A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Psikiyatrik Ansiklopedi-E

Psikiyatrik Ansiklopedi-E ECT (Elektrokonvülsif Terapi ):Elektropleksi olarak da bilinir.
1933 yılında Meduna, şizofreni tedavisi için konvülsiyon terapisini yeniden psikiyatride kullanmaya başlamış ve 1937 yılında Cerletti ve Bini, elektrikle harekete geçirilen nöbetlerin, terapötik olarak, daha önceleri kimyasal yoldan yaratılan konvülsiyonlar kadar etkin, ama daha güvenilir ve daha az rahatsız edici olduğunu ispatlamışlardır. ECT tamamen ampirik bir tedavi biçimidir. Bu tip nöbetin hastaya niçin yararlı olduğu bilinmemektedir, ancak son zamanlarda ECT"nin beyinde fizyolojik aktivite gösteren amin (bkz.) konsantrasyonlarını, tıpkı antidepresan ilaçlar gibi, arttırdığı ispatlanmıştır. Konvülsiyon terapisi ilk olarak şizofreni tedavisinde kullanılmış, ama tek başına uygulandığı zaman ve fenotiazinlerin bulunmasından önce olumlu sonuçlar vermemiştir. Oysa, fenotiazinlerle veya diğer majör trankilizanlarla kombine kullanımı gittikçe yaygınlaşmakta ve yalnızca çok kere dramatik bir tepki gösteren katatonik durumlarda veya affektif öğenin güçlü olduğu hastalarda değil, aynı zamanda akut bir hastalık başlangıcı ya da şiddetlenmesi gösteren, hattâ yalnızca medikasyonla tedaviye dirençli daha kronik paranoid şizofrenilerde bile uygulanmaktadır. ECT" nin başlıca endikasyonu, daha ziyade endojen tipteki depresyondur. Uygun vakalarda,ECT hastalığın tamamen iyileşmesini sağlar, ama tabii ki nüksetmeyi önlemez. Özellikle, ilk olarak hayatın envolüsyonel döneminde başgösteren ve belirgin ajitasyonla karakterize olan endojen depresyonlarda etkindir. Oysa, nörotik tipteki depresyonlarda, hastalık nekadar şiddetli olursa olsun, hiç yararlı değildir.




Pratikte ECT, antidepresan ilaçlarla kıyaslanabilir. ECT bazı vakalarda hastalığın tamamen iyileşmesini, oysa antidepresanlar yalnızca semptomatik rahatlamayı sağlar ve doğal bir remisyona kadar belki de aylarca tedavi gerekebilir. Öte yandan, ECT tekrarlı anestetik kullanımını gerektirir ve poliklinik tedavide bile haftada bir veya iki kere yarım günlük iş kaybına yol açar. Pratikte, evde tedavi veya poliklinik tedavinin mümkün olduğu hafif ve orta derecedeki depresyon vakalarında, antidepresanlar çok yararlıdır. Daha entraktabl vakalarda veya antidepresanlarla tedavinin başarısız olması ihtimalinin bulunduğu şiddetli depresyon vakalarında,ECT"ye başvurulmalıdır. Şiddetli depresyon geçiren hastalarda, yeme güçlüklerinin yarattığı fizik rahatsızlık veya uykusuzluk, genel ajitasyon ve huzursuzluk nedeniyle olan halsizlikten dolayı, birçok hekim antidepresan ilaçları deneyerek zaman kaybedeceklerine, tedaviye ECT ile başlamayı yeğlerler. Bu, intihar tasarıları kuran hastalarda da geçerlidir; çünkü her iki tedavi yönteminde, de iyileşme kaydedilmeden önce latent bir dönem geçmesine rağmen, şiddetli depresyon geçiren hastalar şüphesiz ECT" den yararlanacaklardır ve daha az etkin bir tedaviyi deneyerek intihar riski göze alınmamalıdır. ECT ve antidepresan ilaçlar arasında bir seçim yapmak yerine, özellikle ortam ve kişilik sorunları olan hastalarda, yalnız ECT tedavisiyle başgösterebilecek bir nüksetmeyi önlemek için, artık ECT ile birlikte antidepresan ilaçlar uygulanmaktadır. ECT, öncelikle depressif hastalıklarda kullanılmakla birlikte, mani durumlarında da yarar sağlayabilmesi bir çelişki gibi görünmektedir. Majör trankilizanların yetersiz bir kontrol sağladığı yahut hastalığın belirgin olduğu vakalarda, ECT endikedir. Her iki durumdada genellikle daha sık uygulanan (örneğin, ilk hafta üç kere, sonra haftada iki kere) ECT kürüyle nöbetlere çok kere son verilir.

Tecrübeli bir ekip tarafından uygulandığında,ECT son derece güvenli bir tedavidir ve ancak birkaç bin hastada bir ölüm vakası kaydedilir; başka bir deyimle genel anestezideki ölüm riskinden daha da az. Yalnızca yeni bir kardiak enfarktüs vakası, ECT için bir kontrendikasyondur. Diğer kontrendikasyonlar nisbidir. Örneğin, pülmoner tüberküloz veya konjestif kalb yetmezliği ve fizik gerileme vakalarında, anestetik ve modifiye konvülsiyonların sakıncaları ve depressif hastalıktaki sürekli huzursuzluğun dezavantajları karşılaştırılmalıdır.

ECT, başlangıçta genellikle haftada iki kere uygulanır, ama tedavinin sonuna doğru haftada bire indirilir.Olumlu vakalarda, üçüncü ya da dördüncü konvülsiyondan sonra düzelme kaydedilir ve altı yedi tedavi yeterli olabilir. Altı ya da yedi konvülsiyondan sonra düzelme görülmezse, tedavinin sürdürülmesi tavsiye edilmez.

Tedavinin bir sonucu olarak kısmi amnezi, özellikle yaşlı hastalarda, sık görülür. Konvülsiyon sıklığı ve sayısı arttıkça amnezi de artar ve yaşlı hastalarda, klinik durum elverir elvermez, tedaviyi seyrekleştirmek yoluyla azaltılabilir. Amnezi hemen her zaman geçicidir,ama yaşlı hastalarda birkaç ay sürebilir.Ender olarak şiddetlidir,ama özellikle işi hafızaya dayanan bir hastada rahatsızlık yaratır. Çok kere bu gibi hafıza bozukluklarının, ECT"nin ayrılmaz ve gerekli bir öğesi olduğu düşünülmektedir, ama son zamanlarda yapılan çalışmalar bunun doğru olmayabileceğine işaret etmektedir. Böylece, ECT" nin yalnızca non-dominant hemisfere uygulanmasına başlanmış ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir.
  Edward Sendromu (Trisomi E):Bu sendrom, E grubundan bir otosomal kromozomdaki trisomi ile ilgilidir (bkz. Denver Sistemi). Sendromda şiddetli akıl geriliğiyle birlikte, hastalarda başka başka kombinasyonlarla başgösteren belirgin gross fizik formasyon bozuklukları mevcuttur. Belli başlı spesifik formasyon bozuklukları yüzde, ellerde, ayaklarda ve kalbde olur. Ayrıca, bu sendromun bir özelliği olarak «falx cerebri» rapor edilmiş ve sık sık korpus kallosumda hipoplazi veya agenez vakaları kaydedilmiştir. Bu vakalarda, çocukluk döneminden sonra yaşama şansı düşüktür. Belirgin bir büyüme geriliği ve gelişememe mevcuttur.   EEG (elektroansefalogram):Elektroansefalogram, kafatası yüzeyinde çeşitli noktalar arasındaki elektriksel potansiyel farklarının kaydıdır. Beyin yüzeyinde yahut derin serebral maddede karmaşık potansiyel analizleri, yalnızca çok özel koşullar altında yapılabilir. Böylece, kaydedilen elektriksel değişimler, yüzey elektrodlarının yakınındaki elektriksel olayların toplamını yansıtır. Dolayısıyla, kullanılan elektronik cihazın karmaşıklığına rağmen, yapılan analiz temel olarak kabataslaktır.

