A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
IMF’den önce ’paketi’ geliyor...

IMF’den önce ’paketi’ geliyor...

Geçenki bir yazımı şöyle bitirmiştim: "Eğer ben Başbakan"ı zerre kadar tanıyorsam, IMF ile istenen anlaşmayı yapmayacak." Bu ifade üzerine yorum yazan bir okurum ise "Umarım Başbakan"ı zerre kadar tanıyorsundur." diyordu.
IMF anlaşmasının artık yolda olduğu kesin. Elimde kalan son malzeme "anlaşırım ancak ümük sıktırmam" taahhüdü. Ancak anlaşma yapılmadan bazı kararlar yavaş yavaş kamuoyuna "sindirtilmeye" başlandı bile.

Önce bir tespit yapalım. Bu anlaşma ile bir taşla iki kuş vurulmuş olacak. Bir yandan "gönlü CHP"de, aklı AKP"de" olan büyük sermaye haksız şekilde kurtarılacak. Bilmem kaçıncı şantajlarına boyun eğilinmiş olacak. 2001 krizinin 50 milyar dolarlık kazığının üzerine şimdi yeni bir anlaşma ile bir 30 milyar dolar daha konulmuş olacak. Alınan kredi Merkez Bankası üzerinden bankalara ve şirketlere kullandırılacak. Diğer bir ifadeyle, alınan borç içeri bile girmeden elektronik ortamda yabancı alacaklı şirket ve bankalara transfer edilmiş olacak.

Oysa 2006"nın ortasından beri ekonomi idaresinin ve bizim ağzımızda tüy bitti: "Durdurun şu döviz cinsi borçlanmayı." diye feryat edildi. Hatta ben, "Bankaların açık pozisyon vermesine izin verilmiyor da şirketlerinkine neden bir kontrol getirilmiyor?" diye burada sordum. Ancak bana güldüler. "Burası Küba değil, piyasayı bil de ona göre konuş" dediler. İyi de şimdi piyasa nerede? İstediklerinde piyasacı, istediklerinde komünist oluyorlar.

Peki, sizce neye güvenerek devam ettiler: "Bir yandan kur, bir yandan tatlı faiz" şeklindeki borçlanma yarışına. Hafızalarına, ezberlerine tabii ki. Hafızaları onları hiç yanıltmadı çünkü. "20 defa nasıl enselerine basıp istediğimiz anlaşmayı yaptırdıysak, nasıl olsa medyamız ve besleme yazarlarımız var, psikolojiyi aşağı çeker, sonunda istediğimizi yine alırız" diye düşündüler. Para cebe, risk millete.

Büyük sermaye kendisini kurtarmakla kalmıyor, öte yandan "gönüllerinin partisi" CHP"nin eline de kapı gibi bir seçim malzemesi sunmuş oluyorlar. "IMF"ye muhtaç ettiler, boşu boşuna babalandılar. Ancak sonunda tıpış tıpış gidip IMF"ye sığındılar" denilecek. Kimse devletin ne kadar sağlam durumda olduğunu bilmeyecek.

Tahmin etmek kolay değil, normal bir stand-by anlaşmasının nasıl bir şey olduğunu bilmeyen yok. Türkiye"nin gündemi büyüme, altyapı yatırımları, KOBİ"leri ve onların sırtındaki istihdamı kurtarmak. Bunları IMF kabul edecek mi? Bugüne kadar etmedi. Şimdi ederse bu anlaşmayı destekleyeceğim. Korkum odur ki, alınan borcu ödemek için "mali disiplinden kopmamak" ayağına yatılacak ve bu, halka ödettirilecek. Baksanıza tarihin en zor döneminden geçilirken 2009 yılı bütçe açığı sadece 13,4 milyar YTL olarak bağlanıyor. Yani muhtemelen GSYH"nin yüzde 1"leri civarında bir oran. Hepsinin kamu borcu da Türkiye"den daha yüksek olan gelişmiş Avrupa ülkeleri bile yüzde 3 bütçe açığı sınırını yetersiz buluyor.

IMF gelmeden şimdilerde ucu gözüken paketin başka bir unsuru da "özel sektör borçlarına Hazine garantisi" getirilmesi. Hazine garantili borç limiti 3 milyar dolardan 4"e çıkarılıyor. Bu da gelecek IMF anlaşmalarının garantisi olsun artık. Mesele anlaşılmıştır, "madem KİT"lere dayalı arpalıklar dönemi bitti, o halde sürekli şekilde IMF üzerinden denetleyip istediğimizi kotarırız" modeli devam edecek.

Başka bir gelişme, kamunun her kademesinde dramatik personel açıkları bulunuyor. Ancak "mali disiplin" gereği bu açıklar için eleman alınamıyor. Örneğin benim çalıştığım bölümde profesörlerin sayısı araştırma görevlilerinin sayısının birkaç katı. Prizma tam tersine dönmüş durumda. Artık araştırma görevlileri bile yardımcı doçent oldu. Kadro verilmiyor, atamalar yapılmıyor. Öte yandan doktorasını yapan gencecik insanların bölüm başkanı olduğu boş binaları üniversite olarak açıp duruyoruz. Oysa personel alımları hem bu açıkları kapatacak, hem de işsizliğe ve gelir kayıplarına bir önlem olacaktı.

Neyse spekülasyon yapmanın alemi yok. Sesi ve kokusu geldi IMF"nin. Nasıl olsa kendisi de gözükür geç olmadan. Daha isabetli konuşuruz.












  Ad Soyad
  Yorum