A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
İsmet Özel’den Şiirler 2

İsmet Özel’den Şiirler 2 Bir Yusuf Masali

baskalarinin askiyla basliyor hayatimiz
bakip baskasinin baskayla kurdugu baglantiya
aska dair diyoruz ilk ani bu olmali
ilk önce damarlarimizda duyuyor çagiltisini
uzak iklimlerin
kokusu gitmedigimiz sehirlerin önceden
bir bas dönmesiyle kabariyor hafizamizda
sonra ayriliklar düsüne daliyoruz
bize ait olan ne kadar uzakta!


  Çözülmüs Bir Sirrin Üzüntüsü
Yasamaktan öte özür bulamayinca aska
sonuçlari bir bir gözden geçiriyorum
pulluklarla devrilen topragin islakligindaki can
madenlerin buharindan elde edilen büyü
bazi yasak kitaplarin verdigi dinç duygular
nelerse ki yasamak sözünü asi kilan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

Denedim. Soguk sular dökünüp firladim sokaklara
sorular sordum nice kara sifatlari üstüme alaraktan
iste boynum, agzim sehvet yalaklarinda
çarpistim, and içip ayna kirdim



dogadan bir vahiy bekledimse bosuna
baktim aksam herkesin kabul ettigi kadar aksamdi
hiç bir mesru yani kalmamisti hayatimin.

Sözlerimin anlami beni ürkütüyor
böylesine hazirlikli degilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yagmurun açtigi yaralar çocuklarda.
.


  Démangeaison
Hayatsiz kalmistim. Birden Dürin
Chopin"in yedi mumarali valsiyle
balkonda belirdi
cildi çürüyen Istanbul"un üstünden korkulu göz
sonbahar üssüne çöktü. Süsünden öldü sehir
hüznünden oldu. Bir de o gün Sevki bey
biraz çekil kardesim demesin mi Chopin"e
ravii meçhul
ama inanmak serbest
ben kimseye yetim oldugumu
söylemedim üstelik vesayet altinda falan degilim. Sadece
hayatsiz kalmistim. Büyüyünce geçti.
.


  Dibece
Oradaydik hepimiz,müheyya bekliyorduk
salasti mukadderat,bozulmus bir nisandi
gebe rüzgar,ihanete ugramis deniz,kerrat cetveli
dünyaya sokunmustuk,dünya hamdi
külsüzdü ocak,tellal çarsisiz
agzimiz noksandi.
Rimbaud"nun haberi yoktu Menelik"ten
Nijinski delirmisti
Mahler"in bes yasindaki kizi ölmemisti daha
nehre Hasim annesiyle karanlik geceler
bazi çikardi
zonklardi öpülmek için kavlamis dudaklarimiz
bekliyorduk;alnimizin çatinda
hepimizin bir çarpi.

Kopmamis birer çiglik diyesilerdi bize
verilmemis birer söz
daha hiç çikilmamis
birer iskeleydi bedenlerimiz
alnimiz birer sayilti
azalarimiz yerli yerine çakilmamisti
bir çift göz,bir yumruk yürek arasinda
darma dumandik
küsümle kapanirdi yüzümüz
çünkü kazinmisti oraya yekten
baskalarina ait bir çarpi.

Yasamak çarpisi derlerdi buna,yasamak çarpintisi.
Ne acelemiz vardi? Kime kavusacaktik?
Yokusu göze almak mi? Niçin?
Bir geçit
nereye açilmak için gerekti bize?
Susmak bilmiyordu tepemizde ses,sakli ve açik:
Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
Sese bühtan etmedi aramizdan hiçbiri
degil mi ki hepimizin
isaretli ve yarim
dünyaya sarkik.
  Dislerimiz Arasindaki Ceset
Biz sehir ahalisi,kara semsiyeliler!
Kapçiklar! Evraklilar! Örtü severler!
Çigliklardan çadir yapmak sani bizdedir
Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler

Nezaketten,haklilardan yanayizdir hepimiz
Sevinmemiz çapkincadir,aglatir bizi küpesteler
Yasamak deriz-Oh,dear-ne kadar tekdüze
Katliamlar ne kötü be birader

Günes neredeysek orada bulur bizi
Ya cünup ve yalanci veya miskin ve ülser
Falimiz neyse çiksin diye açariz indeksleri
Sayilar bizi bulur,o ayip isaretler