Yine de, aynı yaştaki kişilerde, sağlıklı beyin traseleri tutarlılık gösterdiğinden, anomaliler teşhis edilebilir. Kayıtta beliren ve normale uygun ritmlerin dağılım alanı, yaş arttıkça, daralır. Dalga biçimleri, frekanslarına göre, Grek alfabesiyle gösterilir.

Yeni doğmuş bebeklerde, düzensiz ve asenkron delta (saniyede 4 cycle"dan az) ve teta (saniyede 4-7 cycle) bandlarında daha yavaş dalgalar hâkimdir. Üç yaşında, bu predominans gittikçe teta bandına değişir, voltaj artar ve alfa ritminin (saniyede 8-13 cycle) bazı öğeleri belirmeye başlar. Gittikçe alfa ritmi, daha yavaş ritmlerin yerini alır ve 15 yaşında, EEG ye alfa ritmi hâkim olur. Daha hızlı beta ritmleri (saniyede 14 cycle) de mevcuttur.

EEG organik serebral bozukluklarda ve serebral fonksiyonda sekonder etki yaratan bozukluklarda yararlıdır. Psikiyatride, öncelikle bu bozuklukların doğrulanması ve teşhisin kesinleşmesinde katkısı olur. Ancak fonksiyonel bozukluklarla ilgili hiçbir bilgi vermez. Normal bir EEG trasesi, akıl semptomlarının fonksiyonel kökeni bakımından zayıf bir dayanaktır. Epileptik bozukluklar EEG"de sık sık anormal ritmler gösterir. Bu ritmlerin karakteristikleri, belli başlı nöbet tipleriyle ilgili bölümlerde anlatılmaktadır.

Temel ritmde desenkronizasyon ve yavaşlama, sivri «spike» benzeri bölümler ve diğer tipte anomaliler (örneğin ritm yokluğu), özellikle beynin belli bir alanında lokalize olduğu zaman, serebral fonksiyonun anormal olduğunu gösterir. Ancak birkaç bozukluk, patognomonik EEG değişimleri gösterir.
Efor Sendromu (Da Costa Sendromu):Savaş sırasında özellikle askerlerde görülen bu duruma, barış zamanlarında veya sivil nüfusta ender rastlanır. Semptomları soluk kesilmesi, sol meme altı ağrısı, anksiete, taşikardi, çarpıntı ve efor durumunda bütün semptomlarda şiddetlenmedir.

Hastalığın kapsamında yatrojenik faktörler önemli rol oynar. Ayrıca askeri hizmetten ayrılmak da, bu kalıplaşmış klinik tablonun oluşumunu harekete geçirebilir. Bkz. Psikosomatik Bozukluklar
Ego:Ego, kişilik yapısının doğrudan doğruya dış ve iç ortamlarla ilgili bölümüdür. Id"den (bkz.) gelen içgüdüleri, toplumsal ve emosyonel bakımdan uygun eylemlere doğru kanalize eder. Bu işlemde çeşitli mekanizmalar sözkonusudur: algılama, motor hareket, gerçekliğin kabulü,güvenlik ve öz-korumayı sağlama arzusu. Ayrıca hafıza, duygu, düşünce ve genel sentez fonksiyonu da rol oynar. Ego"nun gelişimi, fizik ve serebral olgunlaşmaya göre ve dış dünyadan gelen uyarıların kişilik üzerinde ilk etkileri bırakmaya başladığı, doğumdan itibaren süregelen yaşantı faktörlerine göre değişir. Ego"yu kontrol ve modifiye eden ise Süperego (bkz.) veya vicdandır. Süperego ve ego arasındaki çatışma suçluluk duygularına ya da çok kere acı emosyonlarına yol açabilir.Ego, çeşitli psikolojik savunma mekanizmalarıyla, «id»in (içgüdüsel) uyarılarının hâkimiyetine ve kendisine çok güçlü gelen gerçekliğe karşı korunur.Bu mekanizmalar arasında, represyon, yadsıma, projeksiyon, regresyon, yer değiştirme, reaksiyon formasyonu, rasyonalizasyon, entellektüelleştirme, süblimasyon (yüceltme), vs. vardır.   Ego-İdeal:Ego, akıl proçeslerinin gerçekliği sınayan bölümüdür. Ego-ideal ise ego"nun bir öğesidir ve temelinde kişinin kendini ebeveyniyle özdeşleştirmesi ve olmak istediği gibi olmak için gösterdiği çaba vardır. Olgunlaşma sırasında ego-ideal değişebilir, ama genellikle kişinin özdeşleşme umudu duyduğu ve çabası gösterdiği bir ideali yansıtır.   Egzibisyonizm:Egzibisyonizm erkek genital organlarının, genellikle ereksiyon halindeki penisin, kasten bir kadına gösterilmesidir. Genellikle pencerelerde, ıssız yollarda veya genel tuvaletlerin yakınında olur. Bu eylemin erkekte tam bir cinsel heyecan yaratması için, kadının şaşkınlık, hattâ korku göstermesi gerekir. Egzibisyonist ender olarak fizik veya cinsel saldırıyı amaçlar. Hastalık adolesans döneminde, zayıf cinsel dürtünün arttırılması için bir yöntem olarak başlar ve hastanın eşinin gebeliği sırasında, yahut birikmiş saldırganlık duyguları, ya da eşi tarafından cinsel bakımdan aşağılanması üzerine bir alışkanlık haline gelir.

