmış; ancak, İstanbul yolu üzerinde bulunduğu iddiası ve itirazı ile Kefe’ye naklolunmuştu. Ahmed, yine devlet erkanı üzerindeki nüfuzuna dayanarak Bolu’ya kendi oğlunu tayin ettirmişti. Şehzade Şehinşah’ın oğlu Mehmed Beyşehri’de sancak beyi iken, babasının ölümü üzerine Konya valiliğine getirilmişti. Alemşah’ın oğlu Osman ise, Çankırı sancak beyliğinde bulunuyordu. Daha önce vefat etmiş olan şehzadelerden Mahmud’un iki oğlu sancağa çıkmıştı. Bunlardan Orhan Kastamonu, Musa da Sinop sancak beyi idi. Emirhan adındaki oğlu küçük olduğu için henüz sancağa çıkmamıştı.

1465 yılında doğan ve II. Bayezid’in en büyük şehzadesi olan Ahmed, hem babası tarafından çok seviliyor, hem de vezir-i âzam Hadım Ali Paşa tarafından çok tutuluyordu. II. Bayezid’in son yıllarında uzun bir devre sadâret makamını işgal eden Hadım Ali Paşa, diğer devlet erkanını da Ahmed’e meylettirmiş, onun saltanatını kat’i bir karar haline getirmişti. Ancak Ahmed’in Şahkulu isyanının bastırılmasmdaki gayretsizliği ve yeniçerilere erken biat tazyikinde bulunması, asker tarafından hoş karşılanmamıştı. Ayrıca, Şehzade Korkud’un padişah olma teşebbüsünden endişe ederek, Ankara civarına kadar gelip serkeşâne harekatta bulunması üzerine babası tarafından tekdir edilmişti. Rumeli akıncılarının da padişahlığını istedikleri Ahmed, Hadım Ali Paşa’nın ölümü ile büyük ölçüde şansını yitirmişti.

Korkud ise, dedesi Fâtih’in yanında büyümüş, bilgili, fâzıl, şair ve musikişinas bir şehzade idi. Antalya ve Manisa valiliklerinde bulunan Korkud, bazı askerî faaliyetleri ile dikkati çekmişse de, devlet erkanının Ahmed’e olan meyli yüzünden saltanattan ümidini kesmiş, hatta Mısır’a gitmek suretiyle bu niyetini ve ümitsizliğini ifade etmek istemiştir. Ancak, yaşamak için müsait bir iklim olarak tahayyül ettiği Mısır’da umduğunu bulamayınca, tekrar Antalya’ya dönerek, talihini denemek üzere saltanat sevdasına bir daha atılmıştır.

Ahmed’in namzetliğinin iyice kuvvetlendiği bir sırada şehzade Selim’le ittifak da edebilen Korkud, İstanbul’a bile gelmiş, yeniçeri ocağına iltihak etmişse de, padişah olabilecek imkan ve fırsatı bulamamıştır. Ancak o da, Ahmed gibi, saltanatı devlet erkanından bekleyerek, elde edecek cesareti ortaya koyamamıştır.

– 1470’te Amasya’da dünyaya gelen Selim, diğer iki şehzadeye göre haşin bir tabiata sahip idi.

– Çok enerjik bir yapıya sahip olan Selim, ileri görüşlü ve azimli idi.

– Yapacağı işleri uzun uzun düşünür, danışmalarda bulunur, kesin kararını öyle verirdi.

– Ancak, verdiği karardan dönmez, yerine getirmek için sistemli çalışır, önüne çıkan bütün engelleri yok ederdi.

– Çok iyi eğitim görmüş olan Selim, ilminin yanında siyasi dehâsı ile de temayüz etmişti.

Nitekim daha şehzade olarak Trabzon’da bulunduğu sırada, Şah İsmail’in planlayıp desteklediği Şii tehlikesinin Anadolu’da husule getireceği tahribatı sezmiş, mukabil tedbir ve faaliyetlerde bulunmuştur. Babasının son zamanlarda idareden el çekme arzusunu ve Ahmed’i padişah yapma isteğini anlayınca, harekete geçmekte gecikmedi. Zira hanedan içinde kimin padişah olacağını açıkça tayin eden bir veraset kanunu henüz yoktu ve Fâtih’in kanunnamesine göre, saltanata geçen şehzade kardeşlerini katlettirebilirdi. Adam seçmesini çok iyi bilen, seçtiği adamlara güvenen ve onlardan en iyi şekilde yararlanan Selim, kardeşler arasında saltanat mücadelesi gizliden gizliye başladığı bir sırada, hem İstanbul’a hem de Ahmed ile Korkud’un yanına mutemet adamlarını yerleştirerek, faaliyetlerinden günü gününe bilgi almaya başladı. Bu raporlar sayesinde gerekli tedbirleri alan Selim, adamları vasıtasıyla İstanbul, Edirne ve Amasya’da kendi propagandasını ustaca yaptırmayı da başardı. Kendisine haremdekilerin de büyük yardımı dokundu.

