A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Riyâdan, sakınmak,
Riyâdan sakınmak

Riyâdan sakınmak

Riyâya dâir Üç Nokta yazılacak.
Birincisi : Farz ve vâciplerde ve şeâir-i İslâmiyede ve Sünnet-i Seniyyenin ittibâında ve haramların terkinde riyâ giremez, izhârı riyâ olamaz. Meğer, gâyet zaaf-ı îmanla beraber, fıtraten riyâkâr ola. Belki, şeâir-i İslâmiyeye temas eden ibâdetlerin izharları, ihfâsından çok derece daha sevaplı olduğunu, Hüccetü’ l-İslâm İmâm-ı Gazâlî (r.a.) gibi zâtlar beyan ediyorlar. Sâir nevâfılin ihfâsı çok sevaplı olduğu halde, şeâire temas eden, husûsan böyle bid’alar zamanında ittibâ-ı sünnetin şerâfetini gösteren ve böyle büyük kebâir içinde haramların terkindeki takvâyı izhâr etmek, değil riyâ, belki ihfâsından pekçok derece daha sevaplı ve hâlisdir.

İkinci Nokta :Riyâya, insanları sevk eden esbâbın birincisi zaaf-ı îmandır. Allah’ı düşünmeyen, esbâba perestiş eder, halklara hodfüruşlukla riyâkârâne vaziyet alır.



Risâle-i Nur şâkirtleri, Risâle-i Nur’dan aldıkları kuvvetli îmân-ı tahkîkî dersiyle esbâba ve nâsa ubûdiyet noktasında bir kıymet, bir ehemmiyet vermiyor ki, ubûdiyetlerinde onlara gösterişle riyâ etsinler.
İkinci Sebep: Hırs ve tamâ, zaaf-ı fakr noktasında teveccüh-ü nâsı celbine medar riyâkârâne vaziyet almaya sevk ediyor.
Risâle-i Nur’un şâkirtleri iktisat ve kanaat ve tevekkül ve kısmetine rızâ gibi Risâle-i Nur’un dersinden aldıkları izzet-i îmâniye, inşâallah onları riyâdan ve dünya menfaatleri için hodfüruşluktan meneder.

Üçüncü Sebep: Hırs-ı şöhret, hubb-u câh, makam sâhibi olmak, emsâline tefevvuk etmek gibi hisler ve insanlara iyi görünmek tasannukârâne (haddinden fazla kendine ehemmiyet verdirmek) ve tekellüfkârâne (lâyık olmadığı yüksek makamlarda görünmek) tarzını takınmakla riyâ eder.
Risâle-i Nur şâkirtleri, ene’yi nahnü’ye tebdil ettikleri, yani enâniyeti bırakıp, Risâle-i Nur dâiresinin şahs-ı mânevisînin hesâbına çalışması, ben yerine biz demeleri ve ehl-i tarîkatin fenâ f’iş-şeyh, fenâ fi’r-resûl ve nefs-i emmâreyi öldürmek gibi riyâdan kurtaran vâsıtaların bu zamanda birisi de fena fı’1-ihvan, yani şahsiyetini kardeşlerinin şahs-ı mâneviyesi içinde eritip öyle davrandığı için, inşâallah, ehl-i hakîkatın riyâdan kurtulmaları gibi, bu sır ile onlar da kurtulurlar.
Üçüncü Nokta
: Vazife-i dîniye îtibâriyle nâsa hüsn-ü kabul ettirmek, o makâmın iktizâ ettiği yüksek tavırlar ve vaziyetler, hodfüruşluk ve riyâ sayılmaz ve sayılmamalı. Meğer, o adam, o vazifeyi kendi enâniyetine tâbî edip istimâl eder.
Evet, bir imam, imâmet vazifesinde tesbihâtları izhâr eder, ismâ eder; hiçbir cihette riyâ olamaz. Fakat, vazife haricinde o tesbihâtlârı âşikâre halklara işittirmeye riyâ girebildiği için, gizlisi daha sevaplıdır.

Risâle-i Nur’un hakîki şâkirtleri, neşriyât-ı dîniyelerinde ve ittibâ-ı sünnetteki ibâdetlerinde ve içtinâb-ı kebâirdeki takvâlarında, Kur’ân hesâbına vazifedar sayılırlar; inşâallah riyâ olmaz. Meğer ki; Risâle-i Nur’a başka bir maksad-ı dünyeviye için girmiş ola.
Kastamonu Lâhikası, s.134-135.









  Ad Soyad
  Yorum