A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Psikiyatrik Ansiklopedi-H

Psikiyatrik Ansiklopedi-H Habitüasyon:Psikolojik habitüasyon, bir hastanın bir stimulusa tepkisinin, o stimulusa tekrar mâruz kalması üzerine azalma gösterme hızıdır. Yaklaşık bir dakikalık fasılalarla hafif anksiete yaratan stimuluslar uygulanır ve tepki psikogalvanik cevapla (PGR) ölçülür. Normal kimselerde ve spesifik fobili hastalarda habitüasyon, anksiete durumları geçiren ve agorafobili hastalara kıyasla, daha çabuk gelişir. Bir trankilizanla tedavi, bu ikinci tipteki hastalarda habitüasyon hızını arttırır. İlaç habitüasyonunun (DST, 1967), iptilâdan farkı ilaca devam kompülsiyonu, dozu arttırma eğilimi ve hiçbir fizik ba ğımlılık göstermemesidir. 1964 yılında DST (dünya sağlık teşkilâtı), habitüasyon ve iptilânın ortak yönleri olması dolayısıyla, bu iki terimi kapsamak üzere «ilaç bağımlılığı» teriminin kullanılmasını tavsiye etti.
  Hafıza:Hafıza, geçmiş yaşantıların bütünüyle veya parça parça, bilinçli olarak canlandırılması için kullanılan genel bir terimdir. Başka bir anlamda ise, canlandırılan spesifik yaşantı bölümleri için kullanılır. Hafıza proçesinin üç safhası vardır. Birincisi sözkonusu materyele aktif bir dikkat (bkz.) gerektiren kayıt (bkz.) safhasıdır ve bilinçli ezberleme çabalarıyla geliştirilir. Geçmiş yaşantıların ilerde canlandın-labilmesi olanağı, kayıt işleminin bir hafıza trasesi veya engram (bkz.) oluştu rarak organizmayı değiştirdiğine işaret eder; engram, retansiyon safhası süresince korunur. Son araştırmalar, engramla-rın nöro-biokimyasal nitelikte olabileceğine işaret etmektedir. Hafızanın son safhası hatırlama (bkz.), tanıma, meydana getirme veya yeniden öğrenme testleriyle incelenir. Hastaların akıl muayenelerinde hafıza kapsamı ve bir kere gösterildikten sonra hatırlayabildikleri rakkamların sayısı ile ilgili testler sık sık kullanılır. Hatırlama kesin bir proçes değildir. Hatırlanan olaylar, kişinin tutum ve ilgilerine göre değişime uğrar. Bir Freud kavramı olan represyon (bkz.) mekanizması bu değişimde önemli bir rol oynar. Amerikan psikologu Lashley, serebral korteksin değişik bölümlerinin, hafıza gibi fonksiyonlar bakımından eşit potansiyele sahip olduğunu (yani bir bölümün, başka bir bölümün fonksiyonunu göste ıebildiğini) düşünüyordu, ama son zamanlarda yapılan araştırmalar hipokam-pusta bilateral ablasyon veya hasarın, hafıza fonksiyonları üzerinde önemli ölçüde negatif etki gösterdiğini ortaya çıkarmıştır.



Psikiyatrik bozukluklarda hipermneziler (bkz.) ender görülmekle birlikte, dismne-zilere (bkz.) özellikle scnil vakalar ve Korsakoff psikozu (bkz.) gibi organik hastalıklarda, sik rastlanmaktadır. Bu vakalarda kayıt saf hasının,, retansiyon ve hatırlamadan daha çok etkilendiği muhtemeldir. Bazı ilaçlar da hafıza üzerinde spesifik bozucu etkiler gösterirler. Bazıları (örneğin, diazepam) hafif ve geçici etki gösterdiğinden, hafif ameliyatlarda. stress"in azaltılmasında yararlı olabilir.
Hallis:Hallüsinasyon, dış kökenli bir stimulusu olmayan yanlış bir algıdır. Algı değişiminin sözkonusu olduğu sık görülen diğer algı bozukluğu illüzyondan (bkz.) farklıdır. Akıl hastalıklarında en sık rastlanan
hallüsinasyonlar, şizofrenide (bkz.) çok görülen «seslerdir». Bu sesler hastaya hitap edebilir, onunla ilgili sözler söyleyebilir, düşüncelerini yansıtabilir veya belli belirsiz mırıldanmalar biçiminde olabilir. iç ya da dış bir kaynakla ilgili olabilir ve kişi çoğunlukla bunların gerçekliklerinden emindir. Hallüsinasyonlar işitme dışındaki duyularla da ilgili olabilir ve böylece görme (vizüel), dokunma (taktil), işitme (olfakter) ve tad duyularına dayanan hallüsinasyonlar mevcuttur. Bazı duyuların belli kaynağa bağlanması güçtür veya birden fazla duyu sözkonusu ola bilir (örneğin, gücünü yitirme; cinsel bakımdan uyarılma) ve delüzyonlarla (bkz.) karışarak bunlardan ayırdedilme-yebilir.
Özellikle oditer hallüsinasyonlar, davranış ve ruhsal durumu etkileyebilir. Hasta dalgın olabilir ve ifade değişimleri gösterebilir, karşısındakine hakaret edici bir cevap verebilir veya emir ya da suçlamaya tepki olarak fevrî davranabilir. Normal kimseler de, özellikle uykuya dalarken hipnopompik (bkz.) veya uykuyla uyanıklık arasında hipnagojik (bkz.) ve diğer zamanlarda hallüsinasyonlar görebilirler (örneğin, telefon zili ya da bir yanma kokusu duyabilirler). Birçok akıl hastalığında ve beyin bozukluğunda da hallü sinasyonlar olur. Tablo başka bozukluk (hallüsinoz) olmaksızın duru bilinçlilik-ten, deliriumda başgösteren genel bilinç ve algı bulutlanmasına kadar değişkendir. Tıpkı izlenen bir tiyatro oyunu gibi, sistemli ve ayrıntılı hallüsinasyonlara en çok histeride rastlanır.
  Hallüsinasyonlar:Hallüsinasyon, dış kökenli bir stimulusu olmayan yanlış bir algıdır. Algı değişiminin sözkonusu olduğu sık görülen diğer algı bozukluğu illüzyondan (bkz.) farklıdır. Akıl hastalıklarında en sık rastlanan
hallüsinasyonlar, şizofrenide (bkz.) çok görülen «seslerdir». Bu sesler hastaya hitap edebilir, onunla ilgili sözler söyleyebilir, düşüncelerini yansıtabilir veya belli belirsiz mırıldanmalar biçiminde olabilir. iç ya da dış bir kaynakla ilgili olabilir ve kişi çoğunlukla bunların gerçekliklerinden emindir. Hallüsinasyonlar işitme dışındaki duyularla da ilgili olabilir ve böylece görme (vizüel), dokunma (taktil), işitme (olfakter) ve tad duyularına dayanan hallüsinasyonlar mevcuttur. Bazı duyuların belli kaynağa bağlanması güçtür veya birden fazla duyu sözkonusu ola bilir (örneğin, gücünü yitirme; cinsel bakımdan uyarılma) ve delüzyonlarla (bkz.) karışarak bunlardan ayırdedilme-yebilir.
Özellikle oditer hallüsinasyonlar, davranış ve ruhsal durumu etkileyebilir. Hasta dalgın olabilir ve ifade değişimleri gösterebilir, karşısındakine hakaret edici bir cevap verebilir veya emir ya da suçlamaya tepki olarak fevrî davranabilir. Normal kimseler de, özellikle uykuya dalarken hipnopompik (bkz.) veya uykuyla uyanıklık arasında hipnagojik (bkz.) ve diğer zamanlarda hallüsinasyonlar görebilirler (örneğin, telefon zili ya da bir yanma kokusu duyabilirler). Birçok akıl hastalığında ve beyin bozukluğunda da hallü sinasyonlar olur. Tablo başka bozukluk (hallüsinoz) olmaksızın duru bilinçlilik-ten, deliriumda başgösteren genel bilinç ve algı bulutlanmasına kadar değişkendir. Tıpkı izlenen bir tiyatro oyunu gibi, sistemli ve ayrıntılı hallüsinasyonlara en çok histeride rastlanır.
  Hallüsinojenik İlaçlar:Bunlar en belirgin özellikleri, hallüsinasyonlar (bkz.) dahil olmak üzere, şiddetli algı bozukluklarına yol açmaları olan maddelerdir. Bu grup için psikodelik
(bkz.) (yani akh değiştirici) ve psikoto-mimetik (bkz.) (yani psikoz tezahürlerini andıran) gibi birkaç ad kullanılmıştır. Oysa deneysel incelemeler, hallüsino-jenik teriminin, hallüsinojenik aktivite çok belirgin olsa bile hiçbir zaman bu ilaçların tüm aktivitelerini kapsamadığını göstermektedir. Nitekim, bu gibi ilaçların aktivitesi yalnızca kullananın kişilik ya pısına değil, aynı zamanda ruhsal durumuna ve ilaçtan ne gibi bir etki beklediğine bağlıdır. Bu husus, alkol, opium türevleri, barbitürat ve amfetaminler dahil olmak üzere, «akıl durumlarını değiştiren» bütün ilaçlar için sözkonusudur. Hallüsinojenik özellikler gösteren doğal maddelerin kullanımından tarihte sık sık sözedilmektedir. Kuzey Sibirya"daki kavimlerin hallüsinasyon yaratan mantarlar yedikleri, Meksikalıların da kutsal saydık lan mantarları dinsel törenlerde hallüsinasyon yaratmak için yedikleri tarihsel belgelerde yazılıdır. Ayrıca kuzey mitlerinde tanımlanan «çılgınlık» halinin de hallüsinojen büfotenin ihtiva eden ama-nita muscaria ile entoksikasyon sonucu oluşabileceği ileri sürülmüştür. Hallüsinojenlerin dramatik ve kayda de ğer etkileri vardır. Bunlar arasında derin affektif değişim, bunun yanısıra korku, anksiete, ürkme ve tremoru izleyen algı bozuklukları vardır. Bunlar yalnızca hallüsinasyon değil, algı niteliğindeki oldukça tuhaf değişimler biçiminde de olabilir-imajlarda yoğunlaşma ve değişim ve algı yaşantısının niteliği ile ilgilenme. Bunun yanısıra benlik gerçekliğinde değişme (depersonalizasyon) ve ortam gerçekliğinde değişme (derealizasyon) duyguları görülür ve kişinin düşünceleri de değişime uğrar-düşünce proçesleri dağılır ve bir hayal niteliğine bürünür. Hallüsinojenik ilaçlar şöyle sınıflandırılabilir:
1. Triptamin grubu. Bu grup doğrudan doğruya triptamin türevleri olan maddeleri ve kompleks bir halka yapısındaki triptamin çekirdeğini kapsar. Basit triptamin türevleri arasında dimetil triptamin, dietil triptamin, serotonin (bkz.) büfotenin (bkz.) ve psilosibin (bkz.) (kutsal Meksika mantarının aktif maddesi) vardır. Kompleks bir halkada temel triptamin nukleusu olan diğer hallüsino-jenler arasında da LSD (bkz.), harmin (bkz.) ve ibogain (bkz.) vardır. Güney Amerika"lı kızılderililerin kullandıkları Peganum harmala, Banisteria caapi ve Haemadictyon amazonicum, harmin ihtiva ederler. İbogain ise, Batı ve Merkezî Afrika"da kullanılan Tabernanthe bitkisinin aktif maddesidir.
2. Fenüetilamin grubu. Bu maddelerin hepsi sempatikomimetik katekolaminler-dir. En iyi bilineni olan meskalin (bkz.) ise Amerika"daki kavim törenlerinde ve dinsel törenlerde kullanılan Lophophora williamsii kaktüsünün yapraklarından türeyen peyote"nin aktif maddesidir. Bu gruptaki diğer maddeler arasında TMA -trimetoksi amfetamin- ve MDA-metilen dioksiamf etamin-vardır. 3. Üçüncü grup karışıktır ve ortamla tam bir temas kaybı ve tam amneziye yol açan ditran (bkz.), belirgin duygu kaybına, vücut imajı bozukluklarına ve kon-füzyon durumlarına yol açabilen kannabi-sin (bkz.) aktif maddesi ile fenil siklidin (sernil) ihtiva eder. Bütün hallüsinojen-ler arasında en yaygın olarak bilineni LSD 25"dir ve terapideki yeri konusunda çok az fikir birliği olmasına rağmen psikiyatrik tedavi ve araştırmada kullanılmış tır. Birçokları bunun alkolizm için faydalı bir terapi olduğunu ileri sürmektedir. ama tedavideki gerçek yeri açıkça tanım-lanmamıştır. Hallüsinojenik ilaçların harekete geçirdiği durumların araştırılmasının temelinde, bu durumların psikozları andırması vardır hattâ bunlara «model psikozlar» denmektedir. Model psikozların araştırılmasının şizofreni gibi psikozların etyolojisine ışık tutacağı düşünülmekle birlikte, her ne kadar iki sendrom arasında benzerlikler varsa da, hallüsinojenik ilaçların etkisiyle psikoz etkeni arasında bağlantı olduğu konusunda henüz hiçbir kesin delil yoktur. Hallüsinojenik ilaçların rasgele kullanımı gençler arasın da yaygınlaşmıştır, ama tıbbî görüş ilaçların bu tür hedonistik amaçlarla kullanımını onaylamamaktadır, çünkü bu gibi durumlarda bir sezgi artışı kazandığını sanan kişide, başlangıcı ve süresi önceden kestirilemeyen ve bazan trajik sonuçlar veren olumsuz reaksiyonlar çok tehlikelidir.