1510 yılında, fiilî olarak padişah olmak için harekete geçen Selim, Trabzon’dan babasına yazdığı bir mektupta, sancağının verimsizliğinden, ticaret ve ziraatının azlığından, diğer kardeşleri bol gelirli ve mamur vilayetlerde yaşarlarken, kendisinin zaruret içinde kaldığından bahsederek, sancağının değiştirilmesini istemişti. Ancak, şehzade Ahmed, devlet erkanı üzerindeki nüfuzu sayesinde Selim’in bu isteklerine mani oluyordu.

Bu yüzden Selim ile Ahmed’in arası iyice açılmıştı. Amasya’dan kaçanların Trabzon’a ilticaları da, iki şehzade arasında gerginlik yaratmakta idi. Bu durumu lehinde kullanmak isteyen Selim, ağabeyi Amasya’da zevk ve safa meclislerinde, Kızılbaşlarla şiir ve edebiyat eğlenceleri ile vaktini geçirirken, Şii tehlikesinin eriştiği boyutları babasına ve sadrazama mektuplar yazarak haber verdi. İstanbul’dan umduğu ilgi ve yardımı görmemesine rağmen, daha önce de bahsedildiği gibi, Karaman ve Sivas’tan gelen bir kısım gaziler ile Erzincan’a ve Safevi topraklarına akınlar yaptı. Bu akınlarla mücadele tecrübesini artıran Selim’in Sünniliğin liderliğini üstlendiği bu devrede, birçok yiğit maiyyetinde görev almak için Trabzon’a akın etmeye başladılar. Maiyyetinde çarpışan yiğitlere çok iyi davranan Selim, Korkud ve Ahmed’in sancaklarında rahat ve sefa içinde yaşamalarını, kendisinin ise serhadlerde gösterdiği kahramanlık ve yiğitliği, bütün imparatorluk topraklarında bir propaganda malzemesi yaptı.

Atalarının muharip vasıflarını hatırlatan ve onların yolunda yürüyeceğini gösteren bu hareketleri ve devrin kendisini medheden şairlerinin “Yürü Sultan Selim! Devran senindir!” şeklindeki türkü ve gazelleri şöhretinin süratle artmasını sağlamıştır.

Diğer taraftan, çeyrek asırdır savaş yüzü görmeyen, eski zafer ve kahramanlıkların hikayesini tekrar ede ede yeni zaferler arzulayan askerler de, kendilerine bu imkanı verecek bir padişahın başa geçmesini arzuluyorlar, Selim’de bu hasletleri gördükleri için de onun bir an önce padişah olmasını arzu ediyorlardı.

Selim, oğlu Süleyman’ın Bolu yerine Kefe sancak beyliğine tayin edilmesinden daha çok yararlandı. Anadolu’nun ortası ile batısı diğer iki  şehzade tarafından tam bir kontrol altında tutulduğundan, kendisi için tek hareket noktası kalan Rumeli’de faaliyete, ancak Kefe ve Kırım yolu ile geçebilirdi. Şehzade Ahmed’in padişah olacağı söylentilerinin iyice yayıldığı bir sırada İstanbul’a daha yakın olmak üzere Kefe’ye, oğlunun yanına giden Selim (1510), babası tarafından Trabzon’a geri dönmesi için verilen emirlere de itaat etmedi. Ahmed’in, oğlunun tayininde gösterdiği zorluğa çok kızan Selim, Kefe’den babasına ve sadrazama, Ahmed’in saltanata geçirilmemesi için mektuplar yazdı. Ancak bu istekleri, Ahmed’e taraftar olan devlet adamları tarafından dikkate alınmadı. Memleketin kötü durumunu ve devlet adamlarının yanlı hareketlerini de tenkit eden Selim’in bu davranışı, onların Ahmed’i daha çok tutmalarına yol açmakta idi. Ağır tenkitleri ve halkı ikazları, divan ehlini hayli ürkütmüştü. Selim’in padişah olması halinde, başlarına gelecekleri düşünen İstanbul’daki devlet erkanı, Ahmed’i bir an önce padişah yapmak için vargüçleri ile çalışıyorlardı.

