A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
İnsânî, zaafların, îmân, hizmetine, mâni, olmasına, fırsat, vermemek,
İnsânî zaafların îmân hizmetine mâni olmasına fırsat vermemek

İnsânî zaafların îmân hizmetine mâni olmasına fırsat vermemek Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim, şeytanın telkiniyle zayıf bir damarımı arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlâsla hizmetime zarar gelsin. En zayıf damar ve dehşetli mâni, hastalık damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verdikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe eder, "zarûrettir, mecburiyet var" der, ruh ve kalbi susturur, doktoru müstebit bir hâkim gibi yapar ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilâçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise, fedâkârâne, ihlâsla hizmete zarar verir. Hem, gizli düşmanlarım da bu zayıf damarımdan istifâdeye çalışmışlar ve çalışıyorlar-nasıl ki korku ve tamâ ve şân ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünkü, insanın en zayıf damarı olan korku cihetinde bir halt edemediler; îdamlarına beş para vermediğimizi anladılar.
Sonra, insanın bir zayıf damarı, derd-i maîşet ve tamâ cihetinde çok soruşturdular. Nihayetinde, o zayıf damardan birşey çıkaramadılar. Sonra, onlarca tahakkuk etti ki, onlar mukaddesâtını fedâ ettikleri dünya malı, nazarımızda hiç ehemmiyeti yok ve çok vukuâtlarla onlarca da tahakkuk etmiş. Hattâ bu on sene zarfında yüz defadan ziyâde resmen "Ne ile yaşıyor?" diye mahallî hükûmetlerden sormuşlar.



Sonra, en zayıf bir damar-ı insânî olan şân ü şeref ve rütbe noktasında bana çok elîm bir tarzda o zayıf damarımı tutmak için emredilmiş. İhânetler, tahkirlerle, damara dokunduracak işkencelerle dahi hiçbir şeye muvaffak olamadılar ve katiyen anladılar ki, onlann perestiş ettiği dünya şân ü şerefini bir riyâkârlık ve zararlı bir hodfüruşluk biliyoruz, onların fevkalâde ehemmiyet verdikleri hubb-u câh ve şân ü şeref-i dünyeviyeye beş para ehemmiyet vermiyoruz, belki onları bu cihette dîvâne biliyoruz.
Sonra, bizim hizmetimiz îtibâriyle bizde zayıf damar sayılan, fakat hakîkat noktasında herkesin makbulü ve her şahıs onu kazanmaya müştak olan mânevî makam sahibi olmak ve velâyet mertebelerinde terakkî etmek ve o nîmet-i İlâhiyeyi kendinde bilmektir ki, insanlara menfaatten başka hiçbir zararı yok. Fakat böyle benlik ve enaniyet ve menfaatperestlik ve nefsini kurtarmak hissi galebe çaldığı bir zamanda, elbette sırrı-ı ihlâsa ve hiçbir şeye âlet olmamaya binâ edilen hizmet-i îmâniye ile şahsî makâm-ı mâneviyeyi aramamak iktizâ ediyor. Harekâtında onlan istememek ve düşünmemek lâzımdır ki, hakîki ihlâsın sırrı bozulmasın. İşte bunun içindir ki, herkesin aradığı keşf ü kerâmâtı ve kemâlât-ı ruhiyeyi Nur hizmetinin haricinde aramadığımı, zayıf damarlarımı tutmaya çalışanlar anladılar, bu noktada dahi mağlûp oldular.

Emirdağ Lâhikası-I, s. 239-240.










  Ad Soyad
  Yorum