A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Obama’nın Clinton tercihi

Obama’nın Clinton tercihi

Barack Obama"nın başkan seçilmesinde ilk bakışta çok yetenekli bir konuşmacı olmasının en büyük rolü oynadığı düşünülebilir. Oysa bence gerçekte onu iyi bir lider yapan ve başarılı kılan belki en önemli hasletlerden biri dinleme kabiliyeti.
Harvard"da beraber hukuk okuduğu sınıf arkadaşlarının iyi bir dinleyici olarak nitelendirdiği, Chicago Üniversitesi"ndeki hocalığı döneminde öğrencilerinde "dinleyen" profesör imajı oluşturmuş olan Obama, insanları dinlemesini bildiği için siyasi ortamı doğru okudu. Doğru mesajlar verdi. Ve neredeyse hatasız bir seçim kampanyası yürüttü. Şimdi aynı çizgiyi kabinesini oluştururken devam ettiriyor. Bu, Washington Post"un da başyazısının ifadesiyle ABD"de gelecek döneme ilişkin oldukça "yüreklendirici" bir işaret.

Post, Obama"nın şimdiye kadar ön plana çıkan kabine tercihlerini "tecrübeli, ehil, zeki ve pragmatik" olarak nitelendiriyor. Ve bu sıfatların Dışişleri"nin başına düşünülen Senatör Hillary Clinton, Beyaz Saray Milli Güvenlik konseyi başdanışmanlığına getirilmesi beklenen emekli General James Jones, adı yeni Hazine bakanı olarak geçen Timothy F.Geithner ve diğer birçok isim için geçerli olduğunu kaydediyor.

Dinleyen profesör Obama, ülkesinin ve dünyanın ağır siyasî ve ekonomik testlerden geçtiği şu dönemde, kısır siyasî çekişmeleri geride bırakmasını bilerek, söyleyecek makul sözü ve kabiliyeti olan herkese Beyaz Saray"ın kapısını açık tutacağı sinyalini kabine tercihleriyle ortaya koyuyor. Henüz resmîleşmiş hiçbir isim yok, ama Obama"nın kıyasıya önseçim kavgasına tutuştuğu Senatör Clinton"a dışişleri bakanlığı teklifini götürmesi başlı başına büyük bir olay. Onun kabul etmesi de hakeza.

Her şeyden evvel, ortada güzel bir demokratik olgunluk örneği var. Liderliğin ölçütlerinden biri, muhaliflerinden dahi taraftar edinebilme, en azından saygılarını kazanma kabiliyetidir. Clinton, önceleri küçümsediği rakibi Obama"ya zaman içinde saygı duymaya başlamış, ikili ilişkileri özellikle Demokratik Parti Kongresi"nden sonra ısınmış, ardından yardımlaşma ve en nihayet kaynaşma gelmişti. Bana sanki iki lider daha o zamandan müstakbel kadroları paylaşma anlaşması yapmış gibi geliyor. Obama"nın Clinton döneminde görev yapmış ya da onlara çok yakınlığıyla bilinen Rahm Emanuel, John Podesta gibi insanları hızla mahremine sokması belki böyle izah edilebilir.

Obama"nın Clinton tercihi, başarılı bir siyasî hamle. Bölünmüş bir Amerika istemediğini söyleyen Obama, bölünmüş bir partiyle bu amaca hiç ulaşamayacağını çok iyi biliyor. Bu arada, güreşe doymayan pehlivanlar sülalesi Clinton"ların dört yıl sonra minderde tekrar karşısına çıkma ihtimalini de ortadan kaldırmış oluyor.

Senatör Clinton"ın o makam için en doğru isim olup olmadığı konusunda ise farklı değerlendirmeler var. Mesela kocası Bill Clinton"un dünyadaki popülaritesi avantaj olarak görülüyor. Ancak diğer yandan eski başkanın yürüttüğü "Global İnisiyatif" faaliyetleri, iyi tedbir alınmazsa, çıkar çatışması sorunlarına yol açabilir.

Kimilerine göre, ABD"yi dünyada güçlü bir şekilde temsil etme keyfiyeti, bakanın başkana yakınlık derecesiyle doğrudan ilişkili. Clinton"la Obama arasındaki yakınlığın, mesela bir James Baker ile baba George Bush arasındaki gibi olmayacağı öngörülüyor. Dolayısıyla dünya liderlerinin Clinton"ı Obama"nın dili ve kulağı olarak görmeyip yeterince dinlememesinden endişe ediliyor. Karşı argümana örnek ise Dean Acheson ve Henry Kissinger gibi bakanların, Başkan Truman ve Nixon ile arkadaşlık ilişkileri olmadığı halde, kurdukları sağlam entelektüel bağ sayesinde uluslararası ilişkilere damga vurabilmiş olmaları.

Siz seçim söylemlerindeki bazı farklılıklara bakmayın; ne Clinton göründüğü kadar şahin ne de Obama zannedildiği kadar güvercin. Aralarında entelektüel uyum var. Temelde her ikisi de çok taraflı diplomasiyi ve uluslararası meşruiyeti önemsiyor, ama Amerikan çıkarları gerektirdiğinde güç kullanmayı da defterden silmiyor.

Clinton"ın avukatlık birikimi, ülkesinin ve başkanının müvekkilliğini profesyonelce yapmasını mümkün kılacaktır. Onu yaman bir politikacı yapan özellikler ise hem dev Dışişleri bürokrasinin iplerini eline geçirmede hem de yabancı aktörlerle münasebetlerinde işine yarayacaktır. Zaten Obama"dan kendi kadrosunu kurma ve başkanla doğrudan görüşme tavizini koparmış bile.

Şu durumda, dış politika yapan kurumlar arasında eşgüdümden sorumlu milli güvenlik başdanışmanlığı, Bush dönemindeki gibi nispeten zayıf kalacağa benziyor. Gerçi oraya düşünülen NATO eski komutanlarından emekli General Jones da ABD ve dünya ulusal güvenlik camiasında son derece saygın birisi. Belli ki Obama, dış politikaya talip askerlerle siviller arasında bir denge gözetmeye çalışıyor. Ama emekli bir generalin nefesi, baskın karakterler olan Başkan Yardımcısı Joe Biden ile Clinton"a yetmeyecektir.

Biden-Clinton ilişkisini izlemek hassaten enteresan olacak. Obama, güçlü bir ismi bakan seçerek, selefinin aksine, dış politikada iplerin çoğunu yardımcısına bırakmak istemediğini göstermiş oluyor. Bir nevi denge politikası güdüyor. Tesadüm-ü efkardan makul dış politika barikası mı, yoksa kakafoni mi doğacağı, Obama"nın dinleme kabiliyetini idarecilikle taçlandırmasına bağlı. Robert Gates beklendiği gibi Pentagon"un başında kalırsa, tartışmaya yapıcı bir katkıda bulunacaktır.

Her neyse, söylenenlere göre dananın kuyruğu gelecek hafta başında kopacak. Obama yeni dış politika ve milli güvenlik ekibinin üyelerini kesinleştirerek toplu halde kamuoyuna açıklayacak. Tercihlerin, başta Türkiye olmak üzere bölgemize ve dünyaya muhtemel yansımalarını da izninizle o vakte bırakalım.













  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri
  •   Ad Soyad
      Yorum