Şahkulu önünde darmadağın olan Osmanlı ordusunun, Selim gibi cüretli bir padişaha olan ihtiyacı, Anadolu ve Rumeli’deki askerler ile devlet adamları arasında geniş ölçüde tartışılmakta, böylece Selim’in taraftarları gittikçe çoğalmakta idi.

Selim, yazdığı mektuplar ve yaptığı tenkitlerle, İstanbul’daki devlet erkanı ile babasını istediği yöne sevkedemedi. Bunun üzerine zaman kaybetmeyerek Rumeli’deki bey ve askerler ile haberleşmeye başladı. Hatta bazı beylerle anlaştı. Ahmed’in baskısı ile, padişahın ve sadrazamın Trabzon’a dönmesi için gönderilen hüküm ve fermanlara itaat etmeyen Selim’e nasihat için ulemadan Mevlana Nureddin Sarı Gürz, Kefe’ye gönderildi. Mevlana Sarı Gürz, Kefe’de Selim ile uzun uzun görüştü. Sarı Gürz’e sert cevaplar veren Selim, Trabzon’a geri döndürülme isteğine de fena halde kızmıştır. Sarı Gürz’ün, babasının selamını bildirip, hatırını sorduklarına dair sözleri karşısında sessiz kalan Selim, padişahın rızasında olmalarının, kendisi için dünya ve ahiret saadeti olduğuna dair ifadesine ise, “Benim onların rızasında olmadığım kaç kere vâki olmuştur, terk-i rızâ ettiğimi şimdi mi bildiler? Rızalarında olmam için Trabzon’a varmak ise, gökten Cebrail inse ve peygamber dilek dilese, artık kabul eylemem. Sen, adamım İstanbul’dan geri gelinceye kadar burada kalasın. Beni Korkud Emrem gibi bir yere varıp geri dönecek sanmasınlar. Ben bu hususta baş veririm, fakat fikrimden dönmem!”cevabını verdi. Sarı Gürz’ün “padişahın emrine uymamakla, bir fitneye sebep olursanız ve babanıza hacâlet lazım gelirse” demesine karşılık da “Ne gerekse olsun!” cevabını vermiştir.

Selim, bu sözleri ile padişaha açıkça kafa tuttuğunu ifade etmiş oluyordu. Mevlana Nureddin, Edirne’ye döndüğünde, Selim’in Anadolu’ya dönmemekte kesin kararlı olduğunu, ancak Ahmed’in dirliğine eşit bir sancak verilirse ve Anadolu’da nerede durmak emredilirse itaat edeceğini, aksi takdirde Kefe’de de durmayıp bir tarafa gidebileceğini, hatta Kırım, hanını da kendisine uydurduğunu padişaha arzetti.

Selim’in bu tavrı karşısında, ona daha yumuşak davranma lüzumunu hisseden hükümet, kendisini Menteşe sancağına tayin etti. Ancak Selim, Korkud’un nüfuz sahasına giren ve planlarını tatbike müsait olmayan bu sancağı kabul etmedi ve Silistre’nin verilmesini istedi. Selim’in bu isteği ise, Kânûn-ı Osmânîye aykırı olduğu için muvafık bulunmadı.

Diğer taraftan, Selim’e Menteşe yerine Karahisar’ın verildiğini yanlış olarak haber alan Ahmed de, müthiş bir öfke göstererek şiddetle itiraz etmiş; hatta, Şahkulu’nu takipten vazgeçerek Afyon’a gelmişti.

Kefe’ye geçtikten sonra, istediği olmazsa, Rus hududunda bulunan Çerkez-Kerman ve Man-Kerman kalelerini zapt ile kendi adına bir beylik kurmayı da kararlaştıran Selim, bunun için bazı hazırlıklar da yapmış idi. Silistre sancağının kendisine verilmemesi üzerine, artık daha fazla beklemeyi planlarına uygun bulmayan Selim, babası ile konuşmak ve memleketin durumunu ona anlatmak maksadıyla, ansızın Kefe’den hareket etti. Maiyyetinde kendi kapı halkının yanısıra, kayınpederi olan Kırım hanı Mengli Giray’m verdiği 1.000 kadar Tatar askeri ile hanın oğlu Saadet Giray da bulunuyordu. 100 gemi ve yedi kayık ile denize açılan Selim, Kili’de karaya çıktı. Yolda bazı gemileri batmıştı. 31 Mayıs 1511’de Kamasuyu kenarına geldi. Buradan babasına yazdığı mektupta Silistre’nin verilmesini tekrar istedi ve niyetinin isyan etmek olmadığını, sadece babası ile görüşme arzusunda olduğunu arzetti. Ancak, Silistre yerine Kefe’nin verildiği, ilave olarak da Kili ve Akkerman’dan salyâneler tayin edildiği cevabını aldı. Bu son teklif ve tayini de kabul etmeyen şehzade Selim, Kefe’ye tayin beratını aldığında Tuna nehrini geçmişti.

