A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Psikiyatrik Ansiklopedi-G

Psikiyatrik Ansiklopedi-G Gaucher Hastalığı:Gaucher hastalığı, bebeklik ve çocukluk döneminde gelişen bir lipid metabolizması bozukluğu olup, retikülo-endotelial sistemdeki hücrelerde serebrosid birikimine yol açar. Klinik belirtiler arasında karaciğer büyümesi, dalak büyümesi ve ilerleyici kötüleşme ile nörolojik ve entellek-tüel hasar vardır. Rapor edilen vakaların yaklaşık üçte biri familyaldir. Bu bozukluğun otosomal dominant bir genle geçtiği konusunda yeterli deliller mevcuttur.   Gebeliği Reddetme:Araştırma delilleri, kadınların gebe kaldıklarını öğrendikleri zaman sık sık korku ve hayalkırıkhğı duyduklarına ilişkin klinik izlenimleri doğrulamaktadır. Oysa, gebeliğin devamı durumunda, bebeğin uterus içindeki kımıldanmalarının ve daha sonraları sevgiye tepkisinin, kadında annelik duygusu uyandırmaması pek olağan değildir.
Özellikle kişilik bozukluklarından mustarip ebeveynlerde, derin reddetme tutumları yerleşmiştir. Oysa, bazan belli bir çocuğa duyulan bir nefret, loğusalık dep resyonunun sonucu olarak kalıcılık gösteren psikopatoloji bir fenomendir. Çocukta sağlıklı bir kişilik gelişimi için gerekli tek unsur, ebeveyninden gördüğü sıcak sevgidir. Dolayısıyla, ebeveynin çocuğa ilgi göstermemesi onda psikiyatrik bozukluk oluşmasına yol açmada güçlü bir faktördür.
  Gebeliğin Psikolojik Yönleri:Normal gebelikte hafif anksiete ve diğer geçici ruhsal durum değişimlerine, ilk üç ay içinde sık rastlanır; ikinci üç ay içinde karakteristik olacak sükûnet ve rahatlık görülür, ama gebeliğin sonu yaklaştıkça anksieteler de yeniden belirme eğilimi gösterir.



Doğum yaparken ölme veya sakat çocuk dünyaya getirme gibi korkular tipiktir. Gebelik sırasında steroid hormonlar şüphesiz emosyonel durumu etkiler; öte yandan, psikososyal faktörler özellikle gebe kadının eşiyle ve annesiyle ilişkileri de önemlidir. Gebelik sırasında aşermeye sık rastlanır ve bu durumun fizyolojik bir temele dayandığı düşünülmektedir. Fetü sün gelişiminde, annedeki stress"lerin oynadığı rol tartışmalıdır. Bazı deliller bu rolün küçümsenmemesi gerektiğine işaret etmektedir.
  Gece Korkuları:Hemen hemen yalnızca 3 ve 9 yaş arasındaki çocuklarda görülen bu korkular, ebeveynler veya çocuk bakıcıları tarafından rapor edilmiştir. Çocuk birdenbire uyanarak inilti, bağırma ya da çığlıkla ilgi isteğini ifade eder. Bir dehşet durumu içindedir, ama ona ses duyurabilmek, onu rahatlatmak, hattâ uyandırabilmek imkansızdır. Sonunda çocuk gevşer ve yeniden normal uykuya geçer. Bu nöbeti ve gördüğü rüyayı sonradan hatırlamaz; oysa kâbus gören çocuklar sonradan gördükleri korkunç rüyayı anlatabilirler. Bu nöbetler emosyonel uyum bozukluğunun ya da serebral fonksiyon bozukluğunun potansiyel olarak ciddî semptomları sayılmalıdır.   Genel Bilginin Kavranması:Akıl muayenesinin bu bölümü (a) mevcut durumu değerlendirme ve uygun davranış gösterme, (b) «hasta olma» durumunu sezme (Bkz. SEZGİ) ve (c) daha geniş kapsamlı, yani dünya olaylarını, anlama yeteneğiyle ilgilidir. Bu unsurlara yönelik testler «oryantasyon» (zaman, yer ve kişi); «sezgi» (yani hasta olma durumunun kabul edilmesi/edilmemesi); ve «genel bilgi»yi (örneğin, bir gün önce gazetede yer alan haberler) kapsar.   Genetik:Gen, mütasyon yoluyla değişmediği takdirde bir kuşaktan öbürüne geçen, büyük ve ayrıntılı yapılı dezoksiribonükleik asit (DNA) moleküllerine tekabül eden kalıtımın hipotetik temel ünitesidir. Bu kalıtım maddesi, biokimyasal reaksiyonların bazılarını hızlandırarak, bazılarını da geciktirerek, kontrol etmesi dolayısıyla, birtakım etkiler gösterir. Genetik yapının (genotip) bir bütün olarak etkinlik gös terdiği kabul edilir; ufak etkili birçok genin hafif etkinliklerinin kümülatif sonucu, tek genlerin belli başlı sonuçları kadar önemlidir. Genler dış ortamdan, bedenin iç ortamından ve diğer genlerden etkilenebilir. Gözlemlenen sonuçta (feno-tip) bütün bu faktörlerin karşılıklı etkinlikleri rol oynar.