Saframizla kesemizi birlestiren anatomi bilgisi
Hadim tarih,kundakçi matematik,geri kafali gramer
Evet bunlar gizlice örgütlenerek alnimiza
Verem Olmak Üretimi Düsürür ibaresini çizer

Biz sehir ahalisi,üstü çizilmis kisiler
Kaliriz orda senetler,ahizeler ve tren tarifesiyle
Kimbilir kimden umariz emr-i b"il-ma"ruf
Kimbilir kimden umariz neyh-i ani"l-münker
Bize yalniz ogullari asilmis bir kadinin
Memeleri ve boynu itimat telkin eder.
  Esenlik bildirisi
Bir sehrin urgan satilan çarsilari kenevir
kandil geceleri bir sehrin buhur kokmuyorsa
yagmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmiyorsa
o sehirden öcalmanin vakti gelmis demektir

Duygular paketlenmis, tecime elverisli
gövdede gökyüzünü kiskirtan siir sahtedir
gazeteler tutuklamis dünya kelimesini
o dünyadan, o siirden öcalmali demektir

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karsi saygisiz
ve zekâ babacan tavriyla tiksinti verir
söz yavan, kardeslik sarkilari gayetle tikiz
öcalinmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

Yargi kesin: Aci duymak ruhun fiyakasidir
kin, susturur insani; adina çidam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtir
o siyah öcalmakcasina gür ve bereketlidir

Vandal yürek! Görün ki alkislanasin
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksizlik et, haksiz oldugun anlasilsin
yasamak bir sanri degilse öcalinmak gerektir.

(1973).
Evet Isyan

Demirden sagnaklar altinda uyur sevdigim
gögsünde hazin ayak izleri eski subatlarin
onu yaralar kipirdatiyor
ve o sertelmektedir yaralardan
kasiklarina bosalmaktadir nal sesleri.
Keserle yontulmus bir agzi var sabahiin
varinca bayraklari, marslari duyuyorum
basim çilginca sarsilan dallarla ugrasiyor
durup dineliyorum bütün taframla
bütün taframla, bütün yumruklarim, bütün
hantal yüreklerin oldugu orda.
Kesik kollari var askin
döl ve inat barindiran.
Hirpani bir oksayisla aksam
yanasinca çocuklara
ben karakavruk yüzümün arkasinda
kirbaçlayarak büyüttügüm agriyi birakiyorum
bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan
halksa kal"am onu kal"a kilan benim
bosanir damarlarima yillarin kahraman gürültüsü
çünkü kavganin göbegidir benim yerim.
Ay vurunca çatlatir gögsümdeki mahseri
çünkü kavganin göbegidir benim yerim
canlarim, kollarinda Parti pazubentleri
dik baslar, erkek haykirislarla
göndere, en yukarlara çekiyorlar
en yukarlara çatliycak kadar aski yüreklerini.
yillardir çocuk baslari akiyor yamacimizdan
yillardir balçikli bir hayvan çeperlerimizde
kentlimiz cebinde cinayet fotograflariyla sofraya oturuyor
köylü -biraz sessizlik- ne tuhaf bir kelime?
Asfalt yakiyor genzimi
asfalt adamlarini topluyor aramizdan
yikilip omuzdaslarinin seslerine
yikilip bir boran içinde toplayarak çiçeklerimi.
Ben merd-i meydan
yani topragin ve kanin gürzü
güllerin bin yillik mezari bendedir
yukardan bakarim efendilerin pusatlarina
insanlarin bütün sabahlarini merak ederim
gök hirpalanmaktadir merakimdan
itir kokan benim yumruklarimdir
benim kavgamdir o, ask diye taninan.

Alanlara çok bilenmis yüregim alanlara
vurulsun kösleri su gavur sevdamizin
vursun isyanin bacisi olan kanim karanliga
Zülkf de vursun.
Yüzüne ay kiriklari çarpip uyansin sevdigim.
.


Gececil Kuslarin Ürkmedigi Aydinlik

Günlerimize
o ilkel sesleri karisir ya
gemileri annelerinden çok seven çocuklarin
bir adam gelir ya
devinen bir sancidir artik
gelir eski günlerden
ve uzar sanki uzar
irzina geçilmis bir kahramanlik.

Sinsi gülüslerimizdir simdi pis bir suda yikanan
korkulardir katar katar inenler gökyüzünden.
Ay sürekli yükselirse içimizde
çirkin ama güçlü bir tanriya taptigimizdandir
ondan ki sikiciyiz bu eski ayaklarla
ondan ki ulu bir tiksintiye hazirlanmisiz,
Kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm.

Ama kim? Ben miyim burda bir esrime mi
nedir bu kuslarin uçusunda gördügüm?
Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek safagi.
Oysa yüregimden akan o derin suda
kirmizilar öylesine yirtilir ki
siner kan,
huysuz kemanlar dolar sahdamarima,
yansir kin savasçilari, gürül gürül ordular
utancin köpürttügü yanaklarimdan.
Köz komamis atesinden bize o adam
simdi gülüslerimiz yirtici, gülüslerimiz korkunç
agir, kara bir zirh tasidigimizdan.

(1963)


Ils sont Eux

Agir ceza reisi durusmaya girerken
safir bir göz yapisiyor kirmizi yakasina
kirmizi yakalari var yargiç cübbelerinin
Fransiz ihtilalelinden kalma.
Burslu okudugu yillardan kalma ceza reisinin
garip bir tarafi var
kaslarini çatinca bir çocukluk
dolduruyor yüzünü
ürkünç bir ugursuzluk
gülümsedigi sira.
Garip bir tarafi var valinin
makam arabasina binerken her seferinde
bakir bir dudak karisiyor kirmizi saçlarina
saçlarini parmaklariyla taradigi zamanlar
bu dudak
öpüyor onu hain bir yumusaklikla.
Safir göz görünmüyor yargica
kendini valiye vermiyor bakir dudak
görmüyor alay komutani tekmil alirken
gömlegine bir damla civanin sizdigini
bir gözyasi, bir ukde anlami kazanarak.
Kimse görmüyor burusuk pardesüsüyle bir babanin
kirilgan bir yelpaze oldugunu aksam eve girince
karisi
katlanmis kilimlerle uyum içinde
kolunu büküyor, dayiyor elini yanagina
büyük kiz kanepede bu ara
bir göl gezintisine çikmistir
kelebek ölülerinden bir irmakta
sürüklenmektedir lisebirdeki oglan.
Kiz için
sirlara karismaktir
bir gölün ortasinda olmak
erkek kardesi bir türlü
varamaz herhangi bir sirra…
Iki yaninda neden akar binlerce bu kelebek?
Binlerce kanatli çekirge neden uçar
beyninin yukarsinda?
Evde soba yaniyor
önce çalilar geçiyor çocuklarin bogazindan
sonra agaç kökleri yirtiyor damarlarini
bütün ailenin.
Disarda soguk
safirden, bakirdan, civadan bir gece uçuyor
gece uçarken kulaklarina dokunuyor bekçinin
bekçi
mavi zehir siddetinde düdük çalarak
bir soru soruyor karanliga
bütün cevaplar sendedir, saklama
diyor karanlik ona
bekçi en sakli yerinden bir banka brosürü
bir piyango bileti çikarip gösteriyor
copunu gösteriyor lisebirdeki oglana
sonra acili oldugu açikça anlasilan
bir kadina biyik buruyor
buruk bir sabah
basliyor acili oldugu
açikça anlasilmayan
dünyada.
Agir ceza reisi
santa luçia söylüyor tras olurken
maiyet memurlugundan beri aksatmadan
yaptigi gibi vali sabah sabah
parlatiyor
zaten piril piril olan siyah
kunduralarini.
Kislada alay komutani
barakalarin kar altinda öksüz
duruslarina bakarak
susuyor, söylemiyor bildigi tek siiri
"güzel olan hiçbir sey hülasa edilemez"
demis çünkü Valéry.
Çünkü serbest düsünme zamani geçti artik
simdi mesai saati
disiplin kurulunun toplantisi var
arsivde sicil belgeleri damgalanacak
tayinler imzaya girecek
teftise gidecek generaller
rüya, oksayis, Tevrat
gibi kelimeler
gündemin disinda.
Yurttaslar uygunadim çalismalariyla
söktüler kariha yarimküresini yerinden
bir pusula koydular açtiklari bosluga
titreyen, korkak ibresiyle bu pusula
kuzeyi gösteriyor serbest
düsünme zamanlarinda ;
safir bir göz görünce karistiriyor yönü
tirnaklarini yiyor bakir bir
dudak ona yaklasinca ;
civadan bir gözyasi
bari olsun istiyor
bütün mesai boyunca.
Burusuk pardesülü adam dalgin
gittikçe daha dalgin, elinde cetvel
masada hesap makinesi, pusula
yetmiyor dibe dalmasina
bagliyor kalin bir urganla beline
agir bir sandik
saliyor kendini
yesil yosunlarin
kirmizi baliklarin
uçan kabarciklarin
derinliklerine
orada
bir sandik buluyor
yakutlar, altinlar, pirlantalar
adam dibe inmek için beline bagladigi
sandigini kesfediyor dibe ulastiginda.
Öyleyse adamin eyvah isidi yüregi
eve dönmesine gerekçe
bulamiyacak bir daha.
Eyvah çatti kaslarini, ayaga kalkti yargiç
elindeki kalemi
gülümsüyor, kiracak!
Atildi öne, denize dogru lisebirdeki oglan
denize, yakuta, entegral hesaplarina.
Kardesim!
diye haykirdi ablasi arkasindan
firladi kanepeden
kopardi kafasini bekçinin
safirden bir baltayla.
Anneleri
mutfakta kalan son bakir sahani
alüminyum olaniyla degistirdi.
Mesainin bitimine on kala
istifa etti vali
çamurlu bir yoldan
yayan yürüdü sinif arkadasi
olan nalbantin dükkanina.
Alay komutani oglu için
otomobil satin aldi
Mercury marka.
Kis geçti, öksürük haplariyla
geçti cumartesi
hiçbirsey söylemeyen sözlere varmak için
herseyin sonuna kadar söylenmesi gerekti
incir… yarpuz… karamela…
la havle ve la kuvvete illa billah.

(1981)


Iki Kanat
M.K.ya-

Bizim ahsap evimizin kapisi Kastamonu"da
iki kanatliydi. Biri
hep kapali dururdu kanatlarin
ardinda demir dayak.
Gece olur
karanligin hasyetinden kapanirdi tek kanat.
Boyasizdi tahta kapi
bu yaniyla güvenirdim ona.
Yil elli üç. Üçteyim. Dövüsmek üzereyken bir yasitimla
Malenkof! diye bagirmisim öfkeden patlayarak
zavalli arkadasim
hiç bir sey anlasilmayan bu telaffuz karsisinda
sasirip kaçti bagira aglaya.
Sonra kizlar geldi
bir kanadi açilmayan
boyasiz kapinin önündeki betonda
rond yaptilar ve raspa oynadilar:
Raspa raspa ras
Kore"ye mektup yas
Ince Sizi
Var midir nalçalari sevincin
gün tene degince kanatlari uzar mi
derin bir secde gibi rüzgara asilanmak
dostlari düsünmenin çarpintisindan mi

Yokum arkadas düsünmekle varilan tada
hayata yalnizca kafani banmak
gövdende namusluca güdebilmek sevinci
elbet burkulup kalmaktan iyi.
Kara gözlerimde uguldayan bu degil ancak
elde tüfek, elde alet, yürekte kor
cebellesmek yalanla, kirle, tahvilatlarla
damarlarina papatyalar doldurarak
bir serinlik olup dünyaya sokulmak

ben bir deli fiskin degil miyim
sahibim Köroglu"nun da sahibi degil mi
ve çocuklarin ezbere bildigi gömlegimin
kendirini kendim ekmedim mi

Öyleyse arkadasim sinem kanayadursun
ta ki sürgün ya da mahpus kirisiklar yerine
yüzümüz köylü ve gurbetçi yanikliga dursun
sevmekle dogrulanmiyor madem kalbimiz
girelim yarimizin avlusuna tam tekmil
ve mürdüm erikleri
ve dopdolgun elmalariyla o bahçede
o genis kalçali yarimizi dört kere.

(1968)
.


Jazz
Bu vapuru kaçirirsam beni belki de cinnet basar
belki kanser olurum bu yil sinifta kalirsam
nöbette uyursam eger kitaplarimi yakarlar
etimde sirpençe çikar bu kizi alamazsam
bu isi bitiremezsem sehirden beni kovarlar
izin kagidim yanar konusacak olursam
bu senet bankalar kapanmadan
ruhumun rengini kapatmayacak olursa
ölür kuyuya düsen çocuk
çocugun mercan saati çatlar mutlaka
kosup haber vermeliyim
yetkili memura
bahar geliyor, ilerliyor yeminler
alnimi kapip getirmeliyim
denizi karsilamaya
kirlangicin kanadindaki kezzap
leylakta sikisan buhar için
nabzimi bulmaliyim nerede bulacaksam
nabzimi çünkü ben kasadan fis alarak
yagmuru, selvileri zor durumda biraktim
benim yongalarimdan yapildi bu çelenkler
ben papatyalari simartmadim diye oldu
Mata Hari"ler casus, Al Capone"lar gangster
inmem gerek gözbebeklerimin altina
beynimin ortasina büzülmeliyim
genseyip kimildayabilirim oradan sonra
dum di dum
duridum dubida
kendi kalbimle zamanim arasindaki sarkaç
püskürtüyor beni dünyaya
birakiyorum zerreciklerime kadar emsin beni
Atlantik ve Pasifik ve bes kita
kosmam gerek
yetismem gerek yazgima
tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek
esenlemem, kargislamam, irkitmem gerek niçin
niçin, niçin, niçin
kuyuya düsen çocuk niçin ölmesin

1981)
Kaçy?
Serin karanligima bir çingene düserdi
gökyüzüne birikirdi hazineleri kisin
daglarin daglarda birikirdi gölgeleri
ürkütülmüs gölgeler kapimda çogaldikça
yüregime o tedirgin çocuklarda düserdi
kar yürürdü gözlerime tüyden ayaklariyla

kar yürürdü çünkü kar
o temiz eldiveni gökyüzünün
tüfengimin issizligini büyütürdü
bir dönülmez kaçisa uzanirdi çocuklar
ve o üzünç bitkisi çocuklarda ölürdü

artik üsümek çince bir çiçektir oralarda
yolcularin tasiyamadigi bir çiçektir
çünkü kardan yorulunca biz sicak sulara
inip sepet öreriz ve "gecenin
uzun agzi sulardi saksilari"
ve hala ay daginik saçlara benzer oralarda
serçelerin ayaklarina bagladigi karanlik
kimseyi çagiramaz kendi adiyla.

(1963)
.


Kalk Dügüne Gidelim
Sarardin üzüntüden, üç gün agladin
baktim gözlerine siçramis halkin gözleri
incesin
bardakta bir karanfile benzemiyor inceligin
serçeler sekmiyor hayir, dudaklarinda
ham demirden bir çanakta dövülmüs otlar olur
isinmis taslar olur yazlari geceleyin
sazlar
kanimda Çiçek Dagi"ni vurur
doldurur öylece göz yerlerimi inceligin

Tenimde iz birakmis kar kokusu
terli, muglak adamlarin hevesleriyle
harman edilmis tenim
sevinçler artirmisim çiçekli
ve çiçeksiz bütün daglardan.
Sarhosken bagrima akitilan yildizlar
özümü çekip ayirmis avuntulardan.
Simdi sana bakiyorum, kalabalik gözlerin
aglamasan bizi utandiracak sanki dünya
Valentina Tereskova
ve çekik gözlü kadin komandolar
çünkü üç gün beslendiler senin gözyaslarinla.

Sen aglarken azigimiz çogaldi
elledik halkin agrilarini cesurca
aglamasan
kök inatla kavramiyor topragi
bos umutlar içinde pervasiz büyüyor kir
agliyorsun ihanete karsi savkiyor piçak
bir piçak ki sevgilim, Sürmene isidir.

Bir sehrin uzak semtleri gibi gözlerin
üzgün, kara, ayaklanmaya hazir
ben yaralar kusanip katilirim onlara
onlara katilirim yedek mermi ve sarkilar alarak
seni alirim sonra her bir yanim çagildar
bir oyuna kalkariz sikilmis yumruklarla
yazariz duvarlara firtinali yazilar.
Bir gün burda, bu kalktigimiz yerde
kendini yasamakla tasiran bir günes kabarcigi
zonklayan bir atardamar oldugu anlasilir
el tutusmus çocuklar ki o zaman
senin gözyaslarini heyecanla kapisir.

(1969)
Kan Kalasi
Elbet bir hinlik vardim seni sevisimde
ey kanima çakillar karistiran isyan
saçlarima bin küsur yalnizligi takip girdigim sehre
insan varligimizdan tuhaf tohumlar biraksin
günü geçmis bir gazete, toprak bir çanak
bir daha gelmem belki diye bir not bakir masrapanin yaninda
seytanlar da yürür benimle herhal islik çaldigim için
bir sahan tüylerini döker arimsira
artik birakilmaktan yapilma bir adam sayilirim
bögrümde kambur çocuklardan bir payanda.

Gizemli bir dehliz gibi sehri dolasiyorum
sikica tutuyorum kendimi sehre karismaktan alikoymaya
her yerimde urlar çikiyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina
kangren oluyorum bahar geldigi için
urlarimi kesiyorum kör bir usturayla
ama kopmuyor onlar ve bana sehri dolastiriyor
birakabilecegim herseyi biraktiriyor bana
kizlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek
yükseliyor kiz tortulari
tülbentlerden kani süzülürken körpe yavrularin
bir bazi seyler bulmali yüzümüze tebelles olan bu korkuya
- Avluya çik
- Avluya kara bir sey birakilmis
(bir bomba)

Kulaklarimiz alismisti tipirtisina yagmurun
sehre sikintinin rahatligi basmadan giriyorduk
filimler üç günde bir degisiyordu
bense ikircikliydim ama korkmuyordum
polis olan babamla tatil arasinda uçusup duruyordum durmadan
urlarim yoktu, suçum yoktu
ve beyaz kuslar kalkardi anamin hirkasindan
sehre karismayan bir dehliz degildim
sevinçle kovaliyordum kendimi
bunlari ansimak basimi döndürüyor bazan
elbet bir hinlik vardir seni sevisimde
ey kanima çakillar karistiran isyan.

Azan bir hevestir artik tanyeri
söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan
sehrin defterini dürüp uzanmak ister yanina
üstümüzü kus sesinden bir lekeyle örtmeli
umudumuzu kapamaya gelen makinalari
bütün çirkefini sehrin çarptirip askimiza
solumak gece
terlemek gece
gece çarsaflara...
Açiklanacak, belletilecek olan belki
milat öncesi ve sonrasi lakirdilari
karisik banka hesaplari, navlun
yani öylesine açik degil pek
hatta
- sehir mi, degil mi burasi -
kötürüm bir kurt çantami karistiriyor
neden karistiriyor, ne hakla
direnmeler, erzurumlar, kalfalar
gecenin ipini koparan gece safalari
- Var misin yok yere aglamaya… Ki bir sis
yanik birakilmis bir fisilti
sehri sariyor, bir dehliz olan bana ulasamiyor ama
herkesin içinde igdis bir bahar
bacaklari eriyor memurlarin, evkizlarinin
ve saat 24 vardiyasinin isçileri
inmiyorlar ocaklarina.

Yufka midir
yufka midir benim bakisim dünyaya
ki acilariyla baslatirim insanlari
derimi yalayarak geçen mevsim
beni alir sehirden yipranmis bakislarla
her askere gidenin, her tören yorgunun
kondurur kemerinin kasina.
Böylece ben, o küskün, o karismayan dehliz
koca bir tomrugu yüklenirim arkadaslarla
koca bir tomrugu kaldirip kaldirip
kümbetlere, bitkinligin bordasina...

Kanin çigrindan çiktigi saattir bu
memelerini bana sikica bastirdigin
hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardinda
sehri acitan çocuklugumuza degdikçe
biz sevistikçe bizi acitan
kukumav kuslari, manilerle dolu bir yatak
zaç yagi siseleri kocaman.

Sen simdi sevincimin akranisin
ey kanima çakillar karistiran isyan
dogrusu seni topragi eller gibi sevdim
yaralarimi onduranimsin
yatagimi hiç bos birakmayan...
Yüzümü ellerimle yine kapayayim mi?
bekçi karisinin belaltini mi anlatayim insanlara
yoksa onlara bilinmez bir toprak mi adayayim
degil
partizanligim dalasmak istiyor anla
bu sarsak hirgürüyle dünyanin
dalasmak dalasmak dalasmak
böylece ask akranim oluyor benim
ey bayirdan ve yokustan uzaklara
ey çirpinan bir geyiktir memelerin
kanin isirgan otlari gibi aklimda.