Selim’in Kefe’ye dönmeyerek, yoluna devam etmesi üzerine, padişah Rumeli beylerini acele Edirne’ye toplantıya çağırdı. Bu toplantının yapılmasında Ahmed’in tahriki önemli bir yer işgal etmektedir. Ahmed’in taraftarları, Selim’in bu hareketini bir isyan sayarak, padişahı onun aleyhine harbe teşvik ediyorlardı. Diğer taraftan Selim de, adamları vasıtası ile, Edirne’deki durumu günü gününe öğreniyor, arka arkaya yazdığı mektuplarında, sadece elini öpmek istediğini ve isyan etmediğini bildiriyordu.

Selim’in inatla ilerlediğini gören Ahmed’in taraftarları, padişahı ikna ederek, ona karşı Rumeli beylerbeyisi Hasan Paşa’yı gönderdiler. Ancak Hasan Paşa, Selim’i durdurmak için herhangi bir tedbir almaya cesaret edemedi. Nihayet Selim Edirne’ye gelerek Tunca nehri yakınında Çukurçayır mevkiine kondu. Burada da, babasının geri dönmesi için gönderdiği emirlere itaat etmedi ve sunduğu arzlarla isyan etmediğini, sadece görüşmek istediğini ve elini öpmesine izin vermesini talep etti. Ancak Ahmed’in adamları, Selim ile babasının görüşmesine türlü bahanelerle mani oldular. Selim, görüşmekten ümidini kesince, Mevlana Nureddin’in gönderilmesini rica etti. Mevlana Nureddin, baba ile oğulu barıştırdı ve Kânûn-ı Osmânî hilafına kendisine Semendire sancağı tevcih edildi; Selim aynı zamanda Macarlar üzerine sefer yapma ruhsatı da aldı. Bu arada, Bayezid, şehzade Ahmed’i sağlığında padişah yapmayacağına dair söz de verdi. Hatta bu hususta bir de ahidname imzalandı.

Aslında, Selim’i uzaklaştırmak için yapılan bu anlaşma çok kısa ömürlü oldu. Devlet erkanı, Selim’i bu yolla sancağına göndermek isterken, diğer taraftan, Şahkulu isyanının Anadolu’da eriştiği büyük boyutları göz önüne alarak Ahmed’i hemen saltanata davet ettiler ve anlaşma hilafına padişahı bu işe iknaya muvaffak oldular. Bu arada, Selim Rumeli beylerinin de telkini ile Semendire’ye bizzat gitmeyerek bir vekil yolladı ve kendisi Eski Zağra ile Filibe taraflarında beklemeye başladı. Bir taraftan kendisinin oyalandığını ve padişahın da Edirne’den İstanbul’a döneceğini haber alan Selim, bu duruma şiddetle itiraz etti. Hareketini iyice ağırlaştırarak Eski Zağra’da, Macaristan’a yapılacak bir sefer için, Rumeli beylerinin askerleri ile yanında toplanmalarını istedi. Yanına yaklaşık 40.000 asker toplanmıştı.

Bu sırada, Hadım Ali Paşa’nın Şahkulu hadisesinde şehid olduğunu ve devlet erkanının Ahmed’i saltanata davete kesin karar verdiklerini, adamları vasıtasıyla haber alan Selim, akdin bozulduğuna karar vererek, maiyyetindeki kuvvetlerle İstanbul’a doğru ilerlemeye başladı. Babasının arkasından Çorlu’da yetişen Selim, Uğraş deresinde ordugah kurdu ve askerlerine saldırıda bulunmamalarını emretti. Ahmed’in taraftarları ise, padişaha Selim’in iyi niyetle gelmediğini söyleyerek, ordusunu gösterdiler ve savaşa tahrik ettiler.

