A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Risale, i, Nur, , tasavvuf, dairesine, girmeden, , doğrudan, hakîkate, yol, açıyor,
Risale-i Nur, tasavvuf dairesine girmeden, doğrudan hakîkate yol açıyor

Risale-i Nur, tasavvuf dairesine girmeden, doğrudan hakîkate yol açıyor

İmam-ı Rabbanî (r.a.) Mektubâtında ... hem demiş ki: "Bütün tarîklerin nokta-i müntehası, hakaik-ı îmaniyenin vuzuh ve inkişafıdır. " Hem demiş ki: "Velayet üç kısımdır: Biri velayet-i suğra ki, meşhur velayettir, biri velayet-i vusta, biri velayet-i kübradır.

Velayet-i kübra ise, veraset-i Nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakîkate yol açmaktır..."
Madem hakîkat böyledir; ben tahmin ediyonım ki, eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylanî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbanî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini hakaik-ı îmaniyenin ve akaid-i İslamiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekávet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez, fakat tasavvufsuz Cennete giden pekçoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-ı İslamiye gıdadır.

Eskiden kırk günden tut, ta kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-ı îmaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenab-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa o yola karşı lakayd kalmak elbette kar-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’anî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.




Madem hakîkat budur, esrar-ı Kur’aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilaç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına manız heyet-i İslamiyeye en nafi’ bir nur ve dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu îtikadındayım. Bilirsiniz ki, eğer dalalet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat, dalalet fenden ve ilimden gelse, iıalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri, irşad ile yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar; hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, î’câz-ı Kur’ân’ın manevî lemeatından olan malûm Sözler’i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hasiyetini vermiş tasavvurundayım.

Mektubat, s. 26-27.

Sahabelerden ve Tabiîn ve Tebe-i Tabiînden en yüksek mertebeli velayet-i kübra sahibi olan zatlar, nefs-i Kur’ân’dan bütün letaiflerinin hisselerini aldıklarından ve Kur’ân onlar için hakîki ve kafi bir mürşid olduğundan, gösteriyor ki; her vakit, Kur’ân-ı Hakîm, hakîkatleri ifade ettiği gibi, velayet-i kübra feyizlerini dahi ehil olanlara ifaza eder.

Evet zahirden hakîkate geçmek iki sûretledir:
Biri : Tarîkat berzahına girip, seyr ü sülûk ile kat’-ı meratip ederek hakîkate geçmektir. İkinci Sûret: Doğrudan doğruya, tarîkat berzahına uğramadan lütf-u İlahî ile hakîkate geçmektir ki, Sahabeye ve Tabiîne has ve yüksek ve kısa tarîk şudur. Demek, hakaik-ı Kur’âniyeden tereşşuh eden Nurlar ve o Nurlara tercümanlık eden Sözler, o hassaya malik olabilirler ve maliktirler.

Mektubat, s. 340.











  Ad Soyad
  Yorum