A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Kriz ortamında zincirleme intihar

Kriz ortamında zincirleme intihar



Türkiye toprakları birçok nedenle adeta tarihin "kriz üssü" niteliğinde. 1000 yıldır yaşadığımız bu topraklarda kriz idaresinde ve çözümünde en akil, en soğukkanlı, en rasyonel, kısaca uzman bir millet olmamız gerekmez mi?
Peki buna rağmen neden en ufak sorunlar karşısında bile ortak akıl tatile çıkıyor, paramparça oluyoruz? Üstelik çıkar çatışmasından ve ayrılıklarımızdan çok daha fazla ortak payda ve kaderimiz olduğu halde!

Bunun iki sebebi var. Derin bir cehalet ve toplumsal dokumuzu parçalamak üzere aramızda dolaşan ideolojik körlük. Ve sıkı durun, ikisine de yataklık yapanlar aslında "diplomalılar".

Baksanıza, bir takım oyunu ve kader birliği ile bu badireden çıkmak varken, aşırı bencillik ve kısa vadeciliğe saplanılmış, herkes peyniri başka bir yöne çekiyor. İnatçı keçiler gibi köprünün üzerinde didişiyoruz. Birkaç örnek vereyim, karar sizin.

Merkez Bankası (MB) krizde aklını muhafaza edenlerin başında geliyor. Son olarak önce YTL"nin gecelik faizini yarım puan indirdi. Hemen akabinde dövizin faizini indirip vadesini uzattı. Likidite sorununu aşmak istedi. Birçok "diplomalıya" göre bu "beklenmiyordu". Ezberler, hem şaşırtır hem de mahcup eder. Neymiş, "faiz indirilirse yabancı kaçar, kur fırlar". Sanki şu anda yabancı faize bakarak geliyor ya da kalıyormuş gibi. Sanki faiz indiriminden önce kur artmıyordu. Ve sanki faiz olayında MB"nin enflasyona baktığı bilinmiyormuş gibi. Yabancı "faiz" rüşveti istiyor diye buna alet olmanın alemi var mı?

Keza, Başbakan, "İlk hareketiniz müşterinizi öldürmek yönünde olmasın" diyerek haklı olarak bankalara kızıyor. Peki, Başbakan"a bağlı kamu kurumları ne yapıyor? "Malî disiplin" adına TOKİ, belediyeler, bakanlıklar zamanı geçmiş borçlarını ödemediği için tedarikçi onlarca firma varlık içinde batma noktasında. Kriz ortamında kamu böyle mi devreye girer?

Krizde ilk yaptığı işçi çıkarmak olan şirketlere ne demeli? Küresel rekabetten anladıkları tek şey emek sömürüsü. Kurumu bu seviyeye getirenlere vefalı olmak, sahip çıkmak varken, fırtınalı havalarda denize ilk olarak "ağırlık" görülen mürettebatı bırakıyorlar. Büyük sermaye bunu bir de "şantaj" malzemesi olarak kullanıyor. Oysa istihdamın yükünü Anadolu çekiyor. Akbank gibi ülkenin yıllardır en kârlı bankası, bin üzerinde çalışanını bir çırpıda kapının önüne koydu. Toplumsal sorumluluğu yok sayan bu uygulama ile sektördeki güveni de dibe vurdu.

Başka bir şey. "İşler iyi gitmiyor" şaibesi çıkmaya görsün, ödeme ahlakı yerlerde sürünen çoğu esnaf, parası olsa da vadesi gelen çekini ödemiyor. Böylece zamanında tedbir alıp "nakit" biriktirmeyenler, müşterisinin alacağı üzerinden kriz ortasında nakit temin ediyor. En önemlisi de sanki tufandayız, kriz bitmeyecek ve kimse bir daha yüz yüze gelmeyecekmiş gibi.

"Nasıl olsa seçim var" diyen bürokratın eli zaten imzaya gitmiyor. Hiç kimse zor dönemde risk almıyor. İdare-i maslahatçılık, adam sendecilik kol geziyor. Mesela KOSGEB"den kredi onayını alsan bu sefer de ilgili bankalar bezdiriyor. Birçok işletme bu aşamada bile vazgeçiyor.

"Üzerine basarak ayakta kalma modelini" en çok da büyük sermaye benimsemiş durumda. Şimdilerde bir "İstanbul yaklaşımı" için bastırıyorlar. Matmazel"in gazetelere düşen "paket"ine bakın, bunu hemen göreceksiniz. Kısaca devlete, "Özel sektörün borçlarına kefil ol, harcamalarını durdur" diyor. Anadolu KOBİ"leri üzerinde dönen büyük oyunu yazacağım.

Son olarak, evlere şenlik anamuhalefet partisi CHP"nin bu kadar büyük küresel olaylar karşısında hiçbir konuda "fikri" gelmiyor. Kriz ortamında dayanışma içine girmemiz gerekirken, CHP yine fukaranın anasını ağlattı, on binlerce çocuğun bursunu kestirdi. CHP ve asker işaret veriyor, tarafgir yargı kurumlarına sadece "yerindelik" tespitini yapmak kalıyor. Başı kapalı anneler yemin törenlerinde, garnizon kapılarında ağlarken, gencecik kızlar örtüsü yüzünden Pekin"de üniversite araştırırken, "yasak mucidi CHP" utanmadan çarşaf, peçe ve burka istismarı yapıyor. Google bunları yazmıyor mu ey Abdurrahman! Öyle "sahte Şeyh Edebali" ayaklarını bu milletin yemediğini herkes görecek.











  Ad Soyad
  Yorum