A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Sakıp Sabancı gitti, müzenin hat sevdası bitti mi?

Sakıp Sabancı gitti, müzenin hat sevdası bitti mi?

Hat sanatının tekrar itibar görmesinde Sakıp Sabancı"nın büyük rolü oldu. "Altın Harfler Koleksiyonu", pek umursanmayan hat eserlerinin sanat camiasında tanınmasını sağladı. Geçen hafta gerçekleşen Emin Barın koleksiyonu müzayedesinde de gözler Sabancı Müzesi yetkililerini aradı ama...
Portakal Kültür ve Sanat Evi"nin geçen hafta pazar günü yapılan müzayedesinde Emin Barın"ın hat koleksiyonu rekor bir fiyatla satıldı. 400 yıllık hat sanatının yaklaşık 200 eserden oluşan en önemli örnekleri, 2 milyon 200 bin YTL"ye yeni sahiplerinin oldu. Müzayededen önce "Keşke bu eserleri bir müze ya da bir kurum alsa ve bir hat müzesi açarak sergilese." diye pek çok sanatsever iç geçirdi. Ama istenen olmadı, tek bir kişi almadı ve koleksiyon dağıldı.

Hat sanatının ve eserlerinin Türkiye"de tekrar itibar görmesinde rahmetli Sakıp Sabancı"nın büyük rolü oldu. Sabancı, daha önce pek umursanmayan, sanat eseri yerine konulmayan bu eserlerin itibar kazanmasına ön ayak oldu. "Sakıp Sabancı Altın Harfler Koleksiyonu" sayesinde değerli işadamı da tüm dünyada itibar kazandı. Birçok kapı bu koleksiyon sayesinde kendisine açıldı. Sabancı da bunun fazlasıyla farkındaydı zaten. Ünlü işadamı, 11 Eylül 2001 tarihinde Zaman"da yayınlanan bir röportajında bunu açıkça itiraf ediyordu.

Ancak Sakıp Sabancı yaşamını yitirdikten sonra Altın Harfler Koleksiyonu"na bir şeyler oldu. Sakıp Sabancı Müzesi yöneticilerine haksızlık yapmak istemem; ama bu eşsiz koleksiyon son yıllarda biraz geri plana atıldı. Tamam! Dünyaca ünlü ressamların eserlerini Türkiye"ye getirmek çok büyük bir iş. Sakıp Sabancı Müzesi açtığı sergilerle sadece Türkiye"nin değil, dünyanın da en prestijli müzesi duruma yükseldi. Bunda başta Güler Sabancı olmak üzere müze yöneticilerinin büyük emeği var. Takdir edilecek bir iş çıkardılar. Türkiye"nin müzecilik anlayışını değiştirdiler. Ne yazık ki bunu yaparken paha biçilmez bir koleksiyonu unuttular, ihmal ettiler. Her bir sergi için 5 milyon YTL"ye yakın masraf yapılırken müzenin daimi koleksiyonunun zenginleşmemesi üzücü değil mi? Neticede süreli sergiler gelip geçici. Müzeler asıl kendi eserleriyle dünya arenasında var olabiliyor. Uzun sözün kısası: Emin Barın"ın hat koleksiyonu en çok Sakıp Sabancı Müzesi"ne yakışırdı. Böylece hem hat sanatının büyük ustaları hem Sabancı"nın ruhu şad olur; hem de sanatseverler bu şaheserleri bir müzede görme imkanına kavuşurdu.

 

--------------------------------------------------------------------------------





Başka kimse yok mu?
Edebiyat dergileri bin bir güçlükle yayımlanıyor. Dağıtımdan satışa, edebiyat dergilerini hırpalayan pek çok sorun var. Dergi yöneticileri zaman zaman yakınıyor. Çoğu edebiyat dergisinin satışı bin adete ancak ulaşabiliyor. Türkiye"nin nüfusu göz önünde tutulduğunda içler acısı bir rakam bu.

Ayakta kalmaya, direnmeye çalışan edebiyat dergilerinde, geniş çerçeveli, oylumlu dosyalar yer alıyor: Türk şiirinin ya da Türk hikâyesinin dünden bugüne panaroması, Türk romanının aşamaları, bazen daha spesifik konular... Meraklısına ses yöneltmez mi?

Şöyle de sorulabilir: Meraklısı kaç kişi? Sadece beş altı yüz kişi mi? Okullarımızda okuyan, dille ve edebiyatla zorunlu bir bağ kuran öğrenci sayısı?...

Peki ama, dergilerde yayımlanan yazıların yelpazesi? Okuyorsunuz, anlatı sanatı söz konusu edildiğinde, dört beş ad. Aylar geçiyor, yeni yazılarda yine o dört beş ad. Hep onlar. Roman, öykü, anlatı dendi mi, gelişigüzel bir sıralamayla; Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Bilge Karasu, Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş, İhsan Oktay Anar. Eleştirmenler, akademisyenler, yolun başındaki yazarlar hep onların yazdıklarını çözümlemeye girişiyorlar.

Bir anlamda, sevindirici bir ilgi. Hele, Tanpınar"ın, Oğuz Atay"ın yaşadıkları dönemde pek az önemsendikleri düşünülürse. Toptaş ya da Anar daha talihli yazarlar, eser verirken ilgi devşiriyorlar.

Beş altı yüz kişiden ibaret okur açısından düşünüldüğünde ise okur sanki hep aynı yazıyı okuyor. Şu ya da bu dergide, şu ya da bu zaman diliminde, üç aşağı beş yukarı aynı çözümlemeler, aynı değerlendirişler. Tanpınar"ın beklenen defterleri beklenmedik şeyler söyleyerek, bu yazıları yazanları biraz şaşırttı. Tanpınar"ın öldükten sonraki saltanatı tehlikeye girebilir. Bilge Karasu, her nedense, liste dışına kayıyor. Galiba Yusuf Atılgan da. Orhan Pamuk"u bir övüyorlar, bir yeriyorlar. Geriye ne kalacak? Türkçe anlatıya emek veren başka kimse yok mu?

 

--------------------------------------------------------------------------------


Küçük görmeden eleştirmek!
Murat Belge yeni bir kitap yazdı. Genesis "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni. Kitap, daha isminden başlayarak kendi kritik sorunlarını bünyesinde barındırıyor. Çünkü, yazarın baştan sona anlama ve anlatma sorunu var. İlgilendiği konular büyük iddialardan yola çıksa bile, akıl almaz küçümseyişler, önyargılar ve son yargılarla dolu. Yazar ve kitap iki temel problemden kurtulamıyor bizce. Anlamak istememek ve kendince anladığını karmakarışık bir üslupla kaleme almak. Gecekondudan hareket ederek gecekondu evlerinin ne kadar mimariden ve estetikten uzak olduğunu söylemeye çalışıyor Belge. Oysa, niçin o gecekondu var ve o gecekondudaki insan neden orada, bunu düşünmek istemiyor ya da işine gelmiyor? Ayrıca, Türklük meselesine alaycı yaklaşımı tıpkı eleştirisi gibi alayı hak ediyor. Genesis, Türk edebiyatında onca eksik veya fazla emeği görmezlikten geliyor. Bu kendisini eleştirmek değil baştan küçük görmek. Oysa ana sebebi yakalayabilse belki eleştiri de tam hedefine varmış olmayacak mı? Belge bunu bilmez mi?









  Ad Soyad
  Yorum