A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Psikiyatrik Ansiklopedi-P

Psikiyatrik Ansiklopedi-P PACHYGYRIA:Serebral kortekste yalnızca birkaç büyük kıvrımın mevcut olduğu, muhtemelen genetik kökenli bir gelişim bozukluğudur. Bu hastalarda şiddetli bir akıl bozukluğu mevcuttur.   Palılalıa:Gittikçe hızlanan ve işitilebilirliği azalan bir biçimde, sözcük ya da kısa sözcük dizilerinin tekrarlanmasıdır. Palilalia, post-ansefalitik Parkinson hastalarında çok sık ve Pick hastalığı vakalarında da bazan görülür.   Panik Nöbeti:Akut, aşırı korku nöbeti anlamına gelir. Panik nöbetinin anksiete durumundan farkı, birdenbire başlayan otonom aktivi-teyle birlikte baş dönmesi, çarpıntı, sararma, terleme, titreme ve kusma, idrar yapma yahut dışkılama gereği duymadır. Nöbet ansızın başlar ve süresi genellikle sınırlı olmakla birlikte, birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Bu süre içinde kontrollü akıl faaliyeti olanaksızdır ve hasta amaçsızca dolaşıp durur. Depersona-lizasyon ve derealizasyon görülebilir. Nöbet hastayı halsiz ve güçsüz bırakır. Kısa sürede etkin bir barbitüratın (örneğin metoheksiton yahut tiopenton sodyum) genellikle subhipnotik dozda i.v. yoldan enjeksiyonuyla panik nöbeti suretle kontrol altına alınabilir. Kısa süreli etkinliğin azalmasından önce de, etkiyi sürdürmek amacıyla aynı zamanda sodyum amilobarbiton yahut kinalbarbiton verilebilirse de, bu medikasyonlar yalnızca âcil durumlarda kullanılmah ve sür-dürülmemelidir. Başka tedavilerin başla-tdmastndan önce, durumun etkeni araştırılmalıdır.



Paradoksal Uyku:Hızlı göz hareketleri (REM), kas tonüsii kaybı ve bazan bacaklarda titremenin yer aldığı uyku dönemidir. Bu dönem sırasında kişi uykusundan güç uyandırılabilir. Yetişkin insanlarda paradoksal uyku, sik-luslar halindedir ve normal bir gece uykusunun % 20-25"ini oluşturur. Düşlerin görüldüğü bu uyku dönemi, uyku sürecinin esas bölümüdür. Uyku yoksunluğundan sonra uyunan uykuda paradoksal uykunun oranı artar. Hipnotikler ve stimü-lanlar da bu oranı değiştirir.
Paramnezi:Paramnezi, ya da hafıza yanlışlığı, en karakteristik olarak, dismnezi (hafıza bozukluğu) sendromunda görülür. Bu send-romda, hastanın hatırlamasırıdaki boşlukların yerini uydurma olaylar doldurabilir. (Bkz. KONFABÜLASYON) Hasta delüzyonlarına uyacak biçimde yanlış anılar hatırlayabilir: Örneğin, kral ailesinden olduğuna inanan bir hastada bir taç giyme töreni anısı oluşabilir. «Deja vu» (bkz.) ise, bir yaşantının daha önce de yaşandığı, yahut daha önceden bilinmeyen bir ortamın tanındığı duygusuna verilen addır.   Paranoid Reaksiyonlar:Paranoid reaksiyonlar, bazı duyarlı kişilerin ve başka bakımlardan normal birçok kişinin özel koşullar altında, hayal kırıklığı yaratan ya da küçük düşürücü durumlara karşı gösterdikleri aşırı bir tepkidir. Bu tepkide projeksiyon (bkz.) mekanizması rol oynar. Kişi kendisinin bir ilgi odağı olduğu, kendisi hakkında konuşulduğu ya da onu utandıracak özel bir durumundan sözedildiği gibi yanlış birtakım duygulara kapılarak bu tepkileri gösterir. Kendisi, gösterdiği bu tepkiyi hemen anlar ve kolayca aklından siler. Oysa tepkinin inatçı bir nitelik kazanması ve kişinin bunlara inanması üzerine durum patolojikleşir. Anormal kişilik (utangaçlık, aşağılık duygusu, aşırı öz-beğeni), özel kusurlar (sağırlık, cinsel sapıklık, sakatlık) ve özel durumlar (hapse girme, vatandaşlıktan atılma), bu tepkileri besleyen bir ortam oluşturur. Bu tepki, kişinin özel koşulları ve kişiliği açısından yorumlanabildiği sürece, psikozdan farklıdır. Yoğun yahut birikim yapmış stress durumlarında da akut reaksiyonlar gelişebilir. Bu tepkilerde prognoz olumludur, çünkü presipitan etkenlerin giderilmesine karşı olumlu cevap kaydedilir. Yine de, birçok vakada nüksetme eğilimi görülür   Paranoid Şizofreni:Paranoid şizofreni, şizofreninin (bkz.) en kesin ayırdedilebilen ve niteliği en az değişkenlik gösteren alt tiplerinden biridir. Başlangıcı genellikle sinsidir ve çok kere 30 yaşından sonra görülür. Karakteristiği çok kere perseküsyon içerikli, kesin - tanımlanan, inantçı delüzyonların gelişimidir. Bu delüzyonlar sık sık geniş kapsamlı olmakla birlikte birbirleriyle bağlantılıdır. Ancak, bazı hastalarda gelişen «an-kapsüle», yani tek bir delüzyon, ideasyo-nun geri kalan bölümünü etkilemeyebilir. Hasta, durumunun küçümsenmesi veya kıskanılması yüzünden aşağılandığı veya nefret gördüğü duygusuna kapıldığı için, perseküsyon duygularıyla büyüklük delüz-yonları arasında bağlantı vardır. Ayrıca delüzyonların içeriğini paylaşan veya genişleten hallüsinasyonlar da belirebilir. Delüzyonların hem emosyonu, hem de davranışı etkilemesi sonucu depresyon, öfke, kin, tevekkül veya apati gelişebilir. Delüzyonel inançlar seyrek olarak ciddi nitelikte asosyal eylemlere, daha sık olarak da yalnızca rahatsız edici durumlara yol açar (polise şikâyetlerde bulunma, hükümet başkanlarına, bakanlara yahut öbür önemli kişilere mektuplar yazma) ya da hasta çevreye «egzantrik» bir kişi olarak görünür. Vakalar nüksedicidir ve en azından yarısında delüzyonel inançlar, tuhaf davranışlar yahut sosyal uyumsuzluk kalıcıdır. Prognoz ve tedavi, öteki şizofreni tiplerindeki gibidir.