Klasik genetik araştırma yöntemleri, istatistik, genealojik anket yöntemini kapsar. Bu, inceleme konusu hastalıktan mustarip rastgele bir hasta numunesi seçerek,bu bozukluğun hastaların akrabalarında-ki insidansının araştırılmasından ibarettir. Genel nüfustakinden daha yüksek bir insidans bozukluğun familyâl olduğunu belirtir, ama bozukluğun akraba kuşaklarında belli bir dağılımı, spesifik bir genetik kalıtım biçimine işaret eder. Örneğin, birbiri ardısıra gelen kuşaklarda çocukların % 50"sinde rastlanan bir durumda, dominant gen sözkonusudur. Ebeveynler arasında artan bir kan akrabalığı oranı, ebevynlerde belirgin klinik normallik, çocuklarda % 25 oranında bozukluk tezahürü ve normal ve genetik bozukluğa uğramış çocuklar arasında kesin farklılık, resessif bir duruma işaret eder. Başka bir klasik genetik araştırma, ikizlerin incelenmesidir. Bu tip araştırma, tek yumurta ikizlerinde genetik yapının eş olmasına karşılık, çift yumurta ikizle rinin genetik olarak kardeş benzerliğinden daha fazla bir genetik benzerlik göstermedikleri varsayımına dayanır. Böylece, tek yumurta ikizlerinde, herhangi bir özellik yahut bozukluğun daha yüksek bir benzerlik oranı göstermesi, güçlü bir genetik temelin delilidir. Bu yollardan yapılan gözlemler, spesifik psikiyatrik durumların ve gerilik send-romlarının, kişilik özelliklerinin ve birçok psikosomatik bozukluğun belirgin bir genetik temeli olduğunu göstermiştir. Bu klasik tipte araştırmaların yanısıra, psikiyatrik sendromların spesifik sınıflandırmasında da genetik kullanılabilir. Böylece, genetik araştırmalar envolüsyonel melankolinin temelde depressif bozukluklarla aynı tipte bir hastalık olduğunu göstermiştir. Ote yandan, artık bipoler manik-depressif bozuklukların genetik olarak ünipoler tekrarlayıcı depresyonlardan farklı olduğuna ilişkin güçlü deliller mevcuttur. Ayrıca, genlerin biokimyasal etkinlik göstermeleri, hastalıkların biokimyasal bakımdan farklı olduklarına ve dolayısıyla değişik terapi tiplerine iyi cevap verebileceklerine işaret etmektedir.Nitekim, bir bozukluğun genetik teşhisi, bunun biokimyasal nedeninin araştırılmasına yol açmakta ve böylece tedavisini sağlamaktadır; örneğin fenilketonüri (bkz.) ve galaktozemi (bkz.).
Genetik incelemeler ayrıca genetik olmayan, örneğin psikolojik olan, önemli faktörlerin saptanması için de kullanılmaktadır. Böylece genetik yapıları eş olan ve inceleme konusu hastalık bakımından farklı tezahür gösteren tek yumurta ikizlerinde, bazı ortamsal ve belki de psikolojik faktörlerin hastalığın gelişmesinde rol oynaması ihtimali güçlüdür; bu gibi vakalardan oluşan bir seri, ilgili olabilecek stress tiplerinin saptanmasında çok faydalı olabilir.
Son olarak, farmakogenetik de gittikçe önem kazanmaktadır. Nüfusun yaklaşık % 50"sinin izoniazidi yavaş metabolize ettikleri, bu durumun genetik olarak belirlendiği ve bu gibi hastalarda periferik nöropati gibi yan etki insidansının daha yüksek olduğu bilinmektedir. Trisiklik antidepresan (bkz.) ilaçların plazma seviyeleri üzerinde son zamanlarda yapılan çalışmalar, genetik faktörlerin bu ilaçların metabolizmasında önemine ve böylece hastanın ilaca cevabını ve gerekli dozajı etkileyebileceğine işaret etmektedir.
Geniş Kapsamlı Simge:Psikanalistler bireysel yahut nörotik semptomlar kadar, rüya olaylarının da birçok belirleyici nedenleri olduğuna inanmaktadırlar. Böylece bir rüyadaki (bkz.) belli bir simge birçok sorunu, çatışmayı yahut olayı yansıtarak çok geniş kapsamlı olabilir.   Gerçekdışı Duyguları:Gerçekdışı duyguları kişiyle (kişi kendisini gerçekdışı veya değişmiş hisseder: depersonalizasyon) ya da çevresindeki dünyayla (herşey, sokaklar, insanlar, vs. değişmiş görünür: derealizasyon) ilgili olabilir. Bu bozukluk hızla, hattâ birdenbire gelişir, her zaman nahoştur vs hasta öyle tuhaf duygular duyar ki, başlangıçta bunun gelişmekte olan bir psikozun semptomu olduğundan endişelenir. Birkaç dakika yahut birkaç gün sürer. Aylarca süren vakalar enderdir, ama tekrarlamalara sık rastlanır.
Bu semptom b"r anksiete reaksiyonu çerçevesinde oluşur, çoğunlukla genç yetişkinleri ve erkeklerden çok kadınları etki ler. Temelindeki kişilik çok kere obses yoneldir; aynı zamanda, fobik semptomlar görülür. Depressif reaksiyonlu bazı hastalar tam bir duygu kaybından şikâyet ederler; ikinci şikâyet de çevredeki dünyanın değişmiş ve gerçekdışı görünmesidir. ileri yaşta gelişen bazı ajite depresyonlarda daha da nihîlistik çeşitten bir gerçekdışı duygusu görülebilir. Epilepside (psikomotor nöbetler) ise bilinçlilik bulutlanması, affektif bozukluk ve vizü-el ya da oditer hallüsinasyonlara eşlik eden gerçekdışı duyguları görülebilir. Olağan olmayan halsizlik yahut uykusuzluk çeken normal kişilerde de gerçekdışı duyguları başgösterebilir. Şizofrenide gerçekdışı duyguları değişik bir nitelik taşır. Bunlar çoğunlukla pasiflik duygu lan ve düşünce biçimindeki bozukluklarla ilgilidir. LSD"nin gerçekdışı duyguları yarattığı ileri sürülmektedir, ama bunlar daha çok anksiete reaksiyonları gösteren hastaların bildirdikleri duyguları andırmaktadır.
Gerçeklik İlkesi:Psikanalitik teoriye göre, içgüdüsel tatmin dileğini yansıtan zevk ilkesi (bkz.)
dış dünyanın gerekleriyle değişime uğrar - bu da gerçeklik ilkesidir. Bu ikisi arasındaki bir çatışma ise psikolojik bozukluğa yol açabilir.
  Gerçeklikten Kaçma:Ego"nun (bkz.) (benlik) bütünlüğünü gerçek yahut hayal ve fantazi ürünü tehlikelere karşı korumak için bir savunma mekanizmasıdır. Dış dünyanın gerçekliğinden, bilinçsiz ve korunma motivasyon-lu bir kaçıştır. Kişi bu mekanizma aracılığıyla temaslardan, ilişkilerden, sosyal durumlardan, acı veren çatışmalardan veya kişilik bütünlüğü için bir tehlike saydığı herhangi bir durumdan kaçar. Bu mekanizmanın sürekli kullanımı özellikle utangaç, duyarlı ve şizoid kişiliklerde görülür. Temel olarak ilkel bir mekanizmadır ve şizofreni simpleks tipindeki psikotik hastalarda görülür. Belirgin ob-scsyonel kişilikler de bu savunmaya başvururlar.
Geri Kalmış Çocuklar:Öğrenim yavaşlığı, okumayı geç öğrenen çocuklarda görülen çeşitten genel bir zekâ retardasyonu veya spesifik öğrenim yeteneksizliğinin bir tezahürü olabilir. Etyoloji ve ayırdedici teşhis için NORMAL ALTI ZEKA"ya bkz. Spesifik öğrenme sorunlarının nedeni doğuştan, genetik bir algılama bozukluğu olabilir (meselâ bir okuma bozukluğu olan disleksi (bkz.) gibi) veya işitme, görme gibi periferik duyu bozuklukları yahut beyin travması, emosyonel güçlükler ve yetersiz öğretimden de ötürü olabilir. Tıbbî ihtimaller bertaraf edildikten sonra, bu öğrenim bozuklukları bir öğretim sorunu olarak ele alınır.
Geriatrik Psikiyatri:Yaşam standardlarının yükselmesi sonucunda ortalama yaşam sürelerinin uzaması beraberinde çeşitli sorunlar da getirmektedir. Bu sorunların psikiyatrideki önemi, beyin ve beyin damarlarındaki de-jeneratif değişimlerin ve bunlardan ileri gelen akıl bozukluklarının 60 yaşından sonra gittikçe daha sık görülmesi ve 80-90 yaşlarında en yüksek insidansa varması-dır. Dolayısıyla, geriatrik sağlık ve huzur gittikçe daha çok yaşlıların gereklerine uydurulmalıdır; bu gerekler daha gençlerin gerekleriyle aynı değildir. Gençlerde organik olmayan bozukluklar daha önemlidir.
Gençlerle yaşlıların psikiyatrisi arasında hiçbir kesin ayırım yoktur ve hayatta daha erken yaşta başlayan birçok bozukluk yerleşebilir, ya da yaşlılıktaki psikolojik (bkz.) ve fizik değişimler dolayısıyla değişime uğrayabilir. Aşağıdaki şema, yaş lılıkta başlayan bozukluklarla ilgilidir. Esas olarak tanımlayıcıdır, ama etyolojik bilgiyi kapsar ve prognoz ile tedavi bakımından faydalıdır. Organik psikozlar:
Demanslar (kronik beyin sendromları) Akut konfüzyon durumları (delirium, akut beyin sendromları) İleri yaşta paraf reni (kronik delüzyonal psikozlar)
Fonksiyonel bozukluklar: İleri yaşta başlayan affektif bozukluklar (depresyon manisi)
Nörotik (psikojenik) reaksiyonlar ve kişilik değişimleri (bkz.).
Yaşlılık demansları genellikle ilerleyicidir ve mortalite yüksektir. Altmış beş ya-şındakilerin % 6-7"si veya daha büyük bir oranı hiç değilse orta şiddette demanstan mustariptir, % l-2"si kurumlarda, geri kalanı da evlerinde yaşarlar. Seksen yaşından sonra % 20"si etkilenir. Arteriosk-lerotik ve senil demans (bkz.) en önemli demans formlarıdır ve birincisinde serebrovasküler durumların gelişmesi, bu iki demansın birbirinden ayırdedilmesini sağlar. Çeşitli etkenlerin yol açtığı genel beyin fonksiyonu bozukluğundan ileri gelen akut konfüzyon durumları da sık görülür. Temelde ayrıca bir demans olmadığı zaman, hasta ölmediği takdirde, akıl durumu genellikle normale döner. Geç yaşta başlayan paraf reninin (bkz. YAŞLILARDA PERSEKÜSYON DURUMLARI) yaşama prognozu olumludur, ama süresiz uzun tedavi gerektirir. Affektif bozukluklara (bkz.) daha sık rastlanır; bunlar genellikle tedaviye iyi cevap verirler, ama nüksetme eğilimi gösterirler; intihar ya da buna bağlı fizik hastalık hayatı kısaltabilir. Daha önce dengeli olan
kişilerde fizik hastalık nörotik reaksiyonları belirginleştirebilir ve nekahat döneminin süresini uzatabilir. Yaşlıların % 15-20"sinde bir güçsüzlük ya da bozukluğa yol açan fonksiyonel semptomlar vardır.
Geriatrik tıpta olduğu gibi, çok kere birden fazla teşhis koyulması doğru olur. Örneğin, senil demanslı hastalar aynı zamanda serebrovasküler hastalıktan mustarip olabilirler. Demansın erken safhalarında yahut bir krizden sonra emosyonel bozukluklara sık rastlanır; organik hastalığın tersine, bunların tedavisi mümkündür. Depresyon dietle ilgili yetersizliklere, sekonder avitaminoza yahut elektrolit bozukluğuna yol açabilir; bunlar ise organik bir sendroma neden olabilirler. İlaçların çok kere yaşlı kişilerde istenmeyen, hattâ tehlikeli etkiler yaratması önemli bir husustur. Nöroleptikler atak-siye ya da düşme eğilimi gösteren hipotansiyona veya idrar retansiyonu ya da akut glokom"a yol açabilirler. Fizik hastalıkların tedavisi de psikiyatrik komp-likasyonlar yaratabilir. Anestezi sırasında, hipotansiyon sonucunda, kalıcı akıl bozukluğuna yol açan serebral anoksi gelişebilir. Metildopa gibi antihipertan-sif ilaçlar depresyona, pürgatif yahut diüretik kullanımı da, dietle takviye edilmediği takdirde potasyum yetersizliğine bağlı genel güçsüzlüğe ve muhtemelen depresyona yol açabilir. Barbitü-ratlar, bromürler, benzheksol ve antidia-betik ilaçlar ise konfüzyon durumlarına neden olabilirken, yüklü barbitürat me-dikasyonunun birden kesilmesi nöbetlere yol açabilir. Aslında, yaşlılarda özel bir yatrojenik bozukluk riski sözkonusu-dur.
Depressif yahut akıl dengeleri bozulmuş yaşlı kişiler muhtemelen tıbbî yardıma başvurmazlar; akrabaları ise onlara hasta değil de, yaşlı gözüyle baktıklarından durumları ileri bir safhaya varıncaya kadar hekime başvurmayabilirler. Dolayısıyla, yaşlılarda bir çeşit kayıt işlemi ve düzenli muayene iyi olur. Genel pratisyen muayenehanesine bağlı bir sosyal hastabakıcıyı hiç değilse «yüksek riskli» hastaları kendisine bildirmekle görevlendire bilir; bunlar arasında çok yaşlılar, fizik hastalıktan mustarip olanlar, psikiyatrik tedaviden yeni taburcu edilenler ve eşlerini kaybetmiş ve yalnız yaşayanlar «yüksek risk» gösteren yaşlılardır. insanlar yaşlandıkça başkalarının desteğine bağımlılıkları artar. Çok kere bekâr, çocuksuz dul, yoksul ve yalnız yaşayan yaşlılar sağlık servislerinden aşırı taleplerde bulunurlar. Oysa sosyal yardım gereğine işaret eden bir yaşama başarısızlığı aslında fizik hastalık ya da akıl hastalığından ileri gelebilir ve tedaviyle giderilebilir. Yaşlıların toplum için yararlı olmaları isteniyorsa, sağlanması şart olan sosyal gerekler arasında etkin tıbbî servisler bulunmalıdır.
Yaşlılar için çok kere değişik otoritelerce sağlanacak hizmetler gereklidir ve genel pratisyenler bakımın sürdürülmesi açısından bu servisleri koordine edebilecek durumdadırlar. Öte yandan, bölgesel otoritenin ne gibi ev hizmetleri sağladığını ve bunlardan nasıl yararlanacaklarını bilmeleri gerekir.
Kurumlarda, akıl hastahanelerinde ve geriatrik hastahanelerde sağlanan bakıma kıyasla, evde bakımın yararları tartışılmaktadır. Akut affektif veya paranoid psikozlu hastalar, kısa süreli psikiyatrik klinik tedaviden yararlanabilirler ve yararlanmalıdırlar, ama nüksetme ve intihar ihtimali nedeniyle kontrol özellikle önemlidir ve hem kontrol, hem de teşhis bakımından polikliniklerden daha çok istifade edilmelidir.
En belli başlı güçlük nedeni demanslar-dır. Genellikle, hastanın mümkün olduğu kadar uzun süre evde bakılması gerektiği kabul edilmektedir, ama yakınlarının has tayı istememesi ihtimalinden kaçınmak için, yük ağırlaşmadan yardım sağlan-
malıdır. Bu yardım gündüz bakım, kısa süreli klinik bakım veya iki ayda bir klinik bakım biçiminde olabilir. Hastanın durumu düzenli olarak incelenmeli ve aile üzerindeki etkileri dikkatle ayarlanmalıdır. Yalnız yaşayan hastalar bir süre evde bakım hizmetlerinden ve" komşulardan yardım görebilirler, ama kurumlarda bakım uzun süre ertelenemez. «Akıl dengesizliği gösteren yaşlılar» (belirgin sorunlar göstermeyen ileri yaştaki bunama vakaları) bazı kurumlar için uygundur, ama yatalak olanlar, enkontinans yahut bozukluk gösterenler bir sağlık tesisinde bakım gerektirirler. Şiddetli emosyon yahut davranış bozuklukları gösteren hastalar ise, bir akıl hastahanesinde tedavi edilmelidirler.
Gerilim:Gerilim, kişinin duyduğu stress"in yarattığı bir gerginlik durumu olup, başlıca tezahürü istemli sinir sistemiyle innerve olan kas gruplarındadır. Öte yandan, belirli otonom, biokimyasal ve endokrino-lojik bağlantıları da vardır. Gerilim, anksiete durumunun bir öğesi sayılır ve hattâ anksiete ile eş anlamlı kullanılır. Kas gerilimi sık sık, herhangi bir nedenden ileri gelen anksiete ile ilgilidir. Kas tonüsü artışı, ekstremitelerde tremor ve yüzde gerginlik ile kırışma mevcuttur. Yumruklar sıkılınca parmak boğumları beyaz görünür, tipik başağrısı sancı veya mengene niteliğinde tanımlanır, başı bütünüyle etkiler ve çoğunlukla akşama doğru kötüleşir.
Teşhiste kullanılan, i.v. enjeksiyon yoluyla subhipnotik dozlarda uygulanan kısa süre etkili barbitüratlar başağrısını hızla giderir. Klordiazepoksid ve diazepam medikasyonu, bu ilaçların kas gevşetici ve anksiolitik özellikleri dolayısıyla, yararlıdır.
Âdet öncesi gerilim, genellikle âdetten birkaç gün önce, predispozisyonlu hastalarda başlayan ve depresyon eğilimi artışı, sinirlilik, anksiete ve başağrısı gibi belirtileri kapsayan bir sendromdur. Su re-tansiyonu, kilo artışı, ayak bileklerinde, göğüslerde ve karında şişme olabilir, Poli-dipsi, hiperfaji ve hipersomnia da rapor edilmiştir.
Geriye Dönük Araştırma:Geriye dönük bir araştırma, vakadan sonra yapılan araştırmadır. Hastalıklı bir kişi veya bir hastalar grubuyla başlayarak, anamnezlerden muhtemel etkenleri belirleme amaçlanır. Bir tifo salgınının kaynağının araştırılması tipik bir örnektir. Bu tip bir inceleme ile ileriye dönük araştırma (bkz.) arasında farklar vardır.   Gerstmann Sendromu:Akalküli, sağ-sol oryantasyon bozukluğu, agrafi ve hastanın yahut muayene edenin parmakları bakımından parmak agnozisi Gerstmann sendromunu oluşturur ve sol angüler girus lezyonlu hastalarda görülür.   Gestalt Psikolojisi:Almanca Geştalt sözcüğünün sözlük anlamı biçim, yapı, düzen ya da görünüştür; ama aynı zamanda parçalarından daha fazla olan bir bütün anlamına da gelir. Bu terim ve kavram, başlıca savunucuları bu yüzyılın başlarında, çağdaş davranışçı ve entroskpeksiyoncu ekollerin ato-mistik, analitik yaklaşımlarına sert bir tepki gösteren Max Wertheimer, Wolf-gang Kohler ve Kurt Koffka olan bir psikoloji ekolüyle yakından ilgilidir. Geştalt psikologlarının temel iddiaları, akıl proçesleri ve davranışın (bkz.), bütüne ilişkin önemli yapısal özellikler ihmal edilmeksizin, elemanter birimlerle çözümlenemeyeceğidir. Hareket noktası algılama (bkz.)psikolojisi idi ve «geştalt» yapı kavramları, kortikal fonksiyon teorileri üzerinde duruluyordu. Daha sonra yapılan araştırmalar, öğrenme ve düşünme alanlarını kapsıyordu. Kohler "in maymunlar üzerindeki sezgili-sorun çözümleme incelemeleri ünlüdür.
Glikol Türevleri:Glikol türevleri veya propandioller, kas gevşetici olan mefenesinden türeyen minör trankilizanlardır. Başlıca türevleri meprobamat ve tibamattır. Propandioller kas gevşetici ve hafif anti-konvülsan etkinlik gösteren, hafif santral sedatiflerdir ve talamus ile limbik sistem üzerinde depresyon etkisi gösterirler. Klinik spektrumları barbitüratlarmkine benzer, ama hipnotik güçleri daha azdır.
Glisin:Glisin (bir amino asit) beyin dokusunda yüksek konsantrasyonda mevcuttur. Fonksiyonu kesin olarak bilinmemektedir, ama bir nöro-iletici (bkz.) görevi gördüğü muhtemeldir.   Globus Hystericus:Anksiete veya depresyon durumlarında duyulabilen, «boğazda bir yumru» hissidir. Bu duygu genellikle solunuma müdahale eder ve hasta hırıltılar çıkarır. Ba-zan da hipervantilasyon yahut tetani tezahürü olabilir.
Glükoz-6-Fosfat Dehidrojenaz:Glükoz-6-fosfat-dehidrojenaz yetersizliği, çok kere cinsiyete bağlı resessif bir özellik olarak kalıtım yoluyla doğuştan gelen bir metabolizma bozukluğudur. Oysa insidan-sı, şiddeti ve klinik sonuçları gibi özellikleriyle birlikte, kalıtım biçimi de çeşitli ırk gruplarına göre değişkenlik gösterir. Kuzey Avrupalılarda ender görülür. Diğer faktörlerle birlikte, muhtemelen şiddetli neonatal hemolitik sarılık - kernikterusu (bkz.) ve sonucunda akıl geriliğine yol açar. G-6-PD yetersizlikli çocuklarda bazı ilaçlar ve fasulye, hemolitik anemiye yol açabilir.
Glütamik Asit:Beyinde yüksek konsantrasyonda bulunan bir amino asittir. Santral sinir sistemindeki fonksiyonu henüz kesin olarak bilinmemektedir, ama bir nöro - iletici (bkz.) olabilir ya da potasyumun hücre membra-nından taşınmasında rol oynayabilir.   Grand Mal:Majör konvülsif nöbetin karakteristikleri, bilinçlilik ve postür kaybı; ve solunum hareketlerinde şiddetli bir inhibisyonun yanısıra, bir tonik fleksiyon ya da ekstan-siyon safhasıdır. Nöbet bu safhada sona erebilir veya tekrarlı klonik hareketler safhasına geçebilir. Gözler açık, yüz kızarık ve mor olabilir. İdrar ve feçes boşalımı görülebilir. Ağızdan, kanlı ve köpüklü tükürük gelir. Gittikçe şiddetli hareketler azalır ve bunu soluk almayla birlikte bir inilti ve gevşeme izler. Bilinçsizlik süresi değişkendir, ama uzun süreli koma veya nöbet hareketlerinin yeniden belirmesi status epileptikusa (bkz.) işaret eder. Genellikle post-iktal uykuyu kısa süreli bir bilinçlilik safhası izler. Başlan gıçtaki tonüs kaybından önce bir haykırma ya da çığlık duyulabilir. Post-iktal safhada ise huzursuzluk ve sinirlilik baş-gösterir.
Bir grand mal nöbeti sırasında alınan EEG çoğunlukla kas artifaktı ile maskelendiğinden oldukça gereksizdir. Alfa/düşük beta alanındaki yüksek amplitüdlü tepelerden oluşan jeneralize bir ritmik deşarj, bütün yüzeysel traselerde jeneralize.
simetrik ve senkronizedir. Normal ritm-ler veya uyku ritmlerinin yeniden belirmesinden önce, post - iktal safhada delta bandına doğru bir yavaşlama ve voltajın süpresyonu görülür.
Nöbet sırasında ilk yardım, hastanın yakınında tehlikeli araçlar bulunmamasına dikkat etmekten ibarettir. Sıkı giyim eşyaları gevşetilir. Bazı durumlarda da oksijen uygulaması gerekebilir.
  Grup Psikoterapisi:Genellikle bir psikoterapist tarafından, birçok kişinin aynı zamanda tedavi edildiği herhangi bir psikoterapi biçimidir. Grup terapisi, son yirmi yıl içinde, genel psikiyatri üzerinde derin etkiler göstermiştir. İngiltere"de S.H. Foulkes, Joshua Bierer ve Maxwell Jones"un öncülüğünde yürütülen grup yöntemleri yaygınlaşarak değişik aktiv.teleri ve her tipte hastayı kapsamaya başlamıştır. Analitik grup psi-koterapisi, bireysel psikanalizde kurulan ilkelere dayanmaktadır. Sekiz on hasta sorunlarını tartışırlarken, onları dinleyen pasif bir psikoterapist de transferans yorumlamalarından yararlanır. Grup haftada bir kere toplanır, seans doksan dakika sürebilir ve toplam terapi iki yıllık bir süreyi kapsayabilir. Grup açık ya da kapalıdır - yani bazı üyeler ayrılınca yerine yenileri girer ya da terapi bitinceye kadar grup bir bütün halinde korunur. Yöneltici grup terapisi öğretim veya eğitim amaçları için kullanılır ve klinik tedavi gören hastalar, personel veya diğer profesyoneller gibi sosyal gruplarda yararlı olabilir. Aktif grup terapisi ise ço cuklara veya psikotik hastalara uygulanır ve hastalar oyun, dans veya sanat terapisi gibi çeşitli aktivitelere katılırlar.Son zamanlarda A.B.D."de grup terapisi aktiviteleri bir patlama göstermiştir. «Duyarlık» grupları duygu sorunlarını fizik ilişkilerle ve aktivitelerle boşaltmaktadırlar. Çeşitli tipte grup terapisi biçimleri bir toplumdaki kültürel ortamın parçalarıdır - dinsel gruplar, inisiyasyon grupları, vs.
Gülme:Bazan gülme psikiyatrik anlam taşır. Boş, aptalca gülme adolesantlarda hebefrenik şizofreninin klasik bir özelliğidir; bu duruma bugün ender rastlanmaktadır. Pick hastalığı (bkz.) gibi, lobus frontalisteki yavaş gelişen lezyonlar bazan bir aptallık durumuna yol açarlar, hasta tekrar tekrar aynı şakaları yapar ve bunlara kendisi güler. Tekrarlı ve yersiz gülme nöbet leri ise, serebral arteriosklerozda (bkz.) görülen «emosyonel enkontinansın» özelliklerinden biridir.   Gündüz Hastaneleri:Sovyetler Birliğinde devrimin yol açtığı sonuçlar," tıbbî hizmetler üzerinde önemli etkiler gösterdi. Tıbbî personel ve tesis yetersizliği ve muhtemelen ideolojik mülâhazalar, psikiyatrik hastayı ya poliklinik tedavi, ya da 1932"den sonra gündüz hastahanelerinde tedavi görerek, toplumda tutma çabalarına katkıda bulundu. Her tipte tedavi bu esasa uygun olarak yürütülmekte ve hasta geceleri evine ya da kaldığı pansiyona dönmekteydi. Terapötik çabalara, çalışma ve uğraş çabaları da eklenmiş ve sağlık merkezlerine ufak atölyeler eklenmişti. İlk gündüz hastahanesi ise 1946"da SSCB dışında, Montreal"de açıldı; oysa ingiltere"deki, sonradan Marl-borough-gündüz hastahanesi haline getirilen sosyal psikoterapi merkezinin de 1946 yılında açılan ilk gündüz hastahanesi olduğu ileri sürülmektedir. O tarihten bu yana gündüz hastahanesi psikiyatrik bir tesis olarak kabul edilmiştir. Esas olarak hastalar her gün hastahaneye gelmekte ve klasik hastahanelerde uygulanan her türlü tedaviyi görebilmektedirler: Şok tedavisi, farmakoterapi, psikoterapi, rehabilitasyon, vs.
Gündüz hastahanelerine kabul edilen hasta tipi değişkendir -bazı hastahaneler psikiyatrik sorunları derinlemesine inceler, diğerleri ise kronik hastalar üzerinde uzmanlaşır. Gündüz hastahanesi bir psikiyatri hastahanesine bağlı, ama uzak olabilir; yahut genel bir hastahaneye bağlı kalabilir; yahut da ender ve muhtemelen yanlış olarak, diğer psikiyatrik tesislerden bağımsız fonksiyon gösterir. Gündüz hastahanelerinde psikiyatrik hastalar dışındaki hastalara da bakım uygulanabilir. Bu hastahaneler geriatrik sorunlarda ve fizik veya akıl bozukluklarında yararlı olmuşlardır. Gündüz hastahanele-rinin belirli yararlar sağladığı ileri sürül-müştür-kurumlara alınma riskinin azlığı, toplumsal ortamla daha fazla temas ve daha ekonomik tedavi. Bu iddialar şimdiye kadar ispatlanmamıştır.
  Günlük Değişkenlik:Ruhsal durumda belirgin Lir günlük değişkenlik, endojen ya da manik depressif depresyonların (bkz.) karakteristik bir özelliğidir, ama yalnızca birkaç hastada tezahür eder. Tipik olarak, depresyon sabahları kötüleşir ve gün ilerledikçe düzelme gösterir. Retardasyon ve konsantrasyon güçlüğü gibi semptomlar da, ruhsal durum değişimine paralel bir değişkenlik gösterir. Bazan bu derin depresyon, hasta sabah uyandıktan sonra beş veya on dakika sürer. Bazan ise bunun tersi olur ve depresyon akşama doğru kötüleşir. Tablo ne olursa olsun, bu değişkenlik hiçbir zaman ortamsal değişimlere bir tepki de ğildir (hastanın kocasının işten eve dönmesi gibi).   Güven Duygusu:Güven duygusu, hastanın hekimin üstün bilgisini kabulüne dayanır. Bu kabulü ise, hem bilinçli hem de bilinçsiz faktörler belirler. Güven duygusu, hem sözlü, hem de sözsüz olabilir, hekimin yalnızca mevcudiyeti hastayı rahatlatmaya ve ank-sietelerini gidermeye yeterlidir. Bütün hastalardaki bir güvenlik ihtiyacı ve bağımlılık hekimin güven kapasitesini uygulayabileceği ortamı sağlar. Hekim bu amaçla semptom oluşumunu hastaya açıklamalıdır.
Gölge - Benlik:Bir Jung kavramıdır. Gölge - benlik, rüya görenin bastırılmış, bilinçsiz nitelikleri, yani kendinde kabul edemediği nitelikleri tanımlar.
 








 
  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri