A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Namazın, rükünleri,
Namazın rükünleri

Namazın rükünleri

1. İftitah tekbiri

İftitah, "başlamak, kapıyı açıp girmek"anlamındadır. İftitah tekbiri (tahrime), namaza başlarken alınan tekbir olup "Allahu Ekber"cümlesini söylemektir.

Allah Resûlü"nün (aleyhissalatü vesselâm) tekbir alırken ellerini omuz hizasına kadar kaldırdığına dair rivayet bulunduğu gibi, kulak hizasına veya kulaklarının üstü hizasına kadar kadar kaldırdığına dair rivayetler de vardır. Bu rivayetlerin birleştirilmesi durumunda, tekbir alırken başı hafifçe öne eğerek başparmak kulak memesine değecek şekilde elleri kaldırmanın uygun olduğu belirtilmiştir.

Kalbe bütünlük kazandırmak, bulunduğu buudların üstüne çıkıp ayrı bir âleme girerek "Allahu Ekber"demek, namaz kılmak için bir başlangıç teşkil etmektedir.

Zira dikkat edilirse tarih boyunca tapılan putların, ilahlaştırılıp takdis edilen ve boyun eğilen kuvvetlerin, kendilerine körü körüne itaat edilen liderlerin ortak özellikleri, hep azamet ve kibirlilik, üstünlük ve yükseklik duyguları olmuştur. Bu yüzden "Allahu Ekber"diyerek namaza başlayan mümin, bütün cebbar ve mütekebbirlerin üstesinden gelmiş, onları dize getirmiş ve hiçbir zaman Allah"tan başka bir güç tanımadığını bildirmiş olur. Dolayısıyla kendisini Allah"tan alıkoyan her şeyi arkaya atar, nazarını lâhut âleminin menfezlerine diker ve oradan gelecek şeyleri beklemeye durur. O, başka bir sözle namaza giremez. Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Namazın anahtarı temizliktir. (Namaz dışı şeylerle meşguliyeti) haram kılan şey iftitah tekbiridir, (namaz dışı meşguliyeti) helal kılan şey (de sondaki) selâmdır"buyurur ve bu hususa dikkat çeker. Başka bir hadislerinde ise: "Abdesti yerli yerinde almadıkça, sonra kıbleye dönüp "Allahu Ekber"demedikçe.. hiçbirinizin namazı tam olmaz."buyurur. Bu yüzden namaza iftitah tekbiri ile girmek namazın bir rüknüdür.

Namaza başlarken "Allahü Ekber"(Allah Büyüktür) yerine "Allahü"l-Kebîr"veya "Allahü Kebîr"yahut yalnız "Allah"denilmesi de farz için yeterlidir. Bunlarda da Yüce Allah"ın şanını yükselten mana vardır. Fakat şu ifadelerle namaza başlanmaz: "Allahümmeğfîr lî( Allahım beni bağışla) , Estağfirullah (Allah"tan bağışlanmamı taleb ediyorum) , Eüzü Billah (Allah"a sığınırım), Bismillâh."Çünkü bunlar birer dua sözleridir, yalnız tazimi ifade etmezler.

2. Kıyam

Kıyam "doğrulmak, dikilmek, ayakta durmak"demektir. Namazı oluşturan ana unsurlardan biri olarak kıyam, iftitah tekbiri ve her rekâtta Kur"ân"dan okunması gerekli asgarî miktarı okuyacak kadar bir müddet ayakta durmak anlamına gelir.

Hasta veya ayakta durmaya gücü yetmeyen kişiden kıyam vecibesi düşer. Bu kişi oturmaya güç yetiriyorsa, namazı oturarak kılar. Bu durumda oturma, o kişi için hükmen kıyam yerine geçer. Oturmaya da gücü yetmiyorsa nasıl kılabiliyorsa öyle, uzanarak veya ima ederek kılar.

Müminin, Rabbin karşısında el-pençe divan durarak huzura gelmesi, ona yeryüzünde iki ayağı üzerinde isbat-ı vücut eden ilk varlık olduğunu hatırlatır. Kimi mahlukat yerde sürünüp, kimisi de dört ayağı üzerinde iki büklüm yürürken, Cenab-ı Hak insana âdeta bir "elif"(harfi) gibi dimdik ayakta durmayı ve yürümeyi lutfetmiştir. O, en başta iç ve dışıyla ahsen-i takvime mazhar bir varlık olarak yaratılmıştır. Cenab-ı Hak, onu camid kılıp cansız yapmamış; canlılar arasında şuursuz kılmamış; şuurlular arasında ona bir de akıl ve irade vermiştir. Yine onu kâfir topluluklar içine dahil etmemiş; aksine, onu temizleyip tasfiye ede ede insanlık mertebesine, ondan da müminlik mertebesine yükseltmiştir ki, bu haliyle âdeta onun her tekamülünde sırtında taşıdığı küfeye bir nimet daha koymuştur. İşte insan, kıyamda olduğu vakitte, küfesindeki bu nimetleri hatırlayıp, kendisini daima mahşerde hesap vermek üzere Rabbin huzurunda tasavvur edecek ve Rabbi"nin, "Hayatın boyunca alıp verdiğin nefeslerin hesabını ver."sualini hatırlayacaktır.

3. Kıraat

Sözlükte "okumak"anlamına gelen kıraat, "Kur"ân okumak"demektir. Namazda bir miktar Kur"ân okumak gerekir. Namazda Kur"ân, kıyam halinde iken yani ayakta dururken okunur. Namazda okunması farz olan asgari miktar, kısa üç ayet veya buna denk bir uzun ayettir.

Kıraat, nafile namazların, vitir namazının ve iki rekâtlı farz namazların bütün rekâtlarında, dört veya üç rekâtlı farz namazların ise herhangi iki rekâtında olması farzdır. Kıraatin ilk iki rekâtta olması ise vaciptir. İkinci rekâttan sonraki rekât veya rekâtlarda Fatiha suresini okumak Hanefî imamlardan nakledilen bir görüşe göre vacip, diğer bir rivayete göre ise sünnettir.

Kul, "Allahu Ekber"deyip, Allah"ın büyüklüğünü ilan ve itiraf ederek namaza başlar, kılacağı namazda şeytanın bir payı olmaması arzusuyla "Eûzu billâhi mine"ş-şeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim"der ve şeytandan Allah"a sığınır. Bu söz, daha ilk başta insanın kendi aczini itiraf etmesi demektir. Namazda bu şekilde aczini itiraf eden bir insan, kırık kalbiyle Allah"a teveccüh eder. Diğer taraftan kul, okuduğu bu ayetlerle Allah"la (c.c.) konuşmuş gibi olur.

4. Rükû

Rükû sözlükte "eğilmek"anlamına gelir. Namazın ana unsurlarından olan rükû, kıyamdan sonra eller dizlere erecek şekilde öne doğru eğilmek demektir. Allah Resûlü"nün (aleyhissalatü vesselâm) uygulamasına en uygun rükû şekli, sırt ve baş düz bir satıh oluşturacak biçimde eğilmektir.

Yine rükûda bu kavisli duruş, iki büklüm yürüyen mahlukatın ibadetidir ki, mümin onu da hatırlar ve orada yaptığı dua ile sanki: "Sana hamdolsun Rabbim! Beni, iki büklüm yürüyen mahlukatın gibi değil de, elif gibi, dümdüz yarattın.. her ne kadar şimdi senin azamet ve ululuğunu ifade ve itiraf için eğildim ise de, yine doğrulacağım."demek ister.

5. Secde

Secde sözlükte "itaat, teslimiyet ve tevazu içinde eğilmek, yere kapanmak, yüzü yere sürmek"anlamına gelir. Namazın her rekâtında belirli uzuvları yere veya yere bitişik bir mahalle koyarak iki defa yere kapanmak namazın rükünlerindendir. Allah Resûlü"nün (aleyhissalatü vesselâm) uygulamasına en uygun secde, yüz, eller, dizler ve ayak parmaklarının üzerine olmak üzere yedi uzuv üzerinde yapılanıdır.

Mümin, bütün bu manaları rükûda kalbinde duyduktan sonra, Rabb"inden gelen bir recâ (ümit) meltemi ile yeniden başını kaldırır ve yeniden O"nun rahmetine doğru nazar eder.

İşte kul, rükûdan tekrar doğrulurken bir inşirah hisseder sonra da, Cenab-ı Hakk"a karşı şükranın ifadesi olarak yüzünü yere koyup secdeye kapanır. Bu defa da, Efendimiz"in: "Kulun Rabbine en yakın olduğu zaman secde halidir. Öyle ise secdede iken çok dua edin"buyurduğu, Rabb"e en fazla yakın olma anını ihraz eder. Orada da üç defa: "Yüce Rabbim, (her çeşit kusurdan) münezzehtir."demek suretiyle Rabbi tazimde bulunur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem); "Allah"a secde et ve yalnızca O"na yaklaş"(Alak, 96/19) emrine imtisal edip secde ediyor; bazen "Allah"ım! Büyük-küçük, evvel-âhir, gizli-açık bütün günahlarımı mağfiret buyur."diyerek kendinden geçiyor; bazen de: "Allah"ım! Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm de kendisini yaratıp şekillendiren, ona kulak, göz takan Yaratanına secde etmiştir. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir!"şeklinde dua ederek Rabbine karşı tazimat ve tekrimatını ifade ediyordu.

Hasılı mümin, yaptığı bu secde ile, tıpkı Efendimiz"in kulluğuyla yükselip miracda Rabbisiyle görüştüğü gibi, bir görüşme ve mülâkat için O"nun arkasında ihraz etmesi gereken yeri ihraz edecektir. O, namazını eda ederken, bu muallâ mevkii ihraz etme niyetiyle kılmalıdır. Rabbisinin kendisine yaptığı emir ve teklifi, yine Rabbinin kendisine vadettiği şeyi elde etmek için yapan mümin, namazın bütün erkânında tatlı bir zevk ve namütenahi bir lezzet duyacaktır. Zira bu vaadin arkasında rıza-yı ilahiyi elde etme, cemal-i ilahiyi müşahede vardır ve bu büyük vazifeyi eda ederken de, rehber olarak önde Peygamber Efendimiz vardır.

6. Ka"de-i Ahîre

Ka"de-i ahîre "son oturuş"demektir. Namazın sonunda bir süre (teşehhüt miktarı) oturup beklemek namazın rükünlerindendir. İki rekâtlık namazlardaki oturuş, daha önce oturuş bulunmadığı için son oturuş sayılır.

Son oturuşta olması gereken asgari süre "teşehhüt"miktarıdır. Teşehhüt miktarı ise, "tahiyyat"duasını okuyacak kadar bir süredir.

Tahiyyatta, mirac; yani Resulü Ekrem"e, halkın yüz çevirmesine mukabil, gök kapılarının açılıp, sema ehlinin tebessüm ettiği ve Allah"ın "Buyur ey kulum!"diye iltifatta bulunduğu kutlu yolculuk destanlaştırılmaktadır.

Evet, tahiyyat miracı anlatmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, kendi kendimize Rabbin huzuruna çıkmamız çok zor; ne kadar kulluk yapsak da, bizden evvel gelip geçen, iz bırakan ve bir şehrah açan Peygamber Efendimiz"e uğramadan, O"na selâm çakıp O"nun aracılığını temin etmeden Cenab-ı Hakk"ın huzuruna çıkmak imkânsızdır. Onun içindir ki, Rabbimize karşı tahiyyatımızı, yani yaptığımız bedenî ve mâlî bütün ibadetlerimizi O"nun için yaptığımızı ifadeden hemen sonra, Resulü Ekrem"e selâm veriyor, "es-selâmu aleyke eyyühennebiyyü"diyoruz. Bunun tasavvufta manası; günah ve seyyiatımızla Cenab-ı Hakk"ın huzuruna giderken Peygamber Efendimiz"in arkasında saf bağlama ve bu tatlı mülâkatta konuşulan şeylere kulak kesilme, ne dendiğini anlamaya çalışmadır. Orada, miracın bir semeresi olan namazın alınması ve ümmet-i Muhammed"e hediye edilme muamelesi anlatılır. Orada önce Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Tahiyyat, tayyibat ve salavat Allah içindir.", yani; zerrat-ı vücudumuzla yaptığımız bütün ibadetler, kazanıp topladığımız maldan sarf ettiğimiz şeyler Sanadır ve Senin rızan içindir Allah"ım! Ben, böylesine ahd ü peymanımı ve sadakatimi dile getirmek için huzuruna geliyor, bu sözlerle seni selâmlıyorum der ve Allah"a (c.c.) selâm verir. Cenab-ı Hak da, kendisine bu şekilde selâm sunan Habibine: "Ey Nebi! Selâm, Allah"ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun."sözleriyle mukabelede bulunur ve âdeta, "ey şanı yüce Nebi! Selâmına mukabil sana da selâm olsun"der.

Bütün bu konuşmalar, aklın almayacağı, mekânın var mı, yok mu idrak edilemeyeceği bir makamda cereyan ederken melekler: "Selâm bizim üzerimize ve Allah"ın salih kulları üzerine de olsun"der ve bu sözlere kulak kesilirler. En sonunda Cebrail (aleyhisselâm), bu senfonizmaya tatlı bir hava ve bir âhenk katar, arş ve ferşi çınlatacak şekilde "Şehadet ederim ki Allah"tan başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah"ın Resulü"dür!"der; Allah"ın, Mabud-u Mutlak ve Maksud-u bi"l-İstihkak olduğunu; Peygamber Efendimiz"in ise, şanı yüce bir nebi olduğunu bütün yer ve gök ehline haykırır.