A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Müziğin Tarihçesi

Müziğin Tarihçesi

 

Müzik insanlar tarafından nasıl keşfedildi? Müzik nasıl gelişti, Türklerde müziğin tarihçesi, ilk notaların yazılışı, alaturka ve alafranga müzik

Müziğin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi:
İnsanlar daima şarkı söylemeyi, oynamayı sevmiştir. İlk insanların sevinçle bağırmalarını şarkının başlangıcı sayabiliriz. Daha sonraları, ellerini birbirine, ayaklarını yere vurarak sesler çıkarıp oynamaya başladılar. İçi oyuk bir ağacın üstüne deri gererek ilk davul yapıldı. Bundan sonra ince ağaç dallarından, kemik parçalarından düdük yapılması öğrenildi. Kurutulmuş barsak şeritlerinin gerilince ses verdiği farkedilince de ilk telli sazların yapılmasına başlandı.

Eski Mısırlılar müziğe büyük önem verirlerdi. Yüzlerce sanatçının bir arada çaldığı büyük orkestralar kurulmuştu. Bu orkestralarda harp, çeşitli flütler, ziller, çıngıraklar çalınırdı. Orduda ise borazanlardan, trampetlerden kurulu bandolar bulunurdu.

İbraniler, Eski Yunanlılar, Romalılar da müziğe büyük önem verirlerdi. Yunanlılar’ın çeşitli şenliklerinde müziğin büyük yeri vardı. Hristiyanlıktan sonra kilise müziği gelişmeye başladı. Bu arada halk türküleri de rağbet buldu. Haçlı Seferleri
‘nde Doğu’ya gelen çalgıcılar Batı’ya yeni şarkılar, çalgı aletleri getirdiler.

IX. yüzyıla kadar bütün milletlerin müziği «teksesli» (monodik) idi, yani eserler tek melodi üzerine işlenirdi. Ondan sonra «çoksesli» (polifonik) müzik doğmaya başladı. Bu müzik armoniye dayanıyordu.

Kilise müziği XV.-XVI. yüzyıllarda en gelişmiş haline ulaştı. XVII. yüzyılda yeni yeni müzik aletleri geliştirildi, opera doğdu.

XVIII. yüzyıl batı müziğinin klâsik çağı oldu. Beethoven, Mozart
, Handel, Bach
 gibi büyük besteciler bu devirde yetişti, bu arada ölmez orkestra eserleri yaratıldı.

XIX. yüzyıl müziğin romantik çağıdır. Batı müziği bu çağda Schubert, Chopin, Liszt, Schumann, Dvorak, Smetana gibi ünlü besteciler yetiştirdi. Gene bu yüzyılda opera alanında büyük bir canlanma oldu. Wagner,Verdi
, Puccini, Rossini
, Sibelius gibi büyük opera bestecileri yetişti. Strauss
‘lar bütün dünyaya ün salan bestelerini yaptılar.

XIX. yüzyılın sonlarında müzikte bir çeşit «empresyonizm» hareketi oldu. Bu hareket Debussy ile başladı. XX. yüzyıldan beri müzik alanında çok hareketli gelişmeler kaydedildi. İgor Stravinsky, Paul Hindemith, Sergey Prokofiyev, Dimitriy Şostakoviç gibi büyük besteciler yetişti. Caz müziği bütün dünyaya yayıldı.

Notaların Yazılışı

Batı müziği sisteminde notaların yazılması oldukça yenidir. Sümerler’den beri birçok Doğu kavminde nota yazısı kullanılmış olmakla birlikte, Batı’da XI. yüzyıla kadar nota diye bir şey bilinmiyor, müzik eserleri ancak kulaktan kulağa yayılıyordu. Başka müzik sistemlerinde ise nota çok eskidir. Meselâ Sümerler’in kendilerine göre notaları vardı. IX. yüzyılda güftelerin üzerine bazı hatırlatıcı işaretler konmaya başlandı. Ancak, bunların nota ile hiçbir ilgisi yoktu. XI. yüzyılda Arezzolu Guido adında bir İtalyan, ilk olarak, bir gamı meydana getiren yedi sesten altısını tespit etti. Guido Aretinus, Fra Guittone gibi adlarla da tanınan Guido bir Lâtin ilâhisinin ilk altı mısrasından her birinin ilk hecesinin başka başka tonlarla başladığına dikkat etti. Bu altı mısra şunlardı:

UT queant laxis — REsonare fibris — Mira gestorum — FAmuli tuorum — SOLve polluti — LAbii reatum.

Guido şarkı söyleyenlerin bu ilk hecedeki tonları hatırladıkları takdirde bu heceler başka şekillerde düzenlenince bile yazılan yeni nağmeyi çıkarabileceklerini düşündü. Bu ilâhinin ilk heceleri ut, re, mi, fa, sol, la idi. Sonradan baştaki «ut»a «do» denildi. En sona da «si» eklendi. Böylece «do, re, mi, fa, sol, la, si»den ibaret olan, bütün ana tonları içinde toplayan gam meydana geldi. Bu tonların aralıklarını da ilk tespit eden, Fa anahtarını kullanan Guido’dur.

Bu büyük gelişmeye rağmen notaların yazılışı çok ilkeldi. Porte de dört çizgiden ibaretti. Bu durum XV. yüzyıla kadar sürdü. XV.-XVI. yüzyıllar arasında nota yazısında büyük değişiklikler yapıldı. Bu arada, beş çizgili porte kullanılmaya başlandı. Notaların zaman değerlerinin işaretlenmesinde de gelişmeler oldu. Bir notanın zamanı, notanın sapına yapılan işaretlerden çok biçimindeki değişikliklerle gösteriliyordu.

Bu tarihlerden sonra nota yazma usulleri gittikçe gelişti, en sonunda bugünkü halini buldu.

Alaturka ve Alafranga Müzik

«Alaturka» (allaturca) sözü İtalyanca bir kelimedir. «Türk tarzı» demektir. Önceleri yabancılar Türk müziğini anlatmak için bu deyimi kullanmışlar, sonradan halk arasında, Batı tekniği dışındaki Türk müziğine alaturka denmeye başlanmıştır.

Halk arasında en iyisinden en kötüsüne kadar bütün Batı müziği eserleri «alafranga» diye anılır. Bu arada, genel olarak, Batı müziği tekniği ile hazırlanmış halk türküleri, oyun havaları için de «alafrangalaştırılmış» deyimi kullanılır.

Klâsik Türk Müziği

Dünya müzik sistemleri içinde Batı müziği sisteminden sonra en yaygın sistem Türk müziği sistemidir. Türkler, 3 kıta üzerinde geçen hayatları boyunca gittikleri her yere kendi müziklerini götürmüşlerdir. Türk müziği sisteminin izleri Asya, Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika’da hâlâ yaşamaktadır. Bazı bölgelerde ise doğrudan doğruya bu sistem üstün gelir.

Orta Asya’dan çıkan Türkler, milli müziklerini Yakın Doğu’ya getirmişlerdir. Eski Arap ve Eski İran müziklerinin yerine geçen Türk müziği sistemi, seslerinin tabiattan alınmış olması, makam ve usullerinin zenginliğiyle Türk ırkının hakim olduğu coğrafî alanlarda daha eski müzik sistemlerini ortadan kaldırmıştır.

Fârâbi
‘nin Eski Yunan müziğini Eski Arap müziği yerine geçirmek istemesi nazariyede, kitap üzerinde kalmıştır. ‘nin nazariyeleri ile hiçbir müzik eseri bestelenmemiştir.

Bugünkü bilgimize göre Türkler, müzik eserlerini yazmak için en az 9 nota sistemi kullanmışlardır. Fakat bütün bu nota yazıları ile pek az eser yazılmış, Türk müziği, daha çok ağızdan ağza, kuşaktan kuşağa geçmiş, bu yüzden birkaç yüz bin eserin bestesi kaybolmuştur.