3 Ağustos 1511 günü, Bayezid, ordusuna ateş emri verdi. Selim’in rakipleri, böyle bir durumu düşünerek kuvvetli bir ordu hazırlamışlar, toplar tedarik etmişlerdi. Selim, kahramanca çarpıştı ise de, mağlup olmaktan kurtulamadı. Adamlarının birçoğu öldürüldü. Kendisi Rumeli beylerinin ve özellikle Ferhad adındaki adamının rehberliği ile süratli koşan atı sayesinde kaçmayı başardı. Hemen Ahyolu’na geldi ve daha önce hazırlattığı gemilere binerek Kefe’ye hareket etti. Kili’de karaya çıkan Selim’e, babası tarafından Kefe’de oturması için ferman gönderildi. İstanbul’daki taraftarları da, Selim’e haber yollayarak, babasından af dileyip, zamanını beklemesini tavsiye ediyorlardı.

Selim’in Rumeli’deki hareketlerini endişe ile takip eden Ahmed, Afyon ve civarında bazı serkeşliklerde bulununca, babası tarafından Amasya’ya dönmesi için gönderilen emirlere uymamakta idi. O da, Selim gibi, babası ile görüşmek ve el öpmek arzusu ile İstanbul’a gelmekte ısrar ediyordu. Taraftarlarının, artık zamanın geldiğini ve Selim meselesinin bertaraf olduğunu ileri sürmeleri üzerine, II. Bayezid, tahta geçirmek gayesiyle Ahmed’i Hersekzade Ahmed Paşa’nın bütün karşı koymalarına rağmen İstanbul’a davet etti.

Ahmed, Anadolu’da bir padişahmış gibi hareket ederek, etrafına pek çok bey ve asker toplamış idi. Kalabalık bir maiyyet ile İstanbul’a hareket eden Ahmed, Maltepe’ye, oradan da Üsküdar’a geldi. Taraftarları, onun tahta geçmesi için, her türlü merasim hazırlığını yapmışlardı. Ahmed de, Üsküdar’dan veziri Yularkısdı Sinan Paşa’yı İstanbul’a göndererek padişahlığa oturmak için gerekli teşebbüslerde bulunmuştu. Ahmed’in saltanata davet edildiğini haber alan yeniçeriler, içlerinde bulunan Selim taraftarlarının da tahrikleri ile homurdanmaya başladılar. Ahmed’e taraftar olan divan azaları, yeniçerilerin kımıldanışlarını dikkate almadıkları gibi, onlar aleyhinde bazı çirkin sözler de sarfetmişlerdi.

Nihayet Mustafa Paşa’nın, Ahmed’i saraya geçirmek için saltanat kayıklarını hazırlattığını öğrenen yeniçeriler, 21 Eylül 1511 günü akşamı kazan kaldırarak isyanı başlattılar. Muhtelif kollara ayrılarak sokaklara dağılan yeniçeriler, “Allah Allah! Selim’in devletine, düşmanlarının körlüğüne!” diye naralar atıp Ahmed’e taraftar olan paşaların evlerini yağmaya başladılar. II. vezir Mustafa Paşa, Müeyyedzade Abdurrahman Efendi ve Rumeli beylerbeyisi Hasan Paşa ve Tacizade Cafer Çelebi’nin evleri hep yağma edildi. Daha sonra, Ahmed’in geldiği yere dönmesine dair yeniçeri ağasına mektup veren yeniçeriler, onu padişahlığa kabul etmediklerini ve Selim’i namzet gösterdiklerini ilan ettiler. Divan üyeleri can korkusu ile ortadan kaybolmuşlardı,

Padişah, bu durum karşısında Ahmed’in tekrar Amasya’ya dönmesine dair ferman çıkardı. Diğer taraftan yeniçeri ayaklanmasını haber alan şehzade Ahmed, Üsküdar’dan otağını kaldırarak Anadolu’ya doğru harekete geçmişti bile. Bu arada vezir-i âzam Hersekzade Ahmed Paşa, bolca altın dağıtmak suretiyle yeniçerileri teskin etmeyi başardı. Padişahın bütün nüfuzunu yitirdiği bu anda, yayalar da Selim’i padişah yapmak için teşebbüse geçtiler.