  Halsizlik:Şiddeti ile etkeni arasında makul bir orantı olmadığı zaman tıbbî anlam taşıyan, beden veya akıl yorulması sonucu gelişen bir yorgunluk durumudur. Bu durum birçok fizik hastalığın ortak bir semptomudur, ama psikolojik faktörler önemli bir katkı öğesi olabilir ve bazan öncelik taşır. Aynı zamanda depresyonların ve kronik anksiete durumlarının da belirgin bir özelliğidir. Bazı kimselerde ise fizik hastalık, depresyon ya da anksiete mevcut olmasa da belirgin ve süreklidir.   Harmin:Harmin, Güney Amerika bitkileri olan Peganum harmala, Haemadictyon ama-zonicum ve Banisteria caapi"den elde edilen bir alkaloiddlr. Oral ya da i.v. yoldan kullanıldığı zaman, bulantı ve ataksi gibi nahoş otonom etkilerle birlikte hallüsinas-yonlar oluşur. Harminin stimülan etkisi, monoamin oksidaz üzerindeki inhibitör etkileriyle ilgili olabilir.   Hartnup Hastalığı:Hartnup hastalığı, doğuştan bir metabolizma bozukluğudur. Otosomal resessif bir özellik olarak kalıtım yoluyla geçtiğine işaret eden deliller mevcuttur. Karakteristikleri tuhaf biokimyasal özelliklerdir ve bunların en süreklisi genel aminoasidüri-dir. Nikotinamidden yararlanma (ütilizas-yon) anormalliği de ileri sürülmüştür. Psikiyatrik etkiler vakadan vakaya değişir ve episodiktir. Bu etkiler pellagrayı andıran duyarlı bir cilt kızartısının belirme sine ve değişken serebellar semptomlarla karakterize geçici nörolojik bozukluğa eşlik edebilir. Akıl konfüzyonu da bunlarla birlikte sık görülen bir etkidir. Bazı hastalarda daha kalıcı bir etki ise akıl geriliğidir.   Hatırlama:Bir anıyı bilince geri getirme proçesidir. Bu terim psikiyatride, yakın geçmişteki olgu ve olayların hatırlanması anlamında kullanılır.   HAVA ANSEFALOGRAFİSİ:Lomber hava ansefalografisinde, serebro spinal sıvı her seferinde birkaç mililitrelik miktarlarda boşaltılarak yerine, kafatasının içine 30-40 mi. hava zerkedilir. Bu işlem, artan kafatası iç basıncı sonucunda, beynin foramen magnum"a doğru fıtıklaşması (herniation) ihtimali dolayısıyla daima tehlikelidir ve eğer kafatası iç basıncının artmasından şüphe edilirse, mutlaka nöroşirürjik takviyeyle yapılmalıdır. Vantrikülografi yoluyla da hava verilebilir. Hastayı sırayla sırtüstü, yüzüstü ve yan yatırarak matriküler sistemin çeşitli kesimlerinin radiografide çizilmesi için «kabarcık» dolaştırılır. Alçak basınç başağrıları ve mide bulantısı çok raslanan bozukluklardır. Bunlar yatağın avakucunu yükselterek, analjezik ve antiemetikler uygulayarak giderilebilir.   Hebefreni:Hebefreni en sık rastlanan şizofreni (bkz.) tiplerinden biridir; çoğunlukla sinsidir ve 15-30 yaşlar arasında başlar. Adolesans, meslek, dostluk kurmak veya cinsel kaygılar ile ilgili güçlüklerden doğduğu düşünülmektedir. Konsantrasyon güçlüğü orta veya yüksek Öğrenim gören gençlerde belirgindir. Psişik hayat önemli etkilere uğrar; irade, yönelim, düşünce ve emosyon bozukluğu veya hasarı olur ve bu davranışta da yansır. Düşünce bozukluğu şu gibi belirtileri gösterir: Birbiriyle bağdaşmayan fikirlerin asosiyas-yonu; sorulan soruyu anlamış olsa bile, yersiz cevap; psödo-din ve felsefe fikirleriyle belli belirsiz ilgilenme. Kişinin iddialı ama boş fikirler ileri sürdüğü görülür.
Oditer hallüsinasyonlara sık rastlanır. Göze batıcı bir aşırı cinsel faaliyete yönelik cinsel dürtü artışı da olabilir. Daha erken bir safhada, teşhisi yanıltıcı nitelikte depressif yahut nörotik semptomlar belirebilir.
Hedonizm:Zevk aramanın tek hedef olduğunu kabul eden bir felsefe doktrinidir. Psikiyatrik anlamda, hedon:"zm terimi, başlı başlarına bir amaç olmaktan ziyade, yalnızca yaratacağı zevk için belli hedeflerin peşinde koşulması anlamına gelir.
HEPATOLANTİKÜLER DEJENERASYON:Doğuştan gelen bu bakır metabolizması bozukluğu, otosomal resessif bir özellik olarak kalıtım yoluyla geçer. Dokularda biriken bakır, karaciğer ve beyinde patolojik değişimlere yol açar. Özellikle bazal ganglionlar etkilenir ve sonucunda ekst-rapiramidal rijidite, atetoz, tremor. disartri ve disfaji gelişir. Bunu ise çoğunlukla tremor izler. Kornea limbusundaki, yeşil renkte, Kayser-Fleischer halkası da teşhis bakımından bir özelliktir. Hastalığın başlama yaşı çocukluktan ileri yetişkin yaşa kadar değişkendir. BAL (British Anti Lewisite) veya penisillamin gibi bir kelatlaşma sağlayan maddenin uygulanmasını klinik iyileşme izler.   Hermafroditizm:Hermafroditizm, bir kişinin hem erkek, hem de kadın cinsiyet organları taşıdığı, ender rastlanan bir iki-cinsiyetlik durumudur. Her ne kadar çeşitli derecede mo-zaikizm mevcutsa da, kromozom yapısı genellikle XX"dir. Psikoseksüel yapı esnektir ve cinsiyet rolü (bkz.) doğumda belirlenen cinsiyete ve yetiştirilirken yapılan muameleye göre gelişir. Psödo-hermafroditizm (bkz.) veya , özellikle 44-XY kromozom yapılı erkeklerde olur. Somatik hücrelerde and-rojenin erkekleştirici etkisine tepki gösterebilecek enzimin yetersizliğinden ileri gelen bir testiküler feminizasyon mevcut tur.
Yerine inmeyen testiküller ve gelişmemiş penis, doğumda yanlış olarak kadın geni-tal organları sanılır ve çocuk, adolesans dönemindeki erkekleşme bu yanlışlığı ortaya çıkarıncaya kadar kadın cinsiyet rolüne göre yetiştirilir. O zaman cinsiyetin yeniden belirlenmesi gerekir. Kadınlarda psödo-hermafroditizm ender görülür ve çoğunlukla adrenogenital bir sendromdan ileri gelir. Kadındaki adrenal bezin yüksek androjen üretmesi sonucunda ise hi-pospadiak penis oluşur ve çocuk yanlış olarak erkek olarak belirlenip ona göre yetiştirilir.
  Hidrosefalus:İç hidrosefalus, beyinde vantriküler sistemdeki koroid pleksus"un oluşturduğu beyin-omurilik sıvısının serbest dolaşımının tıkanmasından ileri gelir. Normal olarak, beyin-omurilik sıvısı Sylvius su kanalından ve ufak foramenlerden geçerek subaraknoid boşlukta absorbe olur. Beyindeki konjenital bir formasyon bozukluğu nedeniyle tıkanma olabilir (örneğin, Sylvius kanalındaki konjenital daralma cinsiyete-bağh kalıtımla geçer; spina bifi-da cystica (Arnold Chiari formasyon bozukluğu); serebellar vermiş formasyon bozukluğu (Dandy Walker sendromu). Menenjit sonrası iltisaklar da beyin omurilik sıvısının vantriküler sistemdeki dolaşımını bloke edebilir ve nitekim enfeksiyon, sonradan gelişen hidrosefalus"un en sık görülen nedenlerinden biridir. Doğumda veya doğuma yakın zamanlarda kafatası içinde hemoraji, hidrosefalus"a yol açabilir. Çocuklukta tümör ve kistler.   Hiperestezi:Dokunma stimuluslarına karşı aşırı duyarlılık. Genellikle periferik sinirlerde hastalık veya travma sonucu gelişir. His terik hiperestezi çok kere tuhaftır ve genellikle kafayı, karnı ya da bedenin bir yarısını etkiler; teşhis organik hastalık belirtileri bulunmamasına ve devam eden bir psikopatoloji mevcudiyetine dayanır.   Hiperkinezi:Çocuklar aktivite düzeyleri bakımından mizaç farklılıkları gösterirler. Az sayıdaki bazı çocuklarda, aşırı faaliyet klinik bir tablo oluşturacak derecede belirgindir. Hiperkinetik sendromun karakteristikleri aşırı ve iyi düzenlenemeyen aktivite ve buna eşlik eden kısa dikkat süresi ile dalgınlıktır. Saldırgan ve yıkıcı davranış sık sık mevcuttur. Bunun yanısıra, çocukta muhtemelen ortalamadan düşük zekâ, konuşmanın gelişememesi ve birçok çocuğun çekingenlik duyduğu toplumsal durumlarda anksiete göstermeme mevcuttur.
Bu derecede aşırı faaliyet, 18 aylık ile 2 yaş arasındaki çocuk hareketlenmeye başladığı zaman aile hayatını etkiler. Çocuğun uzun bir süre hareket etmeden otur masını gerektiren okul döneminde, hiperkinezi maksimum düzeye çıkabilir yahut ilk olarak bu dönemde farkedilebilir. Çoğunlukla püberteden önce aktivite seviyesinde bir azalma olur, ama başka sorunlar öncelik taşımaya başlar. Aşırı aktivite karakteristik olarak toplumsal duruma bağlı değildir, çocuk hiçbir durumda bir iki dakikadan fazla hareketsiz oturamaz. Bazı çocuklar, anksiete yaratan durumlarda daha aktifleşirler.
Etyoloji, muhtemelen, daha ziyade yapısaldır, ama bazan beyin travmasıyla ilgili olabilir.
Tedavi semptomatiktir. Deksamfetamin sülfat çocuklukta, paradoksal olarak, ak-tiviteyi yatıştırır ve bazan etkin bir tedavidir. Haloperidol ve klorpromazin de başarıyla kullanılmıştır. Son zamanlarda, davranış değiştirici tekniklerle umut verici sonuçlar elde edilmiştir.
Hiperminezi:Geçmiş olayları akılda tutma ve hatırlama yeteneğinin olağanüstü derecede olmasıdır. Çocuklarda bu duruma «zihinde canlandırma» (bkz) (eidetik imaj) eşlik edebilir. Rus psikologu Luria tarafından son zamanlarda yetişkinlik safhasındaki «hafıza» üzerinde yürütülen bir inceleme senestezinin (bkz.)"(bir modalitedeki duyumlara diğer modalitelerdeki duyusal izlenimlerin eşlik etmesi, örneğin renk ve ses) hafıza proçesleri üzerindeki etkisini göstermektedir. Hipnoz sırasında ve hipo-mani (bkz.) ya da paranoid psikoz gibi bazı patolojik durumlarda hipermnezi görülebilir.   Hipertansiyon:Hipertansiyon, başka faktörlerin yanısıra. kalıtsal ve ortamsal faktörlerin önem taşıdığı yapısal bir bozukluktur. Hastalığın selim safhasında hipertansiyon çok kere labildir ve anksiete kan basıncında hatırı sayılır artışlara yol açabilir. Stres"s"in kan basıncında yarattığı geçici artışların daha ilerde inatçı bir nitelik taşıdığı ileri sürülmüştür.
Hipertansiyona çoğunlukla antihipertan-sif ilaçlarla semptomatik tedavi uygulanabilir; ancak, etken olabilecek herhangi bir emosyonel bozukluğu belirlemek ve tedavi etmek de yararlıdır. Hipertansiflerin kişilik tablosu çok. kere çatışma (conflict), anksiete ve saldırganlığı deşarj edememe gibi özellikleri kapsar. Yoğun ve kronik düşmanlık mevcut olup bunun birikimi üzerine hastada represyon için inhibisyon gereği artar. Böylece, tedavi temeldeki psikopatolojinin saptanmasını ve hastanın hayat tarzı kan basıncı üzerinde olumsuz etkiler gösterdiği takdirde, bunu değişt"r-me çabalarını kapsar. Hastanın kendi hastalığını bilmesi anksieteyi büsbütün arttırır ve klordfazepoksid veya medaze-pam gibi bir benzodiazepin ile tedaviyi gerektirir.
Reserpin tedavisi ciddî depresyona yol açabilir ve bu etki dolayısıyla reserpin ender olarak kullanılmalıdır. Serebral no-radrenalini tüketen başka bir madde olan metildopa bugün yaygın olarak kullanılmaktadır ve bu madde de depresyon ile hepato-toksisiteye yol açabilir. Trisiklik antidepresan (bkz.) tedavisinin, guaneti-din tipindeki antihipertansiflerin terapö-tik etkilerini bloke ettiğinin bilinmesi önemlidir.
  Hipertiroidizm:Tipik psikolojik özellikleri anksiete ve aşırı emosyonel tepkidir. Anksiete durumlarından ayırdedilmesi güçtür ve bazan kesin hipertiroidizmli hastalarda etkin antitiroid tedavisine rağmen anksiete semptomları devam eder. Bazan hipertiroidizme majör bir psikoz, çoğunlukla ajite depresyon, daha seyrek olarak mani veya şizofreni eşlik eder.   Hipervantilasyon Sendromu:Ya sık iç çekmeyle birlikte solunum hızı artışına, ya da şiddetli vakalarda hızlı yüzeysel ve düzensiz solunuma eşlik eden bir anksiete durumudur. Çok kere sersemlik, solgunluk, başdönmesi, parestezi, bulanık görme ve bazan tetaniye yol açar. Hastalar sık sık akciğerlerine yeterince hava girmemesinden korktuklarını bildirirler. Tedavi temeldeki anksieteye (bkz.) yönelmelidir.   Hipnopompik Fenomenler:Uyku eşiğinde, genellikle görüntü biçiminde, çok kere motifler, biçimler ve renkler halinde beliren hallüsinasyon yaşantılarıdır. Gerçekdışı da olabilirler. Normal kişiler, özellikle gerilim ve anksiete dönemlerinde bu tür hallüsinasyon-lar görürler. Kişi çok kere düş gördüğünü ya da uyuduğunu reddeder. Narkolepside (bkz.) ve ilaç etkisi altındakilerde de hipnagojik hallüsinasyonlar sık görülür. Daha ziyade anksiyöz kişiler, patolojik anlam taşıyan bir semptom olarak bu durumdan şikâyet ederler.   Hipnotikler:Hipnotik terimi, bir ilacın uyku yaratıcı özelliklerini • gösterirken, sedatif terimi yatışma ve uyuklama hali yaratan daha hafif bir aktiviteyi belirtir. Bu fark bir nicelik farkıdır ve soporifik ilaçlar kullanılan dozaja göre her iki etkiyi de yaratabilir.
Psikiyatrik hastalıkta sık görülen bir belirti olan insomnia"nın giderilmesi için hipnotik bileşikler verilir. Özellikle kalıcı olduğu zaman, rahatsızlık verici bir şi-kâyettr bu nedenle hipnotik ilaçlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar değerli terapötik maddelerdir, ama yaygın kullanımları kısmen diğer psikoterapötik tedbirlerin az kullanılması dolayısıyla-dır.
Mevcut hipnotikler uyku niteliğini değiştirir; paradoksal uyku oranı da başlangıçta azalır. Hipnotik tedavisinin kesilmesinden sonra normale dönüş haftalarca sürebilir ve ilk birkaç gece uykunun bozulma sı ve canlı rüyalar görülmesi ihtimali vardır. Sonuç olarak, hastalar hipnotik tedavisinin kesilmesine isteksizlik gösterirler ve bunu hemen bağımlılık ile kronik hipnotik medikasyon izler.
Hipnotiklerle aşırı dozaj bugün intihar girişimi için çok başvurulan bir yöntem olmuştur ve bu risk psikiyatrik bir hastalıktan mustarip hastalarda özellikle yüksektir. Bozukluk vakalarında etkin dozaj gerekleriyle güvenliği bağdaştırmak güç ölebilir. Sorumlu bir akrabanın ilaç kullanımını denetlemesi, bu sorunu çözümle menin bir yoludur.
H pnotik ilaçların bir sürü çeşidi mevcuttur. En önemlileri arasında sözü edilen barbitüratlar (bkz.) yıllardır devam ede-gelen bir rağbet görmüştür fakat son araştırmalar, bunların paradoksal uykuyu yâ ni REM uykusunu son derece bozduklarını dolayısıyle sürekli kullanımlarının çeşitli olumsuz sonuçları olduğunu ortaya koymuştur. Piperidindion bileşikleri (bkz.) de etkileri ispatlanmış hipnotik ilaçlardır. Son zamanlarda, benziodiaze-pinler (bkz.) psikiyatrik tababette, geniş bir güvenlik sınırına sahip olmaları dolayısıyla, tercih edilen terapötikler haline gelmiştir.
  Hipnoz:Bir terapi aracı olarak hipnozu ilk kullanan Mesmer"den sonra Freud da, serbest çağrışımla psikanaliz tekniğini geliştirmeden önce histerik hastaların tedavisinde hipnozu kullandı.
Hipnoz yarı-bilinçli bir telkine yatkınlık durumu olarak tanımlanabilir ve hipnoz tekniği hastada doğuştan mevcut telkine yatkınlığı arttırmaktadır. Hekim, hastayı hipnozla ilgili söylenti ve teatral gösterilerin yarattığı yersiz korkulardan kurtar mak için, ona hipnoz fikrini açıklamalıdır. Hipnoz uygulanırken hasta, kendisine nasıl uygun gelirse, ya bir koltukta oturur, ya da bir divana uzanır. Ancak, gevşemiş durumda olması şarttır. Kullanılan
telkinler, hastanın işbirliğinin büyük önem taşıdığı yöntemlerden (örneğin, dikkatini parmaklarında yoğunlaştırması ve sürekli telkinle parmaklarının, elinin ve son olarak kolunun bütünüyle havaya yükseltilmesi), hekimin kendi kişiliğinin gücüyle hastadaki telkine yatkınlığı harekete geçirdiği yöntemlere kadar, değişkendir. Bütün vakalarda, hastanın gittikçe daha çok gevşediği ve bir uyku haline geçtiği ve yatkın süjelerin birkaç seanstan sonra bir hipnotik uyku durumuna geçtikleri ileri sürülmektedir. Bu hipnotik durumun en önemli karakteristiklerinden biri h"pnoz sonrası telkine yatkınlık tır.
Hipnozun başlıca üç kullanım alanı vardır:
1. Gevşekliği arttırmak; örneğin, davranış terapisi için.
2. Daha güçlü telkinde bulunmak; örneğin, daha formel psikoterapiden önce erken safhadaki histerik semptomları gidermek için. Nükseden siğil vakalarında parmak derilerini koparma gibi basit alışkanlıklar bu yoldan tedavi edilebilir.
3. Daha önce bastırılmış anıları ortaya çıkarmak; özellikle akut bir stress"den sonraki histerik amnezi durumlarında.
Çok kolayca hipnotize edilen kişiler vardır, ama bu kişileri önceden saptamak her zaman kolay değildir ve başarısız bir hipnotizma çabası hastanın güvenini zayıflatır. Ayrıca, birçok hekimin mizacı hipnoteirapi için uygun değildir ve hastaların bazılarında temeldeki etken yeterince çözümlenemediği takdirde, hipnoz bağımlılığı gelişebilir. Bu nedenlerle, meto-heksiton sodyum ya da tiopenton gibi ilaçlar genellikle tercih edilmektedir, çünkü bunlar gevşeme sağlamaları, telkin yatkınlığını yükseltmeleri ve bastırılmış ma-teryeli ortaya çıkarmaları bakımından daha çabuk ve daha emindir.
Hipoglisemi:Hipoglisemi nöbetlerinin muhtemel birçok etkeni vardır. Yetişkinlerde en önemli etkenleri aşırı insülin dozu, adacık hücre tümörü ve «fonksiyonel» hipoglisemidir. Şiddetli hipoglisemi bilinç hasarına. çok kere uygunsuz davranışa, bunu izleyen koma ve konvülsiyonlara yol açabilir. Reaksiyon bazı durumlarda alkolizmi andırabilir. Hipoglisemiye karşı adrenerjik tepki ise anksiete ve çarpıntıya yol açabilir. Bütün semptomlar episodiktir.   Hipokondriasis:Bu terim, değişik fakat birbirine ilişkin birçok durumda kullanılır: (a) hasta olduklarına inanarak ya da inanmayarak. bundan şüphelensin veya şüphelenmesinler, sürekli olarak sağlıklarıyla ilgilenen kişileri; (b) makul deliller olmadığı halde, ciddî bir hastalığa yakalanacaklarından korkanlar, ya da yakalandıklarından emin olanlar ve (c) hiçbir organik temele dayanmayan bir veya birçok inatçı ya da tekrarlayıcı bedensel şikâyetleri olanları tanımlamak için kullanılır. Laksatif, tonik ve vitamin tüketiminin gösterdiğine göre, ilk anlamdaki hipokondriasis, bir karakter özelliği olarak, çok yaygındır. Bu özellik, yaş ilerledikçe daha da belirginleşir. Mesleğimiz mensuplarının herhangi bir şikâyet için, ne kadar önemsiz olursa olsun, hemen reçete yazma eğilim leri de buna katkıda bulunmaktadır. ikinci anlamdaki hipokondriasis de, bir semptom olarak çok yaygındır, ama genellikle yalnızca başka bir psikiyatrik durum ortamında başgösterir örneğin, bir anksiete (bkz.) durumunda ya da depresyonda (bkz.) ve bazan şizofrenide (bkz.) Anksiete durumlarında hipokondriak semptomlar çoğunlukla temelinde anksi-etenin somatik bir tezahürü olan korku ya da endişeler biçiminde belirir; örneğin, çarpıntıları olan bir hasta kendisinde bir «kalb güçsüzlüğü» olduğundan endişelenir. Öte yandan, şizofrenide ve envolüsyo-nel melankolide, hipokondriasis çoğunlukla delüzyonel ve tuhaftır; örneğin, hasta beyninin iki bölümünün yer değiştirdiğine inanır. Depressifler çok kere ciddî bir bedensel hastalık ve diğer felâket ihtimallerinden endişelenirler; şiddetli depreş yonda ise bu gibi korkular delüzyon niteliği taşıyabilir.
Üçüncü anlamda hipokondriasis daha ziyade belirgin histerik kişilik özellikleri olan kadınlarda görülür ve muhtemelen hastanın semptomları dolayısıyla takınabildiği yatalak rolü, kendisine anlayış ve ilgi görme, nahoş zorunluluklardan kaçınma gibi önemli yararlar sağladığından bu tip vakalar tedaviye dirençlidir. Hipokondriasis"e ilişkin psikodinamik teorilerde, bu durum genellikle bilinçsiz kötülük ve suçluluk duyguları açısından yorumlanır.
Hipomani:İlk olarak Kraepelin (bkz.), dört mani (bkz.) çeşidi arasında ayrım yapmıştır -hipomani, akut mani, delüzyonel mani ve deliriyöz mani-bununla birlikte, bu çeşitlerin ayrı durumlar değil de, şiddet farkları olduğunu ve hastaların bir durumdan öbürüne geçtiklerini ve yine aynı duruma döndüklerini de kabul etmiştir. Hipomani sık kullanılan bir terim olarak kalmıştır. Bu terim, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı, enerji artışı ve bazan konuşma güç lüğü ve irritabilite ile birlikte ruhsal durumda hafif bir yükselme gösteren, fakat hiçbir belirgin fikir karışımı ya da gran-diöz delüzyonlar (örneğin, devlet başkanlığı iddiaları) göstermeyen hir durumu tanımlamak için kullanılır.
Hipoparatiroidizm:Ender görülen bu bozukluğun en önemli özelliği hipokalsemidir. Klinik özellikleri arasında da tetani, konvülsiyonlar ve emosyonel bozukluk (denge kararsızlığı. anksiete ve depresyon) vardır. Delirium episodları görülebilir. Hipoparatiroidizm-li küçük çocuklarda, uygun tedavi görmedikleri takdirde, akıl geriliği gelişir; yine de, bu geriliğin reversibl olduğu söylenmektedir.   Hipoparatiroidizm:Ender görülen bu bozukluğun en önemli özelliği hipokalsemidir. Klinik özellikleri arasında da tetani, konvülsiyonlar ve emosyonel bozukluk (denge kararsızlığı. anksiete ve depresyon) vardır. Delirium episodları görülebilir. Hipoparatiroidizm-li küçük çocuklarda, uygun tedavi görmedikleri takdirde, akıl geriliği gelişir; yine de, bu geriliğin reversibl olduğu söylenmektedir.   Hipotalamus:Diansefalonda yer alan hipotalamus, otonom (bkz.) ve endokrin (bkz.) fonksiyonları entegre eder. Beynin diğer bölümlerinin birçoğundan, dolaylı veya dolaysız olarak afferent bağlantılar gelir ve omurilikteki otonom nöronları etkilemek üzere efferent bağlantılar iner. Pos-terior pitüiter hormonlar (örneğin, anti-diüretik hormon ve oksitosin) hipotala-musta oluşur ve sinir kümeleri yoluyla posterior pitüitere iletilir. Anterior pitüiter hormon da (örneğin, büyüme hormonu, kortikotropin ve gonadotropinler) yine hipotalamusta oluşan ve hipotalamik •hipofizeal portal kan damarı sistemiyle pitüitere iletilen salgı faktörleri tarafından kontrol edilir. Hipotalamus, besin ve su alımını, kardiovasküler fonksiyonları. vücut ısısını, sindirim fonksiyonlarını ve cinsel fonksiyonları kontrol etmesi dola yısıyla önemlidir. Emosyonel reaksiyonların motor ve iç organlardaki tepkilerini de organize eder.
Hipotiroidizm:Fetüs ve bebeklerde tiroid hormonu yetersizliği fizik ve akıl gelişiminde retardas-yona yol açar (bkz. KRETİNİZM). Yetişkinlerde hipotiroidizm, karakteristik psikolojik etkilere yol açar; bunlar sık sık klinik belirtiler olarak tezahür eder. Psikolojik fonksiyonlar genellikle yavaşlar ve hastada donukluk, uyuşukluk ve unutkanlık başgösterir. Genellikle apati, -ba-zan da depresyon biçiminde emosyonel bozukluk gelişir. Hipotiroidizm için ba-zan yanlış olarak, depressif hastalık ya da pre-senil demans teşhisi koyulur. Tiroksin tedavisi hastalığın hem psikolojik, hem de fizik semptomlarını giderir. Bazı hipotiroid hastalarında, açık psikozlar gelişir. Bu vakalarda yalnız tiroksin tedavisi, başlı başına tedavi gerektiren psikiyatrik bozukluğu gidermeyebilir.   Hippokampus:Hippokampus. cornu temporalis ventri-culi lateralis"in tabanında yer alır. Neo-korteksden daha basit bir yapı gösteren arkekorteksden oluşur. Fornikste (bkz.). afferent fibr İler. mammiller cisime (bkz.), anterior talamik nukleusa ve hi-potalamusa (bkz.) ulaşır. Hippokampus. limbik sistemin (bkz.) bir bölümüdür ve dikkat ve alarm tepkileri ile bazı viseral ve cinsel tepkilerin kontrolünü yapar. Ayrıca, anıların kaydedilmesinde de rol oynar. Böylece, hippokampus ve ilgili yapılarda lezyonlar şiddetli bozukluklara yol açar.   Hipsaritmi:Çok kere yanlış olarak, enfantil spazmlarla (bkz.) (şimşek nöbetleri, «selâm» nöbetleri) eş anlamda kullanılan bu terim, aslında bu durumlarda sık sık kaydedilen EEG bulgusunu belirtir. EEG kaydı karışık, düzensiz ve senkronize olmayan, gelişigüzel tepelerden ve yavaş dalgalardan oluşur; bu trase tümüyle nor mal ritmlerin yerini alır. Şiddet dereceleri klinik tabloyla tam bir korelasyon göstermez. Enfantil spazmların temelindeki bozukluğun tedavisi sırasında EEG normale dönebilir, ama spazm kayıtlarının normalleşmesi ve spazmların durması üzerine, normal akıl gelişiminin başlaması enderdir.   Histeri:Tıp tarihinde, histeri kadar üzerinde çok tartışılan, doktorlar tarafından güç tanımlanan ve sık rastlanan çok az durum vardır. Niteliği konusunda sayısız tahminlerde bulunulmuştur; histeriye «nozo-lojinin alaycı kuşu» adı verilmiş ve her kuşağın tıp adamları, mesleğin daha zeki üyelerini umutlandıran patojenez teorilerinin ileri sürüldüğünü görmüşlerdir. Ancak, histeri adı verilen daha spesifik bir durum için bugün delil niteliği taşıyan bütün bu aktivite bize çok az bilgi sağla mıştır. Aslında, ne ikizlerde yapılan incelemeler, ne gözlem incelemeleri, ne de klinik incelemeler, bir bütün olarak histeri kavramını desteklememektedir. Bunlar daha ziyade, histerik semptomların herhangi bir psikiyatrik durumda, özellikle depresyonda ya da dayanılmaz bir stress"e karşı bir tepki olarak belirebilece-ğine işaret etmektedir.
Histerik «semptomlar» hastanın gerçekliği yenememesi ve bu başarısızlığından doğan çatışmayı, aslında gerçeğe uygun olmasa bile, hastanın gerçek kabul ettiği bazı düşünceler yoluyla («dissosiyasyon») çözümleme çabasından ortaya çıkar. Has tanın, temeldeki çatışmayla ilgili anksie-tesinin histerik bir semptoma «dönüştüğünden» söz edilir; bu semptom genellikle «ikinci derecede bir çıkar amacı» taşır; örneğin, anksiete yaratan durumdan kaçınma. Bir örnek vermek gerekirse, bir adam ne zaman işe gitse, başka bir erkek eve geliyor ve karısıyla sevişiyordu. Bu duruma katlanamayan adamın bacaklarında, evde kalmasını gerektiren histerik bir parezi gelişti. Bazan ise, hasla bu bozukluğa karşı gerekli endişeyi göstermez (belle indifference), ama bugün genellikle bunun tersi olan durumla karşılaşılmaktadır. Semptomlar:
1. Hafıza bozuklukları. Bu gerçek ve tam bir hafıza kaybı değil, yalnızca kişisel olaylara ilişkin yarım hatırlama ya da bazan kimliği unutma biçimindeki bir hafıza kaybıdır. ,
2. Bilinç bozuklukları. Hastanın çok kere dayanılmaz bir durumdan kaçmaya çalış tığı füg durumu, bu tip bozuklukların en sık rastlanan biçimidir.
3. Zekâ bozuklukları. Örneğin psödo-de-mans ya da ender görülen Ganser sendro-mu.
4. Hareket bozuklukları. Somatik kaslardan herhangi birinde histerik paraliz gelişebilir. Diğer tezahürler arasında tremor-lar, yürüyüş bozuklukları, disfoni ve histerik konvülsiyonlar vardır.
5. Algı bozuklukları. Bu, genellikle ciltte bir duyu kaybıdır, ama histerik körlük ve sağırlığa da sık rastlanır. Erkeklerin kadınlar için kullandıkları histerik kişilik teriminden genellikle erkeklerden çok kadınlar için sözedilir. Dikkat çekme isteği, canlılık, egoistlik, bağımlılık ve aşırı emosyonel tepki eğilimi gibi karakter özellikleri ile histerik kişilik arasında ilişki kurulmuştur. Nitekim, bu kişilik özelliklerini en iyi tanımlayan terim «his trionik» terimidir. Kuşkusuz, histerik semptom gösteren hastaların yalnızca ufak bir azınlığı bu kişiliğe sahiptir. . Geçmişte kafa travması ya da santral sinir sisteminde organik hastalık, hastalarda histerik semptomlara, özellikle amnezi ve füg durumlarına karşı predispozisyon yaratmaktadır,
Yukarıda belirtildiği gibi, şiddetli bir stress ya da çatışma histerik semptomları presipite edebilir ve muhtemelen hepimizde histerik semptom geliştirme kapasitesi latanttır. Öte yandan, kültürel faktörler de rol oynar ve ilkel toplumlarda insi-dans çok yüksektir.
Histerik semptomlar herhangi bir psikiyatrik hastalığa da eşlik edebilirler. Bu durum özellikle depresyon için geçerlidir. Yakın zamanlarda yapılan bir araştırmada temelde depresyonlu hastaların üçte birinde histerik semptomların mevcudiye-li ortaya konmuştur.
Tedavi, temeldeki etkenin tedavisidir, ama yeni başlayan vakalarda genel durum olumludur. Bunlardan yaklaşık üçte iki si on iki ay sonra semptomlarından kurtulurlar. Geri kalan üçte biri daha karamsar bir tablo gösterir ve beş yıl sonra tüm grubun dörtte biri hâlâ semptomlardan mustariptir. \ıllar geçtikçe, konversiyon histerisi teşhisi koyulan birkaç vakada ya şizofrenik yahut manik depressif psikozlar ya da epilepsi gelişir. Özet olarak, histeri dikkatli ve tedbirli davranmayı gerektiren bir teşhistir. Hangi terim kullanılırsa kullanılsın, bunun anlamı kesin olarak anlaşılmalı ve hastanın gösterdiği klinik tabloya tutarlı olarak uygulanabil-melidir. ICD sınıflandırması, histerik nevrozu iki alt gruba ayırır-dissosiyatif durumlar ve konversiyon fenomenleri.
Ayrıca histerik kişilik bozukluğu da tanımlanmıştır. Bunlardan herbiri, basit ve anlaşılabilir terimlerle tanımlanmıştır; böyle bir tanımlama herkesi memnun kılmayabilir, ama böyle bir uluslararası sınıflandırma sistemine bağlı kalmaya çalışılmanın da yararı unutulmamalıdır.
Histeri Nöbetleri:Seyirciler önünde, yapıları yatkın olan kişilerde, nöbeti andıran bir aktivite yaratan Charcot"nun klasik çabaları dışında.
nöbetlerin histerik bir temele dayandırılması doğru değildir. Bazı kişilerin, çeşitli nedenlerle, bildikleri ya da hayal ettikleri olayları «rol» yoluyla yaşamaları, majör bir konvülsif nöbeti yansıtır. Bazan epilepsi hastaları böyle davranırlar. Nörolojik belirtilerin bulunmayışı,, idrar yapamama, dili ısırma ya da kendine zarar verme gibi, gerçek histeri nöbetlerini sah te nöbetlerden ayırmada kullanılan klasik kriterlere güvenilmemesi gerekir. Bu sorunu uzmanlar dahi güç çözmektedir. «Histerik nöbetlerde» her zaman, organik bir etken ihtimali bakımından, araştırma şarttır.
Histeride Duyusal Bozukluklar:Histeride duyusal bozukluklar ya hekimin telkinleri, ya da hekimin ne gibi duyusal bozukluklar bulacağı konusunda hastanın fikirleri üzerine oluşur. Bunlar analjeziden hiperaljeziye kadar, bedenin mümkün olan her bölgesinde, mümkün olan her tezahür t;pini kapsar. Bazen nörologlar kolayca histerik duyu bozuklukları yaratırlar ve psikiyatristler bu bozuklukların gerçek kökenlerini anlayamazlar.
Histerik Psödö - Demans:Çok kere Ganser sendromu ile eş anlamda kullanılan «histerik psödo-demans» terimi, hafızasını kaybettiğini söyleyerek davranışlarından sorumlu tutulmamayı bekleyen bir hasta için kullanılır. Bu durumda bilinçdışı sczkonusudur ve hekim mo dası geçmiş, belirsiz «histeri» terimini kullanacağı yerde, gerçek bir demans mevcut olup olmadığına karar verebilmelidir. Bu genellikle güç bir iş değildir; ancak. psikiyatrik muayenenin (bkz.) doğru yapılması ve hekimin hastasında fizik incelemeler yaparak elde ettiği bulguları yorumlayabilmesi şarttır.   Histogram:Histogram. birkaç gruptan herbirindeki gözlemlerin frekansını gösteren bir grafiktir. Frekans" bir kolonla (bkz. şekil) gösterilir. Histogramın en büyük yararı, gruplandırmada zaman fasılası sözkonu-su olduğu zamandır (örneğin, bir yaş grubunda ölüm sayıları).   Huntington Koresi:Huntington koresi dominant kalıtım yoluyla geçen bir pre-senil demanstır. Ortalama başlama yaşı yaklaşık 35 yaştır, ama büyük değişkenlik gösterir; hattâ birkaç vakada hastalık çocukluk döneminde belirir.
Doğurgan dönemde, hastalık genellikle ilerleme gösterir ve ilk belirtiler görünmeden önce hasta bu geni çocuklarından hiç değilse bazılarına geçirir, ilk belirliler çok kere psikiyatrik ve son derece değişken niteliktedir (örneğin, apati, karamsarlık yahut depresyon, dikkat bozukluğu. paranoid fikirler ya da delüzyonlar). Bu psikiyatrik değişimler genellikle, nörolo jik belirtilerden önce gelişir. Hastalık amansızca ilerleyerek, ekstremitelerde, yüz ve omuzlarda ufak sıçramalarla başlayan, ama sonucunda tüm bedende kıvranmalara yol açan koreiform hareketler belirir. Hastada dizartri, ataksi ve daha genel nörolojik bozukluk, bunun yanısıra da ilerleyici bir demans gelişir. Bu durumun süresi değişkendir (başlangıçtan itibaren ortalama on ya da onbeş yıl). Tetrabenazinin dizartriyi azaltabilmesine rağmen, genel bakım dışında hiçbir spesifik tedavi yoktur. Huntington koreli hastaların ailelerine genetik konuda öğütler verilmesi son derece önemlidir.
Huy:Huy, teknik bir terim olarak, belli bir zamanda kişiyi etkileyen koşullar tarafından belirlenen ve öğrenme proçesiyle edinilen, alışkanlık haline gelmiş bir davra niş kalıbıdır. Daha sınırlı bir kullanımda ise, temeldeki, edinilmiş, yalnızca karakteristik bir biçimde tepki gösterme eğilimi anlamına gelir. Açık aktivite huyu dışında, düşünme yahut emosyonel tepki gösterme huylarından da söz edilebilir. Bir yandan, önceden programlanmış refleks ya da içgüdüsel reaksiyonlar, öte yandan da bilinçli karar ve seçimle belirlenen davranışa bağlı huylar farklıdır. Son yıllarda, huy kavramıyla, davranışçı psikoloji ekolü arasında yakın bir bağlantı kurulmuş ve huy terimi ya klasik şartlı tepki (bkz.) durumlarındaki gibi geçici bir çağrışımla, ya da operant şartlamadaki (bkz.) gibi ödül ve ceza yöntemleri yoluyla yerleşen tepkilerle stimuluslar ara sında kazanılan bağlantılar anlamına gelmeye başlamıştır. Davranış terapisinde, bu ilkeler psikiyatrik uygulama bulmaktadır.
Hırpalanmış Çocuk Sendromu:ikinci Dünya Savaşı sonuna kadar, küçük çocuklarda görülen birçok zedelenmeler belirsiz kemik hastalıklarına ve kan dis-krazilerine (kan bozuklukları) atfedili yordu. Artık, diğer birçok memeli türlerinde olduğu gibi, insan anne ve babanın da çocuklarını, bazan devamlı olarak, hırpalayabildikleri anlaşılmıştır. 1962 yılında Kempe, çocuk hırpalamanın belli bir sosyo-ekonomik sınıfa, veya mutlaka akıl hastalarına özgü olmadığını göstermiştir. Bazı ebeveynlerde ya kişilik bozuklukları (bkz.) vardı, ya da psikopatlardı (bkz.). Bazıları sürekli kızgın ve öfkeliydiler, öbürlerinde ise şiddetli emosyonel bozukluklar vardı ve çocuklarından sevgi bekliyorlardı. Bazıları ise, ortalığı dağıtan, ilgi bekleyen çocukları tarafından düzenleri ve hayatları bozulunca öfkelenen aksi. disiplinli, titiz kimselerdi. Bu ebeveynlerden birçoğu kendi çocukluklarında şiddet görmüş olabilirler.
Çcğu zaman vücudunda, bazan bir iki günlük yaralar bulunan bir çocuk ebeveyni tarafından bir hastahaneye veya bir doktora getirilir ve çocuğun yataktan yahut merdivenlerden düştüğü hikâyesi uydurulur. Teşhis güç olabilir. Oysa bütün vücudu kapsayan röntgenler daha eski, iyileşmiş yara izlerini meydana çıkarır. Ebeveyn ile anlayışlı, fakat uyanık bir görüşme şarttır; ebeveyn tehdit veya itham edilmemeli, çocukla ilgili duyguları tartışılmalı ve onları nasıl kızdırdığı öğrenil-melidir.Çok çocuklu ailelerde ebeveyn ba-zan yalnızca bir tek çocuğunu hırpalamaz; buna rağmen, hırpalanan çocuk çoğu zaman küçük yaştan beri istenmeyen çocuktur.
Bu çocuklar için tehlike son derece büyüktür. Herhangi bir şüphe üzerine ustalıklı bir psikiyatrik ve sosyal yardımdan yararlanılmalıdır (örneğin bölgesel çocuk kurumları gibi). Bazı vakalarda polis müdahalesi gerekebilir. Oysa ustalıklı bir ihtimamdan sonra bile, bu gibi çocukların % 60"i yeniden hırpalanırlar. Bu durumlarda çocukları ailelerinden ayırmak gerekebilir.
 
     









 
  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri