A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Psikiyatrik Ansiklopedi-K

Psikiyatrik Ansiklopedi-K Kabus (Pavor noctorus ):Kâbus, kişide bir boğulma duygusu yaratan ve çok kere uykusundan uyanmasına yol açan korkulu bir düştür. Her yaşta görülebilir ve nedenini açıklamak güçtür. Çocuklarda tekrarlayan kâbuslar bir sorun haline gelebilir, çünkü her gece ebeveyn de, çocuk da yatma saatini korkuyla beklemeye başlarlar. Ebeveyn ve çocuğa basit bir sedatif verilmesi gereklidir. Yetişkinlerde ise korkutucu yaşantılar, bu gibi olaylardan yıllar sonra bile, uyku sırasında boşalarak tekrarlayan kâbuslara yol açabilir. Oysa psikiyatrik hastaların çok seyrek olarak kâbuslardan şikâyet etmeleri tuhaf bir gerçektir.   Kafa Travması:Kafa travması sonucunda beyne ulaşan yaralar, kafatası kırıkları yahut beyin ya da çevresinde kanamalar olabilir. Klinik tablo yalnızca travmanın şiddetine değil, aynı zamanda bu gibi komplikasyon faktörlerinin mevcudiyetine göre de değişir. Travmanın ilk etkisi konküsyondur (bkz.) -hafif vakalarda bir şaşkınlık, zihinsel belirsizlik durumu; şiddetli vakalarda ise bilinç kaybı. Birçok hasta süratle ve hiçbir komplikasyon gelişmek-sizin kendine gelir. Minimal konküsyon-da, bilinçsizlik durumundan çıkan kişide daha sonra bir konfüzyon ya da bilinç kaybı gelişmesi intrakranial kanamaya ya da subdural hematomaya işaret eder. Uzun süreli bilinç kaybından sonra ba-zan yarı-bilinçli bir huzursuzluk, perseverasyon yahut anlamsız sesler ve enkon-tinans görülür ve hasta aylarca bakıma muhtaç kalır. Daha kısa süreli post-travmatik delirium da görülebilir. Kazadan önceki ve sonraki bir dönemi kapsayan amnezi (bkz.) sık sık kalıcı niteliktedir; bazan hem organik, hem de fonksiyonel olan daha yaygın akıl yetersizlikleri görülür. Demans hem hafızayı, hem de entellektüel performansı etkiler. Bazan entellektüel performansı etkilemeyen bir dismnezik sendrom (Korsakoff psikozu) (bkz.) görülür. Kafa travmasından kısa süre sonra epileptik nöbet, intrakranial hcmatoma ve çökük, kırığa eşlik eden uzun süreli post-travmatik amnezi gibi durumların hepsi ilerde epilepsiye işaret eden kötü prognoz belirtileridir. Boksörlerin mâruz kaldıkları tipte tekrarlı hafif travmalar, tek bir önemli travma kadar hasar etkisi yaratabilir. Sonucunda gelişen «yumruk sarhoşluğu» sendromunu oluşturan semptomlar arasında ataksi, dizartri, kişilik değişimi ve demans vardır. Septum pellucidum kopması, sık rastlanan nöro-patolojik bir bulgudur. Bazı kafa travmalarını başağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon zayıflaması ve ank-sieteden oluşan post-konküsyon sendro-mu izler. Depresyon, şizofreniye benzer durumlar ve kişilik değişimleri de görülebilir. Kafa travmalarından sonra radyografi (kırıkların incelenmesi); lomber ponksiyon (beyin omurilik sıvısında kan mevcudiyeti); elektroansefalogram (iyileşmenin kontrolü ve fokal hasarın incelenmesi); ve kronik safhada psikolojik testler gibi incelemeler yapılabilir. Zekâ testleri, hastanın kayıtlarında belirtilen ve öğrenim başarılarının işaret ettiğinden daha düşük bir global performans yahut özellikle verbal ve soyut performans arasında farklılıklar gösterebilir (örneğin Mili Hill vokabüler ve progres-sif matriks testleri kullanılır). Sözlü performans düşüklüğü fokal hasara işaret eder, oysa daha yaygın bozuklukta verbal puanlar yeterli düzeyde kalırken soyut yetenek hasara uğrayabilir. Hafıza testleri, vizüel ve oditer öğrenme testleri de uygulanabilir oditer öğrenme, Mili Hill vokabüler testinde yer almayan sözcük tanımları öğretilerek yapılır.



Kalıtsal Metabolizma Bozuklukları:Kalıtsal, ya da doğuştan olan, metabolizma bozukluklarına sık sık şiddetli akıl geriliği eşlik eder. Bunların birçoğunda,kimyasal lezyon bilinir; örneğin fenilketo nüride olduğu gibi, bazı vakalarda teki bir enzimin yetersizliği teşhis edilmiştir. Diğerlerinde ise, örneğin Hartnup hastalığında olduğu gibi, vücut kimyası bozukluğa uğradığı halde, durumun kökeni belirsizdir. Kalıtsal metabolizma bozukluklarının çoğunluğu, otosomal resessif bir kalıtım yolunu izler.   Karakter:Karakter terimi bazan kişilikle (bkz.) eş anlamda kullanılır, fakat daha dar bir anlamda, kişiliğin başkaları tarafından, sosyal, etik veya moral kriterlerle ilgili olarak değerlendirilen görünüşleri anlamına gelir. Böylece, bir kişinin karakter yapısı, o kişinin sosyal ortama uyum biçimini belirleyen nispeten dengeli, belirli, organize ve integre güdüler, tutumlar, değerler, savunma mekanizmaları ve güdüsel anlatım yollarını kapsar. Organizasyon ve integrasyon derecesi, kişinin karakter «gücünü» belirler.
Karakter yapısı, nevrozun etyolojisini açıklayıcı bir kavram olmuş ve karakter nevrozlarıyla sitüasyon nevrozları arasında ayrım yapılmıştır. Özellikle psikana-litik teori, nörotik karakterin önemi üzerinde durur.
Karakter, bir öğrenme proçesiyle, fakat toplumsal anlamda bir öğrenme proçesiyle edinilir. Sosyal psikologlar ve sosyologlar, toplumun benimsediği davranış biçimlerini ve değerleri kişinin öğrenmesi proçesi için sosyalizasyon terimini kullanmaktadırlar. Bu bilim adamlarının hepsi, bu tip öğrenmenin en çok toplumdaki güçlü ve nüfuzlu kişilerle toplumsal karşılıklı ilişki yoluyla sağlandığı konusunda hemfikirdirler. Böylece, yetişkinler yeni bir ortama uymaya daha yatkın olduklarından, sosyalizasyon terimi genellikle çocuklar için, özellikle de ailelerin çocuklara uyguladıkları eğitim anlamında kullanılmaktadır. Davranış üzerinde duran psikologlar, sosyalizasyonu ve sonucundaki karakter oluşumunu normal öğrenme proçesiyle ve özellikle ailenin çocuk üzerinde kur-duğu ödüllendirme-cezalandırma sistemiyle açıklamaktadırlar; yine de, taklidin (bkz.) ve sosyal bir modele az çok benzemeye çalışmanın da, karakter oluşumu bakımından çok önemli olduğunu ileri sürmektedirler. Freud"cu (bkz.) teori, kişinin aile değerlerini benimseyerek bir süperego (bkz.) edindiği idanti-fikasyon (bkz.) kavramını ileri sürerek bir adım daha atmıştır. Psikanaliz yönteminde, ayrıca çocuğun gelişiminde kritik olgunlaşma aşamaları olduğu ve libidonun (bkz.) (erotik enerji) o aşamaya özgü belli faaliyet ve nesnelere yöneldiği üzerinde durulmaktadır. Oral, anal, fallik ve genital aşamalar tanımlanmıştır. Bu aşamalardan birinde, belli bir çeşit libidonun kalıcı olarak yerleşmesi anlamına gelen fiksasyonlar (bkz.) oluşabilerek, karakter yapısını etkiler ve bu fiksasyonlar norotik bozukluğun karakteristiği olan regresyonun (bkz.) (yâni, dahi çocukça bir davranış biçimine ve emos yonel tepkiye dönüş) derecesini belirler Böylece, anal karakter yapısı gösteret bir yetişkinin ukalâ, cimri, huysuz ve ot sesyonel olduğu ileri sürülmektedir. Bu gibi özelliklerin, gelişimin anal aşama sında, çocuğun tuvalet eğitimine ailelerin müdahale etmesi ve dolayısıyla çocuğun duyduğu zevk ve gösterdiği tepkinin kalıntıları olduğu düşünülmektedir.
  Karakter Nevrozu:Kişilik bozukluğu anlamında kullanıla: bir başka deyimdir. İngiltere"de «karat ter» (bkz.) sözcüğünün bilimsel olmadığı ve moral bir yargı yeteneği anlamına geldiği ileri sürüldüğü için, bu terim A.B.D. de daha çok kullanılmaktadır.
Karbon Dioksit Retansiyonu:Oksijen terapisi, şiddetli anfizem ve ast-matik durumla ilgilidir. Arteryel C02 basıncı 120 mm Hg"ye varırsa, psikiyatrik semptomlar görülür. Baş ağrısı, adale seyirmeleri, konfüzyon, oryantasyon bozukluğu ve hallüsinasyonlu bir bilinç bulutlanması, komaya yol açar. Kaba bir tremor görülebilir. Bazı vakalarda kafatası iç basıncının artması ve papillödem ile ansefalopatiye rastlanır. Tedavi için. % 80 - 85 oranında bir arteryel satüras-yon sağlama amacıyla dakikada en fazla 1-3 litre oksijen ve intravenöz yoldan niketamid (iki üç saatte bir 10-15 mi) verilir. Aşırı karbon dioksidin intrasellü-ler enzim sistemlerine müdahale ederek oksijen kullanımında bozukluklar yarat tığı düşünülmektedir.
Kardiospazm ( Kardia akalazisi):Kardiospazmla ilgili semptomlar emosyonel bir bozukluktan sonra görülebileceği için, yanlış olarak anksiete ve depresyonla ilgili oldukları düşünülebilir. Göğüs kemiği altında bir tıkanma duygusu ve yakıcı bir acıdan şikâyet edilir; bunlar kardia sfinkterinin gevşeyememesi sonucudur. Yemek borusu genişler. Bu durum globus histerikus ve organik yahut fonksiyonel disfaji çeşitleriyle karıştırılmamalıdır.
Kardiovasküler sistem ve psikosomatik hastalık:Çoğu zaman anksiete kardiovasküler sistem üzerinde derin etkiler yaratarak taşi-kardi, palpitasyon, baş dönmesi ve sol meme altında ağrıya yol açar. Bu semptomlardan birçoğu anksieteyi arttırarak hastanın kalb hastalığından, hattâ bazan birdenbire ölmekten korkmasına neden olur. Kardiak nevroz semptomları (efor sendromu, nörosirkülatuar asteni, veya Da Costa sendromu (bkz.) çoğu zaman, bir dost ya da akrabanın miyokard enfarktüsünden ölmesi sonucunda belirir. Kardiak kondisyone tepkiler çabucak yer eder ve giderilmeleri zordur; daha sık beliren nöbetler hastada daha fazla anksi-eteye ve hastanın nöbetleri oluşturan durumlardan kaçınmasına yol açar. Kronik stress (bkz.) durumlarında, sempatik adrenerjik faaliyet öne geçer, fakat beklenmedik bir korku, vagus aracılığıyla pa-rasempatik sistemde aşırı bir faaliyet yaratır ve sempatik faaliyet tekrar harekete geçinceye kadar kalb atışlarında ve kan basıncında bir azalma, hattâ senkop (baygınlık) durumu olur. Emosyonel stress sırasında serbest yağ asidi dolaşımı artar; kandaki lipid miktarında kronik yükselme, koroner damar hastalığında sık rastlanan bir durumdur. Anksiete ayrıca hem migren veya hipertansiyona, hem de kanın pıhtılaşma süresi ve viskositesinde değişikliklere yol açar; sonucunda da anjin, kalb yetersizliği, hattâ miyokard enfarktüsü bile görülebilir. Kardiovasküler hastalık geçiren veya geçirebilecek eğilimde hastalardaki anksie-tenin tedavisi çok önemlidir. Bu hastaların yaşayış tarzlarını değiştirmeleri gerekebilir; ama ancak hastalar kardiovasküler sistemlerine ne kadar çok yüklendiklerini arılarlarsa, bu mümkün olur. Trankilizanlar (bkz.) çoğu zaman yararlıdır ve sekonder anksiete yaratabilecek taşikardi ile palpitasyonları kontrol altına almak için beta-adrenerjik blokörlerin faydası olabilir. Anksiete ile birlikte depresyonun da mevcut olduğu durumlarda, kalb atım hızı ve kan basıncını art-tırabilen bu depresyonun tedavisi gerekebilir. Trisiklik antidepresanlar, guaneti-din tipinde antihipertansif ilaçlara karşı belirgin bir antagonist etki gösterirler.   Karşılıklı İnhibisyon:Öğrenme teorilerinde ve nörotik - genellikle fobik - semptomların tedavisinde bu teorilerden türetilen davranış terapisi tekniklerinde kullanılan bir terimdir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler esas alınmıştır.
Eğer patolojik durumdakinin karşılıklı olarak tam tersi olan bir psikolojik ve fizik durum (yani bir gevşeme (bkz.) durumu ) yaratılırsa, istenmeyen tepkinin tamamen giderilebilmesi için kademeli bîr öğretim uygulamanın mümkün olduğu bulunmuştur. Örneğin, pratik yöntemler ve telkin ya da kısa süre etkili intravenöz barbitüratlar uygulanarak yaratılan gevşeme, fobik bir hastanın korktuğu nesne yahut duruma ilişkin olarak - kendisine en az korku verenden en çok korku verene doğru - kademeli bir sıra izlemesini sağlamaktadır. Fobik hastanın hassasiyeti, kendi kurduğu sıraya göre, derece derece artarak, giderilmektedir. Monosemptomatik fobik durumlar, örneğin köpek fobisi ve empotans (ginofobi), genellikle bu tedaviye en iyi cevabı verir. Bazı vaka serilerinde % 80-90 oranında remisyon oranı rapor edilmiştir.
  Katalepsi:En karakteristik olarak katatonik şizofrenide (bkz.) görülen bu durum, kas to nüsünde spesifik bir kasılma ve değişimdir. Yüz ifadesi donar ve vücut normal bir insan için zor veya imkansız olan hareketsiz bir biçim alır. Hastanın aldığı vücut biçimini değiştirmek için gösterilecek herhangi bir çaba sonucunda da hasta ya direnç gösterir (bkz. NEGATI-VİZM) veya vücudunu başka bir biçime sokar.   Katapleksi:Hastanın, bilincini kaybetmeksizin, bir-denbire düşmesine yol açan, anî, çoğunlukla genel bir kas parezisidir. Genellikle emosyon ve çoğu zaman kahkaha, bu durumu yaratabilir. Narkolepsi (bkz.) sendromuna özgü olan katapleksiye, bu hastalarda yüksek oranda rastlanır. Bu terim bazan da hipnotik uyku için kullanılır.
Katasforik Reaksiyon:Afazik veya beyni hasara uğramış kişilerin gösterdikleri davranış tipini tanımlamak için Kurt Goldstein"ın bulduğu bir terimdir. Yerine getiremeyeceği bir görevle karşılaşan hasta, anksiete gösterir, huzursuzlanır, aşırı heyecanlanır ve kızar. taşkınlık gösterir ve ağlayabilir. Bu reaksiyon, bir başarısızlığın sonucu olarak değil, görevin yapılması sırasında görülür. Organik bir serebral bozukluk belirtisidir.   Katatimik Düşünce:Emosyonel yönünün çok şiddetli olması dolayısıyla mantığın buna göre düzenlendiği bir düşünce proçesi. Bu durum birçok önyargının etkeni olabileceği gibi, bazan şizofrenide görülen bir özelliktir.
Katatonik Şizofreni:Katatoni , şizofreni (bkz.) tipleri arasında en az rastlanılanıdır ve karakteristikleri sırayla aşırı ve az hareketlilik arasında değişen durumlardır. Hareket azalması veya stupor hâli, hareket yavaşlığı,hareketsizlik ve mütizm arasında her derecede olabilir. En aşırı derecesinde bile, hasta tamamıyla bilinçlidir. Çoğu zaman amaçsız, tasarlanmamış, aşırı ve şiddetli bir heyecan görülebilir. Diğer hareket bozuklukları arasında tıkanmak, birdenbire hareketsiz kalmak, yapmacıklı hareketler, tekrarlı ve sunî söz ve davranışlar, uzun süre aynı durumda kalmak ve kollarla bacakların yerleştirildiği gibi anormal durumlarda tutulması olan flexibilitas cerea (bkz.) vardır. Bazan hasta son derece uysal olur (bkz. OTOMATİK İTAAT), bazan da basit istek. lere karşı bile direnir; meselâ tuvalete gitmeyi reddettikten hemen sonra altını kirletir (bkz. NEGATİVİZM). Konuşma bozukluğu olabilir. Konuşma ve yazıyla anlaşma, yerlerini anlaşılmaz, saçma veya tekrarlı bir söz yağmuruna veya karalamalara bırakabilir. Katatoninin taşkın belirtileri hastanın hijyenini, özgürlüğünü veya psikiyatrik kuruluşlarda birşeylerle uğraşmasını sağlayarak önemli derecede giderilebilir.
Katekolaminler:Dopamin (bkz.), noradrenalin (bkz.) ve adrenalin (bkz.) üç katekolamindir. Bunlar nörotransmitör ve hormon olarak yaygın bir etkinlik gösterirler. Sentezleri tirosinden olur (Şekle bkz.). O-metilas-yon ve deaminasyonla metabolize olurlar.
Dopamin beyinde, özellikle substantia nigra ile korpus striatum arasındaki yolda, önemli bir santral transmitördür. Parkinsonizme yol açan lezyonun bu hücrelerin dejenerasyonuyla oluştuğu düşünülmektedir. Şizofrenide de, dopamin sistemlerinin patolojik olarak aşırı faaliyet gösterdiği konusunda bazı deliller vardır.
Noradrenalin, post-ganglionik adrenerjik sinirlerin, yani birçok sempatik sinirlerin iransmitörüdür; ayrıca muhtemelen bazı beyin alanlarında da bulunmaktadır. Periferik sinir sisteminde, daha ziyade alfa-reseptörleri stimüle ederek kan basıncını ve periferik vasküler direnci arttırır. Serebral kan dolaşımı azalır. Beyinde noradrenalin ruhsal durum, öğrenme reaksiyonları ve ödül sistemleri mekanizmalarıyla ilgilidir. Adrenerjik sinapsta, ATP ile bir kompleks halinde veziküller-de depo edilip eksositoz yoluyla salgılanır. Post-sinaptik reseptördeki faaliyeti. nin sona ermesi, presinaptik terminalde re-absorpsiyonuna bağlıdır. Kokain, amfe-tamin ve imipramin gibi ilaçlar bu re-ab-sorpsiyonu bloke ederek reseptörlerdeki serbest amin seviyesini arttırırlar. Uyarıcı etkileri böyle açıklanabilir. Monoamin oksidaz inhibitörlerinin de, ana enzim olan monoamin oksidazı bloke edip beyindeki serbest noradrenalin seviyesini yükselterek uyarıcı etki gösterdikleri düşünülmektedir. Öte yandan reserpin, hem katekolamin hem de serotonin depolarını boşaltır. Reserpinin yarattığı klinik depresyonun nedeni bu olabilir,
Adreualin, adrenal medulladan salgılanan başlıca hormondur. Az miktarlarda
beyinde de bulunur. Sempatik sinir sistemindeki beta-reseptörleri adrenaline kar şı, alfa-reseptörlerinden daha duyarlıdır Bunun sonucunda da, adrenalinin etkinlik alanına şunlar girer: a) periferik va-zokonstriksiyon, kalb atışlarında hızlan-ma ve direkt miyokardial stimülasyonla kan basıncı artar; b) kaslara giden kanın miktarı artar; e) düz kas ya gevşer (meselâ bronşlar) ya da büzülür (meselâ da lak); d) glikojenin glükoza dönüşmesi nin artışı ve depolanmış yağlardan serbest yağ asitlerinin salgılanması dahil ol-1 mak üzere, metabolik etkiler; e) adrena-1 lin ufak dozlarda doğrudan doğruya st" rebral veziküllere zerkedildiği zaman, ek-sitatör etkiler yaratır; bunlar arasında
kortikal aktivasyon (retiküler formasyon il yoluyla), kusma, ovülasyon ve motor korteksin stimülasyonu vardır. Yüksek dozlar stupor yaratır, antidiüretik ve tirat-repik hormon salgısına müdahale eder. Yakın tarihlerde uygulanan histokimya-sal metodlar, beyinde noradrenalin ve serotonin ihtiva eden nöronları bulmamızı sağlamıştır. Noradrenalin ihtiva eden nöronların oluşturduğu hücre kümeleri, pons ve medulla"da uzun ve dar bir nuk-leus - lokus koerulus - üzerindedir; sero-tonin-nöron hücre kümeleri ise bunun eşi başka bir nukleusdadırlar - rafe nuk-leus. Aksonlar buradan bütün beyne yayılır ve terminallerden birçoğu bu nuk-leusların üzerinde olmayıp nöronlar arasındadır. Bu husus, beyinde aminlerin asetilkplin gibi transmitörlere karşı farklı bir etkinlik göstereceklerini düşündürmektedir. Meselâ zevk yaratıcı bir stimu-lus alındığında, noradrenalin salgılanarak «olumlu etkinin alındığını» gösteren bir işaret olarak bütün vücuda yayılır. Bu sinapsların harekete geçmesi dış sti-mulusa bağlıdır ve «olumlu etki» (meselâ yemek) bu sinapslarda kimyasal bir değişime yol açarak bir hafıza engramı (bkz.) oluşturur. Aynı şekilde başka bir transmitör de olumsuz etkiyi (meselâ acıyı) ileterek bu sinapsları kapatır.
  Kateksis:Zihin enerjisiyle eş anlamlıdır. Freud bu terimi zihin enerjisinin lokalizasyonunu belirtmek amacıyla kullanıyordu: Ego"-da «ego kateksis» veya objede «obje ka-leksis». Psikiyatride kullanılan birçok kötü tanımlanmış, kesinleşmemiş terim gibi, kateksis de ancak psikanalitik teoriyi sürdürenler tarafından ve ender olarak kullanılmaktadır.   Kauzalji:Yaralanma sonucunda periferik sempatik sinir fibrillerinde, özellikle avuç ve ayak tabanlarını besleyen fibrillerde ortaya çıkan bir durumdur. Yaralanan bölgedeki vasomotor, trofik ve dermal değişimlerden ötürü olan bir yakıcı ağrı, bu durumun karakteristiğidir.
Kavramsal Düşünce:Kavram nesneler, olaylar, nitelikler veya ilişkilerle ilgili genel bir soyut fikirdir. Tümevarım yoluyla, bir genelleme pro-çesiyle kavrama ulaşılır. Belli olaylar karşılaştırılır, ortak özellikleri soyutlanarak bir kavram oluşturulur ve sonra bu kavram aynı sınıftan bütün olayları kapsayacak biçimde genelleştirilir. Böylece birkaç kül tablasına ilişkin sınırlı bir deneyim, bizi bütün kül tablalarına uygulanabilir genel bir kavrama götürür ve aynı zamanda «yuvarlak» veya «kare» gibi daha soyut kavramlar sağlar. Bu gibi kavramlar belli bir sıraya göre düzenlenir. Örneğin, «köpek» kavramı, daha genel olan «memeliler» kavramı kapsamına girebileceği gibi, «kaniş» veya «bul. dog» gibi daha alt kavramlara ayrılabilir. Düşüncelerimizde, kavramlar simgelerle, genellikle sözcüklerle kodlandırılmıştır. İnsanların kolaylıkla kavramlar oluşturmaları ve dili (bkz.) kullanmaları hem zamansal, hem de uzaysal bakımdan kendi çevrelerinin çok ötesindeki bir olaylar âlemine simgesel bakımdan katılmalarını sağlar.
Dolayısıyla, psikotik hastaların düşünce bozukluklarında, kavram bozukluklarının büyük bir rol oynaması şaşırtıcı bir husus değildir. Organik beyin lezyonları, daha soyut ve esnek tipte kavram proçeslerini bozarak düşünceyi somut düzeye düşürür. Bu çeşit anomalileri aydınlatmak amacıyla «ayrım» testleri hazırlanmıştır. Böylece bir hasta, bir grup nesneyi renklerine göre ayırdettikten sonra, biçimlerine göre ayırdedemeyebilir. Ayrıca, bazı nesneleri kullanma alanları bakımından (örneğin, «yemekle» ilgili) doğru olarak ayırsa bile, büyüklük, madde, vb. gibi daha soyut kavramlar kullanmayı başa-ramayabilir.
Düşünce bozukluğu olan şizofreniklerde de, bu gibi anomaliler ve ayrıca hastalıklarına özgü kişisel fanlazilerin karışmasıyla kavram sistemlerinin genişlemesi görülmektedir. Şizofreni klerin kavramsal düşünce proçesleri, «aşırı geniş», «gevşek», veya «belirsiz» olarak tanımlanmaktadır. Yakın zamanlarda bu karakteristikler için spesifik testler hazırlanmıştır.
Kayser-Fleischer halkası:Hepatolentiküler dejenerasyonda (bkz.) bir teşhis kriteridir ve korneanın dış kenarında oluşan yeşilimsi, sarı bir pigmen-tasyon halkasıdır.   Kayıt:Hafıza (bkz.) proçesinin başlangıç safhası için kullanılan bir terimdir. Hatırlanacak şeylere önce algı alanı içinde selek-tif dikkat (bkz.) uygulanması gereklidir. Modern araştırmalara göre, bunlardan bazıları uzun süreli hafızaya aktarılmadan Önce, başlangıçta kısa süreli bir depo sistemine geçmektedir. Hafıza testleri de bu kısa süreli yahut yakın hâfızavla ilgilidir.
Kaza yapma eğilimi:Kazaların çoğu (iş ve motor) işgücünün küçük bir kısmını kapsamakla birlikte, bu grubu oluşturanlar sürekli olarak kazalara sebep olurlar. Kaza yapanın kaza anındaki emosyonel durumunun önemli olmasına ve taşıt kazalarının genellikle kaza yapanın öfkeli bir früstrasyon hali içinde bulunduğu zamanlarda meydana geldiğinin düşünülmesine rağmen, kazayı yaratan asıl neden kişiliktir. Kaza yapma eğilimi gösteren tipik kişi, genellikle kısa süreli amaç ve tatminler üzerinde konsantre olmuş, genç ve impulsif bir erkektir. Bunlar işledikleri bir suça isyan veya bu suçu telâfi etmek maksadıyla bilinçsizce kaza yapan, tehlikeyi seven, plan yapmaktan hoşlanmayan birer asi olabilirler. Şiddetli yorgunluk, açlık ve anoksi gibi fizyolojik faktörler, onların karar verme yeteneklerini ve mot< koordinasyonlarını bozar. Kadınlar « genellikle âdet öncesinde, belki de bu süre içinde görülen gerginlik ve sinirlilik ten dolayı kaza yapmaya daha yatkındın lar. Sanayide yönetim, bu eğilimi gösterenlerin belirlenmesi ve iş olanaklarını! uygun bir biçimde değiştirilmesiyle ba sarılır.   Kekeleme:Kekeleme, sesin irade dışı bir tekrarı, uzatılması yahut kesilmesi nedeniyle normal konuşma ritminin aksamasıdır. İngiltere"de okul çağındaki çocukların % 1.2"sinde görülür ve erkek çocuklarda kızlardakinden dört kere daha sıktır. Kekeleyen erkek çocukların zekâ bakımından diğerlerinden daha geri olduklarına işaret eden birtakım bulgular vardır. Kekeleme ile toplumsal sınıf veya sık sık ileri sürüldüğü gibi, solaklık ya da ambi-deksterite arasında hiçbir ilişki yoktur. Kekeleyen çocukların ebeveynlerinin olağanüstü derecede hırslı ve titiz olduklarına ilişkin bulgular kuvvetlidir. Oysa, kekeleyen birçok kişide psikiyatrik bozukluğa ilişkin bulgular ya çok azdır, ya da hiç yoktur ve birçok vakada bu durumu bir psikonevroz biçimi olarak kabul etmenin yararı olmaz.
Kekeleme, bir çocukluk bozukluğudur ve % 50"sinde 5 yaşından önce başgösterir. Doğal yahut tedaviyle iyileşme % 50 oranındadır. Genellikle, durum ne kadar hafif olursa, prognoz da o kadar olumludur.
Monosemptomatik kekeleme vakalarının tedavisiyle ilgilenen konuşma terapistinin hizmetinde çok sayıda bireysel ve grup terapi teknikleri vardır.
  Kelime Salatası:Hiçbir mantıksal anlam taşımayan kelimelerden ve/veya cümlelerden oluşan bir konuşma biçimidir. Genellikle şizofreniyle ilgilidir.
Kendine-zarar vermek:En sık rastlanan kendine-zarar verme tipi, adolesanların yahut olgunlaşmamış gençlerin ya dikkat çekmek ya da gerilimi gidermek için başvurdukları ve adetâ bir salgın halinde beliren bilek kesmedir. Bazı durumlarda ciddî bir nitelik taşır ve kişi penis yahut testisler gibi organlarını, hattâ bacağını keserek kanama nedeniyle belki de ölebilir. Bu gibi episodlara şizofreniklerde, daha sık olarak da cinsel sorunları olan depressiflerde rastlanır, ama herhangi bir akıl bozukluğunun kesin tek belirtisi davranış olduğundan teşhis güçlükler doğurabilir. Van Gogh"un ünlü kulak kesme olayı, bu gibi davranışların ne kadar karmaşık olabileceğini göstermektedir. Bu çeşit rahatsız edici ve ciddî nitelikteki kendine zarar verme episodlarının tekrarlaması, tedavide çok büyük güçlüklere yol açabilir.   Kernikterus:Bebeklerde, bazal ganglionun bilirubinle yoğun oranda boyanmasıdır. Genellikle anneyle bebek arasındaki kan (Rh) uyuşmazlığından, ender olarak da verilen ilaçlardan ileri gelir. Klinik tablo değişkendir, ama akıl bozukluğu, spastisite, atetoz ve ataksi görülebilir. Tedavi kanın değiştirilmesi ile yapılır.
Ki-Kare Testi:Terapötik denemelerin istatistik analizi için en çok kullanılan testlerden biridir. Örneğin, yeni bir antidepresan maddenin denemesi yapılırken alınan sonuçlar, ya bir plasebo tableti, ya birkaç denenmiş ilaç, ya da iki ayrı dozda yeni bir ilaç uygulanan gruplardaki iyileşen hastaların yüzde oranları olarak ifade edilir. Ki-kare testi, görülen farklı yüzde oranlarının raslantı sonucu mu, yoksa terapinin etkisiyle mi olduğunu belirler.
Kimlik Bunalımı:Kişinin kim olduğu duygusunun, yani kimlik duygusunun gelişimi bazan, özellikle bu duygunun epeyce gerilime mâruz kaldığı gençlik döneminde, bunalımlar nedeniyle sekteye uğrar. İçgüdüsel duygularla toplumsal rolün yüklediği zorunluluklar arasındaki çatışma kişisel kimlik duygusunun kaybına yol açabilir. «Ben neyim?», «Ben kimim?» Gibi sorular, kişinin kendisine yönelttiği tipik sorulardır. Kimlik bunalımı geçebilir, ama çok kere akut ya da subakut akıl hastalığı episodlarının eşlik ettiği bir durumdur.
Kiraz-Lekesi:Tay Sachs hastalığında (bkz.) veya amo-rotik kalıtsal zekâ geriliğinin (bkz.) en-fantil türünde, retinoskopi kiraz-kırmızısı leke göstermektedir. Bu leke, maküler dejenerasyondan ötürüdür. Tay-Sachs hastalığı bakımından patognomonik olarak düşünülmesine rağmen, diğer lipidoz türlerinde de bu lekeye rastlanmaktadır ve Tay-Sachs hastalığında da sürekli bir bulgu değildir.   Klaustrofobi ( Kapalı yer korkusu):Ender olarak münferit spesifik bir korku olarak belirir. Hasta çoğunlukla asansörlerden veya kapalı bir tuvaletten korkar. Fobiler sıklıkla yaygındırlar; bunlar arasında kalabalık, dükkan, hattâ sokakta birisine yakalanıp ayrılamama korkuları bulunmaktadır. Agorafobide olduğu gibi, klaustrofobide de kişilik bozukluklarına, özellikle cinsel korkulara sık rastlanır. Semptom ne kadar spesifik olursa, davranış terapisine cevap da o kadar olumludur; semptomlar yaygın olduğu takdir-de, davranış terapisi psikoterapiyle kombine olarak uygulanmalıdır.   Kleıne-Levin Sendromu:Genç erkeklerde gelişen ve hipersomnia, bulimia, irritabilite ve sınır tanımayan cinsel davranış nöbetleri karakteristiklerini gösteren, etyolojisi bilinmeyen bir durumdur.   Klimakterik:Bu terim, kadınlarda 50 veya 60 yaşlarında görülen, kalıcı över fonksiyonu bozukluğudur. Ovülasyon ve âdet kesilir, öst-rojen salgılanması azalır ve sonucunda hipofiz gonadotropin salgısı artar. (Östro-jen yetersizliğinin etkileri MENOPOZ başlığı altında anlatılmaktadır). Erkeklerdeki testiküler fonksiyonda, paralel bir bozukluk olduğu ispatlanmamıştır. «Erkek klimakterik» vakasındaki semptomların çoğunun nevrozla ilgili olması daha akla yakındır.   Klinefelter Sendromu (XXY Sendromu):Klinefelter sendromu, buluğ çağından sonra bazı uzun boylu erkeklerde görülen hadımlığa benzer özelliklerdir. Bu özellikler arasında ginekomasti, follikül-stimüle edici hormon salgısının artması ve asper-matojeneze yol açan testiküler değişimler vardır. Bir XXY kromozomu düzenine eşlik eder. Akıl geriliği görülebilir, ama Çok kere zekâ normal sınırlar arasındadır. Kişilik özellikleri arasında pasiflik, cinsel dürtü eksikliği, immatürite, alınganlık, paranoid duyarlık, güvensizlik, apati ve zayıf çalışma kapasitesi vardır.   Klinik Denemeler:Klinik denemeler, yeni terapötik işlemlerin değerini doğrulamak, bunların ortaya çıkarabileceği sorun ve tehlikeleri değerlendirmek amacıyla yürütülür. Bu terimin en yaygın kullanımı, ilaç denemeleriyle ilgilidir. Ön denemelere, klinisyenin bildiği kesin terapi yöntemleriyle girişil-melidir. Klinisyen, uygulanacak dozu saptar, sorunları belirler ve yeni terapinin değeri konusunda bir tahminde bulunur. Bu gibi «açık» denemelerde gözlemcinin tarafsız olamayacağı düşünüldüğü için, doğrulayıcı nitelikte «körleme kontrollü» denemeler yeğ tutulmaktadır. Bunlarda, yeni terapi ile daha önceden mevcut ve kabul edilmiş bir terapi veya hiç terapi uygulanmayan bir kontrol grubu karşılaştırılmaktadır. Herbir hastaya uygulanan terapilerin gözlemciden saklanması yoluyla tarafsızlık sağlanır.   Kloral Türevleri:Kloral, hipnotik ilaçlar grubunun en eski maddesidir. Barbitüratlar bulunduğu zaman, kloral daha az kullanılmaya başlandı, çünkü bu iki grup bileşik aynı etkilere ve yan etkilere sahipti; fakat kloral son zamanlarda yine kullanılmaya başlanmıştır.
Kloral, gastroentestinal yoldan absorbe olarak vücutta bir sedatif olan trikloroe-tanola dönüşür.
Kloral türevleri güvenli ve etkin hipno-tikler olup, gençlerde güvenli olmaları, yaşlılarda da konfüzyon yaratma tehlikelerinin daha az olması dolayısıyla barbi-türatlara tercih edilir. Kloral, alkolün etkisini artırır; gastrik iritasyona yol açar. Vücutta trikloroetanol oluşturan birkaç müstahzar daha bulunmuştur. Bunların en iyi örnekleri dikloralfenazon, triklofos ve klorheksadoldur.
  Klüver-Bucy Sendromu:Klüver ve Bucy maymunlarda, her iki temporal lobun kesilip alınmasından sonra gözlemledikleri karakteristik bir send-romu tanımlamışlardır. Hayvanlarda vi-züel agnos:a, korku ve öfke reaksiyonlarının kaybolması, bulimia, cinsel aktivite artışı ve şiddetli hafıza bozukluğu gelişmiştir.Bu sendromda unkus ve hippokampusun önemli yerleri olduğu belirlenmiştir, çünkü tezahürler yalnızca bu alanların kesilerek alınması üzerine görülmüştür.   Kobalamin:Kobalamin (B,2 vitamini) yetersizliğ yalnızca pernisyöz anemideki hematoloji! ve nörolojik değişimlere değil, bazı hasta larda psikotik durumlara da yol açabil mektedir. Mental semptomlar çoğunluklı depresyon semptomlarıdır, fakat bazaı bir konfüzyon psikozu veya paranoid bi reaksiyon da görülebilir. Absorpisyoı testleriyle doğrulanan kobalamin yetersi! ligi, hiçbir anemi veya subakut kombim cmurilik dejenerasyonu olmaksızın da bi psikoza yol açabilmektedir. Yetersizliğiı sözkonusu olduğu bütün hastalarda - özel likle mide ameliyatlarından sonra - bı ihtimal hesaba katılmalıdır. Mental semptomlar, yüksek dozda kobah mine cevap vermektedir.   Kognitif:Kognisyon genel bir terim olup bütüı bilgi yollarını kapsar: Algı; hatırlama hayal; düşünme; muhakeme; yargılamt Aklın kognitif yahut noetik yönü il örektik yönleri, yani konasyon (bkz. (istem) ve duygu (bkz.) (affekt), arasın da, Platon ve Aristotales"in yaptıkları ayrıma dayanan, geleneksel bir karşıtlıl vardır.
Kognitif yapı, kişinin geçmiş yaşantısını günlük yaşantıya bağlı, hierarşik bir kavramsal plana göre düzenlemesi için kullanılan bir terimdir. Böylece kişinin edin diği yeni bilgilerin eklenmesi kolaylaşı ve kognitif yapı sürecinin etkinliği mu dan ileri gelir. Kognitif etkinlik aynı zamanda bilgilerin çok kere linguistik bi-çimde kodlanmasıyla daha düzenli hale gelir. Bilgi iletimi için dilin (bkz.) komünikasyon yönü de önemlidir; böylece kognisyon ve dil arasında geniş kapsamlı ve yakın bir ilişki vardır. Psikiyatrik durumlarda, özellikle şizofreni (bkz.) ve yaşlılıkta kognisyon bozul hıklarına çok rastlanır. Otistik (bkz.) düşünce bir psikiyatri terimi olup düşünceye kişisel gerek ve fantazilerin hâkim olduğu anlamına gelmektedir.
  Kolinerjik:Sinaptik transmitör maddesi olarak, uçlarından asetilkolin (bkz.) salgılayan sinir fibrilleri için kullanılan bir terimdir. Bunlar otonom sinir sistemindeki bütün pre-ganglionik fibrilleri, parasempatik sistemdeki bütün post-ganglionik fibrilleri, sempatik sistemdeki bazı postganglionik fibrilleri (meselâ ter bezleri), somatik motor sinir fibrillerini ve santral sinir sistemindeki bazı fibrilleri (meselâ kor-teks) kapsar.
Kolit:Irritabl ya da spastik kolon, emosyonel faktörlere sekonder olan ve sık rastlanan bir barsak fonksiyonu bozukluğudur. Karın ağrısı çok kere palpasyonla teşhis edilebilen sigmoid kolon spazmından ötürü, sol iliak fossa"da hissedilir. Bazan ufak dışkılı ve müküslü diyare, bazan da kon-stipasyon vardır; diğer psikosomatik bozukluklar da mevcut olabilir. Tedavi bu durumun temelindeki stress ve kişisel çatışmaların değerlendirilmesiyle giderilmesine yönelmelidir; diyare ve konstipas-yon için ise semptomatik tedavi gerekebilir. Prognoz, hastanın hayat tarzını değiştirme ve çatışmalarını çözümlemedeki başarısına bağlıdır.
Koma:Koma, hastanın stimülasyonla uyarılamadığı, tam bir bilinç kaybı durumudur. Solunum azalması, hipotansiyon, arefleksi ve sfinkterjk kontrol kaybı eşlik edebilir. Kafatası içiyle ilgili etkenler arasında serebroyasküler tıkanma, hematoma, tümör, akut enfeksiyonlar, abseler, epilepsi (bkz.) ve travma vardır. Bunların dışındaki etkenler arasında ise zehirlenme, diabet, hipoglisemi (insulin veya insuli-noma dolayısıyla), karaciğer veya böbrek yetersizlikleri ve anoksi vardır. Bazı psikiyatrik bozukluklarda, bilinç değişimlerinin görülebilmesine rağmen, bunlar için koma terimi kullanılmamaktadır.   Kompensasyon:Bilinç dışında faaliyet gösteren ve kişinin gerçek veya fantazi yetersizliklerini den-gelemesine yahut telâfi etmesine yarayan bir akıl mekanizmasıdır. Beden yapısı, performans yahut diğer yetenek ya da beceri alanlarında gerçek veya hayal ürünü bozukluklar olabilir. Bu terim aynı zamanda, böyle yetersizlikleri telâfi amacıyla kişinin gösterdiği bilinçli çaba için de kullanılmaktadır.   Kompleks:Kompleks, kişiyi alıştığı, tekrarlamalı bir düzene göre düşünmeye, hissetmeye ve eylemde bulunmaya zorlayan, birbirine bağ lı, bastırılmış fikirlerden oluşan karmaşık bir bütündür.
Analitik terminolojide birçok komplekse, sık ve yaygın rastlanması dolayısıyla, spesifik adlar verilmiştir. Katatimik terimi, bilinç dışında mevcut olan bir çatışma anlamına gelir. Kompleksin yeterince duyguyla yüklü olması dolayısıyla bilinçte birtakım etkilere yol açtığı düşünülmektedir. Duygusal yanı ağır basan bir kompleks için katatimik terimi kullanılmaktadır. Çok kullanılan bir terim olan «aşağılık kompleksi», Adler"den gelmektedir. Adler, fizik hastalıkta, büyüklük ve fonksiyon bakımından olan organ kompensas-yonu fikrinden hareket ederek, aklın da buna paralel bir üstünlük çabası gösterdiği kavramını ileri sürmüştür. Normal insanlarda, bu çaba kompensasyon ile başarılır.
Aşırı-kompensasyon ise, aşırı kişilik eğilimlerine yol açar: Örneğin, fizik yapı bakımından ufak tefek olan bir erkekteki kibirlilik. Kişi imkansız gördüğü bir çabadan vazgeçerek hastalığı bir başarısızlık özürü ve diğer insanlar üzerinde bir üstünlük kurma aracı olarak kullandığı zaman da «dekompensasyon», nevroz ile sonuçlanır.
Oidipus ve kastrasyon kompleksleri, Freud"un çalışmaları sonucunda ortaya çıkan önemli komplekslerden iki tanesidir.
  Kompülsiyon:Kişinin, aslında direnmek, istediği belli bir davranışta bulunmak için önüne geçilmez bir arzu duymasıdır. Kompülsiyonun tersine, ritüellerde (bkz.), kişi yahut toplumsal grupların direnme isteği göstermeleri sözkonusu değildir, hattâ zevk duyarak tasarladıkları ve bekledikleri birşeydir. Ritüel, özellikle çocuklarda çok görülür ve normal davranışlarının bir parçasıdır. Hayalgücü geniş bir çocuk için belki de cehenneme giden uçurumları simgeleyen kaldırım taşı aralıklarına basmamak, her gece yatağa girmeden önce yapılan birtakım karmaşık hareketler, bir kapıdan içeri girmeden önce kapıya belli hareketlerle vurmak, kötü ruhları uzaklaştırmak amacıyla girişilen ritüellerdir. Yetişkinliğe doğru geliştikçe bu davranışlardan çoğu kaybolur, fakat sayısız bâtıl inancın da gösterdiği gibi, bazıları kalabilir. Freud"cu psikodinamik, ritüel ve kompülsiyonlarda çok kere bilinçdışı saldırganlık fantazileriyle ilgili olarak kişinin duyduğu suçluluğun cezasını öde menin önemli olduğu üzerinde durmak tadır. Ayrıca, yorgunluk durumlarında kompülsiyon semptomları daha sıklaşıı okülogirik krizler ve encephalitis lethaı gica (Parkinsonizm) ile birlikte uyku hali görülür. Şizofrenide, süje kendini bir: dış gücün etkisi altında bazı eylemlerde bulunmak zorunda hisseder. Manik-depressif psikozda kompülsiyon semptomlarına çok rastlanmaktadır. Kompülsiyon herşeyi tekrar tekrar kontrol etmek gil basit bir hareket de olabilir, karmaşık stereotip davranış biçimleri olarak da görülebilir. Ritüelin nerede bittiğini ve kompülsiyonun nerede başladığını kestirmek güçtür. Son derece rahatsızlık veren istenmeyen fikir ve düşüncelerin biline sızması durumunda, kompülsiyonun hastalık derecesine vardığı kabul edilmektedir. Bunun üzerine hastanın bu istenmı yen düşüncelerin zorladığı isteklerde kendini kurtarmak için çabalaması, çatışmalar yaratır ve gittikçe artan bir anksiteye, hattâ fobik durumlara yol açar.