Fantazi durumlarında aversiyon (engelleme) terapisi ve grup psikoterapisi en yararlı tedavilerdir. Nüksetme gösteren vakalarda, östroienlerle kimyasal kastrasyon yararlı olabilir.
Egzistansiyel (Varoluşçu) Psikiyatri:Bu görüşün temelinde, özellikle Kierkegaard, Heidegger, Husserl ve Sartre gibi düşünürlerin felsefe sistemleri vardır. Bu görüşe göre, insan somut, bireysel bir eylemcidir. Varoluş yalnızca yaşanabilir, düşünülemez. Egzistansiyel analiz, bu görüşün savunucularına göre, geleneksel analizi tamamlayıcı niteliktedir, ama kişiye ve dünyasına daha pratik ve geniş kapsamlı bir yaklaşım yöntemidir. Egzistansiyalistler, özellikle şizofreni sorunlarıyla ilgilenirler. Böyle bir episodun, hasta çevresindeki varoluş akımı içinde hayatını sürdürmeyi imkansız bulduğu zaman geliştiğini ileri sürerler. Hasta artık «bu dünyada değildir» (dasein). Egzistansiyel analiz, semptomların gerisinde, bu semptomları belirleyen spesifik yaşantı biçimlerinin araştırılmasından ibarettir. Kullandığı tekniklerin terapötik değeri konusunda kesin hiçbir delil yoktur- klasik analizde, buna en yakın yaklaşım transferansm yorumlanması, yani terapist ve hasta arasındaki ilişkinin ve bunun hastadaki hayata uyumsuzlukla ilişkisinin yorumlanmasıdır.   Eko-Ansefalografi (Sono-Ansefalografi):Eko-ansefalografi, endüstride kullanılan bazı yöntemlerden esinlenilerek geliştirilmiş yararlı bir teknik olup, beyin orta çizgisindeki yapılarda yer değişikliği olup olmadığını saptamak amacıyla kullanılır. Bir çift baryum titanat kristali ihtiva eden bir prob"dan gönderilen bir ultra ses dalgası geri döner, bu dalga, beyin orta çizgisindeki vapılarda yansır ve sürekli bir eko oluşur. Bu yapılar merkezde olduğu zaman, eko sırayla başın iki yanına yerleştirilen prob"lardan eşit uzaklıkta bulunur. Bu yapılarda kayma olduğu zaman ise, eko başın bir yanındaki proba daha yakın bulunacaktır. Serebral atrofide, subaraknoid boşluklardan eko"lar alınır ve vantriküller herbir hemisfere göre genişlemiş bulunur. Son olarak, subdural hematomlar beyin orta çizgisinde eko oluşumunu önler.   Ekolali:Genellikle, hastanın çevresindekilerin söyledikleri sözlerin, ama bazan hastanın kendi düşüncelerinin (echo de la pensee) yankılanmasıdır. Hemen her zaman şizofrenik (bkz.) hastalığın bir belirtisi olup, perseverasyon (bkz.) Ve palilaliden (bkz.) farklıdır.
Ekopraksi:Hastanın çevresindekilerin davranışlarını taklit etmesidir. Hemen hemen yalnızca şizofrenik (bkz.) hastalığın bir belirtisidir, ama bazı şiddetli zeka geriliği vakalarında da görülebilir.

Eksorsizm:Yüzyıllarca, deliliğin nedeninin şeytan olduğuna ve hastanın iyileşmesi için eksorsizm, yani şeytanın hastadan uzaklaştırılması gerektiğine inanılmıştı. Bugün batıda yabancı bir ruhun kişiyi etkilemesine ender olarak inanılmaktadır, ama Zencilerde, özellikle Karaib"lerde, Batı Afrika ve Nijerya gibi bölgelerde, böyle durumlardan sık söz edilmektedir. Belli bir kültürdeki yaygın fikirler akıl hastalığının tezahürünü de değiştirebilir. Böylece, «şeytanın etkisine girme» fikirleri çoğunlukla spesifik değildir ve temaruz, kültürel trans durumları ve şizofreni gibi başka başka durumlarda bu fikirlere rastlanabilir.
  Ekspektansi Dalgası:Ekspektansi dalgası veya «contingent negative variation» (CNV), istemli bir eylemden önce EEG"de görülen bir değişimdir. Tipik olarak, yaklaşık bir saniye aralıklı iki stimulusla harekete geçirilir ve süjenin ikinci stimulusa tepkisini gerektirir.İlk stimulusdan sonra, verteks"de negatif bir potansiyel gelişir ve süjenin tepkisi üzerine düşme gösterir. Anksiete durumlarında ve psikozlarda CNV anomalileri olabilir.   Ekstazi Durumu:Hastanın kendisini neşeli, huzurlu, son derece sakin ve mutlu hissettiği ekstatik bir ruhsal durumdur. Azizlerin ve mistiklerin hayatlarında dinsel ekstazi durumları konusunda belgeler vardır. Psikiyatride, şizofrenik bir durum ile manikdepressif hastalıkta beliren bir ruhsal değişim arasında ayrım yapmak bazan güçtür. Ses veya görüntü hallüsinasyonlarına karşı tepki olan ekstazi çoğunlukla şizofrenik kökenlidir. Hastanın eroin veya LSD gibi ilaçları kullanıp kullanmadığı da ekstazi durumlarının tanısında araştırılmalıdır.   Ekstrapiramidal Sendromlar:Bu sendromlar ekstrapiramidal motor sistemin, bazal ganglionların anormal fonksiyonuyla ilgilidir.Akinezi, tremor ve rijiditenin oluşturduğu klasik üç semptom tablosuyla karakterize olan Parkinsonizm, bu tip semptomların en sık görülen biçimidir. Parkinsonizmli bir hastada ayrıca hızlı ve ayaklarını sürüyerek yürüme, koordine hareket yeteneğinin kaybı, tükürük akması, sebore ve bazan okülogirik krizler gibi diğer özellikler de mevcuttur. Akatizik hastalar büyük bir huzursuzluk ve ajitasyon gösterirler, durmadan ayaklarını yere vururlar, ayağa kalkıp otururlar ve dolaşırlar.Distonik durumlarda, kas gruplarının tekrarlı spazmlara girmesi sonucunda tortikollis, opistotonus oluşur. Diskineziler özellikle dil ve ağız bölgesindeki tekrarlı tik hareketlerinin yanısıra, birbirleriyle ilgili bir sendrom grubunu kapsar. Diğer sendromlar arasında korea, ballismus ve atetoz vardır.

Ekstrapiramidal sendromların nedenleri vasküler lezyonlar, bazal ganglion dejenerasyonu ve karbon monoksid zehirlenmesi gibi toksinler olabilir. Fenotiazinler ve bütirofenonlar gibi majör trankilizanlarla tedavi sırasında, sık sık, kalıcı nitelikte olmayan sendromlar gelişir. Birkaç dozdan sonra akut distonik reaksiyonlar görülebilir, oysa Parkinson reaksiyonları ancak birkaç haftalık majör trankilizan uygulamasından sonra belirir. Yıllar süren fenotiazin tedavisinden sonra, bazı yaşlı hastalarda, çoğunlukla kalıcı nitelikte diskinetik sendromlar görülebilir. Parkinsonizmin en etkin tedavisi levodopadır, ama kimyasal yoldan harekete geçirilen parkinsonizm durumlarında henüz yeterince değerlendirilmemiştir. Diğer antiparkinsonizm maddeleri arasında orfenadrin ve akut distonilerin tedavisi için biperidin laktat vardır.
Ektomorf:Ektomorf, Sheldon"un somatotip sınıflandırmasındaki başlıca üç beden yapısı tipinden birinin özelliklerini taşıyan kişidir. Karakteristikleri uzun ve ince bir yapı, uzun kol ve bacaklar ve cilt altı yağ dokusunun azlığıdır. Bkz. Yapı   Elasyon:Bu, manide (bkz, ) karakteristik ruhsal durumdur. Bazı şizofrenik hastalıklarda, entoksikasyon durumlarında ve normal kişilerde beklenmeyen bir iyi duruma geçici bir tepki olarak da görülebilir. Manik elasyon, karakteristik bir «enfeksiyon» niteliği taşır. Hasta girgin ve neşelidir, çevresindekiler onun bu neşesine katılırlar. Oysa birçok manik hastada aşırı-aktivite ile irritabilite, elasyondan daha belirgindir; ruhsal durumun temelindeki elasyon, ancak kötü haberler hastayı rahatsız etmediği zaman, anlaşılır.   Elektif Dilsizlik:Bu, çocuklukta görülen ve normal dil gelişimine rağmen, çocuğun bazı durumlarda konuşamadığı, bazı durumlarda ise konuşabildiği bir bozukluktur.   Elektra Kompleksi:Erkek çocuktaki Oidipus kompleksine (bkz.) tekabül eder. Freud"cu analize göre, kişinin ilerdeki karakterini, cinsel uyumunu, normal veya nörotik gelişimini belirleyen ve çocuklukta seksüalitenin doruk noktası olan bu komplekse, kız çocuklarında elektra kompleksi adı verilir. Ancak, erkek çocuk için «anne», hayatı boyunca bir sevgi objesi olarak kalırken, kız çocuk ilk olarak babasına duyduğu bu bağlılığın yönünü, ilerdeki cinsel rolüne bir hazırlık olarak değiştirmek zorundadır. Kız çocuk, fallik safhada cinsel farklılığı öğrendiği zaman, pre-Oidipal, anneye-bağlılık safhasından çıkar. Bu da bir kayıp veya kıskançlık durumuna yol açar, kız çocuk durumu yüzünden annesini suçlar ve penis eksikliğini telâfi amacıyla babasına yönelir, elektra kompleksi, babanın çocuktaki bu dileği tatmin edememesi ve annenin bunu hoşgörmeyeceği korkusuyla çözümlenir.

Ebeveynin, kız ve erkek çocuklarına gösterdikleri farklı tutum ve babada kız çocuğuna karşı mevcut «oidipojenik» ilgi, olumlu bir çözümü güçleştirir.
Elektromiyografi:Nörolojide, kasa uygulanan iğne-kayıt elektrodlarıyla, kas fonksiyonuna ilişkin değerli bilgiler elde edilmektedir. Psikiyatride ise, cildin altındaki kas kütlelerinin aktivitesini araştırmak amacıyla yüzeysel elektrodlar kullanılmaktadır. Kas aktivitesi hem aksiyöz hem de depresif hastalarda yüksek bir düzeydedir. Bu teknik ayrıca gevşeme terapisinin etkinliğini değerlendirmek için de kullanılmaktadır.   Embesil:"Embesil zeka düseyi" terimi, bugün 20 ve 50 IQ arasındaki psikolojik düzey olarak tanımlanır. Birçok embesil, şiddettli fizik bozukluk söz konusu olmadığı takdirde, özel eğitimden yararlanmakta ve atölyelerde çalışabilmektedir. Birçoğu da tekrarlamalı, makineleşmiş görevlerde çalışabilmektedir.   Embriyopati:Embriyopati, embriyonik gelişim sırasında baş göstererek patolojik değişimlere yol açabilen bir bozukluk için kullanılan genel bir terimdir. Bilinen nedenleri arasında önemli olanlar, embriyonu etkileyebilecek maternel enfeksiyonları da kapsayan ortamsal bozukluklar (örneğin frengi, rubella ve toksoplazmoz), anne ve fetüs arasında antijen uyuşmazlığı (örneğin rhesus uyuşmazlığı);çeşitli ilaçları içine alan teratojenik maddeler ve zararlı radyoterapidir.Gelişmekte olan santral sinir sisteminin, özellikle ilk intra-uterin hayat döneminde, zararlı etkilere karşı hassas olması, muhtemelen bu hastalardaki akıl geriliği insidansının yüksek olmasında rol oynamaktadır.   Emeklilik:Emeklilik, erkekler için en önemli stress"lerden biri sayılır, çünkü statü ve gelir kaybının yanısıra, uğraş kaybı da olur. Emeklilik Batının endüstrileşmiş toplumlarına özgü bir fenomendir ve yeni ustalıkların öğrenilmesi ve yeniden eğitim gibi sorunlar, emeklinin çektiği güçlükleri arttırmaktadır. Atölyeler, bazı vakalarda yararlı omakla birlikte, bugün gittikçe daha da karmaşıklaşan endüstride, geniş kapsamlı bir uygulama bulamamaktadır. Emekliliğin başlı başına, önemli bir psikolojik stress olduğunu gösteren çok az delil vardır. Birçok kişi, yaş sınırından çok, fizik ve psikiyatrik sağlık bozukluğu nedeniyle emekli olamamaktadırlar. Genellikle, çalışan sınıfa mensup erkekler (hoşlanmadıkları ve fizik bakımından yorucu işlerde çalıştıklarından) emekliliği arzu etmekte, ama sürekli olarak evde oturmaları bazan evlilikte uyumu bozmaktadır.   Emosyon:Sık sık "duygu" ile eş anlamlı kullanılan bir terim olan emosyon, kişinin hisleri veya ruhsal durumudur. Bu terimin, hem bilinçli, hem de bilinçsiz hisleri yaratan temel dürtü enerjilerini de kapsayan, bilinçli olarak algılanan hisler ve duygu anlamında kullanılması belki de daha doğrudur. Bir impulsa karşı gösterilen reaksiyondaki emosyonel öğenin, limbik sistemdeki (bkz.) reaksiyonlardan ileri geldiğine inanılmaktadır. Limbik sisteme retiküler formasyon yoluvla, belli başlı duyu yollarından kollateraller ulaşır. Emosyon daha sonra kişiler tarafından algılanır, ayrıca limbik sistem ile hipotalamus arasında mevcut bağlantılar yoluyla, otonom ve endokrin aktivite değişimleri olarak da belirebilir.   Emosyonel Enkontinans:Organik serebral bozukluklu hastalarda sık görülen duygusal denge kararsızlığını (bkz.) tanımlamak için kullanılır. Tipik olarak, serebral arteriosklerozlu (bkz.) hastalarda gelişir.   Emosyonel Yoksunluk :Bir çocuğun, normal emosyonel ve entellektüel gelişimi için, kendisini yetiştiren rolündeki bir yahut daha fazla yetişkinle olumlu ve sürekli bir ilişki kurması gerekir. Bunun bir gerçek olmasına rağmen, bugünkü toplumda birçok çocuk için bu basit ihtiyacın karşılanamaması da üzücü bir gerçektir. Hayatın ilk altı ayı içinde, çocuğun ihitiyaçları öncelikle fizikseldir ve annesinin sesini ayırmaya başlar. İkinci altı ay içinde ise, artık annesini tamamen ve bu dönemden aşağı yukarı 5 yaşına kadar, emosyonel yoksunluğa karşı özellikle hassastır. Emosyonel yoksunluk ve anne babadan ayrılma farklıdır. Çocuğun annesinden kısa bir süre için ayrılması ve tanıdığı başka bir akrabasının bakımında kalması, onda emosyonel yoksunluk yaratmaz. Yoksunluğun kişilik üzerindeki olumsuz etkileri,travmatik yaşantının sıklığına ve süresine, sözkonusu yoksunluğun derecesine ve çocuğun mizacına bağlı olarak belirir. Karakteristik olarak, bir çocuk kurumu ortamında büyüyen çocuk fevri, ilgileri dağınık vr sebatsızdır; ilgi ve maddi ödül peşinde koşar. Neşeli olabilir, ama früstrasyonu tolere edemez ve entellektüel gelişim bakımından oldukça geridir.Bu akıl geriliği, muhtemelen yalnızca olumsuz bir genetik kalıtımın değil, aynı zamanda ortamsal stimülasyon eksikliğinin de bir sonucudur. Emosyonel yoksunluk, kurumlarda büyüyen çocuklar kadar, "aile" çocuklarında, özellikle büyük ailelerde veya annelerin depressif yahut yetersiz olmaları nedeniyle çocuklarına yetersiz bir emosyonel ilgi gösterdikleri ailelerde de olur.   Empati:Başkalarının düşünce ve duygularını anlama yeteneğimiz, bunları kendi düşünce ve duygularımızla karşılaştırabilmemizin derecesine bağlıdır. Kader yahut korku gibi, kendi hissettiğimizden daha yoğun emosyonları, yaşantılarımızla kıyaslayarak, örneğin depressif bir hastalığın semptomlarını anlayabiliriz. Oysa bazı psikiyatrik tezahürler, normal yaşantılarla kıyaslanarak anlaşılamaz. Örneğin; şizofrenik düşünce bozukluğunun normal yaşantıda hiçbir paraleli yoktur. Böylece, bir hastayı empati yoluyla anlama, çok kere şizofreni ile duygusal bozukluklar arasında ayrım yapma ve daha genel olarak psikozları nevrozlardan ve kişilik bozukluklarından ayırma kriteri sayılmaktadır. Empati, psikoterapi sırasında, özellikle bunun yoğunlaşmış bir biçimi olan psikanaliz sırasında, terapistle hasta arasındaki ilişkide önemli bir rol oynar.   Encephalıtıs lethargıca:1917 yılında Von Economo"nun tanımladığı "uyku hastalığı", o tarihten sonraki on yıl içinde bir salgın halini aldı ve bugüne kadar gittikçe kayboldu, yahut klinik şeklini değiştirdi. Etken virüs, kadınları ve erkekleri eşit oranda, ama daha ziyade yetişkinleri etkiler. Hıçkırık salgınına da yol açabilir ve yılın ilk üç ayında son derece etkindir.Akut safhada orta beyinde, okülomotor nukleus"larda ve substantia nigra"da enflamasyonlu hücrelerden oluşan mikroskopik perivasküler bilezikler görülür; ayrıca kronik safhada aynı bölgelerin yanısıra korteks ve bazal ganglionları da etkileyebilir. Hasta, karakteristik olarak, gündüzleri uyuşuk, geceleri ise uykuludur. Baş ağrısından, baş dönmesinden ve ağrılardan şikayet eder. Bulanık görme veya diplopi ile birlikte nistagmus, ptosis, altıncı sini felci ve konvülsiyonlar görülebilir. Bu safhada, beyin omirilik sıvısı aşırı lenfosit, prtein artışı ve pozitif globülin göstermiştir. Hastalığın kronik safhası, ya doğrudan doğruya bir ilerleme olarak yada uzun süreli bir remisyondan sonra, Parkinsonizmin başlıca septomlarını da kapsar-tremordan çok, rijidite ve zayıflık görülür. Letarji, uyku bozuklukları, okülogirik krizler, muhtemelen bunlara eşlik eden obsesyonel düşünceler, tikler, distonik sendromlar, akathisia, epilepsi, obezite ve psikiyatrik bozukluklara da rastlanabilir. Psikiyatrik bozukluklar, esas olarak, emosyonel feveranlar ve sosyal davranışla tezahür eden kişilik değişimleridir. Depressif ve paranoid bozukluklarda rapor edilmiştir, ama zeka bozukluğu enderdir. Hasatlığın akut safhası nispeten hafif geçtiği için, bugün teşhis çok kere bir varsayım niteliği taşır. Genç bir hastada Parkinsonizmin başgöstermesi, bu hastalığa işaret ederr. Trankilizan ilaçların yan etkileri, bütün belirtileriyle bu hastalığı andırdığından, ayırıcı teşhiste en önemli husus, hastanın bu ilaçları kullanıp kullanmadığının araştırılmasıdır. Bu da, tedavilerden haftalarca sonra dahi idrarda spektroskopi yöntemiyle saptanabilir.   Encopresıs:Uygunsuz durumlarda, istemeden dışkılama çeşitli nedenlerden ileri gelebilir, ama çocukluk döneminde nispeten ender görülen bir septomdur. Yedi yaşındaki erkek çocukların yaklaşık %2si ve 12 yaşındakilerin yaklaşık %1"i enkopretiktir. Kız çocuklar daha seyrek etkilenir. Encopresis"in sık görülen bir nedeni şiddetli akıl geriliği, bir başkası da konstipasyondur. Kalın barsak feçesle dolduğu zaman, kolon submükozasındaki sinir uçlarında afferent stimülasyon gerçekleşmez, böylece hasta dışkılama ihtiyacını hissetmez. Bu da sıvı feçesin enkontinansıyla sonuçlanır. feçesin laksatiflerle yahut lavman yoluyla çıkarılması, diğer tedaviler için hazırlık niteliğindedir. Konstipasyon yahut akıl geriliği septomlarıyla birlikte tehazür etmeyen encopresis çok daha güç bir sorundur ve çok kere çocukta oldukça ciddi, bazan ebeveynin çocuğu istememe tutumlarıyla ilgili, psikolojik bir sorunun belirtisidir. Basit eğitim işlemleri bir dereceye kadar başarılı olmuşsa da, tedavide psikoterapiye daha sık başvurulmaktadır. Yetişkinlerde encopresis söz konusu olmadığına göre, septomun prognozu olumludur. Oysa yetişkinlerdedbaşka tipte psikopatoloji sık sık, çocuklukta encopresis"in yerini alır.   Endojen Depresyon:Deprosyon "etkinin" doğuştan gelenn bir biolojik bozukluk olduğu varsayımına dayanan ve endojen ile eksojen (reaktif) hastalıklar arasındaki geleneksel ayrımdan türeyen, yaygın fakat yanıltıcı bir terimdir. Aslında, elbette, bütün diğer hastalıklar gibi, depresyonlar da toplumsal ortamsal ve doğuştan organizmada mevcut diğer faktörler arasındaki karşılıklı ilişkinin bir ürünüdür ve her ikiside aynı derecede önemlidir. terimin çağdaş kullanımında, "endojen depresyon" yalnızca psikotik veya manik-depressif depresyonla eş anlamlıdır.   Endokrin Hastalıklar:Endokrin hastalıkların bütün tiplerinde psikiyatrik semptomlara sık rastlanır. Bunun nedeni, kısmen, beyindeki aşırı yahut yetersiz hormon oluşumunun etkisidir. Belli başlı psikiyatrik bozukluklar, yetişkinlerdeki kortizol, tiroksin ve paratroid hormonunun aşırılığı yahut yetersizliğinin yol açtığı bilinen (ama hiçbir zaman sürekli olmayan) komplikasyonlardır. Gerek eksojen, gerekse endojen olan aşırı insulin, süratle kognitif fonksiyona zarar verir. Fetüsde ve yeni doğan bebekte, tabii ki, troid yetersizliği akıl geriliğinin bir etkenidir. Manfred Bleuler ve Zürih"deki meslektaşları, bir endokrin kliniğine devam eden çok sayıda hastayı incelemişlerdir. Hipertroidli hastadaki huzursuzluğun ve hipertroidli hastadaki uyuşukluğun yanısıra, "endokrin psikosendromunun" da çok sık bir frekans gösterdiğini bulmuşlardır.Bu çok kere "reaktif" depresyonşarda görülen çeşitten, değişken ve disforik bir depresyon ve gerilim durumudur. Bu tür semptomlar, başka fizik hastalıklarda, özellikle kronik ve ıstıraplı bozukluklarda, olağandır. Endokrin hastalıklar başarıyla tedavi edilebildiği takdirde, psikiyatrik semptomlar da kaybolabilir. Oysa endokrin hastalık tedavi edilmediği veya tedaviye rağmen psikiyatrik semptomlar da kaybolabilir.Oysa endokrin hastalık tedavi edilmediği veya tedaviye rağmen psikiyatrik semptomlar devam ettiği takdirde, semptomatik psikiyatrik tedavi endikeir ve bazan son derece başarılı olur.   Endomorf:Endomorf, sheldon"un somatotip sınıflandırmasındaki başlıca üç beden yapısı tipinden birinin özelliklerini gösteren kişidir. Karakteristikleri kısa, tıknaz yapı, derin beden boşlukları ve kalın cilt altı yağ tabakası oluşumudur. Bkz. Yapı   Endüstriyel Solvan Koklama:Öfori yaratmak amacıyla, endüstriyel solvan koklama vakaları Amerika"da sık,İngiltere"de ise seyrek rapor edilmiştir. Kullanılan solvanların listesi uzundur ve toluen, benzen, aseton, etil asetat, dietil eter ve heksanı içine alır. Model uçak yapımında kullanılan ve fiatı ucuz olan toluenin bu amaçla kullanımına sık rastlanır. Solvan bir beze sıkılır ve buharı plastik bir torbadan koklanır. Daha ziyade çocuklar tarafından kullanılır ve tıpkı sarhoşluğu andıran akut bir entoksikasyon yaratır. Ataksi ve disartri sık görülür ve kullanan kişide heyecanlı davranışlar gösterebilir. Hallüsinasyonlara da rastlanabilir. Bunu, sarhoşluk sonrasını andıran bir "sabah etkisi" izler. Kronik solvan koklayanlar, genellikle şiddetli kişilik sorunlarının ilk belirtilerini gösteren çocuklardır.   Endüstriyel Terapi:Gerçekçi çalışma proçesleri, son yirmi yıl içinde, daha ziyade el ustalıklarına dayanan, geleneksel uğraş terapisini desteklemiş ya da bunun yerini almıştır. Hastalar, çeşitli endüstriyel firmalardan, performanslarına göre ücret almaktadırlar ve yapılan işler çeşitli ustalık düzeylerine ayrılmıştır. Hastahanelerdeki ve toplumsal günlük iş merkezlerindeki endüstriyel terapi, normal çalışma yeteneğinin hastaya yeniden kazandırılmasına yardımcı olmaktadır.   Enfantil Spazmlar:(Şimşek nöbetleri; "selâm" nöbetleri) Bu hastalık, tüm bedende periodik fleksiyon ya da ekstensiyon nöbetleri ve akıl geriliğinden oluşur. Bütün vakaların üçte biri hayatın ilk altı ayı içinde başlar ve daha ziyade erkeklerde görülür. EEG kaotik anomali (hipsaritmi) gösterir ve bu terim yanlış olarak hastalıkla eş anlamlı kullanılmıştır. Yüzde 15 oranında mortalite vardır ve hastalığı geçirip sağ kalanlarda akıl geriliği mevcuttur. Sonuçlar hayal kırıcı olmakla birlikte, hastahane tedavisi tavsiye edilir. Bazı vakalar nitrazepama cevap vermiştir.   Engram:Serebral kortekste depolanan ve hafıza birimini yansıtan bir terimdir. Bu terimi ilk olarak Lashley kullanmıştır. Engram oluşumuyla ilgili çeşitli teoriler mevcuttur. Bkz.Hafıza   Entellektüelleştirme:Özellikle, önemli şizoid veya obsesyonel kişilik eğilimli kişilerde, bir akıl savunma mekanizması olarak görülebilir. Bir yer değiştirme (bkz.) biçimi olup, kişi bu mekanizma sayesinde acı veren, ama önemli impulslardan kaçarak, bir entellektüel kavramlar ve sözcükler dünyasına sığınır.
Entrojeksiyon:Kişinin dış dünyayı ve dış dünyanın nesnelerini kendine topladığı, bilinçdışı bir mekanizmadır. Böylece, bir çocuk kendisini sevdiği nesnelerle, örneğin ebeveyniyle özdeşleştirerek onların niteliklerine sahip olduğuna (entrojeksiyon) inanır. Çocuk insanlardan, yahut onların simgeledikleri şeylerden korktuğu zaman, bir savunma tedbiri olarak, entrojeksiyonu kullanabilir. Korkulan bir nesneyle özdeşleşme, korkuyu azaltır. Örneğin, bir çocuk kaplan korkusunu yenmek için, kendisinin kaplan olduğu bir oyunu oynar.   Envolüsyonel Melankoli:1920"lerde ve 1930"larda, yalnızca orta yaşta başgösteren belli bir depresyon tipi olduğu görüşü yaygındı: Envolüsyonel melankoli. Bu terim tanımlanırken, envolüsyonel melankolinin geliştiği hastaların daha önce depresyon geçirmedikleri ve hastalığın çok kere birkaç yıl sürdüğü, hattâ bazan bir demans durumuna doğru ilerlediği kabul ediliyordu. Karakteristikleri ajitasyon ve tuhaf hipokondriak ya da nihilistik delüzyonlardı. Hormon dengesizliği de önemli bir neden sayılıyordu.
Envolüsyonel melankoli terimi, uluslararası ve diğer sınıflandırmalarda hâlâ mevcut olmakla birlikte, bugün çok az kimse bunu ayrı bir hastalık saymaktadır.Ajitasyon ve nihilistik delüzy onlar yalnızca orta yaş depresyonlarıyla sınırlı değildir ve başka zamanlarda retarde dep resyonlar hattâ manik episodlar geçirmiş kişilerde de görülebilir; yine de, yaşlılıktaki hipokondrîasis ve obsesyon riski artışı, bu delüzy onların ileri yaşlardaki insidansını yükseltebilir. Envolüsyonel hastaların ECT"ye ve trisiklik ilaçlara cevabı, diğer şiddetli depres-yonlardakinden farklı değildir. Genetik incelemeler en tipik vakaların bile her zaman aynı olmadıklarını açıkça göstermiştir. Ayrıca, klasik klinik tabloya gittikçe daha seyrek rastlanmaktadır. Bu¬nun nedeni muhtemelen daha erken ve daha etkin tedaviler uygulanmasıdır. Bütün bu nedenlerle, envolüsyonel melankoli terimi artık kullanılmamaya başlamıştır.
  Enürez:Birçok çocuk, 18 ay ve 4 yaş arasındaki donemde, gündüzleri ve geceleri mesane kontrolünü öğrenir. Oysa 4 yaşından büyük çocuklarda da istemsiz miktürisyon (enürez), ender görülen bir sorun değil¬dir. Beş yaşından büyük erkek çocukların % 2 1/2"unda en az haftada bir kere görülür. Hattâ on yaşındaki ve daha büyük çocuklarda bile, erkeklerin % 3"ü ve kızların % 2"si en az ayda bir kere yataklarını ya da külotlarını ıslatırlar. Enürez vakalarının birçoğunda patolojik bir etken yoktur, ama buna yol açan bazı durumların araştırılması önemlidir. İdrar yolu enfeksiyonu ve diabetes mellitus ihtimalleri için her zaman idrar analizi yapılmalıdır.mezlikten gelmeli, ama idrarını tuttuğu geceleri ödüllendirmelidir Altı ile 12 yaş arasındaki çocuklarda geceleri 25 mg ve daha büyük çocuklarda geceleri 50 mg amitriptilin, çok kere geee enürezini durdurmada etkindir. Vakaların üçte birin de, doğru uygulanan «zil» ile şartlama yöntemi etkindir. Yine de anlamlı bir nüksetme oranı vardır; ama nüksetme başgösterdiği takdirde, ikinci bir deneme yararlı olabilir. Bu tedavi yönteminde, çocuğun çarşafının altına, alarm ziline bağlı bir metal yerleştirilir. Çocuk altını ıslatmaya başlar başlamaz, zil çalarak çocuğu uyandırır. Bunun üzerine, hasta tuvalete gider ve mesanesini boşalttıktan sonra alarmı yeniden kurup yatar. Bu yöntem, etkinlik gösterecekse, genellikle onbeş gün içinde çocuk geceleri altını ıslatmamaya başlar.
Emosyonel faktörlerin belirgin olması ihtimali olan veya fizik tedavi yöntemlerine dirtnçli enürez vakalarında, çocuğun akıl durumu ve aile tutumlarıyla ilgili daha ileri araştırmalar endikedir. Bu durumlarda psikoterapötik müdahale gerekebilir.

Kesin semptomatoloj i bulunmadığı sürece, daha ileri araştırma endike değildir. Dizüri ve hematüri, tekrarlı idrar analizleri için endikasyonlardır ve gerekli da¬ha ileri araştırmalar da yürütülmelidir. İdrarı boşaltmaya başlama zorluğu da, ürolojik değerlendirme gerektirir.
Başka semptomlar olmadığı sürece, miktürisyon dışındaki sızıntılar patolojik kökenli değildir. Spina bifida occulta teşhisi için belkemiği radyografisi endike değildir, çünkü bu bir enürez nedeni değildir. Vakaların büyük bir çoğunluğunda, fizik araştırma negatif sonuç verir. Çoğunlukla çocuk, miktürisyonu kontrol eden sinir yollarındaki bir gelişim geriliğiyle ilgili, izole bir gelişme bozukluğundan mustariptir. Hastalığın genellikle selim olan seyri ve ailede enürez vakalarının bulunması, bulunan cinsiyet farkları (gelişme bozuklukları genellikle kızlardan daha sık olarak erkek çocuklarda görülür) ve sık sık durumu açıklayan organik veya emosyonel faktörlerin mevcut olmayışı, bu etyoloji görünüşü destekle- mektedir. Oysa etyolojide emosyonel faktörler önemlidir. Olumlu bir miktürisyon kontrolü döneminden sonra enürez başgösterdiği, çocuk aynı zamanda encopresis (bkz.) de gösterdiği, kasıtlı altını ıs-latma mevcut olduğu ve enürez hem gündüzleri, hem de geceleri olduğu takdirde, emosyonel stress"in rol oynaması ihtimali daha çoktur. Daha sık olarak, ebeveynin çocuğu istememe tutumları ve çocuktaki enkontinanstan Ötürü olan başarısızlık duygusu, sekonder emosyonel bozukluklara yol açar. Dolayısıyla teşhis, semptomun ve aile tutumlarının tam değerlendirilmesini kapsamalıdır. Hangi tedavi tedbirleri uygulanırsa uygulansın, semptoma karşı ailenin cezacı olmayan ve anlayışlı bir tutumu benimsemelerinde yardımcı olmak önemlidir. Hekimin «çocuk sırf tembelliği yüzünden idrarını tutamıyor» demesi bu bakımdan faydalı olamaz. Ebeveyn, çocuğun altını ıslattığı geceleri görmezlikten gelmeli, ama idrarını tuttuğu geceleri ödüllendirmelidir Altı ile 12 yaş arasındaki çocuklarda geceleri 25 mg ve daha büyük çocuklarda geceleri 50 mg amitriptilin, çok kere geee enürezini dur¬durmada etkindir. Vakaların üçte birin de, doğru uygulanan «zil» ile şartlama yöntemi etkindir. Yine de anlamlı bir nük¬setme oranı vardır; ama nüksetme başgösterdiği takdirde, ikinci bir deneme yararlı olabilir. Bu tedavi yönteminde, çocuğun çarşafının altına, alarm ziline bağlı bir metal yerleştirilir. Çocuk altını ıslatmaya başlar başlamaz, zil çalarak çocuğu uyandırır. Bunun üzerine, hasta tuvalete gider ve mesanesini boşalttıktan sonra alarmı yeniden kurup yatar. Bu yöntem, etkinlik gösterecekse, genellikle onbeş gün içinde çocuk geceleri altını ıslatmamaya başlar.
Emosyonel faktörlerin belirgin olması ihtimali olan veya fizik tedavi yöntemlerine dirtnçli enürez vakalarında, çocuğun akıl durumu ve aile tutumlarıyla ilgili daha ileri araştırmalar endikedir. Bu durumlarda psikoterapötik müdahale gerekebilir.
Epilepsi:Epilepsi, bilinçlilik değişimine ve EEG"de paroksizmal elektrik deşarjlarıyla yansı¬yan serebral fonksiyon bozukluğuna eşlik eden çok çeşitli nöbetler halinde gelen davranışlardır. Bir hastalık değildir, çünkü başlama yaşı ve biçimi, seyri ve prognozu temelindeki durumlara (serebral dejenerasyonlar veya formasyon bozuk-lukları, ansefalitidler, beyin tümörleri, metabolik bozukluklar) göre değişir. Semptomatik de sayılamaz, çünkü çok kere nedeni belli değildir veya bilinemez. Nöbet tipi, bilinçlilik değişiminin derecesi ve EEG"nin niteliği, her zaman etyoloji veya prognozun güvenilir belirtileri değildir. «Epilepsi» başlığı altında toplanan fenomenlerin kapsamı öyle geniştir ki, «epilepsi» konusunda herhangi bir.genelleme yapmak anlamsızdır. Epilepsi tipleri ve bunların tıbbî ve sosyal yön lerinin ontogenetik olarak ele alınması iyi olur.Yeni doğan bebeklerde nöbet insidansı 1000 doğumda 5-10"dur. Bir aylık bel eklerdeki insidans, bir yaşındaki bebeklerdeki insidansın yarısını oluşturmaktadır. Tonik/klonik nöbetlerden ziyade, lokal veya genel seğirmeler ve siyanoz görülür. Bilinen nedenler arasında doğum travma-sı, serebral formasyon bozukluğu ve enfeksiyon, hipoglisemi (beslenme yetersizliğinden ötürü) ve hipokalsemi (inek sütündeki aşırı fosfattan ötürü) vardır. Mortalite yaklaşık % 50"dir ve sağ kalan hastalarda akıl geriliği mevcuttur. Enfantil spazmlar episodik olarak nükseder, tüm bedeni kapsayan fleksiyonlar (ya da ekstansiyonlar) biçimindedir ve genellikle EEG"de hipsaritmi (bkz.) gösterir. Bütün vakaların üçte ikisi hayatın ilk altı ayında başlar. Erkeklerde daha çok gö rülür (2:1). Mortalite % 15"dir. Sağ kalanların birçoğunda akıl geriliği mevcuttur. Vakaların yarısında, nöbetlerin ve akıl geriliğinin temelinde şiddetli serebral anomaliler vardır. Hayalkırıcı sonuçlara rağmen, âcil klinik tedavi şarttır. çünkü bazı vakalarda bu hayatîdir.Febril konvülsiyonlarm % 95"i 6 ay ve 4 yaş arasında başlar. Bunlar çoğunlukla kısa süreli ve nüksetmeyen genel nöbetlerdir. Uzun süreli konvülsiyonlar durdurulmalıdır, çünkü henüz gelişmemiş beyne zarar vererek önemli sonuçlara (hemiparezi, akılgeriliği, hiperkinezi, lobus temporalis epilepsisi (bkz.))