A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Marka 2006 Notları 1

Marka 2006 Notları 1

Sayın Belgin Usanmaz, İş Akademisi için, Çırağan`da gerçekleştirilen MARKA 2006 Konferansından notlar almış. Sayın USANMAZ`ın notlarını aşağıda bulabilirsiniz.

Marka 2006
Konferans Notları


I.GÜN             : 07.12.2006
Konuşmacı           :Bob GELDOF(FARK YARATMAK)

                            Live Aid Konserlerinin Yaratıcısı

Görüşleri             :
Dünyaca ünlü sosyal sorumluluk projelerinin  liderliğini yapan Geldof, “ Ne sattığınız ne satın almak istediğiniz şeydir” diyerek sözlerine başladı.  Dünya da sadece tüketimi düşünür bir toplumla bu bin yılda karşı karşıya kalındığını, hayat sadece tüketimden ibaretmiş gibi düşünüldüğüne yönelik toplumların gelişiminden bahsetti. Böyle düşünülmesi üretim ve ekonomik yapıda boşluklar oluşturduğu ve  bu boşlukların ekonomilerin üretimi gerektirdiği ölçüde geliştiremediğini belirten Geldof, insanların kendilerini hayattan yani üretimden  mahrum ederek sadece tüketime yönelen kötü yaşam biçimi seçtiklerini  düşündüğünü söyledi.  Bu yönden bakıldığında yaşam biçiminin değerli kılınması için “Her bireyin güne başlarken o gün için yaşama değer katacak birşeyleri tanımlaması” gerektiğinin kişilerin kendilerini daha iyi hissetmeleri açısından önemli olduğunu vurguladı.




Tüketim çağının bu dönemdeki boyutlarını anlatmaya calışan Geldof, dünya tüketime endekslenmişken çok yakın bir zamanda ciddi bir Çin piyasası ile karşı karşıya kalınacak olduğunu söyledi. Çin’in müthiş para ve servetlerinin olduğu ve dünyadaki  büyük markalara para harcama yönündeki girişimlerinin altını çizerek, diğer ülkelerin bu duruma duyarsız kalması , sanal bir hayatta gerçek dünyadan ve üretimden uzak olacak bir yaklaşım sergilemesi sistemi endişe yaratabilecek boyutlara getirebileceğini belirtti.

Tüketicilerin markalarla ilgili düşüncelerine değinen Geldof, tüketiciler için markaların bazı özellikler taşıdığından bahsetti. Bu özellikler arasında  “Markanın anlamlı ve inanılır olması, Kültürel bir değer taşıması, Neyi temsil ettiğinin belirgin olması, Kullanıcıların o markaya ait olduğunu hissettirecek özellikler taşıması ” vardı.

Özellikle markaların neyi temsil ettiğinin bazen dönemsel bazen ise insanlarla alakalı bir durum yarattığının altını çizen konuşmacı, insanların kendileri için yaşama paralel ayrı bir dünya yaratmaları gerektiğini düşündüğünü ve bunu bizzat kendinin yaptığını ve ailesi , yaşamı hakkında örneklendirmelerde bulundu.

İnsanların yaşam içinde fikirlerini dile getirmesi ve insanlık adına birşeyler yapmasından uzak kalmaması, bazı yetersizliklerin farkında olup, fayda sağlamaktan  uzak kalmanın suç olduğunu anlatan Geldof, bu suça ortak olunmaması , dünyaya anlatacak birşeylerin olması için fırsat yaratılması gerektiği düşüncelerini kendi yaşamından örneklerle dinleyicilere anlatmaya calıştı. Ve bugün toplumsal bir marka olan “Live Aid” (canlı yardım)’in  bu şekildeki bir düşünceden yola çıkarak kitlelere ulaştığını anlattı.

Kitlelere ulaşmada markalaşmanın ne derece önemli olduğunu vurgulayan Geldof, toplumlara “mesaj verecek ve ilgi yaratacak” her faaliyetin başarıya ulaşacak yolda etkili olduğunu sözlerine ekledi.  Her zaman yaşanılan dünyayı değiştirme sansımızın olduğuna düşünen ve yaşam içinde yapılabilecek bir çok şeyin başka bir sebeple biraraya getirilmesiyle önem kazanacağını düşünen Geldof,  insanların birey olarak başaramayacağını düşündüğü şeylerin toplumsal olarak başarılabilecek olduğunu,  yaşamından örneklendirmelerde bulunarak dinleyicilere aktardı. Toplumsal bu güçün dünya ve insanlar üzerinde yaratacağı olumlu gelişmelerden bahsetti.

Geldof, Konuşmasının ana teması olan “Fark Yaratmak” konusunda bugüne kadar öncelikle yoksul ülke insanları için yapılanları ve sonrasında bu faaliyetlerin büyük kitleleri nasıl evrensel bir kaynak olan  müzik aracılığıyla biraraya getirildiğini anlattı. Fark yaratmak, birşeyleri başarmak, insanın kendisini birşeylere adamakla gercekleştirebileceği bir durumdur diyen Geldof, “Neler yapabileceğinizi  Hayal Edin, Cesur bir şekilde başlayın!” sözleriyle kendisine ayrılan süreyi doldurdu.

Yaşamı ve bugünlere gelişi ile ilgili ailesini, tutkularını, kazanç ve kayıplarını tüm açıklığıyla anlatan Geldof, varlığı ve yaptıklarıyla Marka Toplantısına büyük renk ve enerji katmayı başardı.

Konuşmacı           : ÖMER ÇELİK (TÜRKİYE MARKASI NASIL  ALGILANIYOR?NASIL YÖNETİLİYOR?)

                              Başbakan Siyasi Danışmanı-Adana Milletvekili
Görüşleri             :
Türkiye’nin kendi coğrafyası dışındaki markaların gelişmesine izin vermiş ve kendisinin gelişmesine ise fırsat yaratmamış bir ülke olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Çelik, tarihte bir çok ülkenin zenginliklerini ve kendi tarihini heba ettiğinden örneklendirmelerde bulundu. Yaşadığımız coğrafyada  sadece ekonomik markalar üreten , şirket halini almış ülkelerin bu şekildeki yapılanmalarından dolayı kendi değerlerini içeriksizleştirmeyi nasıl başardıklarını anlattı.  Ekonomik karşılığı olan marka,  üretiminde kendi tarihini, özgürlüğünü bir” insanlık markası “ haline getirmelidir diyen ÇELİK, kendi ülke markamızı insanlığa önem veren toplumsal değerlere dayanan bir marka haline getiremezsek , sahte bir çağdaşlık yaşamış oluruz dedi. Çağdaşlığın insanlık değerini yükselten bir değer olarak algılanmaması ülkeler için ciddi  problemler  yaşanmasına sebep olacaktır diyerek, bu konudaki görüş ve düşüncelerini dinleyicilerle paylaştı.

Konu Türkiye’ye markasına  geldiğinde,  ülkenin stratejik konumlamasını “Doğunun batıdaki son noktası, Batının doğudaki son noktası” olarak tanımlayan ÇELİK, Doğu-Batı dialetikliği sağlayan başka bir ülkenin olmadığını vurguladı.  Batılı devletlerin  Doğu’yu gerek temel dengelerinde, gerekse tarihsel geçmişini anlamaması sadece hayalindeki doğu çercevesinden bakarak değerlendirdiğini, Doğu’lu devletlerin ise kendi iç dinamiklerini geri kalmışlıklarinda öz eleştiri yapacak yerde Batı’lıları şeytanlaştırdıkları ve karaladıkları yönündeki görüşlerini  hem akademisyen hem de siyasetçi olarak dinleyicilere aktarmaya çalıştı.  Doğu ve Batının ülke  değerleri ışığında bu durumun  soğuk bir savaşa dönüştüğünü , Türkiye’nin ise bu noktada oldukça kritik bir durum oluşturduğunu sözlerine ekledi.

Doğu ve Batı da yaşanan bu değer karmaşası içinde ciddi bir akıl tutulması yaşandığını belirten  Çelik, Şifre çözücü bir ülke olarak Türkiye’nin  etnik kavga, din mezhep savaşı ve  ırk  milliyetçiliğinden uzak kalmasıyla dış dünyada büyük bir değer taşıdığını söyledi.

Türkiye’nin Doğulu mu? Batılı mı? Şeklindeki yaklaşımlarla değer kaybettiğini, bir akademisyen olarak bunda bir karar vermek zorunda olmadığımız görüşünde olduğunu  dinleyicilere aktaran konuşmacı, ülke olarak “Neysek O” olduğumuz ve hem Doğu’lu Hem Batı’lı olmakla güç ve özgürlük sahibi bir ülke olarak anılmanın ülke insanında özgüven yarattığını söyledi. Bir ülkeye markayı getiren “Özgüvendir” diyen Çelik, ülke markasının en geniş çoğrafyaya ulaşması, etrafındaki her konuyla başedebilecek şanlı bir geçmişe sahip olması bu özgüveni perçinleyen en büyük değerdir diyerek sözlerine devam etti. Aşırı özgüvenin tembelliğe yol açtığını vurgulayan Çelik, ülke olarak  ne eskiyi özleyerek ne de yeniye özenerek bugünleri geçirecek zamanımız olmadığından bahsetti.

Ayrıca Türkiye’nin elindeki tarihsel birikimin boyutlarından bahseden Çelik, Türkiye, Asya ve Avrupa arasında bir köprüdür ve bu özelliği ile güçü elinde tutarak stratejik bir öneme tarih boyunca sahip olmuştur dedi. Çelik, bu yöndeki güçün  yeterli olup olmaması araştırıldığında ise  Türkiye’nin yenilik üretememesi ile bugün, dış dünyaya ” Miras yer “ bir durum sergilediğini söylerek örneklendirmelerde bulundu.

Konuşmacı, söz yenilik ve ülke markası yaratmaya geldiğinde, Neden Marka olamıyoruz? sorusuna ülke adına verilebilecek olan cevapların neler olabileceğini listelemeye çalıştı. Bunlardan en çarpıcısı, ülke olarak ortak yanlarımızdan çok ,ülke içinde farklı görüşlere odaklanıldığıdır dedi. Hal böyle olunca ülke insanının birbirinden uzaklaştığını, “ortak bir akıl üretemez” olduğunu sözlerine ekleyen ÇELİK,  tarih boyu bir çok devlet kurduk ve bir çok devlet yıktık, ancak hepsinde de aslında dış güçler tarafından değil, iç güçler tarafından yıkıldık diyerek , ülke insanlarının hep bir iç hesaplaşma peşinde olduğundan bahsetti.

Tarihten örneklerle kendisine ayrılan süreyi tamamlayan Çelik, ülke olarak eksik yanlarımız, elimizde olmayan imkanların konuşulması ve arabesk dinleyerek ülke başarısızlığının sebeplerinin gençler tarafından  araştırılması yerine, Türkiye’nin medeniyet yolunu iyi anlayıp, eğitim, ortak faaliyetlerini bir arada tutacak sinerji üreterek yol almaya çalışması gerektiğini,  önemli olanın  “ Türk olmanın ne anlama geldiği’nin bilinmesi’ yönünde  önce ülke insanın bilinçlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Ömer Çelik ile Soru&Cevap bölümünde M.Ali Birand Türkiye’nin markası nasıl algılanıyor konusuna,  “ Satılacak malınız yoksa ortaya çıkmayın” diyerek esprili bir şekilde göndermede bulundu ve ülke markasına yönelik konuklardan gelen sorular/cevaplarla  konuşmacıya ayrılan süre tamamlandı.


Konuşmacı           : Mehmet ALTINOK (Oyunun Kurallarını Değiştir)
                                Unilever Pazarlama Bşk Yrd. Ve Kurumsal Sözcüsü
                                : Zeynep Yalım UZUN (Omo – Kirlenmek Güzeldir)
                                 Unilever Pazarlama DirektörüGörüşleri             :

“Kirlenmek Güzeldir-Omo” kampanyasının faaliyetlerinde aktif rol üstlenen İclal Aydın, kampanyanın ülke geneline yayılmış bir proje olarak değerlendirilmesi koşullarını, proje etkinliklerini,kazanımlarını Unlıever kurumsal sözcüsü Sn Mehmet ALTINOK ve Zeynep YALIM ile birlikte dinleyicilere aktarmaya çalıştı.  

Unılever’in dünya ve ülke içi yatırımları hakkında bilgi veren ALTINOK, Unılever’in dünyanın en büyük 3.cü markası olduğunu ve tüm dünyada global bir pazarlama ağı

içinde faaliyet gösterdiklerini dile getirdi.

İyi bir pazarlama fikri duyunca insanı biraz rahatsız etmesi gerekiyor, diyerek sözlerine başlayan UZUN, günümüz markalarının birbirinden artık farklılaşması gerektiğini vurguladı ve kampanyaların bu konudaki ulaştığı noktayı gözler önüne sermeye çalıştı. Omo kampanyasının  ilk olarak “Çamaşırdır kirlenir, çocuklar böyle temizlenir” sloganı ile başladığını, sonrasında  Kirlenmenin güzel olacağı fikri ile temanın zenginleştirildiği ve bu temanın insanlara anlatımındaki yapılanları  örneklerle anlattı. Kampanyanın ülke içinde ulaştığı her noktada, kirlenmenin güzel birşey olabileceği fikrinin  herkesce kabul edilmesinin kolay olmadığından bahseden YALIM, özgürlük duygusu, paylaşım faaliyetleri ile markanın yaşamla ilişkilendirildiği noktada başarıya ulaştığını belirtti.  “ Öğrenilen, deneyimi arttıran ve yaşamı anlamlı kılan “ herşeyin, markaya güç katacak olduğuna değinen konuşmacı, kampanyanın içeriği gereği hayatın çocuk yaşlarda öğrenildiğini vurgulamış olması ile  büyük etki sağladığı, her markanın “Özgürce yaşamı deneyimleme” yönündeki girişimlerinde bu başarıyı yakalayıp,  marka kullanım sürekliliğinin sağlayacağını düşündüğünü  belirtti.

“Kirlenmek Güzeldir Omo” kampanyasının oluşum aşamalarında  görev alan ekip çalışanlarından kampanya içindeki rolleri ve kampanyanın markaya kattığı gücü dinleyicilere sunulmasıyla YALIM,

-          Farklı-Duygulu  iletişim programları hazırlanmalı

-          Dokunarak-Bilgilendirerek-Eğlenerek-Yaşatarak marka tüketicilere ulaştırılmalı

-          Toplumu eğitime yöneltmeli

-          Hedef kitleye kampanyayı anlatacak halktan insanlarla irtibat kurulmalı

-          Fiziksel-Psikolojik ve Kişisel gelişime katkı sağlanmalı
diyerek  planlanan tüm kampanyalardan beklenenleri  özetlemiş oldu.  

“Sahaya inmeden gol atamazsınız “ diyen ALTINOK ise, aslında yapılan tüm kampanyaların özünde varolan başarının hedef kitle ile  sıcak ilişki kurmak, onların tecrübe etmelerini sağlamak ve pekiştirme yaptırmak ” olduğunun altını çizdi. İnsanlar verilen mesajın içeriği markalarda aranan en büyük özelliğin  “ Gururla eve

götüreceğiniz bir şey varsa O iyidir”  temasına sahip olmasıdır diyen konuşmacı, Omo markasının  yarattığı imaj algıdan örneklendirmelerde bulundu.

Omo’ nun çizmiş olduğu marka imajının;

-          İnatçı lekeleri çıkarır.

-          Kirlenmenin  hayatın pozitif bir parçası olduğunu belirtir.

-          Tüketicisine “Bana uygun bir markadır “ özelliği taşır.

Bu üç başlık altında anılmasının ve kampanyanın amacına uygun kazanım  sağlaması için  yapılan faaliyetlerin ülke içinde nasıl sergilenildiği örneklerle katılımcılara aktarıldı.

Altınok, kendileri için sevindirici bir diğer gelişmenin de "Spor Omo" uygulamalarının Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika`daki ülkelerde de kullanılmaya başlandığını söyledi. Bunun alışılagelmedik bir durum olduğunu, genellikle aynı networkteki farklı ülkelerin pazarlamacılarının "biz daha iyiyi yaparız" diyerek diğer ülkelerin geliştirdiği yaklaşımlara itibar etmediğini belirten Altınok, Türkiye`de geliştirilen "Spor Omo"nun bu düşünceyi bertaraf etmeyi başardığını vurguladı.

Ekip içinde çocukların psikolojik dilinden anlayan uzman bir kişinin yer almasının katkılarından bahseden İclal AYDIN, bu aşamada markaların insan üzerindeki etkilerini araştıran Ruh Sağlığı ve Sinir  Hst. Uzm. Prof. Dr Yankı YAZGAN’la birlikte çalıştıklarından bahsetti.

Uzman görüşleriyle ekibe katkı sağlayan YAZGAN ise   tüm ailelerin özellikle çocuklar üzerinde  yersiz endişe ve gereksiz korumacılık yaklaşımının değişmesi yönündeki bu iletişim faaliyetlerinin ,  kişisel gelişime olan katkısını anlattı. Uzman bir kişi olarak, Oma kampanyasında “Kirlenmenin Neden ve Nasıl güzel” olduğunun anlatılması yönündeki çabaların kitlesel iletişimle sağlanması,  çocuklardaki özgür düşünce ve yaratıcılığın bu noktada aileleri ve çevre ile paylaşım sağlayarak kısıtlanabilir olmamasından büyük başarı sağladığını düşündüğünü söyledi.  

Doktor YAZGAN, markaların insan üzerindeki etkileri araştırması sonucunda fark edilen noktaları vurgulayarak; bilinçli çocukların yetiştirilmesiyle,  geleceğin müşterilerini bugünlerden tanımanın markalar üzerindeki tercihlerin bu yönde şekilendirilmesinde büyük katkı, sağlayacağını  görüşlerine ekledi.  YAZGAN ayrıca,  yaratıcı fikir ve kişisel gelişimin çocuk yaşlarda sağlandığını vurgulayarak, kaygının “ – ya kötü birşey olursa” mantığı ile kurulduğu noktada insan beyninde yarattığı olumsuz düşünceler hakkında beyinde farklılaşan yapılardan alınmış   kesitlerden  örnekler sundu .

Omo kampanyasının hayatın hareketi içinde , karşılıklı ilişkileri güçlendiren mesajlar vermesi ve bunun paylaşıma açık olmasıyla kitlesel son derece başarılı bir çalışma olarak görülmesi ve bu şekilde anılmasıyla gururlanan ekip, dinleyicilere “ Sizden sonrakilerin güzel hayat yaşamaları için sebep olacak şeyler yapın” mesajı ile  sözlerini tamamladılar.

Konuşmacı           : CLAUDİA MASTRANGELO( MARKALAR YAYILMA STRATEJİLERİNDE YERELLEŞEBİLİR Mİ?)
                                   GUCCİ GROUP -YÖNETİCİ
Görüşleri             :
Lüks markaların gelişim ve yönetiminde uygulanan aynı  stratejilerin , nasıl farklı sonuçlar doğurduğunu ve bu nokta da yaşanan başarı ve başarısızlıklarda nelerin ön planda çıktığını örneklerle  anlatmaya çalışan konuşmacı, fikir-arzu ve gayelerin insanları nasıl heyecanlandırdığını anlatarak sözlerine başladı.  Dönem dönem değişen bu fikir ve  arzuların markalar adına alım sebebi oluşturma nedenlerinin değiştiğini oluşturacak ciddi farklılıklarla gündemde kalmalarını gerektiren marka-insan bağlantısı kurmaları gerektiğini vurguladı.” Alım sebebi beyinde birşeyler”  oluşturmalıdır diyerek sözlerine devam eden MASTRANGELO, bu alım sebebinde hayal ve rüyaların ön plana çıktığını ve bunu yakalamak için tek bir mesaj oluşması ve insanlara bunun anlatılması gerektiğinden bahsetti.

Özellikle lüks marka stratejilerinde objeyle kurulan ilişkinin önemini vurgulayan konuşmacı,  dünyaca ünlü markaların bu ilişkileri nasıl kurduğunu , marka hikayelerini ve müşterilere ulaştığı noktadaki uzun süreli kalıcılığındaki ipuçlarına örnekler sunarak marka hikayelerini anlattı.  Markaların uzun süreli kalıcı olması için yaratılan imajın farklılığının hem kullanıcı hemde diğer insanlar tarafından farkedilip , hissedilebilir olmasının  büyük önem taşıdığı vurgulanan konuşmada , marka tercihinde bulunacak olanlara “merak uyandıracak ve dikkat çekecek ” bir mesajın  verilmesinin insanları nasıl ve ne yönde etkilediğine değinildi.

Yapılan çalışma ve araştırmalarda insanların özellikle lüks markalarda” Bizimle gelirseniz birşeyler olacak” şekliyle dikkat çekecek ve kişileri alıma yöneltecek bir vurgunun yapılmasının etkili olduğu tespit edilmesi üzerine , reklam ve logolarda bu mesajın oluşmasına önem verilmesi gerektiği üzerinde örneklendirmelerde bulunuldu.  Lüks markaların oluşturduğu moda anlayışında   üründen çok imaja yönelik bir olgu olduğuna değinen konuşmacı, Gucci marka ürünlerinde markalara yönelik yapılan bu yöndeki çalışmaların başarıya ulaştığını sözlerine ekledi.

Gucci markasının diğer markalarla birleşmesi ve yeniden yapılanmasında görev alan konuşmacı,lüks markalara yönelik aynı stratejileri izlense de farklı sonuçlar alındığını ve sonuçların birinde  başarılı olan bir çalışmanın ( görsel ve tanıtım kampanyaları) diğerinde  hiçbir şekilde başarıya ulaşmadığını belirterek, buradaki başarının aslında “ürün ile alıcı “arasında kurulan ilişkinin markalar bazında farklılaştırılması yönünde  tercih edilebilir olduğunu anlattı.

Konuşmacı,  Türkiye’deki lüks markaların yapılandırmasında ülke insanın lüks markalara yönelik eğilimleri ve bu yöndeki tercih ve beklentilerinin iyi tespit edilip, ülke imajına uygun şartlarda ve seviyede  sunulmasının markanın yapılandırmasında büyük rol oynacağının unutulmaması gerektiğini vurgulayarak kendisine ayrılmış olan süreyi tamamladı.


Konuşmacı           : Galip YORGANIOĞLU(Markaya Değer Katan Kriz      Yönetimi)
                                  Mey İçki-CEO
Görüşleri             :
YORGANCIOĞLU, ağır işleyen kurumsal çarklardan kurtulup, özelleşme sürecine adapte olmaya çalışan bir markanın hiç hesapta olmayan bir krizle nasıl karşı karşıya kaldığını, bu yönde  basında çıkan haberlerin sunumu ile sözlerine başladı.

Kriz öncesinde başlatılan marka değişim süreci başarıyla yönetilirken, aynı zamanda krizi bir fırsata dönüştüren Mey Grup adına ,  kriz anında “Transformasyon, Yeni Yapılanma, Rekabet “gibi konularda geliştirilen kritik stratejilerinin  en başına insan faktörünü koyarak hareket edildiği  noktada nasıl başarı ve toplum güveni sağlandığını dile getiren YORGANCIOĞLU, aslında içki firmalarında her yıl yaşanan tek bir krizin olduğunu  bunun da adı “ Ramazan krizi” olarak bilindiğini belirterek ülke insanımızın Türk rakısı sevgisini esprili bir şekilde dinleyenlerle paylaştı.

Mey Grup olarak,  farklı bir cok kategoride marka bazında stratejiler geliştirdiklerinden bahseden  YORGANCIOĞLU, Türk rakısının yeni yapılanmada yaşamış oldukları krizin sonucunda  “ En güvenilir-En prestijli-En bilinen marka “ olarak bugün anılmasındaki en büyük etkinin o dönemde   markaya sağlanan güvenle aşıldığını belirti.

Kriz anında yeni  yapılanmada markayı ön plana çıkarak farklı şişeleme ve taklit özelliğinden yoksun büyük bir şeffaflık içinde,  zaman kaybetmeden piyasaya tekrar girmeleri, rakiplerin yanında pazar kaybetmemeleri açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan konuşmacı, kriz anında markalar  için yapılacak en büyük girişimin marka adına güçlü mesajlar vermek olduğunu söyledi. Bu mesajlarda  markanın insanlara verdiği önem derecesinde , güvene yönelik bir bağ ile sağlanabilecek olduğunu vurgulayan konuşmacı,   Yeni Rakının gelecek hedefleri ve ülke içindeki yapılandırma çalışmalarından  bahsetti.

Yeni dönem için  reklam tanıtım filmi hazırladıkları ve  geniş kitlelere ulaşacak bu filmde Türk insanın  “Efkarı sevince çeviren Türk mucizesi “ sloganı ile yeniden markaya olan güveni ve sevgisini arttıracağını düşündüklerini sözlerine ekleyen YORGANCIOĞLU, yaşadıkları büyük krizde markalarına değer katan sonuçla örnek alınacak bir şirket özelliğinde konferansa katılmaktan memnunluk duyduğunu belirterek, yeni reklam tanıtım filminin gösteriminde sözlerini tamamladı.


19 Ocak 2007 Cuma
JulesVerne


  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri
  •   Ad Soyad
      Yorum