XV. yüzyıldan sonra Türk müziği bilgisi ile uğraşan pek az müzik bilgini çıkmış, son çağlarda bu müzik tamamen teknik bilgiden mahrum bir hale gelmiştir. Geçen yüzyıl ortalarında ünlü «Mecmua»sını yazan bestekâr Hâşim Bey, Türk müziği bilgisinin kaybolduğunu kitabında açıkça belirtmiştir. XV. yüzyıl eserlerinden ve daha eski eserlerden olduğu gibi, müzik parçaları üzerinde de çalışmak suretiyle Türk müziği bilgisini kurmak teşebbüsü, XX. yüzyıl başlarında yapılmıştır. Hüseyin Fahrettin (1854-1911 ) ve Mehmet Celâlettin (1849-1907) Dede Efendiler bu konuyu ilk defa ele almışlarsa da, çalışmalarını yazılı hale getirememişlerdir.

Klâsik Müziğimiz Üzerinde Çalışmalar

Bu çalışmalara daha sonra Rauf Yekta Bey (1371-1935) devam etti; yalnız, eserleri artık eskimiştir. Dr. Suphi Ezgi (1869-1962), 5 büyük ciltlik «Türk Musikisi» adlı eseriyle çok büyük bir çalışma ürününü ortaya koyduysa da, bu eserin ilk cildindeki nazariyelerinin bir bölümünü yazar sonradan değiştirdi. Salih Murat Uzdilek, Türk müziğinin fizik temellerini ortaya koymuştur. Nihayet Hüseyin Sadettin Arel (1880-1955), «Türk Musikisi Nazariyatı» ile bu bilimi mükemmel ve kusursuz şekilde kaleme aldı. Bu bilginin kurucusu ve toplayıcısı S. Arel‘dir. Bugün konservatuvar, radyo ve bir bölüm yayınlarda kullanılan bütün terimler, nota işaretleri ve tarifler,S. Arel‘e aittir. T. Yılmaz Öztuna , «Türk Musikisi Lugati»nde sanatın ansiklopedik sözlüğünü yaptı. Bazı eksikleri olan bu sonuncu eserde Türk müziği tarihi ilk defa olarak ilmi usulle ele alınmıştır.

Eskiden notaya önem verilmemesi yüzünden bugün elimizde notaları, yani besteleri ile ancak 20.000 kadar Türk müziği eseri vardır. Yüzyılımızın başlarına kadar gelen bestekârların eserlerinin bile yarısından çoğu kaybolmuş durumdadır. Bunun da sebebi klâsik Türk müziğinin «semai» (işitilmekle öğrenilen) bir müzik olması, «meşk» usulüne dayanmasıdır: Parçalar nota ile yazılmamış, ustadan çırağa sesle öğretilerek geçmiştir. XIV-XVIII. yüzyıllara ait elimizde besteleri bulunan parçaların sayısı, 3.000 kadardır. Türk müziği eserlerinin notaları geçen yüzyıl sonlarında toplanmaya başlanmıştır. Şimdi en büyük koleksiyon, S. Arel‘in İstanbul Üniversitesi Türkoloji Enstitüsü’ne bıraktığı koleksiyondur.

Tarihte Türk Müziği

Türkler’in Müslümanlığı kabullerinden önceki müzikleri hakkında Sibirya’daki Türk kavimlerinin halk müziklerinin bugünkü durumu az çok bir fikir verir. Türkler, Selçuklular devrinde Orta ve Yakın Doğu’ya hâkim olunca, Türk müziği gelişti, yeni şekiller kazandı; yalnız, eski sistemini çekirdek halinde korudu. Türkler’de müzik, saltanat alâmeti olduğu îçın olağanüstü önem taşıyordu. Şimdi «mehter» denen Türk askeri müziğini, Türkler Yakın Doğu’ya inince, Abbasîler bile benimsediler.

Selçuklularda, onlardan sonra gelen Doğu Türk hanedanlarında müzik gelişti, Anadolu’ da da aynı müzik küçük farklarla yeşerdi. Osmanlı devletindeki müzik, Doğu Türkleri’ ninkinden pek az farklıydı. Osmanlı müziğinin büyük bilgini ve bestekarı Abdüfkaadir Merâgî (1360-1435), Azeri idi; koyduğu müzik kuralları, hem Türkistan’da, hem Türkiye’de yüzyıllarca yürürlükte kalmıştır.

XVI. yüzyılda Şeyh Abdülali Efendi (ölümü: 1590), Merâğî’ye nispeten «Hâce-i Sâni» (İkinci Üstat) diye anılmıştır; o yüzyılın en büyük bestekarıdır. Gene XVI. yüzyılın başında II. Bayezit ile oğlu Sultan Korkut (1467-1513) en büyük bestekarlardır.

XVII. yüzyılda klâsik şiirin yanı sıra klâsik müzik de en yüksek seviyesini buldu. Dinî müzikte Hatib Zâkiri Hasan Efendi (1545-1623), din dışı müzikte Çömlekçizade Recep Çelebi (ölümü: 1701), her iki kolda, «Itrî» diye tanınan Buhûrîzade Mustafa Efendi (1640-l711), o yüzyılın en büyük bestekarlarıdır.

XVIII. yüzyılda dini müzikte Kutb-ı Nâyi Şeyh Osman Dede Efendi ( 16527-1729), dindışı müzikte Ebubekir Ağa (Ölümü: 1759), Tab’î Mustafa Efendi (1728?-l786), Küçük Mehmet Ağa (Ölümü: 1800?), Hacı Sadullah Ağa (1760-1825), III. Selim (1761-1808), en büyük bestekârlardır. Yüzyılın ilk yarısında Lâle Devri, sonlarında «III. Selim ekolü» denen romantik akım müziğe hâkimdir.

XIX. yüzyılın ilk yarısında yetişen Büyük Hamâmîzade İsmail Dede Efendi (1778 -1846) büyük etki yaptı. Zekâi Dede Efendi (1825-1897) ile Dellâlzade İsmail Efendi ( 1805-1869), onun gerçek takipçileridir. Saz müziğinde Tamburî Büyük Osman Bey (1810?-1870?) yüzyılın büyük bestekârıdır. Hacu Ârif Bey ( 1831-1885), yeni-klâsik çığırı açmış, en büyük şarkı bestekârı olarak kalmıştır. Şevki Bey (1860-1891 ), onun en büyük takipçisidir. Büyük hattat ve bestekâr Kazasker Mustafa İzzet Efendi ( 1801-1876), az, fakat öz eser verenlerdendir. Yüzyılın sonunda Tamburi Ali Efendi (1836-1902), Cemil Bey’i müjdeler. İsmail Hakkı Bey (1860-1927), dindışı müziğin her çeşidinden bol örnekler verir. Mahmut Celâlettin Paşa, (1839-1899), Dede’ nin torunu Miralay Rıfat Bey ( 1820-1888)şarkıda, Yusuf Paşa (1830?-1875?), saz eserlerinde önemli şahsiyetlerdir.

XX. yüzyıl başlarında Tamburi Cemil Bey (1873-1916), virtüöz ve saz eserleri bestekârı olarak çok büyük bir etki yapmıştır. Musa Süreyya Bey ( 1884-1933) Berlin Konservatuvarı’nda eğitim görmüş, İstanbul Konservatuvarı’nın kurulmasında emeği geçmiş ve ilk müdürü olmuştur. Şarkıda Şemsettin Ziya Bey ( 1882-1925), Lemi Atlı (1869-1945) çok güzel eserler vermişlerdir. Rahmi Bey (1864-1924), bunlardan da üstündür. Bu yüzyılda Türk müziği iyiden iyiye gerilemiş, çöküntüye doğru gitmiştir.

Sadettin Arel, çoksesliliği Türk müziğine uygulamıştır. Çoksesli Türk müziği ele alınırsa, dünya çapında bir sanat olayı olabilir. Çünkü Türk müziğinde — Batı müziğinin 2 makamını da içine almak üzere— çok orijinal 13 makam vardır. Türk müziğindeki aralıklar, akla gelebilecek her türlü beşeri duyguyu ifade edebilecek güçtedir.