A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Kriz ortamında ’dayatma’ değil, ’ortak akıl’ gerekiyor

Kriz ortamında ’dayatma’ değil, ’ortak akıl’ gerekiyor
Bir yerde sorun varsa yapılacak ilk iş; ortak bir lisan geliştirmek, sorunu tanımlamak ve çözüm yolunda mutabakat sağlamaktır. Süreçler kavranmadan sonuç, sorunlar teşhis edilmeden de tedavi alınamaz. Süreç odaklı olmak ise emek ve sabır gerektirir.

Yaşadığımız süreçlerde bu "akıl damarı" tutulmuş gözüküyor. Bir "aceleci el" sorunun ve çözümün mahiyetini kavramaya izin vermeden, hükümetin ve toplumun iki ayağını bir pabuca sokmaya çalışıyor. Kendi ajandasını "tek doğru", "son çözüm" ve "son şans" olarak dayatıyor.

Önce büyük sermaye kendini yerlere atıp ortalığı toza dumana katmış "illa da IMF" diyor, Türkiye"nin pazarlıkta elini zayıflatıyor. Bu uğurda medya ve kalemşorlar devreye sokulmuş durumda.

Bu koroya "yabancı basını" da başarıyla dahil etmiş durumdalar. Aslında "bizim" medya plazalarda da çalışan sözde birtakım gazeteciler dış basına buradan servis yapıyor. Sonra kendi ısmarladıkları haberi "yabancı basın" olarak tekrar içeriye alıp, sonuç alıyorlar.

"Üçlü çete" nihayet yatırım bankaları ile kredi ve derecelendirme kurumlarının devreye sokulmasıyla tamamlanıyor. En son dün de Moody"s akla ziyan bir açıklama ile devreye girdi. IMF ile anlaşma yapılmazsa Türkiye resesyona girecekmiş. "Papağan iktisatçı" modeli hemen devreye girdi, tekrara başladı bile.

Oysa gerçek tam da tersi. Esas yapılırsa Türkiye durgunluğa saplanacak. Kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmazmış! Kredi ve derecelendirme kurumları şaşı, kör ve zaten maşa. Hiçbir şeyi görmeye entelektüel dağarcıkları yetmiyor. ABD"yi "başarıyla" batırdılar ya. Bedelini dünyaya ödetmeye soyunmuşlar.

Ekonometrik modelleri yalayıp yutan "bizim çocuklar" ekonominin entelektüel okyanuslarına kulaç sallamaktan mahrum olduklarından, kendi verilerini bile okumaya muktedir değiller. Kaldı ki zaten böyle bir niyetleri de olmadığı aşikâr. Onlar, gemi batana kadar "salla başını, al maaşını" modeline biat etmişler. Maksat patronların cebini doldurmak üzere "finansal yatırım araçları geliştirmek." Konunun vahametini kavramak isterseniz, aklınıza mukayyet olmak şartıyla, bu işin "duayeni" konumunda olan John Perkins"in "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" adlı çalışmasını okuyun. Türkiye"ye verdikleri borcun tahsili için bu anlaşmayı kaçınılmaz gören küresel yatırım bankaları da "IMF borazanlığı" yapan koronun öteden beri etkin birer üyesi oldular.

Oysa esas anlaşma yapılırsa Türkiye durgunluğa girecek. Zira IMF"nin ne istediğini bilmeyen yok. Diyelim Türkiye"ye 30 milyar dolar kredi verildi. Bu para bir kere ekonomiye girmeden, likidite sorununa çözüm olmadan, genel olarak kredi kanallarının açılması için ve böylece toplam talebi canlandırmak için kullanılmadan, daha doğrusu zaten Türkiye"ye girmeden, büyük sermayenin borçlarını tahsil etmek üzere yabancı bankalara aktarılacak. Şöyle ya da böyle.

Sonra hükümete dönecekler ve diyecekler ki, "Bu borcu ödemenin yolu bütçeyi kısıp, vergilere ve zamlara abanıp, faiz dışı fazlayı artırmaktan geçer. Anadolu"daki yatırımları kıs, KOBİ kredilerini bırak, borcunu tıkır tıkır öde." Ödeyeceğimiz borç kimin? Büyük sermayenin. 2002 yılından beri servetine servet katan para babalarını kurtaracağız. Kim kurtaracak? Altı senedir siftahsız kepenk kapatan Anadolu KOBİ"leri. Büyüme durmuş, istihdam durmuş, gelir dibe vurmuş, talep çökmüş, sosyal patlama olmuş, bunlar boş laf. IMF ve payandası büyük sermayenin anladığı laflar değil.

Ancak, önceki gün MÜSİAD, Türkiye çapındaki bütün şube başkanlarını topladı. Gelmeden evvel onlar da kendi üyelerini toplamışlar. Şu mesajı çok iştiyakla verdiler: hükümetin söylemi "halkçı" eylemi ise "büyük sermayeci."

Bursa şubesinin entelektüel ve esprili başkanı Cemil Tekin, "Dün onlarca talebeye burs himmeti yapan esnaf, bugün kendi geçimi için himmete muhtaç hale düştü." diyor. O himmetlerin bir çocuğu olan bu satırların yazarının içine kor gibi bir alev topu düştü.



  Ad Soyad
  Yorum