Ahmed, çok yaklaştığı saltanatı son anda kaybedince, üzgün olarak döndüğü Anadolu’da, bağımsız bir padişah gibi etrafa valiler ve sancak beyleri tayin etmeye başladı. Güvendiği boy ve aşiret beylerini yanına çağırıyor, durumunu kuvvetlendirmeye çalışıyordu. Oğlu Alaeddin ise, Şahkulu belasını aratacak derecede köy ve kasabalarda müthiş bir tahribat yapmakta idi. Sancağının Amasya’dan Karaman’a tebdilini isteyen Ahmed’in bu isteği yerine getirilmeyince, burasını zorla zapta girişti. Bu tarihte Şehinşah’ın oğlu Sultan Mehmed Konya valisi bulunuyordu. Amcasının saldırısına uzun süre dayanamayan Mehmed, şehri teslim mecburiyetinde kaldı. Ahmed’in bu hareketi açıkça isyan idi. Bu hareket İstanbul’da duyulunca, yeniçeriler müsait bir bahane bulmuş oldular ve hakkından gelinmesi için Selim’in saltanata davet edilmesini istediler.

Bu arada, Ahmed’i saltanata geçiremeyen taraftarları Selim’e rakip olarak Korkud’u kullanmak istediler ve hemen İstanbul’a davet ettiler. Korkud, üç sadık adamını yanma alarak İstanbul’a geldi. Askerleri kendisine kazanmak maksadı ile yeniçerilerin camiine kılık değiştirerek girdi ve onlara misafir oldu. Babasının padişahlığa geçtiği sırada yaptığı kısa vekalet zamanında yeniçerilere olan ihsan ve ikramından dolayı kalplerini kazandığını düşünerek, saltanat hususunda yardım talebinde bulundu. Kardeşi Ahmed’in üzerine geleceğini düşünerek İstanbul’a geldiğini ve otuz yıldır görmediği babasının elini öpme arzusunda olduğunu söyleyen Korkud’a, bilhassa Hacı Mehmed’in uyarısı ile, yeniçeriler, saltanat hususunda bir yardımlarının olamayacağını kesin bir ifade ile bildirdiler ve ona ikramda kusur komadılar. Ancak, Selim’in padişahlığında da, kendisinin canına zarar getirilmeyeceğini taahhüt ettiler.

Şehzade Ahmed’in Konya’yı zorla ele geçirip isyan etmesini bahane eden Selim’in taraftarları, padişahı daha büyük bir şiddetle tazyike başladılar. Rumeli beylerinin tamamıyla Selim’e taraftar olması, yeniçeri ve yayaların da artan tazyikleri soncu, II. Bayezid, Kefe’ye bir ferman göndererek, en küçük oğlunu İstanbul’a davet etti ve Rumeli ve Anadolu askerlerinin başı, serdar tayin ederek, Ahmed’i tenkil ile görevlendirdi (27 Mart 1512).

Selim, babasının fermanını alınca, hemen Kefe’den ayrıldı. Kendisini karşılayan 3.000 yeniçeri ve kapı halkı ile İstanbul’a geldi. Selim, taraftarlarının ve kapı halkının alkışları arasında şehre girdi; vezirlerle diğer devlet büyükleri de 19 Nisan günü, Yenibahçe’deki karşılamada hazır bulundular. II. Bayezid, Selim’i Anadolu’ya göndermek suretiyle saltanat değişikliğinden vazgeçileceğini zannediyordu.

Ancak Yavuz Selim, padişah olma hususunda ayak diredi; çünkü, başlangıçta, baba ile oğulu barıştırma gayesini güden devlet erkanını sonradan Selim’in aleyhine bazı tavırlar ortaya koydukları görülmüştü. Babası ile yaptığı ayak divanında, onun saltanattan çekilmeye razı olmadığını anlayan Selim, arkasında yeniçeri ve sipahi bölükleri olduğu halde devlet büyüklerini önüne katarak Saray-ı Hümayun’a girdi.

Bu sırada Bâb-ı Hümayun önünde saf bağlayarak Selim lehinde nümayişlerde bulunan yeniçeri bölükleri, maksatlarını soran Bayezid, “Padişahımız, ihtiyar ve hastadır. Onun yerine Selim’i isteriz!” cevabını almış; bunun üzerine kendisini öldürüp öldürmeyceklerini sorunca da, paşadan, “…Yok katletmezler; amma herke ucuyla kaftanınızdan çekip tahttan aşağı indirirler.” karşılığını almıştır.

Bu durum karşısında artık yapacak birşeyi kalmayan Bayezid, “Allah padişahlığını mübarek etsin!” diyerek saltanatı oğluna teslim etmiştir (24 Nisan 1512).