Parestezi:Genellikle en çok bacaklarda duyulan ve periferik sinirlerdeki ya da santral sinir sistemindeki fonksiyon bozukluğundan ileri gelen anormal duyumlardır: örneğin yanma, karıncalanma, uyuşma, iğnelenme. Pellagra vakalarında hasta bacakları, ağzı, dili ve e-pigastriumu etkileyen bilateral yanmalardan yakınır. Histerik parestezi-ler genellikle uyuşma veya karıncalanma biçiminde bildirilir; aşırı solunumdan ileri gelen solunum yolu al-kalozu da bir ara-mekanizma rolü oynayabilir. Hipnagojik (bkz.) bir fenomen niteliğinde dokunma hallüsinasyonları rapor edilmiştir.
  Pareıdolıa:Vizüel görüntülerin fantastik bir biçimde yorumlandığı bir illüzyondur.   Parezi:Kaslarda organik kökenli bir zayıflık yahut kısmi paralizdir. Bu terim bazan «akıl hastalarında genel paraliz» in (bkz.) kısaltılmış bir biçimi olarak da kullanılır.   Patau Sendromu ( Trisomi D ):D grubundan bir otosomal kromozom trisomo-sine bağlı olarak görülen bu sendrom-da şiddetli akıl retardasyonu ve belirgin fizik formasyon bozuklukları mevcuttur; bebekliğin erken dönemlerinde ölüm olasılığı vardır. Fizik bozukluklar yüz, kafa, eller, ayaklar, kalb ve karın iç organlarında gelişir. Santral sinir sisteminde gelişen spesifik bozukluklar arasındaysa, olfak-ter kanallar ve trigonların oluşmaması ve frontal loblarda füzyon vardır. Mongolizmde ve öbür otosomal sen-dromlarda olduğu gibi, belirtiler değişkendir ve belli bir vakada bu belirtiler herhangi bir kombinasyonla görülebilir.   Pellagra:İtalyanca"da sert deri anlamına gelen «pelle agra» sözcüklerinden adını alan bu durum bir beslenme hastalığıdır ve az gelişmiş bölgelerde beyaz darı tüketimine bağlı olarak gelişirken, daha zengin ülkelerde genellikle alkolizme sekonderdir. Nikotinamid, nikotinamid önmaddesi olan triptofan ve B-kompleksindeki öbür vitaminlerin yetersizliği yahut absorbsiyon bozukluğu sonucunda ciltte (i-natçı bir eritem, sonraları pullu kahverengi pigmentasyon), sindirim yollarında (parlak kırmızı renkte glossit ve diyare) ve nöro-psikiyatrik lezyonlar oluşur. Nörolojik lezyonlar, subakut kombine dejenerasyon (bkz.) lezyonlarını andırır. Psikiyatrik durum erken safhalarda bir nevrasteni sendromu niteliğindedir, ama ileri safhalarda delirium ile kalıcı organik konfüzyon ve konfabülasyon durumları görülür.   Peptik Ülser:Sürekli anksiete ya da früstrasyon gibi emosyonel faktörler, hidroklorik asit salgısını ve peptik ülserasyona yatkınlığı arttırabilir. Olumlu bir hekim-hasta ilişkisi, stress"lerin azaltılması, gerekirse yatakta dinlenme, gerekli sedasyon ve emosyonel çatışmalardan kaçınma genel tedaviyi kolaylaştırır.   PERNİYÖZ ANEMİ (Addison anemisi):Kobalamin (bkz.) (B,2 vitamini) ab-sorbsiyon bozukluğundan ileri gelen pernisyöz anemideki önemli sinirsel ve zihinsel değişimlere kan tablosundaki ufak değişimler eşlik edebilir. Çelişkili olarak, folik asit bir yandan anemi durumunu düzeltirken, öte yandan da santral sinir sisteminde birtakım belirtileri presipite edebilmektedir. Omurilik ve periferal sinirlerdeki yıkım, subakut kombine dejenerasyon olarak bilinen klinik tabloyu yaratır. Çok kere depresyona bağlı ya da paranoid Veya nev-rastenik tipte zihinsel değişimlere rastlanır; konfüzyonun eşlik ettiği organik bir tablo da görülebilir.   PERSEKÜSYON FİKİRLERİ:Kişinin çevresinde istenmediği, umursanmadığı, önemsenmediği, gözetlendiği, izlendiği veya iftiralara uğradığı gibi duygulara kapılması, en karakteristik olarak paranoid durumlarda (bkz.) beliren perseküsyon fikirleri ve yanılgılarıdır. Depressif durumlarda da perseküsyon fikirleri gelişebilirse de, bunlarda suçluluk duygusu egemendir ve kişi öfke duyacağı yerde, korktuğu şeyleri hakettiğine inanır.   PERSEVERASYON:Perseverasyon bir sözcük veya sözcük dizisinin hastanın iradesi dışında sürekli olarak kullanılmasıdır. Bu durum, hastaya adlarını söylemesi için bir dizi nesne gösterilerek belirlenir ya da hastanın spontan konuşması sırasında gözlemlenir. Afazik bir bozukluk tipidir; organik sereb-ral reaksiyonlarda ve demanslarda görülür.   PERSONA:Dış dünyaya gösterilen kişilik maskesi anlamına gelen bir Jung"cu psikoloji terimidir.   PGR (PSİKOGALVANİK REAKSİYON):Avuç içi ve ayak tabanı deri yüzeylerindeki ter bezleri çevre ısısına göre değil, emosyonel uyarım düzeyine göre fonksiyon gösterir. Bu ter bezlerinin aktivitesi, yüksek emosyon durumlarında büyük bir artış gösteren deri elektrik iletimiyle ölçülür. Çeşitli stimuluslara tepki olarak deri iletiminde geçici artışlar belirir; bu tepkilere «psikogalvanik reaksiyonlar» ya da «galvanik deri reaksiyonları» adı verilmiştir. Psikogalvanik reaksiyonlar anksieteli hastalarda belirginleşirken, retarde depressif-lerde azalmaktadır. PICA Latince"de «saksağan» anlamına geen «pica» terimi, uygun olmayan maddelerin toplanarak yenmesi durumu için kullanılmaktadır. Bu durum, yaşamın ikinci altı ayı içinde normal gelişimin bir evresi olarak belirir; ancak buluğ çağına kadar sürmesi patolojiktir. Çocukta çok kere akıl retardasyonu olur ve ailesinde bozukluk mevcuttur. Genellikle se-konder bir fenomen olarak demir yetersizliği anemisi bulunabilir. En ek.-dî komplikasyon, bazan organik bir konfüzyon durumuna da yol açab" len kurşun ansefalopatisidir. Tedavi, olumsuz nitelikteki aile etkilerinin önlenmesini gerektirir; bu da çocuğun hastaneye yatırılmasıyla sağlanabilir. Kurşun düzeylerinin saptanmasından sonra, kurşun zehirlenmesinin kelasyon maddeleriyle tedavisi endike olabilir.
PICK HASTALIĞI:Özellikle frontal ve temporal loblardaki atrofi, bu pre-senil demans durumunun Alzheimer hastalığmdaki (bkz.) genel serebral atrofiden ayırdedilmesini sağlar. Elli ilâ altmış yaşları arasında başlayan apraksi, afazi ve agrafi gibi fokal belirtilerden sonra, genel hafıza bozukluğu gelişir. Erkeklere oranla, kadınlar daha çok etkilenmektedir. Nöropatoloik bakımdan sinir hücrelerinde ba lonlaşma, ak maddede küçülme ve nöroglial değişimler gibi olaylar yalnızca etkilenen alanlarda gelişir. Alzheimer hastalığından ayırdetmek pek kolay değildir ve teşhis için tek yöntem olarak kortikal biopsi gerekebilir. Prognoz olumsuzdur; Alzheimer hastalığına oranla daha çabuk ölüm kaydedilmektedir. Hiçbir spesifik tedavisi yoktur.   Piromani:Patolojik bir yangın çıkarma kom-pülsiyonunu tanımlamak için kullanılan bir terimdir.   PLASEBO, PLASEBO REAKTÖRÜ:Plasebo yalnızca etkisiz bileşenler ihtiva eden ve hiçbir aktif ilaç maddesi ihtiva etmeyen tablet, kapsül ya da başka bir ticari şekli olan maddedir. Plasebolar körleme kontrollü klinik denemelerde, aktif ilaca benzeyen biçimlerde, kontrol (bkz.) olarak sık sık kullanılmaktadır. Terapiye cevabı test etmek ve müptelâlarda ilaç dozajını azaltmak için de plasebo kullanılmaktadır. Plasebo reaktörü ise, plasebo uygulamasına olumlu ya da olumsuz cevap gösteren kişidir. Plasebolara karşı kaydedilen spesifik reaksiyon tipleri, çeşitli kişilik özellikleriyle ilgilidir. Plasebolar terapötik uygulamalarda çok dikkatli kullanılmalıdır; tıbbi uygulamada yanılma tehlikeli olabilir.   POLİFAJİ:Aşırı yeme ve obezitenin esas sorun olduğu kişiler dışında, fazla yemek yeme çok kere hafif nörotik depresyonlardan mustarip kadınlarda ve mutsuzluğa karşı yaygın bir tepki olarak belirir. Anoreksia nervosa (bkz.) geçiren bazı genç kızlarda da kısa nöbetler halinde gelişebilir.   PORTAL SİSTEMİK ANSEFALOPATİ:Kronik karaciğer sirozunda, portal ve sistemik venler arasında bir şönt oluşabilir. Karaciğerin ürik aside metabolize ettiği amonyak detoksike clamaz, kan amonyak düzeyi yükselir ve nöropsikiyatrik fenomenler gözlemlenir. Konfüzyon, letarji, bilinç değişimi ve sonunda komanın ya-nısıra karakteristik bir tremor ve diğer ekstrapiramidal ve piramidal belirtiler görülür. Yüksek azot dieti yahut amonyum klorür, bu durumu şiddetlendirir. Bilinç değişimi EEG ile kaydedilir. Protein alımının azaltılması, barsağın neomisin (günde 1-2 5 gr) ile esterilizasyonu ve kolekto-mi, başarılı tedaviler olarak rapor edilmiştir.
POZİTİF ŞARTLAMA:Operant şartlamada (bkz.), bazı tepkilerin selektif olarak güçlendirilmesi sonucunda öğrenme süreci gerçekleşir. Bu güçlendirme ödül (pozitif şartlama) yahut ceza (negatif şartlama) biçimini alabilir.   POZİTİF ŞARTLAMA TEDAVİSİ:«Pozitif şartlama» belli bir stimulu-sa karşı gösterilen tepki yerine yeni (operant) tepkiler geliştirmek ve eski tepkinin silinmesini sağlamak için şartlama yöntemlerinin kullanılması anlamına gelmektedir. Nokturnal enürezis tedavisi buna iyi bir örnektir; klasik (Pavlov"cu) şartlama bu tedaviyi yeterince açıklayamamıştır. Zil ve yastık yöntemi etkin bir tedavi olarak sık sık kullanılmaktadır. Hasta, çarşafın altına yerleştirilen özel bir yastığın üzerine yatar ve yastığın ıslanması üzerine çalan zilin hastayı uyandırması yoluyla miktürasyon zamanla önlenir.
Bazı sosyal durumlarda anksieteye karşı koymak için iddialı bir davranışın gelişmesi de buna başka bir örnektir.
PRESENİL DEMANS:Bu terim, 40-60 yaşları arasında de-mansa (bkz.) yol açan idiopatik de-jeneratif sinir sistemi hastalıklarını kapsar. Belli başlı hastalıklar arasında Pick hastalığı (bkz.), Alzheimer hastalığı (bkz.), Jacob-Creutzfeld hastalığı (bkz.) ve özel karakteristikler göstermekle birlikte hiçbiri bu yaş dönemine özgü olmayan bir grup demans girmektedir. Çok kere 40 yaşından önce başlayan Huntington koresi (bkz.) genellikle bu terimin kapsamı dışında sayılmaktadır. Bunlardan başka frengi, serebrovasküler hastalık, serebral tümör, miksödem, alkolizm ve kronik nörolojik bozukluklardan (örneğin subakut kombine omurilik dejenerasyonu ) ileri gelen sekonder demanslar vardır.   Projeksiyon:Önemli bir zihinsel mekanizma olan projeksiyon, başkalarına hoş olmayan kişisel duygu ve tutumların at-fedilmesidir. Patolojik durumlarda beliren paronoid delüzyonların temelinde de, düşmanlık ve saldırganlık duygularının projeksiyonu vardır. PROSTAGLANDİNLER Prostaglandinler, yakın zamanlarda bulunmuş biolojik etkinlik gösteren maddelerdir. Vücuttaki tüm fonksiyonları henüz bilinmemekle birlikte, beynin bazı bölümlerinde sinaptik iletici görevi gördükleri ileri sürülmüştür.   PRİAPİZM:Acı veren kronik ereksiyon durumu olan priapizm bazan psikosomatik bir tezahür sayılırsa da, aslında her zaman temeldeki bir hastalığın tezahürüdür. Bu hastalık, çorpora caverno-sa trombozu, lösemi ya da Hodgkin hastalığı gibi lokal veya genel bir hastalık olabilir.   PRİMER (OTOKTON) YANILGILAR:Şizofrenik düşüncede iki ayrı öğe vardır; primer anormal fikir ve bu primer anormal fikirlerden ötürü oluşan düşünceler. Bir hasta, işinde belli bir olay sırasında insanlar tarafından toplumdışı bırakıldığı yanılgısına kapılabilir. Bu konuda, kendi kanısından başka hiçbir kanıt sunamaz. Bu bir primer veya otokton yanılgıdır. Bu tutumunu, mensubu olduğu ırk veya din ile açıklayabilir; ama bu fikir de birincisinin bir türevidir veya birinci fikre sekonderdir. Primer yanılgılarla pasiflik duyguları arasında ilişki vardır; hastanın düşünceleri dış etkenler tarafından aşılanmış veya kontrol ediliyor gibidir. Hasta için şaşırtıcı olmasına rağmen, primer delüzyonlar kesin inanç niteliğindedir. Bu yanılgılar bir şizofreni karakteristiğidir.   PSEUDO-CYESIS:Seyrek rastlanan bu bozuklukta, genellikle hiç doğum yapmamış olan bir kadında gebe olduğu inancına eşlik eden gebeliği andırır semptom ve belirtiler gelişir. Bu semptomlar arasında amenore, sabah bulantısı ve bebeğin hareketlerini hissetme vardır. Karında şişme ve memelerde büyüme olur. Pseudo-cyesis"in birçok karakteristiği iradeyle geliştirilebilirse de, bazı vakalarda hormonal bir bozukluğun yanısıra corpus luteum persistansı mevcuttur. Hastaların birçoğunda yoğun bir gebe kalma arzusu vardır. Bu durum, şizofrenik bir hastada bazan görülen gebelik delüzyonundan ve şantaj ya da kötü amaçlarla bilinçli aldatmalardan farklıdır.   Psikoaktif İlaçlar:Psikoaktif ilaçlar santral sinir sistemi üzerinde doğrudan etkinlik göstererek zihinsel ve emosyonel proçes-leri etkileyen maddelerdir; psikotrop ve psikofarmakolojik, eş anlamlı terimlerdir. Bugün kullanılan başlıca psikoaktif ilaç türleri majör trankili-zanlar, anksiolitik bileşikler ve anti-depresanlardır. Bazı psikostimülan ve psikotomimetik maddeler kötü kullanıma özellikle yatkındır. Değişik psikoaktif maddeler, yukarıda sayılan ilaç türleriyle ilgili başlıklar altında tanımlanmıştır.   Psikoanaliz:Bu terim dar anlamıyla yalnızca Sig-mund Freud"un çalışmaları ve teorilerinden geliştirilen teknikler için kullanılır. Daha sonraları Cari Jung, emosyonel bozukluklarda seksüalite-nin oynadığı rolü son derece sınırlayan kendi «analitik psikoloji» ekolünü kurmuştur. Düşünceleri daha «mistik» ve dinsel bir temele dayanan Jung, insanlardaki düşünce ve eylemlerin, evrensel bir «kollektif» bilinçdışından kökenlendiği üzerinde duruyordu.
Freud"cu teoriye göre, «ego» (bkz.), kişinin psişik yeteneklerinin oluşturduğu bir bütündür ve ego"nun işlevi denemek ve dış gerçeklikle ilgi kurmaktır. Kişi «ego» yu «ben» yahut «benlik» olarak duyar. Ego bir yandan dış gerçekliğin gerekleriyle çatışan ve «id» den (bkz.) kökenlenen kabul edilemez içgüdüsel istemlerin, bir yandan da ebeveynin tutumlarının, ahlâk kurallarının ve davranış
kısıtlamalarının zihinsel kabulüyle belirlenen «superego» (bkz.) ya da vicdanın sürekli baskıları altındadır. Represyon (bkz.), rasyonalizasyon (bkz.), yadsıma (bkz.), dissosiyas-yon (bkz.), projeksiyon (bkz.), vb. gibi zihinsel savunma mekanizmaları «ego»yu ezilmekten korur. Freud"un ilk teorilerinde mutlaka genital olmasa bile duyusal zevkler anlamında ileri sürdüğü seksüalite de, üreme yoluyla türün süregelmesini sağlamanın yanısıra, adaptif yahut nörotik kişisel davranış, ve duyguları biçimlendirmektedir. Ölüm içgüdüsüyse, en ilkel, inorganik, gerilimsiz döneme geri dönme dürtüşüdür; bu dürtü, aşırı aktifse intiharla sonuçlanmakta ve projeksiyona uğrarsa saldırgan davranışa dönüşmektedir. Serbest çağrışım (bkz.), psikanalizin aracıdır. Hasta, kendisine ne kadar önemsiz ve anlamsız görünürse görünsün, terapi sırasında hiçbir düşüncesini ya da duygusunu «sansür-lememeyi» baştan kabul eder. Psika-nalist, buna dayanarak ve geçmişteki yaşantılarla şimdiki davranış arasında ilişki kurarak yorumlar yapar; ayrıca, hasta ve psikoterapist arasındaki transferansla da önceden mevcut patojenik köken arasında ilişki kurulur.
Psikanaliz için uygun hasta seçiminde aranan kriterler ego gücü (yani ego"nun ya da benliğin savunma mekanizmalarının yorumlanmasına karşı çözülmeme yeteneği), hastanın yaşı, zekâ düzeyi, simgesel ve sezgili bağlantılar kurma yeteneği - ve zaman ile para bakımından olanaklarıdır. Hastadaki değişme motivasyonu da seçimde çok önemlidir, çünkü tedavi sırasında mutlaka «direnç» başgösterecektir. Bu direnç randevu saatlerini «unutma», geç gelme, yorumları verimli olarak kullanamama, vb. gibi biçimlerde ortaya çıkabilir.
Hasta daha uygun, adaptif zihinsel savunma mekanizmalarını edindiği ve nörotik semptomatolojiden kurtulduğunda tedaviye son verilir. Çocuklara uygulanan analizlerde, temeldeki emosyonel tutumları ve çatışmaları anlamak amacıyla, oyun terapisi ve hoşgörülü bir atmosfer içinde gözlem gibi yöntemler kullanılır.
  PSİKEDELİK:Bu terim, hallüsinojenik (bkz.) ve psikotomimetik (bkz.) ile eş anlamlıdır. Zihni genişletici ilaçlar için kullanılır.   PSİKO-BİOLOJİK PSİKİYATRİ:Psikiyatri teorileri genellikle psikolojik ve fiziksel olanlar arasında kesin bir ayrım gösterir. Adolf Meyer, hastalığın ancak bireyin psikolojik, biolojik ve ortamsal durumu hesaba katılarak anlaşılabileceği kanısındaydı. Hekimin, hastalığı birkaç faktöre reaksiyon olarak beliren kişinin, sosyal, medikal ve psikolojik ortamlarının üzerinde durmasının gerektiğine inanıyordu. Meyer, kişilik tipi gerek zihinsel, gerekse fiziksel hastalığın tezahürlerini etkilediğinden özellikle zihinsel hastalıkta belli bir kişiliğin belli dış koşullara gösterdiği reaksiyon ile gerçek endojen hastalığın ayırdedilmesinin önemi üzerinde durmuştur. İngiltere"de psikiyatri genellikle psiko-biolojik teoriye dayanmaktadır.
PSİKODRAMA:Psikodrama Öncelikle hastanın kişisel ve emosyonel sorunları kadar yakın çevresindeki etkileşim sorunlarını da belli bir yapı, yönetim ve dra-matizasyona göre dışa vurmasını (bkz. ACTING OUT) olanaklı kılan bir çeşit grup psikoterapisidir (bkz.). Psikodramanın şizofrenideki kullanımında, hastalığın anlaşılması ve yorumlanmasına temel oluşturan kavram, şizofrenide görülen iletişim (kommünikasyon) bozukluğu ve kişinin duygu ve yaşantılarını gruptaki öbür bireylere projeksiyon yoluyla aktarmasıdır. Kekeleme ya da tik gibi motor bozukluklar gösteren nö-rotikler de bu yöntemle tedavi edilmişlerdir.Psikodrama yönteminin temelinde, eylem ve dramatik psikoterapinin sözle ifadeden daha derin bir bilinç-lilik sağladığı ilkesi vardır. Hedef sezgi değil, spontanlıktır. Oyuncu denek (hasta), oyunun kahramanı rolündedir. Terapist ise oyunun yapısını hastanın temel anksieteleri, çatışmaları ve früstrasyonlarına ilişkin olarak verdiği ipuçlarına göre kurar. Transferans durumunun etkisini yoğunlaştırmak ya da anlamını açıklığa kavuşturmak amacıyla, terapistin yönettiği rolleri oynayan gruptaki öbür üyeler de yardımcı ego"ları sağlarlar.   PSİKOFARMAKOLOJİ:Psikofarmakoloji, öncelikle psikolojik proçesleri ve davranışı etkileyen ilaçları inceleyen bilim dalı olarak tanımlanabilir. Santral sinir sisteminin yüksek fonksiyonlarındaki hem normal, hem de anormal proçesler üzerindeki ilaç etkinliği de bu bilimin kapsamına girer. Psikofarmako-lojinin gelişimi aslında modern bir olaydır, ama kökeni antik çağlara kadar giderek ilkel insanın zihni etkileyen güçlü doğal maddeleri keşfetmesiyle başlar.
Çeşitli etkinlik tiplerini tanımlayan birkaç terim vardır. Psikotrop ve psikoaktif gibi genel terimler sartral sinir sistemi üzerinde dolaylı dolaysız etkinlik göstererek ve emosyonel proçesleri etkileyen maddeleri tanımlar. Psikotrop bileşiklerin değişik kategorilerinin başlıca etkilerini vurgulamak üzere daha da spesifik terimler kullanılmıştır. Trankilizanlar (bkz.) esas olarak inhibisyon etkisi gösterir ve bilinçliliğe zarar vermeksizin psiko-sedasyon sağlarlar. Bu grup majör trankilizanları ya da nörolep-tik (bkz.) ilaçları, minör trankilizanları ya da anksiolitik (bkz.) bileşikleri, hipnotik ya da uyku-verici ilaçları ve narkotik analjezikleri içerir. Antidepresan ya da timoleptik (bkz.) ilaçlar santral sinir sistemi üzerinde dolaylı bir stimülan etkinlik göstererek depressif ruhsal durumu canlandırırlar; öte yandan, bu etkiyi dolaysız gösteren ilaçlara da psikosti-mülan adı verilir. Geriye zihinsel fonksiyon üzerinde çözülme etkisi gösteren bir grup bileşik kalmaktadır. Hallüsinojenik terimi, hallüsinas-yon yaratma etkisini vurgularken, psikotomimetik terimi de beliren semptomlarla psikozlar arasındaki ilişkiyi vurgulamaktadır. Daha ayrıntılı bir sınıflandırma, PSÎKOTROP İLAÇLARIN SINIFLANDIRILMASI başlığı altında yer almaktadır.
PSİKOLOJİK BAĞIMLILIK:Dünya Sağlık Teşkilâtının yaptığı tanımda, psikolojik bağımlılık ve fizik bağımlılık (bkz.) arasında ayrım vardır. Psikolojik bağımlılık yalnızca ilacı kullanmanın verdiği öznel zevki değil, aynı zamanda hastayı bunu kullanmayı sürdürmeye iten emos-yonel dürtüleri de kapsamaktadır; bunlar arasında sıkıntı duygularının, anksietenin, vb. giderilmesi vardır. Bağımlılık yaratan belli başlı uyuşturucularda durum oldukça açıktır, ama hastalarda kullanılan bazı psi-kotrop ilaçlar için de psikolojik bağımlılığın sözkonusu olup olmadığına karar vermek çok kere güçtür. Bu gibi hastalarda başlıca tedavi-öncesi semptomları, anksiete ve depresyondur. Böylece terapinin durdurulması bu semptomların yeniden başgöster-mesine yol açabilir ve hastanın istemediği bir tedavi-öncesi durumuna dönüş olasılığı taşıyarak ek bir anksieteyi presipite edebilir. Bu du-
rumu bazı hekimler psikolojik bağımlılıkla karıştırmaktadırlar.
  PSİKOLOJİK TESTLER:Bir psikolojik test, niteliksel ya da niceliksel olarak puanlandırılan ve belli bir psikolojik karakteristiğin veya karakteristikler dizisinin varlığını, yokluğunu yahut derecesini belirlemeyi amaçlayan biçimsel bir değerlendirme işlemidir. Zekâ (bkz.) ve kişilik (bkz.) değerlendirmeleri için sık sık test işlemlerine başvurulur. Zekâ testleri deneysel esasa göre seçilen, güçlüklerine göre derecelendirilen ve bir kimsenin bireysel puanının değerlendirilmesinde karşılaştırılabilecek norm"lar sağlamak amacıyla sözkonusu grubu yansıtan örnek denekler test edilerek standard-laştırılmış bir dizi zekâ sorusundan ibarettir. Uygulayan kişi de, testin güvenilirliği ve geçerliliğine ilişkin istatistik ^bilgiyi edinmek zorundadır. Güvenilirlik genellikle değişik zamanlarda kaydedilen ya da başka başka test uygulayıcılarının elde ettikleri test puanlarının tutarlılığı ölçülerek değerlendirilir. Geçerlilik, yani bir testin amaçladığı değerlendirmeyi gerçekten başarıp başarmadı-ğıysa, test puanları ile bir sınavda a-lınan notlar gibi herhangi bir dış kriter arasında korrelasyon kurularak saptanır. Grup testleri, örneğin Ra-ven progressif matriksleri (bkz.), birkaç kişiye aynı zamanda uygulanabilmektedir. Daha çok zaman gerektiren bireysel testleri usta bir test uygulayıcısı belli bir süre içinde yalnızca bir kişiye uygulayabilir. Bunlar arasından, eski Binet-Simon testinin (bkz.) modernleştirilmiş bir tipi çocuklarda hâlâ yaygın olarak kullanılmaktadır. Weschler Yetişkin Zekâ Testi (bkz. WAIS) yetişkinlerde en çok kullanılan zekâ testidir. Çocuklarda elde edilen test puanları çok kere herbir yaş düzeyindeki çocukların başardıkları ortalama puanlara göre hesaplanan zekâ, yaşlarına (MA) Bu durumda beklenen IQ : 100"dür. Ancak, kişinin zekâ yaşı adolesans-dan sonra artma göstermez. Bu yüzden ve ayrıca istatiksel nitelikte birkaç teknik güçlük nedeniyle bu yoldan hesaplanan IQ, özellikle yetişkinlere uygulanan testlerde yeterli bir puan sağlamaz. Birçok modern testten elde edilen IQ"lar aslında «Standard» veya «sapma» puanlarıdır. Yüzde oranları da başka bir uygun ölçüm sağlayabilir. Kişilik testleri başlıca iki tiptir: Kişilik envanterleri (bkz. MMPI) ve projektif teknikler. Kişilik envanteri deneğin kendi başına yanıtladığı bir soru kağıdından ibarettir; denekten, bir dizi tümce ya da soruya «evet» veya «hayır» (yahut «bilmiyorum») yanıtlarından birini vermesi istenir. Puanlama objektiftir ve testler tıpkı zekâ testlerindeki gibi standardlaştı-rılabilir. Deneklerin çeşitli eğilimleri sorulara verdikleri yanıtları etkiler; bu eğilimleri elimine etmek amacıyla başvurulan bir sürü ustaca yönteme rağmen, tipik bir kişilik envanterinin güvenilirlik ve geçerliliği birçok zekâ testine kıyasla epeyce düşüktür. Rorschach (bkz.), mürekkep-lekesi testi ve tematik appersepsiyon testi (bkz.) gibi projektif tekniklerdeyse, denek belirsiz ve yapışız stimuluslar-la karşılaştırılır. Dolayısıyla deneğin yanıtlarını daha çok kişisel faktörlerin belirlediğine ve ona özgü algılama biçimleriyle ortamına gösterdiği tepkilerin bu yanıtlarda yansıdığına inanılmaktadır. Bu teknikler öbür tip psikolojik testlerdeki objektiflikten yoksun olup son derece uzmanca yorumlar gerektirirler. Uzmanca yo-rumlansalar bile, geçerlilikleri hâlâ tartışma götürmektedir.
PSİKİYATRİK HASTALIKLARI SINIFLANDIRILMASI:Belli hastalıklara ilişkin bilgiler, no-zolojik hastalık incelemeleri temel alınarak ilerletilir. Akıl hastalığı tak-sonomisi, 18"inci yüzyıldan başlayarak yavaş yavaş gelişti ve yaşadığımız yüzyılın başlarında artık bazı hastalıklar konusunda psikiyatristler arasında bir dereceye kadar uzlaşmaya varılabildi. Kraepelin, dementia praecox adını verdiği durumu birtakım alt-gruplara ayırarak, psikozlar konusunda bir düzen kurdu. Bu süreç Bleuler ve öteki Avrupalı psiki-yatristlerce de sürdürüldü. Psikiyatrinin gelişmesiyle birlikte, özellikle ikinci dünya savaşından sonra, hastalıklarda insidans, prevalans ve başka bakımlardan yapılan incelemelerin geçerlilik kazanabilmesi için akıl bozukluklarında uluslararası bir sınıflandırmaya gidilmesinin şart olduğu ortaya çıktı. Dünya Sağlık Teşkilâtının Hastalıklar, Yaralanmalar ve ölüm Nedenlerinin Uluslararası Sınıflandırması (ICD), psikiyatrik hastalıkların düzenli bir sınıflandırmasına temel oluşturdu. Olumlu bir sınıflandırmaya varmak için girişilen birçok çalışma, 1968 Sekizinci Revizyonunda sonuçlandı. İngiltere ve A.B.D."de bu sınıflandırma uygulamaya konuldu. Bir yandan da her iki ülkede de bazı kategorilere ilişkin açıklamalar (A.B.D."de ayrıca mevcut uygulamalara uyacak biçimde bazı değiştirmeler) içeren el kitapları yayınlandı. Psikiyatristlerin Uluslararası Teşhis Kodunu etkin,dikkatli ve doğru biçimde kullanmaları önemlidir; böylece elde edilecek bilgi son derece değerli olabilir. Psikiyatrik sınıflandırmaya ilişkin herhangi bir sistem, konuya yönelik teorik yaklaşımların farklılığından ötürü evrensel olarak kabul edilmeyebilir. Ancak, sınıflandırmanın bir anlaşma aracı olduğu ve dünya çapında geçerli bir teşhis birliği bakımından en verimli olacak biçimde kullanılması gerektiği unutulmamalıdır. Psikiyatrik kullanımda uluslararası çapta kabul edilmiş bir sınıflandırma zorunludur, ama pratikte hekim, tak-sonomiyle fazla ilgilenmez. Hekim için, özellikle ayırıcı teşhiste klinik değeri olan basit bir sınıflandırma sistemi gereklidir. Hastalıkları altı gruba ayıran nispeten basit bir sınıflandırma oldukça yararlıdır:
1. Affektif bozukluklar
2. Şizofrenik bozukluklar
3. Nörotik bozukluklar
4. Sosyopatik bozukluklar
5. Organik bozukluklar
6. Zekâ retardasyonu Bunlardan her birinin karakteristiği de yine basit bir semptom tablosudur:
(a) ruhsal durumun değişmesi;
(b) düşünce proçesinin değişmesi;
(c) anksietenin artması; (d) sosyal güçlükler; (e) hafıza bozuklukları ve (f) zekâ retardasyonu.
Psikiyatrik bilgilerin bugünkü durumunda, birçok vakanın etyolojisi bilinmediği zaman, bu semptomatolo-jik sınıflandırma herhalde en yararlı dayanaktır. Çocuklardaki psikiyatrik bozuklukları bugün ayrı bir sorun olarak ele almak gerekir; sınıflandırma güçlükleri uzmana aittir ve aile hekimiyle ilgisi yoktur. Ayrıntılı bilgi için 1968 yılında HMS" nun yayınladığı Akıl Bozuklukları Sözlüğü yetkin bir kaynaktır. Bunun Amerika"daki karşılığı ise Akıl Hastalıklarının Diagnostik ve istatistik El kitabıdır.
  PİPERİDİNE DİON TÜREVLERİ:Glutetimid ve metiprilon, hipnotik olarak kullanılan piperidine dion türevleridir. Bu bileşikler etki ve yan etkiler bakımından barbitüratlara yakın bir benzerlik gösterirler. kötü bir üne sahip olan talidonıid yapısal bakımdan glutetimide benzemekle birlikte, vücuttaki metabolizması farklıdır; glutetimidin terato-jenik bir aktivite gösterdiği ispatlanmamıştır.




 









 
  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri