A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Şan-şöhret peşinde koşmamak

Şan-şöhret peşinde koşmamak Şeytan-ı ins, şeytan-ı cinnîden aldığı derse binâen, hizbü’1-Kur’ân’ın fedâkâr hâdimlerini hubb-u câ vasıtasıyla aldatmak ve o kudsî hizmetten ve o mânevî ulvî cihaddan vazgeçirmek istiyorlar. Şöyle ki:
İnsanda, ekseriyet îtibâriyle hubb-u câh denilen hırs-ı şöhret ve hodfüruşluk ve şân ü şeref denilen riyâkârâne, halklara görünmek ve nazar-ı âmmede mevkî sahibi olmaya, ehl-i dünyanın her ferdinde cüz’î-küllî arzu vardır. Hattâ o arzu için, hayatını fedâ eder derecesinde şöhretperestlik hissi onu sevk eder. Ehl-i âhiret için bu his gâyet tehlikelidir. Ehl-i dünya için de gâyet dağdağalıdır; çok ahlâk-ı seyyienin de menşeidir ve insanların da en zayıf damarıdır. Yani bir insanı yakalamak ve kendine çekmek; onun o hissini okşamakla kendine bağlar, hem onun ile onu mağlûp eder. Kardeşlerim hakkında en ziyâde korktuğum, bunların bu zayıf damanndan ehl-i ilhâdın istifâde etmek ihtimâlidir. Bu hal beni çok düşündürüyor. Hakîki olmayan bâzı bîçare dostlanmı o sûretle çektiler, mânen onlan tehlikeye attılar.
HAŞİYE

HÂŞIYE: O bîçareler, "Kalbimiz Üstad ile beraberdir" fıkriyle, kendilerini tehlikesiz zannederler. Halbuki ehl-i ilhâdın cereyânına kuvvet veren ve propagandalarına kapılan, belki bilmeyerek hafıyelikte istimâl edilmek,tehlikesi bulunan bir adacnın, "Kalbim sâfidir, Üstâdımın mesleğine sâdıktır" demesi, bu misâle benzer ki: Birisi namaz kılarken kaınındaki yeli tutamıyor, çıkıyor; hades vukû buluyor. Ona "Namazın bozuldu" denildiği vakit, o diyor: "Neden namazım bozulsun, kalbim sâfidir." Ey kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’ân’da arkadaşlarım! Bu hubb-u câh cihetinden gelen dessas ehl-i dünyanın hafiyelerine veya ehl-i dalâletin propagandacılarına veya şeytanın şâkirtlerine deyiniz ki:



"Evvelâ, rızâ-yı İlâhî ve iltifât-ı Rahmânî ve kabul-ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve istihsânı, ona nisbeten bir zerre hükmündedir. Eğer teveccüh-ü rahmet varsa, yeter. İnsanların teveccühü, o teveccüh-ü rahmetin in’ikâsı ve gölgesi olmak cihetiyle makbuldür, yoksa arzu edilecek birşey değildir. Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez."

Mektûbât, s. 401-402.

Ey kardeşlerim, sizler biliyorsunuz ki, bizim mesleğimizde, benlik, enâniyet, şân ü şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsâs eden hâlâttan şiddetle içtinâb ediyoruz.

Kastamonu Lâhikası, s.104.










  Ad Soyad
  Yorum