*yol açabilir. Febril konvülsiyonlar aynı zamanda, epilepsi riski olan bazı çocukların teşhisini sağlar. Hastalığın ileri safhalarında yaşın genç, cinsiyetin kadın, nöbetlerin lateral. uzun süreli ve nüksedici olması, prognozu kötüleştiriş. Akinetik nöbetler, birdenbire yere düşme, miyoklonüs, kısa şok gibi kas grubu kasılmaları, bazı şiddetli kronik epilepsilerin ilk tezahürleridir. Petit mal (bkz.) absans nöbetleri çok kere ilk okul yıllarında başlar. Frekansı oldukça yüksektir, ama çok kere nöbetler farkedilmez. Hastaların üçte birinden yarısına kadar olan oranında ilerde majör konvülsiyonlar gelişir. Petit mal"in ileri yaşlarda başgöstermesiyle bu ihtimal artar. Akıl geriliği bir istisnadır, ama öğrenim performansı çok kere beklenendendüşüktür. Okul çocuklarında genel epilepsi prevalansı yaklaşık binde altıdır. Bütün nüfusta, erken başlayan epilepsiden sonra remisyon ve ölüm oranı ve yetişkinlerde geç başlayan epilepsi insidansı ise binde beştir. Yetişkinlerde de, genellikle belli bir neden sözkonusu değildir, ama kafa travmalarının (bkz.), beyin tü¬mörlerinin, metabolik bozuklukların ve serebrovasküler hastalığın etkileri hesaba katılmalıdır (Bkz. NÖBETLER). Epilepsi, normal performansı aksatmaz. Tedavinin hedefi de budur. Ama anormal serebral fonksiyon, sosyal hayatı aksatıcı nöbetler ve önyargılar nedeniyle, hayatın herhangi bir alanında ortaya sorunlar çıkabilir. Çocuklukta başlayan kronik epileptikler grubunda ciddî sorunlar çıkabilir. Nöbet sıklığının kontrolü için uygulanan ilaç terapisi de, aynı zamanda ruhsal durum, davranış ve motor fonksiyonlar üzerinde istenmeyen etkiler yaratabilir. Örneğin fenobarbiton bazı yetişkinlerde depresyon ve birçok çocukta kontrolsuz aşırıfaaliyet yaratır. Serebral fonksiyon bozukluğu akıl geriliği olanlarda belirgindir, ama zekâları iyi düzeyde olan birçok çocuğun normal okul veya çalışma performanslarını hafifçe düşürebilir.
Hastalığın başlama yaşına ve ortama göre, çeşitli derecede kişilik değişimi de olabilir. Hiçbir spesifik «epileptik kişilik» mevcut değildir, ama davranış bozuklukları, aşırı aktivite, duyarlılık ve depresyon sık görülür. İntihar oranı yüksektir. Hastaların ufak bir oranında, özellikle psikomotor epilepsili (bkz.) hastalarda, orta yaşta spesifik bir kronik, paranoid, hallüsinasyonlu psikoz başlar.
Epileptik nöbetler, hem hasta, hem de tanıklar için korkutucudur. Korku da hareket kısıtlılığına ve önyargılara yol açar. Hastanın evlenmeden önce epileptik olduğunu bildirmemesi, bu evliliği hükümsüz kılmakla birlikte, yeterli genetik öğütler verildiği sürece, epilepsi evliliği engellememelidir. Epilepsi ile, suç işleme arasında bir ilişki olduğu inancım destekleyici deliller azdır.
Epilepsinin Biokimyası:Piridoksin yetersizliği, epilepsiyi harekete geçirebilir. Bu vitamin, beyinde glutamatın gamma aminobütİrik asite (GABA) dönüşümüyle ilgili enzimlerde bir ko-faktördür. Bunlardan glutamat eksitatör, GABA ise inhibitör ileticidir. Bu dönüşümdeki bir blokaj aşırı eksitasyona, yani konvülsiyonlara yol açar. Başka bir serebral iletici olan asetilkolin de epilepside rol oynayabilir; çünkü epileptiklerde beyinomurilik sıvısı serbest asetilkolin ihtiva eder, oysa normal beyin omurilik sıvısında asetilkolin bulunmaz. Epileptojenik foküslerdeki nöronlarda intrasellüler sodyum düzeyleri aşırı yüksek, oysa potasyum düşüktür. Ancak, bütün bu araştırmalardaki güçlük, anormal nöron eksitabilitesinin muhtemel nedenleri ile bu aşırı aktivitenin metabolik sonuçları arasında ayırım yapmaktır. Böylece, henüz idiopatik epilepsinin biokimyasal temelinin bilindiği ileri sürülemez.   Epiloia:(Tüberöz skleroz)
Bu durumda, sinir sistemi dahil, bütün vücuda birçok tübersi nodüller dağılmıştır. Çeşitli cilt lezyonları arasında, burnun iki yanındaki «kelebek-kızartısı» lekeler, bu durumun başlıca özelliğidir. Genellikle 4-6 yaşlar arasında belirir ve kalıcıdır.
Klinik tablonun diğer öğeleri ise çok kere epilepsi ve akıl geriliğidir.
Erkek Protestosu:Bazı kadınlardaki aşağılık duygularının, ortak yönleri erkeklerle yarışma olan birkaç değişik aktiviteyle bilinçdışı ifade bulduğunu varsayan bir Adler kavramıdır: Spor, entellektüel, politik veya bir sürü değişik aktivite sözkonusu olabilir.   Etkilenme Fikirleri:Kişinin, düşüncelerinin, duygularının veya bedeninin birtakım dış güçlerle etkilendiği hissine kapılmasıdır. Bunlar pasiflik duygularından (örneğin, düşüncenin dışardan kontrol edildiği veya gücün sömürüldüğü hissi) veya taktil hallüsinasyonlardan ileri gelebilir. Fikir, bu mekanizmayı açıklayıcı sözlerle dile getirilir (örneğin, radyo veya radar etkisi). Bu semptom karakteristik olarak, şizofreniktir.   Etoloji:Özellikle doğal ortamındaki davranışın incelenmesidir. Etoloji, davranışçılık ve içgüdü psikolojisi için kullanılan bir terimdir. Etolog kuşların, hayvanların, böceklerin ve balıkların davranışlarıyla ilgilidir ve genellikle bir zoologdur. Davranıştan. bu davranışın anlamı çıkarılır. Doğal tanıma (bkz.) (bazı davranış kalıplarının spesifik zamanlarda gelişmesi), harekete geçirici (spesifik davranış için spesifik bir stimülasyon) ve yer değiştirme aktivitesi (bir stimulusa tepki olarak yersiz davranış) önemli etolojik kavramlardır.  








 
  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri