A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
İngiliz Edebiyatı Tarihi

İngiliz Edebiyatı Tarihi

 

İngiliz edebiyatı tarihi, yazarları, eserleri ve dönemleri hakkında bilgi

William Shakespeareİngiliz Edebiyatı, İngilizcenin yazıya geçirildiği yüzyıllarda başlar. İS 5. ve 6. yüzyıllarda Britanya’yı istila eden AngloSaksonlar’ın şiiri, 10. yüzyılda derlenen Junius ve Beowulf el yazmalarıyla Exeter ve Vercelli kitaplarından oluşan dört el yazması eserde korunur.

Şiir tekniği, vurgulama yöntemleri, dil bilgisi, tümüyle Hıristiyanlık öncesi Alman şiirinden alınmadır. Şiirlerin başlıca konuları Hıristiyanlık ve Alman yiğitlik geleneğidir. Junius elyazmasında korunan ve konularını İncil’den alan Genesis (Yaratılış), Exodus (Çıkış), Daniel (Danyal) gibi dinsel şiirler Caedmon’a yakıştırılır (7. yüzyıl sonları). Sonrası kuşağın azizlerle ilgili şiirlerinin en güzelleri Cynewulfun (9. yüzyıl başları) imzasını taşır. 3.182 dizelik bir destan olan Beowulf (7. ya da 8. yüzyıl) ile eski İngiliz şiiri doruğuna ulaştı, Latince yazıldı.

Bede’nin (673-735) kaleme aldığı Historia Ecclesiastica Gentis Anglorum (Bir Hıristiyanın Gözüyle İngiltere Tarihi) 731, ortaçağ başlarının en büyük Latince düzyazı eseridir. 8.yüzyıl sonu ve 9. yüzyılda, Kral Alfred’in buyruğu üzerine büyük olayların yıllık kayıtları olan Anglo-Saxon Chronicle’ın (Anglosakson Kroniği) derlenmesiyle yerli dildeki düz yazı gelişti. Kral Alfred ayrıca Orosius’un History’sini (Tarih) ve St. Augustin’in Soliloquies’ini (Kendi Kendine Konuşmalar) da çevirdi. 1066′da İngiltere’nin Normandiya Dükü William tarafından fethi sonucu ülkenin dili ve edebiyatı kökten değişti. Latince, Anglo-Norman kuruluşların remi dili olurken üstünlük kuran Norman soylu sınıfı Fransızca konuşuyordu. İngilizce yerli halkın dili olarak kaldı, İngiltere Normandiya’yı yitirdikten sonra Anglo-Fransızca giderek yaygınlaşan bir taşra lehçesi oldu, 13. yüzyıl ortalarında edebiyat dili olarak üstünlüğü sona erdi. 14. yüzyılda İngilizce, ülkenin resmi dili olarak yeniden eski yerini aldı.

11. yüzyılın ikinci yarısında İngiliz Edebiyatı canlandı. 1350-1400 arasındaki dönemde İngiltere’nin en büyük şairlerinden biri olan Geoffrey Chaucer’in öncülüğüyle bir “altın çağ” olmuştu. İlk eserelrinde alaycı edebiyat kişiliğini olgunlaştıran Chaucer; yarım kalan başeseri The Canterbury Tales’ de (Canterbury Masalları, 1387′lerde yazmaya başladı) alaycılığını, insancıl duygularını, olağanüstü gözlem yeteneğini açıkladığı kadar, sanat ve gerçek arasındaki ilişki üzerine de görüşlerini yansıtır. Balad bu dönemde filizlenen yaygın bir edebiyat üslubudur. Gizem ya da mucize oyunları ortaçağ İngiliz tiyatrosunun başlıca özelliğidir. 15. ve 16. yüzyıllarda İngiltere’nin birçok yerinde bu tür değişik uzunlukta oyunlar gösterime sunuldu. York, Chester, Londra ve Wakerfield gibi kentlerin meydanları bu oyunların gösterime sunulduğu başlıca yerler oldu. Tudor sarayları müzik ve şarkıya meraklıydı. VII. Henry bile şarkılar yazdı. Sir Thomas Wyatt (1503-1542) saray şairlerinin en önemlisidir. Sir Thomas More’un (1478-1535) Utopidsı (Ütopyâ, 1517) dünyaya bu sözcüğü armağan etti. Birinci kitapta More ve başkalarıyla konuşan Hythlo-daye adlı düş ürünü yolcu İngiltere ve Avrupa’nın çağdaş sorunlarını kendi deneyimleri açısından dile getirdi. İkinci kitapta ise “Ütopya”yı tanımladı. İtalyan yazarı Polydore Vergil (1470′ler-1555) İngiltere’nin Latin dönemi tarihini kapsayan Anglia Historia’yı (İngiltere Tarihi) kaleme aldı.

Thomas More, III. Richard’ın yaşamını yazarken, More’un kendi de John Roper için yaşam öyküsü konusu oldu. O zamanlar bağımsız bir ülke olan İskoçya önemli şairler çıkardı. W. Dunbar’ın şiirleri canlı ve taşlama türündedir. Vergilius’dan koşuklaştırarak yaptığı Aeneid çevirisi G. Douglas’ın (1475-1522) başeseridir. D. Lindsay ise Ane Satyre of the Three Estaitis (Üç Sınıfın Bir Ane Satyre’i) adlı töreci oyunuyla tanınır.

Yaklaşık 1550 ile 1600 arasını kapsayan Elizabeth çağında İngiliz Edebiyatı yükseldi, düşünce ortamı da çeşitli Avrupa akımlarının etkisinde kaldı. İtalyan yazarları arasında Machiavelli ile Castiglione en etkili olanlardı. Elizabeth çağının sonlarına doğru büyük Fransız yazarı Michel Montaigne
 de bu etki alanına katıldı. Elizabeth çağı şairleri etkin çeviricilerdi. İngiliz Edebiyatında Latince-İtalyanca şiirlerin çevirilerinden oluşan bir hazine yarattılar. Edmund Spencer (1522-1599) bu çağın en büyük şairlerinden biridir. Spencer daha sonra taşlamaya ağırlık verdi; İngiltere’nin Chaucer’den sonra en büyük şairi olarak ünlendi. Elizabeth çağı, güçlü sahne eserleri ile bir bakıma “tiyatro çağı” olarak da anılır. 1576′da İngiltere’de halka gösteriler sunan ilk tiyatro yapısı açıldı. Yeni “halk” tiyatrolarının açılması ile bir grup yazar geçim için oyun yazarlığına yöneldi. Christopher Marlowe (1564-1593) oyun yazarlarının ünlülerindendir. Ancak, oyun yazarlarının en büyüğü İngilizceyi üstün bir ustalıkla kullanan William Shakespeare
‘dir (1564-1616).

İngiliz şiirine iki kuşak boyu damgasını vuran John Donne (1572-1631) ile Ben Jonson Elizabeth çağının başlıca lirik şairleridir. Yine bu dönemin yaygın bir türü olan düzyazı anlatı I. James döneminde belirli bir gerileme gösterdi ve yerini yararcı eserlere bıraktı. Sir Francis Bacon
‘un (1561-1626) Essays’inde (Denemeler) 1597-1612-1625 tipik özelliğini bulan bilinç, açıklık ve kararlılığı vurgulama nitelikleri sivrildi. Robert Burton (1577-1640) “başıboş” üslubun temsilcisidir. Onun The Anatomy of Melanc-holy}si (Karasevdanın Anatomisi) 1621 döneminde büyük eserlerinden biridir.

1625-1660 arası dönem, I. Charles’ın hükümdarlığını, iç savaşı, önce cumhuriyetin kurulmasını, sonra da Oliver CromweH’in diktatörlük yönetimini kapsar. John Milton
 (1608-1674) dönemin en büyük yazarı olmasına karşın, yine de buna “Milton Çağı” demek yanlış olur. En ünlü kısa şiiri Lycidas (1638) ve en büyük düzyazı eseri Areopagitica (1644) ile Spencer’in üslubuna yöneldiği için daha çok “Elizabeth çağı yazarı” olarak anılır. Uzun destansı şiir Paradise Lost (Yitik Cennet) 1667, kısa destansı şiiri Paradise Regained (Yeniden Bulunan Cennet) 1671 ve klasik tragedyası Samson önemli eserleridir. Milton dışında, öyküsel şiir bu dönemde gelişmedi. Ba-con hayranı, Sir Thomas Browne (1605-1682) 1651 adlı eseri politik düşüncede dönüm noktası olarak belirlenen Thomas Hobbes (1588-1679) en önemli felsefe yazandır. I. Charles dönemi başlarında tiyatro edebiyatı gücünü yitirmiş göründü.

1660′tan 1700′e kadar süren Restorasyon dönemi II. Charles’in kral olarak ingiltere’ye dönmesiyle başladı. Çağın en ünlü edebiyatçısı John Dryden’in (1631-1700) klasik eğilimleri yeni klasikçiliğin Fransa’dan sonra İngiltere’ye sıçramasına yol açtı. Bu nedenle, 1660 yılı, İngiliz Edebiyatı tarihinde yalnızca yeni klasikçiliğin değil, modern çağın da başlangıcını belirler. Charles’in ingiltere’ye dönüşünden kısa bir süre sonra tiyatrolar açıldı ve Restorasyon en büyük zaferlerini güldürü alanında kazandı. Dönemin en büyük güldürü, destansı oyun, lirik şiir, düzyazı yazan ve modern İngiliz düzyazısının etkin bir kurucusu olan Dryden, ayrıca Restorasyon edebiyat eleştirisinin de en önemli örneklerini verdi. Altın Çağ (1700-1750), bir terim olarak, edebiyat ve kültür özellikleri 1700 ‘den önce başlayıp 1750′nin ötesine uzanan bir dönemi tanımlar. Bu dönemde John Locke’nin (1632-1704) etkisinde çeşitli düşünceler türedi; John Wesley (1703-1791) ile George Whitefield’in (1714-1770) ilahileri ve vaazları romantik özelliği esinlendirdi, ayrıca daha ahlakçı ve güncel konulu oyunlara yönelindi. Dönemin usta edebiyatçıları şiirde Pepo, düzyazıda ise Swift’tir (Gulliver’in Gezileri, 1726).

Altın Çağ’ın belirgin bir türü olan süreli yayım yazarlığı, romanın doğuşu ile önemine denk bir rakip buldu.Daniel Defoe
 (1660-1731) Robinson Crusoe
‘di (1719) eşsiz bir konuyu işledi. Samuel Richardson (1689-1761) ve Henry Fielding onu izlediler. Richardson Pamela (1740) ile ölümsüzlük kazandı. Fielding’in ilk anlatı eseri olan Shamela (1741) ise Pamela’nın erdemsel savlarını sorguya çeken bir parodidir.

Bazı göreneklere uymayan gelenekçilerin etkisine karşın, Restorasyon’dan bu yana sağlam olan klasikçiliğin gücü yüzyıl ortalarında zayıflamaya başladı. Öte yandan Amerikan ve Fransız devrimleri, I. Johnson çağı edebiyatına (1750-1800) halkların özgürlüğüyle ilgili yepyeni dalgalanmalar getirdi. Roman yüzyılın ilerici havasına uyum sağladı, insan iyilikseverliğini içten gelen duygularla yansıtmak romantizme atılan ilk adımlar oldu. Yaşam öyküsü ve özyaşam öyküsü de bu çağın önemle üzerinde durulan düzyazı türleridir. Johnson en yetkin yaşam öyküsü yazarlarından biriydi. Oyuncu açısından zengin olan bu çağ, sahne eseri yönünden yoksuldur.

1789-1832 arası İngiliz Edebiyatı’nda genel olarak “Romantizm” diye tanımlanır. William Wordsworth (1770-1850) ile Samuel Taylor Coleridge’in ortak şiirlerini içeren Lyrical Ballads (Lirik Baladlar) 1798 adlı kitap genelde İngiltere’de romantik akımı başlatan olay olarak kabul edilir. Wordsworth kısa liriklerinde, günlük yaşamın önemsiz görünen olaylarından etkili şiir yaratabileceğini kanıtladı. 1809-1811 arasında Akdeniz’i dolaşan Lord George Gordon Byron (1788-1824) 1812′de İngiltere’ye dönerek gezi izlenimlerini, düşüncelerini ve duygularını açıklayan uzun şiiri Child Haroldun (Çocuk Harold) ilk iki bölümünü yayımladı. Büyük Romantik sanatçıların en genci olan John Keats (1795-1821) İngiliz Edebiyatı’nın en ünlü birkaç şiirini yazdı. Coleridge, Romantik çağın en önemli eleştirmenidir. Bu arada, Charles Lamb (1775-1834), William Hazlitt (1778-1830) ve Thomas De Quincey (1785-1859) adlı yazarlar da çeşitli gazete makaleleri, eleştirel denemeler ve mektuplar yazarak etkileyici ve aydınlatıcı edebiyat yorumları ürettiler. Romantik anlatının çoğu heyecan uyandırıcı ve kısa ömürlüydü. Ancak, Mary Shelley’in (1797-1851) Frankensteiriı (1818); James Hogg’un (1770-1835) Confessions of a Justified Sinner (Aklanmış Bir Günahkarın İtirafları) 1824 gibi birkaç eser, anlatı edebiyatına psikolojik temalar ve teknik buluşlar getirdi. Ancak Waverley (1814) ile başlayıp, Old Mortality (Eski Konu: Ölümlülük) 1816 bu daldaki etkinliğini sürdüren ve İvanhoe (1819) ile doruğa ulaşan tarihsel roman ustası Sir Walter Scott, dönemin en önemli anlatı yazarıdır.

Kraliçe Victoria’nın uzun saltanat süresini kapsayan bu dönemde (1837-1901) C. Darwin
‘in Origin of Species (Türlerin Kökeni) 1859 adlı eseri yaşam boyu mücadele önerdi. Alfred Tennyson (1809-1892) olağanüstü üslupçuluk yeteneğini döneminin sorunlarını ele almaya dönüştürdü. Robert Browning (1812-1889) büyük ölçüde Shelley’den esinlenerek kaleme aldığı şiiri Pauline (1833) ile edebiyat dünyasında tanındı. Serbest nazımla yeni bir gerçekçilik kavramı üzerine yürekli deneyimler yapan William Ernest Henley (1849-1903) ve çömezi Rudyard Kipling
 (1865-1936) 1890′ların güçlü şairleridir. Wessex Poems’de (Wessex Şiirleri) 1898 günlük basit konuşmanın önemini kavrayıp her sözcüğün özünü vurgulayan Thomas Hardy (1840-1928) Victoria dönemiyle 20. yüzyıl şairleri arasında en güçlü bağdır.

Victoria dönemi İngiliz romancılığının altın çağıdır. Kadın şair Emily Bronte (1818-1848); denemeci ve eleştirmen Walter Pater (1839-1894); Samuel Butler (1835-1902) vb tek romanlarıy-la tanındılar. Bu dönemde Charles Dickens (1812-1870), Victoria dönemi romancılarının en yaratıcısı ve en etkilisi oldu. Yaklaşık 40 roman yazan Anthony Trollope (1815-1882) Victoria dönemi kişilerinin günlük yaşamlarını en iyi biçimde yansıtan yazardır. Thomas Hardy’nin romanları da şiirleri gibi, düşler ülkesi durumuna gelen Wessex’i tanımlar. George Gissing (1857-1903) Geç Victoria dönemi Londra’sında zor yaşam koşulları karşısında yenilgiye uğramış sıradan kişiler üzerinde dururken, George Moore (1852-1933) İngiliz edebiyatına Zola doğalcılığını (natüralizm) getirdi. Victoria döneminin sonlarına doğru kısa öykü türü önem kazandı. 1890′lar da bu dalda etkinlik gösterenler arasında Arthur Morrison (1863-1945), Arthur Conan Doyle
 (1859-1930), James M. Barrie (1860-1937), H. G. Wells
 (1866-1946) ilk bilim-kurgu öyküleriyle ustalıklarını kanıtlayıp sivrildiler. Ancak,  tümünü geride bıraktı.

J. Ruskin’in (1819-1900) özyaşamöyküsü Praeterita (Söylev) 1889 kendine güvenerek konuşma yönteminin başarılı bir örneğidir. John Henry Newman’ın (1801-1890) Apologia pro Vita Sua’sı (Sade Yaşam Üzerine Savunma) 1864 ile John Stuart Mill‘in (1806-1873) Autobiography’si (1873) Victoria döneminin önemli özyaşamöyküleridir. 1880′lerde tiyatro alanında olumlu bir gelişme görüldü. Ibsen’in çevirileri Londra seyircisini tiyatrolara çektiği gibi iki yeni İngiliz oyun yazarı, Henry Arthur Jones (1851-1929) ve Arthur Wing Pinero (1855-1934) toplumsal sorun oyunlarını biçimlendirmeye başladılar.

George Bernard Shaw‘un (1856-1950) Widower’s House’u (Dul Evi) ve Oscar Wilde‘ın (1854-1900) Lady Windermere’s Fan’ı (Leydi Windermere’in Yelpazesi) 20. yüzyıl damgasını taşırsa da, Wilde‘ın The İmpotance of Being Farnest (Dürüst Olmanın Önemi) 1895 ile doruğa ulaşan dört güldürüsü kesin olarak geç Victoria dönemi içinde kalır. George Bernard Shaw‘un kimi oyunları bugün artık çağdışı olmasına karşın döneminde İngiliz tiyatrosunu sarstı. Öte yandan, o zamanlar kesin olarak toplumsal temaları işledikleri sanılan John Galsworthy (1867-1933). J. B. Priestley ve W.Somerset Maugham’ın (1874-1965) oyunları da şimdi çağdışıdır. Tiyatro ile şiiri birbirinden ayrı tutan T. S. Eliot (1888-1965); Canterbury’de Thomas Becket’in öldürülüşünü tiyatro diliyle anlatan eseri Murder in the Cathedral (Katedralde Cinayet) 1935 ile başarının doruğuna ulaştı. 1950′lerde şiirsel tiyatro gücünü yitirdikçe, özellikle Samuel Beckett‘in Godot’yu Beklerken (Waiting for Godot 1952, Paris; 1956, Londra) adlı oyunun gösteriminden sonra, denemeci tiyatro akımının etkisi İngiltere’de de kendini duyurdu. “Öfkeli gençlik” deniyimini de birlikte getiren John Osborne’nun Öfke’si (Look Back’in Anger) 1956, değişim işaretini veren oyun oldu.

W. B. Yeats, 20. yüzyılın en büyük simgeci şairlerinden biridir. Birinci Dünya Savaşı öncesinin bir başka büyük şairi olan Thomas Hardy (1840-1928) üç bölümü ayrı olarak, beş yılda yayımlanan The Dynastys’ta (Hükümdarlar) 1904-1908 destansı biçimde Napolyon Savaşları’nı ele aldı. Birinci Dünya Savaşı şairleri kalemi umutsuzluğun doğurduğu öfkeyle ele aldılar. Savaş sırasında şair-filozof T. E. Hume (1883-1917) ve ABD kökenli şair Ezra Pound‘un (1885-1972) etkisi altında “İmgecilik” (İmagism) denen bir tutum gelişti. Ancak, imgeci şiir, Pound‘un en etkili eseri Hugh Selwyn Mauberly’de de görüldüğü gibi kaçamaklıydı ve içeriği hemen hemen hiç yoktu. The Waste Land (Çorak Toprak) 1922 ile gerçek yaşamın gerçek niteliğini tanımlayan ABD kökenli T. S. Eliot yorgun ve umutsuz savaş sonrası İngiltere’sinin beklediği şair oldu.
Bu arada Dylan Thomas (1914-1953) kısa sanat yaşamı içinde “Kelt rapsodileri” adını verdiği ve siyasetten uzak olduğu kadar insana yakın birçok şiir yazdı.

Dylan Thomas’ın ölümünden sonra önemli hiçbir şair tek başına Büyük Britanya şiirine egemen olmadı. 1940′larda Yeni Vahiyciler (New Apocalyptics) diye anılan grubun, gerçeküstücülüğü daha ileri bir evreye götürme çabası sonuçsuz kaldı. İrlandalı Seamus Heaney, uygarlığın ötesine geçen yıkıcı gerçeğin kaba gücünü ve bu ortam içinde yaşama savaşı veren insanoğlunun acılı sesini yansıttı. Joseph Conrad’ın (1857-1924) roman dalına getirdiği yenilikler onu modern anlatının en büyük öncülerinden biri yaptı. Ford Madox Ford’un (1873-1939) Flaubert‘in izinde yazdığı The Good Soldier (İyi Asker) 1915 ise İngilizce olarak yazılmış en güzel Fransız romanı diye anılır. Sanatçı ve kent, James Joyce’un (1882-1941) sürekli üstünde durduğu bir temadır. 20. yüzyılın en yaratıcı roman ustası diye anılan D. H. Lawrance (1885-1930) Leydi Chatterley’in Sevgilisi (Lady Chatterley’s Lover) 1928 ile büyük ün yaptı. Kısa öyküleriyle Katilerine Mansfield (1888-1923) 20. yüzyıl başlarının önemli kadın yazarlarındandır. Wyndham Lewis (1884-1957), eserlerinde insanın, yazgının denetiminde otomatik bir nesne olduğu görüşüne yer verdi. Bu dönem romancılarının en önemlisi; Hayvan Çiftliği (Ani-mal Farm) 1945; Bin Dokuzyüz Sek-sendört (Nineteen Eighty-Four) 1949 adlı eserlerinde Avrupa’nın ve insanoğlunun geleceğini derin bir karamsarlık havası içinde yansıtan George Orwell oldu (1903-1950). Graham Greene ile Henry Greene değişik üsluplarda yazan ciddi ve başarılı romancılardır. C.P. Snow’un 10 ciltlik Stran-gers and Brothers (Yabancılar ve Kardeşler) 1940-1970 adlı eseri çağdaş toplum tarihinin önemli bir belgesidir. Renkli bir romancı olan Lawrence Durrell en çok İskenderiye Dörtlüsü ile tanınır: “Öfkeli gençler” diye bilinen John Braine, Alan Silitoe, Keith Waterhouse, Davit Storey, adlı romancıların yanısıra eserlerinde, ABD’deki öfkeli Karaderililerin kullandıkları sövgü terimlerine yer veren Anthony Burges İngiliz öfke edebiyatının temsilcisi sayılır.

 
  Ad Soyad
  Yorum