A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Şair: İyi, kötü ve çirkin

Şair: İyi, kötü ve çirkin



Tabutunuzu şairler taşıyor. Ölümden en çok onlar söz ettiler çünkü. "Yeter ki gün eksilmesin penceremden" deseler de şair sözüdür, hayat en çok onları ürküttü. Kıldan ince bir dikkate sahip olmalıydılar, kılıçtan keskin bir dil için.
İnce bir zeka ve derin bir anlayışla kavrayabildiğinden marifeti şaire şair denirdi.( el- Râgıb el- Isfahânî, el- Mufredât) Yoksa "Kıl" demekti "Şa"r". "Eş"âr" ve "Şuur" kıllar. İstiare ödünç verdi "inceliği" şaire. Kökü "ince ilim"dir dedi şiirin. "Şın", " ayn" ve "râ" iki köktü. Birinden "Sebat" dalı uzandı, diğerinden "İlim" ve "İşaret". Kadim bir lügat fısıldadı kulağımıza: " Leyte şi"rî/ Keşke şiirim", "Keşke bilseydim"demekti. (Ebu Bekir er- Râzî, Muhtâru"s-Sıhâh) Hem "Şa"îre" keskin bıçak anlamına geliyor. Ne çok şey söylüyordu bu meşin ciltli. "Şair" kelimesi "Yalancı" manasında da kullanıldı câhiliye devrinde. En güzel şiir, en yalan şiirdi. Bu yüzden yalanladılar Hz. Peygamber"i "Şair!"diyerek. Resul sustu. Cevaplarını Kur"ân-ı Kerîm verdi: " Biz O"na şiir öğretmedik, buna ihtiyacı da yoktur; O"na öğretilen sadece apaçık Kur"ân"dır." (Yâsin,69) Açıklık ve kapalılık iki kutbu oldu kelâmın. Kur"an"ın vasfı açmak, şiirin vasfı örtmekti. " Şiir ve şuur, beyanın zıddıdır,"diyordu İbnü"l- Arabî. (Fütuhat)

Tabutunuzu şairler taşıyor. Fakat hangileri? Eflatun"un kovdukları mı "Devlet"inden, " Bütün iyi ozanlar, sanatçılıklarıyla değil, tanrısal bir esinlenmeyle, ya da esrimeyle yazarlar şiirlerini" diyerek yücelttikleri mi? Belki de ölü bedeninize sıcaklık verenler son gününüzde, bir acıyı omuzlar gibi taşıyorlar şiiri: " Ve acıdan dili tutulunca insanın, bir Tanrı / Çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş."(Goethe) Yoksa sizin tabutunuzu taşıyan şairler, Şuara Sûresi"nin çarpık şairleri mi " Her vadide şaşkın şaşkın dolaşan." Mevdûdî"nin tefsiriyle kimlik kontrolü yapalım:"Düşünce ve sözlerinde hiçbir esas tanımazlar. Her vadide başıboş gezinir dururlar. Her yeni dürtü, bunda gerçek payı var mı yok mu diye düşünmeden kendilerini yeni bir konuda söz söylemeye iter. Bir anlık bir dürtüyle bilgece sözler söylerken, bir başka dürtüyle kirli duyguları dile getirmeye başlarlar." Kim bilir, haksızlık etmeyelim, tabutunuzun altındaki omuz, Abdullah b. Revaha"ya âittir, âyetler indiğinde bütün şairler adına ağlayan. Kur"ân"ın, " Ancak iman edip salih amel işleyenler, Allah"ı çok ananlar, kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesnadır," âyetiyle içine su serptiği, bütün şairler adına.

Tabutunuzu şairler taşıyor. Taşımasınlar mı? Tevazuyla ayrılmak mı istiyorsunuz dünyadan. Plastiğe karşı alerjiniz var üstelik. Bulaşık eldivenlerini çıkarsınlar mı? Bir ağıta mı ihtiyacınız var, Rilke"yi çağıralım. "Kim duyar, ses etsem, beni melekler katından / Onlardan biri beni ansızın bassa bile bağrına..." Genç mi öldünüz, koşsun yardımınıza, Eliot "Çorak Ülke"den: " Ayların en zalimidir Nisan, leylaklar/Açtırır ölü topraktan, yoğurup/ Bellekle isteği, diriltir/Ölgün kökleri bahar yağmurlarıyla." Demek çok korkuyorsunuz derinlerine düşmekten toprağın, nerdesin Cummings? "Böyleydi bir şair ve böyle olacak ve böyledir/ ki o çözecektir dehşetin derinliğini savunmak için/ kendi hayatıyla bir güneş ışığının mimarisini:/ ve kazıyacaktır umutsuzluğun ölümsüz ormanlarını/ tutmak için elinde bir dağın kalp atışlarını."Sıkıldınız belki de o ahşap dar kutuda. Necip Fazıl"ı dinlemenin zamanı: "Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!/ Tabut değildir bu, bir tahta kundak. Bu ağır hediye kime gidecek,/ Çakılır çakılmaz üstüne kapak."

Tabutunuzu şairler taşıyor. Çünkü hatırlamaya ihtiyaçları var ölümü. Tanrılığa mı soyundular. Her şeyi söyleyebileceklerini mi sanıyorlar? Bu yüzden mi şiirlerinde çocuklar oynamıyor, rüzgârlar esmiyor, eksik dişleriyle gülümsemiyor ihtiyarlar? Bu yüzden mi "Şair, ehl-i dildir" diye feryat ederken Şeyh Galib,"Şair "Küçük Tanrı" değildir" diye çığlık atarken Neruda, ellerini çenelerine dayayıp ya da şakaklarına, düşünen adam fotoğrafı çektiriyorlar boyuna? Bu yüzden mi kelimelerin sahibini şiirlerinden çıkartıyorlar ve hayatlarından? Ve tabiatın her köşesinde çıkarılmayı beklerken şiir, yırtık pırtık kelimelerle dolaşıyorlar? Bu yüzden mi ellerinden gıcırtılar çıkıyor para sayarken? Bu yüzden mi şiirin yolu şiire çıkmıyor?

"Ehl-i aşkım bârım erbâb-ı dile gelmez giran/ Ben ölürsem hâmil-i tâbûtum olsun şâiran" demiş Muallim Nâci. İyi söylemiş söylemesine de, bilmiyoruz, nasıl defnedildi sözlük sahibi? Şairler omuz verdi mi tabutuna "Lügat-i Nâci"nin müellifidir diyerek. Kim bilir, belki de o telaşta meyyitle beraber gömmüşlerdir kelimeleri.