Konasyon:Konasyon, eylem, istem ve çabayla ilgil psikolojik süreçler için kullanılan bir te rimdir. İlk olarak Platon tarafından yap lan ve sonradan Aristotales"in biraz deği tirdiği sınıflandırmada konasyon, kogni tif (bkz.) (bilme) ve affektif (bkz. DUY. GU) süreçlerle birlikte psikolojik fonks yonlar üçlüsünü oluşturur. Fonksiyonu konatif yönü, amaçlı veya güdüsel eylemin determinanları ya da zihinsel yönüyle ilgilidir. Bu alandaki modern psikolojik teori, hem konatif, hem de affektif öğeleri olan motivasyon kavramlarını esas almaktadır. Bir karara vararak buna göre eylemde bulunma yeteneksizliği olan abulia (bkz.), nevrozda çok görülen bir şikâyettir. Öte yandan istem bozukluklarına şizofrenide (bkz.) sık rastlanır. Şizof-renik hastalar çok kere istemlerinin zayıfladığından yakınırlar ve birçoğu eylemde bulunmazlar. Pasiflik fenomenlerine de çok rastlanmaktadır. Hasta, düşüncelerinin, eylemlerinin ve konuşmasının bir dış güç tarafından kontrol edildiğini ileri sürebilir. Bu çeşit bir fenomenin motor karşılıkları özellikle katatonide (bkz.), örneğin flex:bilitas cerea"da (bkz.) (mumsu yumuşaklık: zorlanan pozisyonların pasifçe kabul edilip sürdürülmesi), ekolalide (bkz.) -(sözcük veya cümlelerin otomatik tekrarı) ve ekoprakside (bkz.) (başkalarının hareketlerinin otomatik tekrarı) görülmektedir. Bu gibi motor semptomlara bazı organik bozukluklarda, özellikle Alzheimer hastalığında (bkz.) da rastlanmaktadır.
Kondensasyon:Kondensasyon terimi en çok Freud"cu düş yorumlarında kullanılmaktadır. Düşteki bir öğede iki veya daha çok insan yahut kavramın birleşmesi anlamına gelir. Dolayısıyla, düşteki bu öge, analiz edildiğinde, bütün etken ve emosyonları yansıttığı görülür.
Konfabülasyon:Gerçekte olmayan olay ve yaşantıların hatırlanması için konfabülasyon, psödo-re-minisans (bkz.), bilinçsiz yanlış hatırlama (bkz.) ve paramnezi (bkz.) terimleri kullanılır.
Korsakoff sendromu (bkz.), posttravma-tik amnezi, limbik ansefalit gibi öğrenme ve yakın geçmişle ilgili hafızanın şiddetle etkilendiği organik beyin sendromlarında konfabülasyon sık görülür. Hastanın daha önceki yaşantısını, hayalinde kurduğu yanılgı sistemine uydurduğu pa-ranoid yanılgı durumlarında da konfabülasyon görülebilir. Yanılgıların (bkz.) sözkonusu olmadığı durumlarda, konfabülasyon ile patolojik yalan söyleme (bkz.) arasındaki fark, bu ikincisinde görülen hafıza sağlamlığı ve amaçlı bir tutarlılıktır.
  Konfüzyon,Konfüzyon Durumları:Konfüzyon tam anlamıyla bir bozukluktur ve akıl durumuna ilişkin olarak kullanıldığında, maniden senil demansa ve şizofreniden serebral tümöre kadar birçok vakada tanımlayıcı bir terimdir. Davranış, kişiyle ortamı arasındaki inte-raksiyon olduğuna göre, «konfüzyon» davranışı çeşitli biçimlerde, ortaya çıkabilir. Ortam değiştirme, örneğin senil yahut arteriosklerotik bir hastanın hastahaneye yatırıldığı zaman olduğu gibi, uyum başarısızlığı nedeniyle, uygun olmayan bir tepkiyi presipite edebilir. Bu gibi hastalardan birçoğu kendi evlerinde ve alıştıkları ortamlarda yeterli bir fonksiyon gösterebilirler. Yeni ortamı öğrenememe ise, en basit düzeyde, tuvaleti bulamayan hastanın bilinçsiz dolaşmasına ve enkonti-nans durumuna yol açabilir. Daha lokalize beyin harabiyetinden ileri gelen apraksi nedeniyle yahut bilinç bulutlanması (bkz.), özellikle delirium durumlarında konfüzyon görülebilir, çünkü hasta ortamını tamamen yanlış tanıyarak buna göre tepkiler gösterir. Son olarak da, delüzyonlar, emosyonel değişimler (örneğin depresyon) ya da disin-hibisyon (örneğin eksitasyon durumlarında) nedeniyle davranış bozukluğu gelişebilir.
«Konfüzyon» terimi konuşmaya ilişkin olarak kullanıldığında, konuşma kavram-larındaki kopmayı - afazi (bkz.) - şizofrenideki (bkz.) düşünce bozukluğunda görülen kopuk konuşmayı, ya da manide (bkz.) görülen ve bazan güç izlenen hızlı fikir akışını tanımlayabilir. «Konfüzyon» ayrıca bir sendromu, yani yine yanlış kullanılan bir terim olan «konfüzyon durumunu» tanımlayabilir. Bu terim, kapsamına giren ilk ve belki de en sık rastlanan durumlar olmalarından dolayı, toksik-delirium ya da «toxi-exhaus-tive» durumlar ile eş anlamlı sayılabilir. Enfeksiyon, metabolizma bozuklukları yahut vitamin yetersizliklerinden ileri gelen organik bir beyin reaksiyonuna bilinç bulutlanması, oryantasyon bozukluğu, hafıza ve zekâ fonksiyonu bozukluğu ile diğer semptomlar eşlik edebilir. Entegrasyon fonksiyonunun azalması sonucunda beyin, konfüzyonu presipite edici özel faktörlere karsı daha çok duyarlı bir hale gelir ve böylece senilite bu durum ile sık sık karıştırılır. Öte yandan, konfüzyon durumunun demanstan farkı reversibl olmasıdır. «Konfüzyon durumu» teriminin uygulandığı ikinci grup genellikle yalnızca ayrıntılı bir anamnez ve klinik muayeneyle teşhis edilebilen manik durumlardır. Sağlıklı, çok kere genç bir hastada amaçsız bir huzursuzluğa eşlik eden.dikkat zayıflaması, oryantasyon bozukluğu ve saçmalama niteliğinde yersiz tepkiler görülebilir. Hasta aşırı konuşur, daha doğrusu mırıldanarak konuşur. Paranoid fikirler olabilir. Anamnez daha önce klasik depresyon safhaları gösterebilir ve mevcut durum tipik bir hipomaniden gelişmiş olabilir. Terimin bu anlamda kullanımı «oneiroid psikoz» ile eş anlamlıdır.
Konküsyon:Konküsyon, kafa travmasından sonra, sinirlerin veya orta beyin merkezinin etkilenmesinden ileri gelen klinik bir durumdur. Hasta sersemleyebilir; bir an için or-yantasyonu bozulabilir, fakat otomatik faaliyetini sürdürür. Şiddetli travma sonucunda ise hasta bilincini kaybeder.Kendine geldikten sonra da, oryantasyoı bozukluğu, huzursuzluk, anlama bozuklu ğu, perseverasyon, retrograd ve anterog rad yahut posttravmatik amneziyle birlik te organik bir akıl sendromu gösterebilir Konküsyonu kişilik değişmesi, psikoz özellikle depresyon ve psikonevroz izleye bilir. Pre-senil demanslı (bkz.) bazı has talar da, bozukluğu oluşturan etken kon küsyon olabilir. Yavaş olmasına rağmeı iyileşme olağandır. Tedavi, hasta bilincin: kazandıktan sonra aktif rehabilitasyon yoluyla uygulanır.   Kontr-Transferans:Nasıl bir hasta terapistine geçmişte bazı kimselere karşı duyduğu emosyonları ak-tarırsa, terapist de, analitik durumda, bilinç ya da bilinçdışı yoluyla etkilendiği, kendi hayatına ilişkin durumlar bulabilir. Kontr-transferansta, terapist bilinçsizce kendi sorunlarını hastaya aktararak, boşaltabilir. Bu durum, tedavinin seyrinde ve sonucunda ciddî etkiler yaratabilmektedir.   Kontraktür:Psikiyatride bu terim, genellikle histeri! kökenli olarak bir kas yahut kas grubun da sabit bir kasılma anlamında kullanıl maktadır. Harabiyet, deformasyon ve kul lanmama nedeniyle fonksiyonun belirgin olarak azalması, organik nörolojik hastalık sonucu görülen etkiler kadar şiddeti olabilir.
Kontrasepsiyon:Kontrasepsiyon uygulaması, bir kadımı akıl sağlığını çeşitli biçimlerde etkileyebilir. Etkin bir kontrasepsiyon, istenmeyen bir gebelik olasılığının yarattığı anksiete semptomlarını giderir. Öte yandan, kontrasepsiyon yöntemi hastanın ahlaksal inançlarına aykırı düşerse, anksiete artabilir. Dolayısıyla hekimin görevi hastasının ahlâk görüşlerini hesaba katarak,hasta için en iyi yöntemi tavsiye etmektir.Bazı kadınlar ise, belli bir kontrassptil yöntemin (genellikle oral kontraseptifleı yahut rahim içi aracı) kendilerine zarar vereceği kanısındadırlar. Ustaca bir telkin bazan bu korkuyu yenebilir. Son olarak, ufak bir grup oluşturan bazı kadınlarda, oral kontraseptifler ruhsal durum üzerinde doğrudan doğruya bir etki gösterebilir.   Kontroller:Klinik denemeler (bkz.) yeni bir tedavi nin terapötik değeri olduğunu gösterdiği zaman, bunu kabul edilmiş bir tedaviyle yahut hiç tedavi görmeme durumuyla karşılaştırarak dikkatle değerlendirmek önemlidir. İlaç denemelerinde, «hiç tedavi görmeyenler» grubuna genellikle sahte tabletler (bkz. PLASEBO) verilir. Karşı-laştırılan aktif yahut inaktif terapi için «kontrol» terimi kullanılmaktadır. Tarafsızlığı sağlamak amacıyla, bir denemedeki herbir hastaya uygulanan terapinin gözlemciden gizli tutulması şarttır (körle-me kontrollü deneme). Bunun için de, ilaç denemelerinde kontrol grubunun fizik bakımdan incelenen yeni terapi grubundaki süjelere uygun olması gereklidir.   Konuşma Bozuklukları:Kommünikasyon yolları (jest ve mimik dahil) için «dil» sözcüğü kullandır. «Konuşma» ise dilin ifade yoludur. Çocukluktaki konuşma bozuklukları, ses ve art.külasyon kusurları ile santral dil bozukluklarına ayrılır. Artikülasyon bozuklukları yapısal ağız, damak ve dil anormalliklerinden ileri gelen bozukluklarla, bu yapıları işleten nöromüsküler mekanizmalardaki anormalliklerden ileri gelen bozuklukları kapsar (örneğin dizar-tri, bulbar felç). Kekeleme gibi bazı artikülasyon bozuklukları ise, yapısal ya da nöromüsküler kusurlar olmaksızın, gelişir.
Santral dil bozuklukları ise akıl geriliği, sağırlık, çocuklukta otizm, gelişimsel afazi ya da elektif mütizme yol açan emosyonel faktörlerden ileri gelebilir. Bu bozuklukların ayırıcı teşhisinde, çocuğun voka-lizasyon niteliğinin, jestlerinin, genel davranışının, özellikle ebeveyni ve diğer çocuklarla arasındaki ilişkinin ve işitme yeteneğinin kaydedilmesi önemlidir. İki yaşında tek sözcüklerle, 3 yaşında da iki üç sözcüklük cümlelerle konuşmayan çocuklarda, bu tip bir değerlendirme endikedir.
Konuşma bozukluklarının tedavisi, çocuğun mustarip olduğu, temeldeki duruma göre değişir.
  Konversiyon:Psikanalitik kullanımda, psişik bir çatışmanın motor yahut sensör tezahürlerle sembolik olarak yansıtılması anlamına gelen bir terimdir. Simgeleştirme (bkz.), bu bastırılmış içgüdüsel eğilimlerin dış ifade bulma yoludur.Konversiyon histeride en belirgin şeklinde görülür, ama Freud"culara göre konversiyon semptomlarının, küçümsenmemesi gerekli diğer ciddî psikiyatrik hastalıkların seyri sırasında görüldüğü de hatırlanmalıdır - örneğin, psikosomatik şikâyetler. Bunlar kabul edilmeyen b:linçdışı emosyonların spesifik fizik semptomlara dönüştükleri bir savunma mekanizmasıdır.
Konversiyon semptomlarını inceleyen psikanalistler çok kere hastalarında gelişimin enfantil tipte durakladığı - yani özellikle Oidipus kompleksinin (bkz.) yetersiz ve eksik çözümlendiği - sonucuna varmaktadırlar. Böylece, histerik bir kadın hasta, babasıyla ilgili içgüdüsel dürtülerinin çözümlenmemesi dolayısıyla olgun bir bağımsızlığa kavuşamamaktadır. Bu durumda, bir konversiyon semptomu olarak, annesinin mustarip olduğu gerçek bir paralize eş histerik bir felç gelişebilir.
  Konvülsiyon Terapisi:İlk olarak Meduna 1935 yılında, akıl hastalığının tedavisi için terapötik konvülsiyon uygulamıştır. Meduna şizofrenik hastaların tedavisinde intravenöz kardiazol ile majör epileptik nöbetleri harekete geçirmiştir, ama bu yöntem bugün seyrek kullanılmaktadır.
Cerletti ve Bini, II. Dünya Savaşından biraz önce, hastaya daha az rahatsızlık veren, teknik bakımdan daha kolay ve etkileri daha kesin olan, elektrikle terapötik konvülsiyon yaratma yöntemini (bkz. ECT) kullanmışlardır. Bugün, bu tedavi, tiopenton ve kas gevşetici bir ilaç verilerek, genel anestezi altında uygulanmaktadır. Tedavi, iyileşme görülünceye kadar, genellikle haftada iki kere uygulanmaktadır. Depresyonda"bazen iki terapiden sonra iyileşme görülmekle birlikte, genellikle üç dört hattâ daha fazla uygulama gerekmektedir. Belli bir tedaviden sonra gerçekleşen düzelmeler tam iyileşmeye doğru gittikçe yoğunlaşır. Gereken terapi sayısı her vakaya göre değişmektedir; bazı hastalar altı yahut yedi seanstan sonra iyileşirken, bazıları 12 ya da daha fazla terapi gerektirmektedirler. Tedavi sonucunda, özellikle yaşlı hastalarda, kısmî bir amnezi sık görülür. Amnezi hemen her zaman geçici olmakla birlikte, bu gibi yaşlı hastalarda birkaç ay sürebilir. Ender olarak ciddî derecededir, ama özellikle işi hafızaya dayanan hastalar için sorun olabilir. Bu amnezi, hafif bir kafa travmasını izleyen amneziye benzer. Kısa süreli ve süratle azalma gösteren bir retrograd amnezi ve daha uzun süreli bir şok - sonrası amnezi görülür.
Bugün seyrek kullanılan elektronarkoz, 10-20 dakikalık sürelerle beynin frontal lobundan düzenli olarak bir alternatif ya da yüksek frekans akımı geçirilmesinden ibarettir. Eskiden, bazı kronik şizofreni vakalarında derin insülin terapisine alternatif olarak kullanılıyordu.Fluotil-heksafluorodietil eter. Beyne elektro şoku uygulaması yerine kullanılacak yeni bir yöntem de ECT"deki gibi hazırlananan bir hastaya fluotil inhala yönü uygulanmasıdır. Hâlâ deneysel sahada olmakla birlikte güvenli görünmektedir ve post-iktal konfüzyon ECT"dekinden daha az olabilir.
  Korelasyon Katsayısı:Korelasyon katsayısı iki karakteristik ara sındaki ilişkinin düz bir çizgiyle ifadt edilebildiği durumlarda, bunların bağımlılık ölçüsüdür (bkz. Şekil). Korelasyon katsayısının + 1 ve — 1 arasında olması gerekir. Bu değer O yahut O"a yakın ise, karakteristikler arasında ilişki yoktur; + l"e yakınsa, yakın bir ilişki vardır; — l"e yakınsa, ters bir ilişki vardır; yani bir değer artarken, öbüründe eşit oranda bir azalma olur. Üç ayrı durum için, iki gözlem serisi arasındaki ilişkiyi ve buna tekabül eden korelasyon eğrisîni gösteren diagram.
a. Korelasyon katsayısı « + 1: Olumlu pozitif korelasyon vardır.
b. Korelasyon katsayısı = O: Gözlemler arasında hiçbir korelasyon yoktur.
c. Korelasyon katsayısı « —1: Olumlu negatif korelasyon vardır, yani bir gözlem yükselirken diğeri düşmektedir.
  Korku:Bilinçli olarak tanınan dış tehlike kaynaklarına karşı gösterilen emosyonel tepkidir. Sübjektif yaşantı hafif bir ürkmeden huzursuzluğa ve yoğun bir dehşet duygusuna kadar değişir. Bunun somatik ve fizyolojik tezahürlerinde özellikle otonom sinir sistemi ve endokrin salgı bezleri rol oynar. Serum katekolaminlerinde (örneğin adrenalin) hemen ve serum kor-tizolünde daha sonra kaydedilen bir yükselme olur. Pupilla dilatasyonu ve kutan vazokonstriksiyonun yanısira kaslarda kan dolaşımı, kalb atım hızı ve debisi, terleme ve tremor artışı süjeyi bir «savaş yahut kaçış» reaksiyonuna hazırlar. Korkunun anksieteden farkı, ikincisinde tehlike kaynağının bilinmemesi ve öncelikle intrapsişik kökenli olmasıdır. «Serbest yüzen» anksietede, anksiyöz duygunun kökeni olan ve bilinçli olarak tanınan bir tehlike kaynağı yoktur. Fobik reaksiyonlar patolojik korkulardır. Bazı durumlara, kişilere, nesnelere yahut yaratıklara özel bir anlam verilir ve süje bunlarla karşılaştığı zaman korku duyar.
Korsakof Psikozu:Korsakoff sendromu, konfabülasyon ve polinevritin eşlik ettiği bir konfüzyon durumudur. Birkaç durumun non-spesifik tezahürü biçiminde belirir - serebral travma, tümör, beslenme yetersizliği ve metabolizma anormallikleri. Sinir sisteminde hiçbir spesifik lezyon yoktur. Bu sen-drom Vernicke ansefalopatisiyle (bkz.) -spesifik bir tiamin yetersizliğinden ileri gelen bir durum - karıştırılmamalıdır.
Kortikosteroid Psikozları:Kortikosteroid tedavisi çok kere, genellikle geçici nitelikte bir ruhsal değişime yol açmaktadır. Öforizan etkisi iyi bilinmektedir, ama depresyon, gerilim ve emosyo-nel denge kararsızlığı da gelişebilmektedir. Tedavinin durdurulmasından sonra, bazan geçici bir depresyon görülebilmektedir. Hastaların % 1 yahut daha az bir oranında, yüksek dozlarda uzun süreli kortikosteroid tedavisinden sonra, her zaman değilse bile, manifest psikozlar görülebilmektedir. Affektif, şizofrenik ve şizo-affektif sendromlar da görülmekte, ama açık deliriuma seyrek rastlanmaktadır. Kortikosteroid psikozları karakteristik olarak değişken olup fasılalarla bilinç berraklığına rastlamak olağandır. Prognoz olumludur. Dozun azaltılması ya da steroid medikasyonunun tamamen durdurulması üzerine birçok hasta iyileşmektedir. Psikozların devam etmesi durumunda, semptomatik tedavi etkindir (elektrokonvülsif tedavi, ilaçlar, vb.). Kortikosteroid psikozu, geçmişte ciddî psikiyatrik bozukluk geçirmiş olan hastalarda bile seyrek görülmektedir. Dolayısıyla, böyle bir anamnez, kortikosteroid tedavisi için mutlak bir kontrendikasyon sayılmaz.   Kraniostenoz:Kraniostenoz, sütürlerin prematüre bir leşmesinden ileri gelen bir kafatası biçim bozukluğudur. Bu gelişim anormalliğim çeşitli kökenleri vardır. Şiddetli mikro sefaliye ve kafatası biçiminde çeşitli dis torsiyonlara yol açabilir. Eskiden kranio-tenozda ameliyat deneniyordu; örneğin verteks"de haç biçimli bir insizyon yapılı yordu. Bu ameliyatlar başarıyla sonuçlanmamıştır ve bugün mevcut hiçbir spesifik tedavi yoktur. Kraniostenoz birçok hastada nörolojik semptomlar ve akıl geriliğiyle sonuçlanmaktadır. Bu hastaların tedavisi genel bakım ve eğitim kurallarına göre yürütülmekte, ayrıca fizyoterapi, vb. gibi semptomatik tedavi uygulanmaktadır.   Kretinizm:Kretinizm, bir akıl geriliği tipidir ve intra -üterin yahut neonatal hayat döneminde, hipotiroidizmden (bkz.) ötürü iskelet gelişiminde gecikme ile birlikte görülür. Andemik kretinizm, dietteki iyot yetersizliğinden ileri gelir ve iyot takviyesiyle önlenebilir. Sporadik kretinizm fetal tiroid gelişimi yetersizliğinden, metabolik kretinizm ise bu tiroid hormonu sentezinin yetersizliğinden ileri gelir. Guatr yalnızca andemik ve metabolik kretinizmde görülür.
Diğer nedenlerden ileri gelen akıl geriliğinden ayırıcı teşhis erken safhalarda güç olabilir, çünkü bir kretin genellikle doğumda normal görünür ve altıncı aya kadar kretinizmin hiçbir özelliği belirmeye-bilir. Diğer vakalarda ise, hayatın ilk haftalarında belirgin belirtiler görülebilir. Çocuk giderek yeterince beslenmemeye başlar, letarji ve konstipasyon gelişir. Cilt sarı ve şişkin bir görünüm alır, dil dışarıya sarkar ve muhtemelen göbek hernisi gelişir. Bu safhada laboratuvar testleri tiroid hormonu yetersizliği gösterir. Normal gelişimin gerçekleşebilmesi için tiroid hormonuyla tedavi mümkün olduğu kadar erken başlatılmalıdır. Çok kere kalıcı değişimler zaten gelişmiştir, ama tedavi hiç değilse kısmen etkin olabilir. Çocukluk dönemine kadar teşhis koyulma-mışsa, tiroid tedavisi zekâ üzerinde hiçbir etki göstermez ve yalnızca davranışı etkilemekle kalır.
  Kundakçılık:Çeşitli kundakçılık biçimleri vardır. Çocuklarda ateşle oynama çok rastlanan, normal ve çoğunlukla zararsız bir harekettir. Oysa bazı çocuklar, çoğu zaman bir grup halinde, bile bile saman destelerini, çiftlik binalarını ve spor salonlarını ateşe verirler. Hiperkinetik çocuk su ile ateşe karşı özel bir ilgi duyar ve ilerde bir kundakçı olabilir. Yetişkinde başlıca üç tip kundakçılığa rastlanır. Bunlardan birincisi, gerçek veya hayalî bir horgörülme durumuna karşı bir tepki olarak, öç alma arzusuyla veya bir saldırganlık eylemi biçiminde yangın çıkarmaktır. Kişi, bazan içtiği içkinin etkisiyle birdenbire bir fabrikayı, garajı veya başka bir yapıyı ateşe vermeye karar verir, ikincisi menfaat gayesiyle - sigortadan para almak için - bilinçli kundakçılıktır ve genellikle sanıldığından daha çok rastlanır. Üçüncüsü ve en az rastlananı ise, bir cinsel sapıklık olarak beliren ve kişinin ateş ile itfaiyecilerin faaliyetlerini seyretmekten yoğun cinsel zevk duyduğu bir kundakçılık biçimidir. Kundakçılık çok ciddî bir suç sayılmaktadır, çünkü masum insanların ölümüne yol açabilir ve mala ziyan verebilir.   Kusma:Kusma, beslenmeyle yahut santral sinir sistemiyle ilgili etkenlerden ileri gelir. Psikiyatride sık görülen bir histerik semptomdur. Gebelikte de, bebeği istememeyi simgelediği ileri sürülmektedir. Sürekli bulantı ve kusma, litium toksisitesınde görülen bir özelliktir.   Kuşkular:Obsesyonel kuşkular obsessif kompülsif nevroz semptomatolojisinin bir bölümünü oluşturur. Kuşkulu sorular bilince sızar ve kişi bunların makul olmadığını kabul etse bile, zihninden uzaklaştıramaz. Sigarasını söndürüp söndürmediğini hatırlamaya çalışır, tabladan düşüp yeri yakmasından endişe eder; kapıyı kilitleyip kilitlemediğini merak eder, vb. Obsesyonel kuşkular hemen her zaman fobilere (bkz.) ve ritüellere (bkz.) eşlik eder.Bazı genç şizofreniklerde felsefi kuşkulara(örneğin, sürekli olarak << Ben niçin varım?>> düşüncesine ) rastlanır.   Körlük:Histerik körlük çoğu zaman ansızın olur. İki taraflı körlükte hastanın kendini engellerden sakındığı görülebilir. Hastaya biri kırmızı, öbürü yeşil camlı bir gözlük giydirilip sırayla biri kırmızı, biri yeşil olan harfleri okuması söylenerek tek taraflı körlük teşhis edilir. Hem kırmızı, hem yeşil harfleri okuyabilirse, iki gözünün de gördüğü anlaşılır. Histerik ambli-yopi ve vizüel alanın konsantrik küçülmesi daha karmaşık bir durumdur.En zoru ise, mevcut bir organik bozukluğu histerik abartılmasıdır.



 
   
   
       









 
  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri