A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Havuç

Havuç

 HAVUÇ

Havuç (Daucus carota), maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen iki yıllık otsu bir kültür bitkisi.

Türkiye'de yörelere göre gelinparmağı, pürçüklü, balkamış, deper otu, yerebatan, yer otu, yerekaçan, kızıl ot gibi değişik isimlerle kullanılır.

Akdeniz ülkelerinde, Afrika'da, Avustralya'da, Yeni Zelanda'da ve Amerika'da çok yaygın olan bir sebzedir. 60 kadar türü bilinmektedir [kaynak belirtilmeli]. Havuç, A vitamini bakımından çok zengindir. Aynı zamanda diğer vitamin ve besin maddelerine de sahiptir. Havuca rengini karoten verir.

ANAVATANI

Ülkemizin havucun anavatanı oluşu bu bitkinin Anadolu insanınca çok eskiden beri iyi tanınmasına ve değerlendirilmesine imkan vermiştir.Havuç önce tıpta kullanılmak için yetiştirilmiştir.

Bugünkü havucun tarif olarak benzeri 10.yy’da Anadoludan yayılmıştır. 12. yy’da yaşamış Arap yazar İBN-AL AVAM’ın kitabında 2  havuç çeşidi tanımlanmıştır. Bunlardan birincisi kırmızı, lezzetli ve suludur; diğeri ise yeşilimsi sarı renkte, kaba tahminen toprak üstünde yetişen bir varyetedir. 10. yy’da Persler havucu tanımışlar 13-14.yy’larda Çin’e götürmüşlerdir. Havucun buradan Kuzeybatı Avrupa’ya yayıldığı tahmin edilmektedir. Kültür havucunun 13. yy’da İtalya’da, 14.yy’da Fransa,Almanya ve Hollanda’da, 15. yy’da İngiltere’de yetiştirildiği zannedilmektedir. 16. yy’ın sonlarında Avrupa ve Arap ülkelerinde sarı ve mor tipteki havuçlar biliniyordu.

Mor renkli havuçlar önceleri en iyi havuç olarak değerlendirilirken daha sonraları kullanıldıkları yemeklere rengini verdiğinden dolayı önemini kaybetmişlerdir. Ancak günümüzde daha sonra yapılan ıslah çalışmaları sonucu sarı renkte havuç ortaya çıkmıştır. Ve sarı renkli havuç morun yerini almıştır fakat bugün bile Asya’da, Anadolu’nun bazı yerlerinde ve Mısır’da mor renkli havuca rastlanmaktadır. Bu sırada turuncu renkteki havuç ıslah edilmiş (17-18.yy,Hollanda) ve kalitesinin sarıdan daha yüksek olduğu anlaşılınca, sarı renkli havucun kullanımı yalnız hayvan besleme ile sınırlı kalmıştır.

Beyaz havucun ne zaman ortaya çıktığı bilinmemektedir fakat sarı havuçtan geliştirildiği düşünülmektedir.

Turuncu havucun ıslahı ve kökeni hakkında iki önemli teori mevcuttur. Birincisi;Başkalaşım Teorisi’dir. Mor köke sahip havuçlar Afganistan’da ıslah edilmiş buradan Akdeniz çevresi, Batı Avrupa ve Çine yayılmış, 17.yy.’da da Japonya’da yetiştiriciliği yapılmıştır. Bu teoriye göre turuncu ve beyaz havuçlar sarı havucun başkalaşımından ortaya çıkmıştır.

SINIFLANDIRILMASI

Spermatophyta ( Tohumlu bitkiler ) bölümü,

Angiospermae ( Kapalı tohumlular ) alt bölümü,

Dicotyledoneae ( Çift çenekliler ) sınıfı,

Umbelliflorae takımı,

Umbelliferae ( Şemsiye çiçekliler ) familyasından

Daucus carota L. Cinsine aittir.

Daucus cinsi çok polimorfiktir. Bu cinsin yaklaşık olarak 60 türüne rastlanmıştır. Daucus’un sistematiği ve yakından ilgisi bulunan cinsler hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Bu konuda birçok araştırıcı çalışmıştır. Bunlardan THELLUNG (1926), Avrupa’da tanınan bütün yabani ve kültür havuç formlarını, Daucus carota’nın türleri olarak göstermekte ve onları iki gruba ayırmaktadır.

Birinci grup, Eucarota ( Avrupa Havuçları )

- Maritimus ( Batı Akdeniz Havuçları )

- Carota ( Bütün Avrupa ve Güney Batı Asya Havuçları )

- Major ( Balkanlar )

- Sativus ( Kültür Havucu )

- Maksimus ( Akdeniz’den İran’a kadar )

 

İkinci grup, Gummifer

- Commutatus

- Bispanicus

- Gummifer ( Batı Akdeniz )

- Fontanesi ( Cezayir )

- Bocconei ( Orta Akdeniz ) dir.

 

 

 

 

BOTANİK ÖZELLİKLERİ

BİTKİ OLUŞUMU

Tohumun çimlenmesiyle meydana gelen genç bir havuç bitkisi, iki kotiledon yaprağa, belirgin bir hypokotile ve bir kazık köke sahiptir. Önceleri hypokotil toprağın üstünde bulunur. Daha sonra, hypokotilin büzülmesi ve kökün yukarıdan aşağıya doğru hipokotili çekmesiyle, hipokotil toprağın içine girer. Bazı yabani ve hayvan yemi olarak yetiştirilen havuçlarda hypokotil kısmen toprak üstünde kalır. Hipokotilin toprak üstünde kalması yemeklik havuçlarda istenmeyen bir özelliktir. Yemeklik havuç çeşitlerinde, seleksiyon yolu ile bu özelliğin ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır. Çünkü, havucun toprak üstünde büyüyen kısmı ışık altında yeşil veya mor renk meydana getirir. Bu oluşan renk havucun kalitesini bozar ve satılmasını güçleştirir. Kültür havuçları tohumluğun yetiştirilmesi sırasında çevrede yabani havuçlar varsa, yukarıda belirtilen özellik melezlenme ile kültür havuçlarına geçebilir ve kültür havuçlarının bir kısmı toprak yüzüne çıkar ve bu kısmın rengi morlaşır veya yeşillenir. Tohumluk çalışmalarında bu duruma dikkat etmelidir. Havucun toprak içindeki etli kök oluşumu, kazık kökün ve hypokotilin enine kalınlaşması ile meydana gelir. Olgunlaşmış bir havucun büyüklüğü, formu ve rengi çeşitlere göre farklılık gösterir. Bu özellikler çeşitler için karakteristiktir. Çeşidin özel büyüklüğüne ulaşması bilhassa tohumun çimlenme enerjisine, mevcut gelişme zamanına (vejetasyon süresine), toprağın strüktürüne, derinliğine, su gereksinimine, çevre sıcaklığına ve tohumları ekim sıklığına bağlıdır. Havucun vejetatif gelişmesinde primer ve sekonder olmak üzere iki devre ayırt edilir. Birinci primer büyüme devresinde, ilk büyüme, tohum çimlenmesinden sonraki kazık kök oluşumu ile başlar. Daha sonra kotiledon yapraklar ortaya çıkar. Kök belirli bir büyüklüğü aldığında, toprak üstünde de belirli sayıda yaprak meydana gelir. Bu sırada kök kalınlaşmaya ve renklenmeye başlar. Kazık kök karakteri, yavaş yavaş etli bir rezerve organı haline dönüşür. İşte bu andan itibaren, havucun vejetatif gelişmesinin ikinci devresi başlamıştır ve bu devre sekonder büyüme, yani olgunlaşma devresi olarak tanımlanır. Sekonder büyüme devresinde, havucun yenme özelliği artar ve renk tam olarak oluşur. Primer vejetatif gelişmenin periyodu uzun veya kısa olabilir. Bu periyod, havucun erkenci yada geççi bir çeşit olmasına bağlıdır. İki büyüme devresi, her zaman aynı kuvvete sahip olmayabilir. Fakat bunların aktiviteleri birbirine eşittir. İki devre arasında sağa ve sola doğru kayabilen bir denge durumu vardır. Bu denge şu şekilde formüllenebilir.

KÖK

Tohumun çimlenmesiyle beraber 5–7 cm uzunluğunda bir kazık kök meydana gelir. Bu kök üzerinde ve dip kısmında ince yan kökler oluşur. Daha sonra toprak üstü aksamının büyümesine karşılık, kökte belirgin bir duraklama görülür, ancak yeteri kadar yaprak oluşunca, kök primer büyümesine tekrar devam eder ve yavaş yavaş enine ve boyuna büyümesine devam eder. Bu sırada üst aksamın büyümesi durmuş olduğundan, üst aksamda oluşan besin maddelerinin kökte depolanması başlar. Şekil 18.1’de görüldüğü gibi, kökte besin maddelerini depolaması sonucu, havucun yumrusu oluşur. Yumrunun 2/3’ü kök ve 1/3’ü hypokotil meydana getirir. Bir havucun enine ve boyuna kesiti alındığında, en içte bir öz kısmı bulunur. Bu kısım xylemden meydan gelmiştir. Onun üstünde dışa doğru kambiyum, daha sonra phloem ve kabuk yer alır. Besin maddeleri, hem xylem hem de phloemde depolanır. Xylem, özellikle yabani kanı bulunan çeşitlerde daha çok odunsu ve sert bir yapıya sahiptir. Beypazarı gibi, yerli havuçlarımızda en içte açık renkli olan kısımdır. Bu sert, odunsu yapı havucun tüketim özelliğini bozar. Havuç yumrusu yaşlandıkça bu kısım daha da yenmez hale gelir. Bu yüzden dış ülkelerde yapılan ıslah çalışmalarında, yumrunun xylem dokusunu mümkün olduğu kadar azaltmaya ve odunsu özelliği değiştirmeye çalışılmış ve birçok çeşitlerde de başarılı sonuçlar alınmıştır. Islah edilmiş havuçlar kesildiğinde, xylemle, phloem kısmı birbirine adeta kaynaşmış ve bizim Beypazarı havuçlardaki ayrım görülmez olmuştur. Phloem kısmı besin maddelerinin daha fazla toplandığı, yumuşak ve yeme özelliği olan esas kısımdır.

Havuçlarda renk, beyazdan başlar, sarı, turuncu, kırmızı ve mora kadar değişiklik gösterir. Anadolu havuçları üzerinde MAÇKEVİÇ (1951) yaptığı çalışmalarda açık sarıdan, turuncu, karotin, kan kırmızısına, kan kırmızısından turunç sarısı, pembe, eflatun ve siyaha kadar giden değişikliklerin meydana geldiğini yazmaktadır. Çeşit tespitinde en önemli öğenin renk olduğu, araştırıcı tarafından belirtilmektedir. En tutunan renk turuncu ve portakal rengidir. Havuç rengi, karotin, antosiyanin, antiklorür ve klorofilin etkisiyle meydana gelir. Anadolu numuneleri üzerinde yapılan çalışmalarda ise sadece xantokarotin ve xantofilloid şeklinde rezerve olan, sarı plastid pigmentlerinin bulunduğu, karotin plastid pigmentlerinin bulunmadığı anlaşılmıştır (MAÇKEVİÇ 1951). Rengin yoğunluğu ve tonu, rengi oluşturan maddelerin kombinasyonlarına ve miktarlarına bağlıdır. Ayrıca çeşitlere göre fiziki özellikler gösterir. Çünkü, rengin belirginleşmesine sıcaklık, toprak yapısı, sulama durumu, gübre çeşidi ve miktarı, iklim özelliği vs gibi dış faktörler etkilidir. Nitekim, birçok araştırıcı ilkbaharda yetiştirilen havuçların, sonbahar ve kışın yetiştirilenlere göre, renk bakımından daha iyi ve gösterişli olduğunu saptamıştır.

Havuç köklerinin en önemli öğesi, boyudur. Boy, bazı havuçlarda 80–100 cm derine gidebilmektedir. Bu durum daha çok yabani havuçlarda ve bizim Beypazarı havuçlarında rahatlıkla görülür. Havuç boyunun bu kadar uzun olması, topraktan sökümü sırasında güçlükler çıkarır, kırılmasına neden olur ve işçilik giderini artırır. Bu yüzden, havuç boylarının 10–20 cm arasında olması istenir. Aslında piyasada, fındık turpu şekilde havuçlara da rastlanır. (Şekil 18.2).

Havuçta bir diğer önemli özellik, kök ucudur ve kök ucu genelde sivri bir görünüme sahiptir. Islah yoluyla ucu yuvarlak, küt havuçlar elde edilmiştir. Yalnız havuç ucunun şekli, toprak koşullarına bağlı olarak da değişir. Burada modifikasyon oldukça kuvvetlidir. Bazen çeşidin tanınmayacak şekle girmesine neden olur. Havuç köklerinde çatallanma, eğri uçluluk, enine ve boyuna yarılma, yan kök gelişmesi ve kırılma gibi durumlar kök bozukluğudur (Şekil 18.3). Bu bozukluklar; toprak özelliği, toprağın işlenme durumu, sulama şekli ve zamanı, gübreleme durumu, yetiştirme mevsimi, tohumların sık veya seyrek ekilişi, topraktaki kireç miktarı ile yakından ilgilidir.

GÖVDE

Havuç gövdesi hemen üst kısmında oluşan ve bir rozet yapısındaki yaprakların orta kısmından 2. yılda oluşur. Çeşide, bakım ve iklim şartlarına bağlı olarak 150-160 cm’ye kadar boy alır ve gövdenin ucu bir çiçek şemsiyesi ile son bulur. Gövde ucunda aşağıdan yukarıya doğru biraz küçülerek devam eden yapraklar yer alır. Yaprak koltuklarından birincil, bunun üstünden ikincil, ikincillerin üstündende üçüncül yapraklar ve çiçek demetleri oluşur. Gövde yan dalların uç kısımlarında bir şemsiye ile son bulur. Bitkinin gövdesi dayanıklı yapıdadır. Desteğe gerek kalmadan çiçek şemsiyelerini ve tohumlarını taşır.

YAPRAK VE DALLAR

Havuç bol miktarda yaprak meydana getirir. Geç gelişen yüksek verimliçeşitlerde yaprak miktarı, erkenci çeşitlere göre daha fazladır.

Yapraklar tabak şeklindeki gövdenin ortasından çıkar. Bileşik yaprak görünümünde olup çok parçalı, üstleri tüysüz veya çok sert tüylü, renkleri sarı yeşil, koyu yeşil, gri veya mavimtrak yeşil olabilir. Yapraklar 40- 50 cm kadar boylanabilir.

ÇİÇEKLER

Havuç iki yıllık bir bitkidir. Birinci yıl vegetatif organları ikinci yıl çiçek meydana getirir. Çiçekler, 60-100 cm uzunluktaki bir sap ucunda bir çok çiçekten oluşan bir şemsiye şeklinde oluşur. İlk çiçeklenme bitkinin en üst kısmındaki ana şemsiyede başlar. Bitkinin çiçeklenmeye başlaması ile yaprak rozetinin içinde çiçek kümesi taşıyan yapraklı 60-100 cm uzunluğunda bir çiçek sürgünü meydana gelir.Bu ana sürgünün her yaprak koltuğunda ucunda şemsiye şeklinde çiçek kümesi içeren yan sürgünler oluşur. Çiçeklenme 4 hafta süresince tamamlanır. Havuç çiçekleri, biyolojik bakımdan çogunlukla erselik veya saf erkek çiçektir.Her çiçekte 5 çanak, 5 taç yaprak, 5 erkek organ vardır. Yumurtalık iki gözlü olup her gözde birer tohum bulunur. Taç yapraklar genellikle beyaz renklidir. Nadiren de olsa yeşilimtrak beyaz renkli çiçeğe sahip olanları da vardır.

Döllenme böceklerin ve sineklerin yardımı ile olur. Havuçta kendine kısırlık tespit edilmemiş olup bir bitkinin farklı çeşitleri birbirlerini dölleyebilir.Havuçların bazı

çeşitlerinde ise erkek organların polenleri daha erken olgunlaştığından kendine dölleme

yapamaz yabancı döllenmeye ihtiyaç gösterir.

 

TOHUMLAR

Bir çiçeğin dişi organı iki karpelden meydana gelmiştir. Kapalı bir meyve yaprağı içinde, iki karpel ve her karpelde bir adet tohum taslağı bulunur. Olgunlaşma sırasında bu iki karpel birbirinden ayrılır. Tohum bir meyve zarı ile çevrilidir. Bir tohum içinde oldukça büyük bir endosperm ve bir embriyon vardır. Endosperm çok fazla yağ içerir ve bileşiminde nişasta bulunmaz. Havuç tohumları çok küçük sarımtırak kurşuni renkte ve pıtırak gibi hafif çengellidir. Bu çengellerin birbirine dolanmasıyla, tohumluk içinde birkaç tane tohum bir arada, çoğu kez bir yumak oluşturur. Bu bakımdan ekimden önce bir torba veya avuç içerisinde tohumlar iyice ovalanarak, çengellerin parçalanması ve tohumların birbirinden ayrılması sağlanmalıdır (Şekil 18.6 ve 18.7).

Tohumların uzunluğu 2–4 mm, genişliği 1–1,5 mm ve kalınlığı 0,4–1 mm’dir. Çengelleri kırılmış tohumların 1 gr’ında 890–900 adet tohum bulunur. Kırılmamışlarda bu sayı 500–550 adettir. Bir litre kırılmış tohum 110–120 gr, kırılmamış tohum 350–370 gr’dır. Bin dane ağırlığı kırılmışlarda 1–1,4 gr, kırılmamışlarda 2–2,4 gr’dır. Tohumların temizliği % 90 olmalıdır. Çimlenme gücü çok değişiktir, % 40–70 arasında oynar ve en düşük çimlenme gücü % 60–65 olmalıdır.

Tohumlar, hasattan sonra dinlenme olmaksızın çimlenme özelliğindedir. Ancak bazen dış şartların altında sekonder bir tohum dinlenmesi görülebilir. Tohumların dinlenme olasılığını ortadan kaldırabilmek ve çimlendirmeyi hemen yapabilmek için, tohumluk laboratuarda önce 30oC de 7–8 saat ve daha sonra 20–17oC’de 16–17 saat gibi, değişken sıcaklıkta çimlendirmeye alınmalıdır. Sabit yüksek sıcaklıklar, tohumların çabuk çimlenmesini ve büyümesini sağlar. Fakat bununla beraber, tohumlardaki dinlenmeyi ortadan kaldıramaz. Dinlenme ortaya çıkarsa, çimlenmenin başlaması gecikir ve süresi uzar. Buna mukabil, alçak sıcaklık, tohum dinlenmesini ortadan kaldırır, fakat çimlenmenin başlaması gecikir ve büyüme yavaşlar. En iyi çimlenme yukarıda da belirtildiği gibi, değişken sıcaklarda elde edilmiştir. Ayrıca çimlenme sırasında, sıcaklıkla birlikte ışık uygulaması, çimlenme üzerine olumlu etki yapmaktadır. Laboratuvarda elde edilen sonuçların tarladaki uygulamasında, havuç tohumları tarlaya yüzlek ekilerek, yeterli derecede ışık almaları ve ayrıca geceleri sıcaklığın düşmesi, gündüzleri yükselmesi ile değişik sıcaklık periyotlarına maruz kalmalarıyla kendiliğinden meydana gelir.

DILLINGEN (1956) ve SHOEMAKER (1947), havucun maksimum çimlenme sıcaklığını 40oC, optimal çimlenme sıcaklığını 15–20oC ve minimum sıcaklığını da 4oC olarak göstermektedir. Laboratuvarda yapılan çimlendirme denemelerinde, genel olarak 5–10 gün sonra tohumlarda çimlenme başlar ve sonuç 15–21 gün sonra saptanır. Tarlada sürme 15–25 gün içerisinde meydana gelmektedir.

Tohumun kötü ve ağır sürmesi, verim ve kalite üzerine büyük bir etki yapar. Kötü sürme zayıf bir büyüme meydana getirir. Kötü bir çimlenme enerjisi veya kötü çimlenme şartları yavaş bir sürme ve hasat sırasında küçük havuçların oluşmasına neden olur. Böylece her iki faktörün, verim ve kalite üzerine yaptığı etki kanıtlanmış olur. Kötü çimlenme, ayrıca tohum üzerinde bulunan stemphylium radicum (Alternaria radicicolor) mantarı ile de ortaya çıkar. Bu bakımdan, tohumluğun ekim öncesi ilaçlanması önem kazanır. Tahta bitleri, örneğin Lygus canpestris, tohumların canlılığını ve sürmesini olumsuz etkiler ve ayrıca bu bitler tohumun embriyonunu yiyerek canlılığını ortadan kaldırır (WAGN 1954, KHO ve BREAK 1956). Dışardan embriyonu yenmiş tohumları ayırt etmek güçtür. Ayrıca ebriyonu yenmiş tohum ile yenmemiş tohum arasında tohum ağırlığı yönünden bir farklılık saptanmamıştır. Çünkü embriyon ağırlığının tohum ağırlığı üzerine etkisi % ±1’dir. Zararlılarla mücadelede, tohumlar bitki üzerindeyken yapılmalı ve bitkilere suda çözünmüş ilaçlar atılmalıdır. Kanada’daki araştırmalara göre, küme şeklindeki çiçeklere toz ilaçların uygulanmasıyla, bitin zararı önlemektedir (GARLSON 1956). Fakat ilaçlamalar sırasında, bitkilerde tozlama yapan böceklerin de öldürülme olasılığı vardır. Eğer aşağıdaki hususlara dikkat edilirse, tozlama yapan böceklerin öldürülmesine karşı önlem alınmış olur.

a. İlacın kuruması için uygun süre ve sıcaklık koşulları altında ve tarlada arı ve diğer tozlama yapan böcekler bulunmadığı serin bir zamanda, örneğin sabah erken veya akşam ilaç atılmalıdır. Bu zamanlardaki ilaçlamada, ortamda arılar bulunmadığı ve arıların tekrar çiçekleri tozlamaya başlamasına kadar geçen süre içinde bitki üzerindeki zararlılar öldürülecek ilaç kuruyarak döküleceğinden, ilacın tozlayıcı böcekleri öldürücü etkisi ortadan kalkacak ve böcekler bundan zarar görmeyeceklerdir.

b. Bir çiçek demetinde çiçekler, seri halde birbiri ardına çiçek açar. Tohum beklenen her çiçek demeti, bu yüzden en az iki kez ilaçlanmalıdır. Püskürtmenin iyi yapılması halinde 2–3 ilaçlama amaca yeterli olacaktır.

c. Kimyon ve Frenk maydanozu gibi yakın çevrede bulunan ve organları olgunlaşan yabani Umbellifera bitkilerinin yok edilmesi gerekir. Böylece bu bitkiler üzerindeki zararlıların, tohumu alınacak havuç tarlasına gelmesi ve büyük bir bela olan tahta biti tehlikesi ortadan kaldırabilir.

 

BESLENME VE İNSAN SAĞLIĞI AÇISINDAN ÖNEMİ

Havucun insan beslenmesinde önemli bir yeri vardır. Taze ve çiğ olarak meyve gibi yenebilir, salatası yapılır, haşlanır, kızartılır, yemeklere garnitür olarak girer ve suyu sıkılarak direkt içilebildiği gibi, içki kokteyllerinin iyi bir yardımcısıdır. Havucun içeriği hakkında GRAFE (1970), 100 gr taze havuçta % 87 su, % 13 kuru madde bulunduğunu, 0,2 gr yağ, 0,9 gr yumurta akı maddeleri ve 6,7 gr karbonhidrat içerdiğini, bunun yanında vitaminlerce çok zengin olduğunu ve A vitamini 800 I-E, B1 ve B2 vitaminlerini 0,06 mg, C vitaminini 3 mg, Niacin’i 0,5 mg ihtiva ettiğini yazmaktadır. Diğer bir yazar BİELKA (1969), taze havucun 100 gr’da % 12 kuru madde, % 88 su olduğunu ve ayrıca 8 mg vitamin C, 6 mg karotin, 1 gr yumurta akı maddeleri, 60 mg Ca, 0,7 mg Fe bulunduğunu açıklamaktadır. GÖBELEZ (1969), PAMUK ve AKRIFAT (1970) ve YURDANUR’a (1978) göre havucun insan sağlığı konusundaki etkilerini aşağıdaki şekilde verebiliriz. Havuç, insan beslenmesine beşikten itibaren girmektedir. Bebeklerin biberonundaki süte, ilk katılarak verilen besin maddesi havuç suyudur. Bebeğin ishaline karşı iyi geleceği gibi, onun devamlı kusmasına da çare olur. Diş çıkaran çocuklarda havuç, damak kaşımasını önleyen bir çaredir. İleriki yaşlarda kemik gelişmesi, kan yapımı, göz sağlığı için çocuklar havucu meyve gibi yemelidir. Çoğu insan havuç yapraklarını atar. Oysa havuç yaprağından bir miktar, sebze çorbası içine karıştırılabilir. Yaprağın içeriğindeki vitaminler ve madensel tuzlar oldukça fazladır. Havucun içinde bulunan karotin, karaciğer aracılığıyla A vitaminine çevrilir. Havuç, karaciğerin yakın dostudur. Bağırsakların çalışmasını düzenler. Et yiyen insanlardaki pekliği en iyi şekilde giderir. Havuç suyu, vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Sütle karıştırılmış havuç suyu astım, bronşit, ses kısıklığı ve öksürüğe iyi gelir. Gençlerin yüzlerinde meydana gelen sivilcelere karşı bol havuç suyu içmeleri önerilir. Mide ve onikiparmak bağırsağında ülseri olanlar mutlaka havuç suyu içmeli veya haşlanmış havuç yemelidir. Havuç lapası ağrı gidericidir. Apse, ur, yanıklara iyi gelir. Havuç tohumları kaynatılır suyu içilirse, bol idrar söktürür. Kadınlarda ay halinin kolay olmasını sağlar. Havuç tohumu ve anason karışımından yapılan çay içilirse, erkeklik gücü artar.

EKONOMİK DEĞERİ

Eskiden sadece kışlık bir sebze gözü ile bakılan havuç, daha çok kış aylarında tüketilirdi. Zengin içeriğinden dolayı, devamlı yıl boyu üretiminin yapılması veya depolarda saklanarak, yetiştiriciliğinin yapılamadığı yerlerde veya zamanlarda pazara sürülmesi, havucu son yıllarda bütün bir yıl boyunca aranan ve yenen bir sebzeye dönüştürmüştür. Bu yüzden ekim alanı ve üretim miktarı gün geçtikçe artmaktadır. Nitekim Tarım Bakanlığı istatistiklerine göre, 1960’lı yıllarda 2–2,5 bin hektarlık bir alan üzerinde 20–25 bin ton üretim yapılırken, 1970’li yıllarda 3–4 bin hektar üzerinde 30–45 bin ton, 1990’lı yıllarda 6-7 bin hektar üzerinde 190-220 bin ton ve 2000’li yıllarda 7-10 bin hektar üzerinde 250-270 bin ton arasında üretim yapılmaktadır. Havuç tüketimindeki artışın en önemli nedeni, bu konuda verdiğimiz doktora çalışmasıyla yerli havuçların yerine, içinde odun kısmı az olan havuçların dış ülkelerden getirilmiş olması ve bunların üzerinde gerekli adaptasyon denemelerinin yapılması ve bölgelere uygun çeşitlerin tohumluğunun üretilip çiftçiye dağıtılması ve bu dağıtılan çeşitlerin dekara verimlerinin eski çeşitlere göre 2-4 kat fazla olmasıdır (Karaca 1978).

Havuç diğer sebzeler içinde makinalı tarıma en yatkın bir sebzedir. Tohumları ufak olmasına karşın, kaplanıp, irileştirildiğinde kolayca ve her çeşit mibzerle ekilebilir. Hasat makine ile yapılabilir. Yani toprak hazırlamadan, ekim, bakım, hasada kadar her şeyde makineli tarımla gerçekleştirilebilir. Böylece üretim maliyeti en düşük seviyeye indirilebilir. Ürünü dayanıklıdır ve depolanabilir. Böylece piyasada ürün kontrolü yapılarak fiyat düşmeleri, yükselmesi önlenir ve fiyat istikrarı sağlanır. Bu hem üretici ve hem de satıcı ve alıcı için bir avantajdır. Pazar satış değeri yüksek olduğundan, diğer açıkta yetiştirilen sebzelere oranla, daha yüksek karlılık elde edilir. Diğer sebzelerde dekara karlılık, sadece elde ettiğimiz değerlerin sonuçlarını vererek açıklanmıştı. Burada sadece havuca özel, Cetvel 18.1’de bir dekara yapılan giderler verilmiştir. Böylece havuç hakkında yukarıda belirtilen hususların doğruluğu ortaya çıkartılmıştır ve ayrıca diğer sebzelerde girdilerin nasıl hesaplandığı ortaya konulmuştur. Dekardan alınan verim, 3-6 ton civarındadır. Ortalama 4 ton alındığı düşünülse ve sebze halindeki 1 kg’nın satış fiyatı 750 bin ile 1,250 milyon TL. ve ortalaması 1 milyon TL ile olsa, 4 milyar TL. bir gelir elde edilir. Bundan giderler düşüldüğünde, net kar 3,750- 2,750 milyar TL olmaktadır.

TOPRAK İSTEKLERİ

Havuç serin iklim sebzesidir. Bununla beraber belirli ölçülerde sıcağa ve soğuğa dayanır. Yapılan araştırmalarda kısa gün bitkisi olduğu kabul edilmiştir. Bu bakımdan az ışık, düşük sıcaklık ve toprak rutubeti yeterli olan yerlerde en iyi gelişmeyi gösterir. Havuç üretimine sıcaklığın her yönden etkisi büyüktür. BARNES (1936), yaptığı denemelerde cam altında 10-15oC’de yetiştirilen havuçlarda, iyi bir havuç oluşmasına karşın rengin çok açıldığını, 15-21oC’de iyi bir havuçla beraber çok güzel renk oluştuğunu, 21oC’den yüksek sıcaklıklarda havuçla beraber rengin de bozulduğu açıklamaktadır. Yüksek sıcaklıklarda havuçların boyu kısalmakta, düşük sıcaklıklarda uzamaktadır. Düşük sıcaklıklar, havuçlarda vernalizasyona neden teşkil ederek, bitkilerin erken çiçeklenmesini sağlar. SARK ve THOMPSON (1942) havuçların 1–10oC arasında vernalize olduklarını, en iyi vernalizasyonun 4C’de meydana geldiğini, 10–16oC’de neutral (tepkime göstermeyen) bir durum gösterdiklerini, 16–21oC’de devernalize olduklarını, 21–27oC tam manasıyla devernalizasyonun meydana geldiğini belirtmektedir. Bu konuda araştırma yapan RÖSER (1963), tohumların çimlenmesi sırasında –1oC’de 50–60 gün üşütmenin % 10–15 çiçeklenme meydana getirdiğini, tohum vernalizasyonun çiçeklenmeye az veya yok denecek ölçüde etki yaptığını, genç fide döneminde 2–6oC’de 60–100 gün arasında yapılan üşütmelerde, 6oC sıcaklığın da iyi sonuç verdiğini ve % 50–90’a yakın çiçeklenme meydana getirdiğini, çiçeklenmenin çeşitlere göre farklılık gösterdiğini, bazılarının çok duyarlı olmasına karşın, bazılarının duyarsız veya az duyarlı olduğunu belirtmektedir. Yetiştirme anında düşük sıcaklıklar, bitkilerin erken çiçeğe kalkmasına neden olacağından ve bununda ürün miktarını zedeleyeceğinden, ilkbahar başında yapılacak tohum ekiminde zamanının çok iyi ayarlanması gerekir.

GÜBRELEME

Kışlık ve geçci havuç çeşitlerde uzun bir süre büyüme ve gelişme devam ettiği için gübrelemeye çok dikkat etmek gerekir. Küçük, yazlık ve erkenci çeşitlerde gübreleme daha kolaydır. Havuç taze ahır gübresinden hoşlanmaz. Taze gübre havuç renginin bozulmasına ve mavi kırmızı bir renk almasına neden olur. Ayrıca erken çiçeklenmeye etken olduğu söylenir (DİLLİNGEN 1956). Bunlar yanında havuç sineğinin artmasına uygun bir ortam meydana getirir. Yanmamış gübre büyük parçalar halinde kalacağından, tohum ekimi de zordur. Organik gübrelemenin, bir önceki bitkiye yapılması daha olumlu sonuçlar verir. Elimizde iyi yanmış ahır gübresi varsa, toprak hazırlığından önce dekara 2–3 ton atılabilir. Topraktaki organik madde miktarının havuç üzerindeki etkisi, Cetvel 18.2’de verilmiştir (BİELKA 1969). Ticaret gübreleri içinde havuç, azot ve potasyumdan fazla hoşlanır. Her iki gübrede verim çoğalmasına, kalitenin yükselmesine etki yapar. Potasyum havuçta şeker miktarını ve ayrıca depolama gücünü arttırır. Genç havuç bitkisi, topraktaki tuz konsantrasyonuna karşı hassastır. Tohum ekiminde ticaret gübresinin fazla atılması, tohumun çimlenme gücünü azaltır. Toprakta organik madde miktarının az olması, tuz zararını daha fazla ortaya çıkartır. Bu bakımdan toprak hazırlığı sırasında gübreler az miktarda verilmeli ve toprağa iyice karıştırılmalıdır. Dış ülkelerde toprak yapısına göre değişmekle beraber, normal bir havuç toprağına dekara saf 8–12 kg azot, 8–10 kg fosfor ve 12– 18 kg potasyum verilmelidir. Azotlu gübrenin 2–3 seferde, potasyumlu gübrenin 1–2 seferde atılması daha uygun olur.

 

YETİŞTİRME TEKNİĞİ

Havuç direkt tohumla yetiştirilir. Avrupa ve Amerika’da bazı işletmelerin tohumu önce yastığa ektiği ve sonra elde olunan fidelerin tarlaya dikildiği de görülür. Havuç tohumları küçük ve çimlenme oranı düşük olduğundan ve ayrıca çevre koşullarından fazla etkilendiğinden, toprak çok iyi hazırlanmalıdır. Bu amaçla tarla yetiştirilecek havucun kök uzunluğu dikkate alınarak ve buna göre derinlik ayarı yapılarak 1–2 defa işlenir. Avrupa çeşitlerinde 10–20 cm, bizim yerli çeşitlerde 20–25 cm derinlik yeterlidir. Derin işlemede toprağın alt yapısı dikkate alınmalı, alt yapısı kötü toprakları devirerek işleme yerine, yırtarak işleme şekli kullanılmalıdır. Birinci işlemeden sonra çok iyi yanmış ahır gübresi serpilip, ikinci işlemede gübre toprağa güzelce karıştırılmalıdır. Toprak iyice ufalanmalı, düzeltilmeli ve sonra tohum ekimi yapılmalıdır. Yağmurlama sulama kullanılacaksa, arazi üzerinde ayrıca parselasyon yapmaya gerek kalmaz. Salma sulama yapılacaksa tava, ancak bu sulama şekli toprağı sıkıştırdığı ve yumru şeklini bozduğu için pek tavsiye edilmez, onun yerine sızdırma sulama uygulamak yerinde olur ve sızdırma sulama için tahtalar hazırlanır. Bir çok halde parselasyon önceden yapılmaz, bitkiler toprak yüzüne çıktığında ve belli bir büyüklüğü aldığında, sıra arasında boğaz doldurma işlemi yapılarak açılan karıklara su verilir. Tohumların çimlenmesine ve sürmesine, yabancı otların etkisi büyüktür. Bir yıl önce tarlada lahana ve patates gibi bitkiler bulunuyorsa, bunlar toprak yüzünü kapattıklarından ve çapa bitkisi olup çapalandıklarından, topraktaki yabancı ot yüzdesi oldukça azdır. Ama toprağı kapatmayan ve az çapa isteyen bir bitkiden sonra havuç üretiminde yabancı ot, bir sorun olabilir. Yabancı ot mücadelesi sırasında yine havuç sineğine karşı ilaç da atılmalıdır. Sineklere karşı Duplexan, yabancı otlara karşı Hedolit (DNDC), Elbanil (Chlorprophan-CIPC), Probanil (Chloroprophan–Propazin), Uvon (Prometryn) kullanılır. Havuçta kimyasal maddelerin yardımı ile tesirli ve ekonomik yabancı ot kontrolü mümkündür. Yabancı ot kontrolü 2 devrede yapılabilir. Zaten uygulanan kimyasal maddelerde bu iki devreye göre önerilmektedir. Ekim öncesi toprak ilaçlamasında kullanılan ilaçlar genellikle sıvıdır. Toprak hazırlığı sırasında ilaçlar her türlü pülverizatörle, suyla karıştırılarak toprağa püskürtülür. Toprak tipine göre atılacak ilaç miktarı değişmektedir. İlaç atıldıktan sonra, toprak 5–8 cm derinliğinde işlenir ve ilaç toprağa karıştırılır, akabinde tırmıklanır, temizlenir ve hemen tohum ekimine geçilir. İlk ilaçlamayla, bazı yabancı otların havuç hasadı sonuna kadar çıkması engellenebilmekte, bazılarına ise etki yapılamamaktadır. Etkisiz kalınan yabancı otlar için ikinci bir ilaçlama uygun olur. Bunun için havuç tohumları çimlendikten ve bitkiler 2–4 yapraklı devreye geldiğinde veya kök çapı 3–3,5 cm olunca, stoddart çözeltisi (stoddart Solvent) atılır. Bu çözelti bir petrol ürünüdür. Kuru temizleme sanayiinde ve boya inceltmede kullanılır. Bu çözeltiden dönüme 50–100 kg verilmelidir. Uygulama, sıra aralarına püskürtme şeklinde olur. Yabancı otlar oldukça küçükken yapılırsa, mücadele iyi sonuç verir. Bütün tek yıllık yabancı otlar ve çayır otları öldürülür. İlaçlama havuç hasadına yakın yapılırsa, köklerde yağımsı bir tat oluşur. Bu tadın ortaya çıkmaması için, kök çapları 3–3,5 cm’yi geçmeden önce ilaçlama yapılmadır. İlk ilaçlamadan sonra tarla çok otlu ise ve ikinci ilaçlama için zaman geçmişse sıralar arasındaki otlar, mekanik yolla öldürülmelidir. Yetiştirme devresinde yapılan 1-2 ilaçlama veya bir ilaçlama ve 1-2 mekanik işleme (çapalama) yabancı ot kontrolünü en iyi şekilde sağlar.

Havuç ekim zamanı, sıcaklık durumuna, çeşit özelliğine, çiftçinin ürünü satmak istediği tarihe ve bölgelerin iklim durumuna göre değişir. Genellikle Şubat ayından başlamak üzere Kasım ayı sonuna kadar ekim yapılabilir. Yani toprağın işlenebileceği en erken ilkbahar ayı ile ekim, bakım ve hasat işlemlerinin zarar görmeyeceği en geç sonbahar ayı arasında havuç ekilebilir. Ticari yetiştiricilik yapılan bahçelerde daha çok iklim şartlarının uygun olduğu yerlerde bahçıvanlar devamlı havuç hasat edebilmek ve ürünü partiler halinde değerlendirebilmek üzere 2–3 hafta ara ile tohumları atar. Havuç tohumları dikenli olduğundan, dikenler birbirinin içine girer, birkaç tohum bir arada bulunur. Ekim öncesi avuç veya bir bez torba içinde tohumlar ovalanıp dikenleri kırılmalı ve ekim sırasında tohumun tek tek düşmesi sağlanmalıdır. Ayrıca bu tohum kaplanacak olursa, ekim işlemi daha düzgün ve kolay yapılır, daha az tohum kullanılır (GÜNAY 1977). Havuç tohumları serpme ve sırayla olmak üzere iki şekilde ekilir. Serpme tohum ekimi daha çok tavalara yapılır. Serpme ekimde, tohumların toplu düşmemesini önlemek için, tohumlar toprak veya kumla karıştırılıp, eli alışkın biri tarafından atılır. Üzerleri 1–2 cm harçlı toprakla örtülür ve tahta tokmakla bastırılıp, can suyu verilir. Çok geniş yetiştiricilik yapılan yerlerde harçlı toprak atılması mümkün olmadığından, toprağın üst kısmı 1 cm derinliğinde hafifçe karıştırılır. Arkasından yağmurlama sulamayla su verilir. Böylece tohumlar daha iyi toprağa karışır ve toprağa sıkışmış olur. Serpme tohum ekiminde hem tohum ziyanı olur, hem de çimlenen tohumlardan genç bitkiler düzensiz aralıkla çıkar. Bu ise bakım işlemlerini zorlaştırır ve havuçların şeklinin çok değişik olmasına neden olur. Bizde, hazırlanan tava ve tahtalara üzerine yapılacak sıraya ekimde, yetiştirilecek çeşidin özelliklerine (kök boyu, kök genişliği ve kök şekline) göre, sıra arası ayarlanan markörle veya toprağı çizen bir aletle, açılan küçük karık sıraları içine sık veya belli aralıklarla tohumlar atılır. Sıraların üzerinden taban tahtası çekilerek, tohumların üzeri toprakla kapatılır ve aynı anda bastırılır. Havuç tohumları diğer sebze tohumlarına göre küçüktür. Topraktaki çimlenmesi yavaş ve düzgün değildir. Genç fideler zayıf, küçük ve incedir. Birinci hakiki yaprakları çıkıncaya kadar çok kuvvetsiz ve çevre şartlarına dayanıksızdır. Bu nedenlerden tohum ekimi çok dikkatli yapılmalıdır. Ekim sırasında tohumlar 4 cm’den derine ekilmemelidir. Çünkü, küçük olan tohumlar çimlenirken üzerindeki kalın toprak tabakasını delip toprak yüzüne çıkmakta güçlük çeker. Kusurlu ve derin ekim, zayıf oluşan köklerle az ürün alınmasına neden olur. Dış ülkelerde küçük tohumları atan hassas mibzer veya kaplanmış tohumlarda normal mibzer kullanılır. Ekim sırasında, ekim derinliği ve sıra arası, sıra üzeri mesafeleri ve atılan tohum miktarı önem kazanır. Normal hallerde 0,5-3 cm arasında derinlik uygulanır. Bu konuda HÖSSLİN, STEİB ve MAPPES (1964), Cetvel 18.3’deki sonuçları vermektedir. Cetveldeki sonuçlara göre, derinlik 2–3 cm olunca tohumun çimlenmesi daha iyi olmakta, hele yabancı ot ilacı kullanılmışsa bu derinlik, havuç veriminin artmasına büyük etki yapmaktadır. Havuç tohumlarının sürmesi diğer bazı sebze tohumlarına göre geç olur. Sürme zamanı ekim derinliğine, çevre şartlarına ve çeşidin özelliğine göre değişmekle beraber 10–25 gün arasında değişir.

STANDARDİZASYON

Türk Standartlar Enstitüsünün hazırladığı TS–1193 (1974) standartlarına göre, havuçların genel özellikleri, sıkı yapılı, yarılmamış, bütün, taze görünüşlü, pörsümemiş, çatallanmamış, yan kök yapmamış (Şekil 18.12), tohuma kaçmamış olmalı, topraktan çıkartıldıktan sonra kesinlikle yıkanmış ve üzerlerinde toprak veya diğer yabancı maddelerin bulaşığı kalmamış olmalıdır. Ayrıca hastalık veya böceklerin neden olduğu yaraları, anormal dış nemi, yabancı koku ve tadı taşımamalıdır. Havuçlar ağırlıklarına ve çaplarına göre boylara ayrılır. Turfanda küçük havuç çeşitlerinde çap dikkate alındığında, çaplar 10 mm ile 40 mm veya ağırlık dikkate alındığında, ağırlık 10–150 gr arasında olmalıdır. Turfanda olmayan ve iri olan çeşitlerde sınıflara göre çaplar, ekstrada 20–40 mm ve ağırlık 50-150 gr arasında, I ve II sınıfta çaplar 20 mm’den ve ağırlık 50 gr’dan az olmamalıdır. Aynı ambalaj içindeki havuçlarda çaplar 30 mm veya ağırlıklar 20 gr’dan fazla farklılık gösteremez.

MUHAFAZA

Havuç, muhafazaya en yatkın sebzelerdendir. Adi koşullarda bile uzun süre muhafaza edilebilir. Soğuk olmayan, ılımlı iklimlerde, havuçlar tarladan istendiği zaman sökülür ve pazara yollanır. Bu şekilde havuçları toprakta sökmeden saklanması, ertesi yıl havuçların yeniden sürme anına kadar yapılabilir. Soğuğu olan yerlerde havuçlar toprakta bırakılamaz, don öncesi hepsi sökülerek hasat edilir. Hasat edilen havuçlar, toprak içinde açılan çukura, yaprakları kesilmiş olarak istif edilir. Üzeri toprakla kapatılır Bu toprak silolarda havuçlar 3–4 ay muhafaza edilebilir. Fakat çeşitli zararlıların etkisi yanında, su kaybı ve dolaysıyla yumrudaki pörsüme ile ağırlıkta azalması meydana gelir ve kayıp oranı % 25 hatta % 40’a kadar çıkabilir (WRIGHT ve Arkadaşları 1959).

Havuçlar açıkta veya depo, kiler gibi yerlerde nemli kum içinde saklanabilmektedir (Şekil 18.15). Bu durumda saklama süresi 4-5 ay olup % 10–15 arasında bir kayıp meydana gelir (DILLINGEN 1956).

Havuçlar soğutmalı depolarda 6–8 ay müddetle % 90–95 nemde ve 0,5-1oC’de muhafaza edilebilir (HÖSSLİN, STEİB ve MAPPES 1964). Değişik atmosfer şartlarında havuçlar muhafaza edildiklerinde, CO2 miktarı yükseldikçe satılabilir ürün miktarının azaldığı, çürümelerin meydana geldiği, CO2’in kuru madde değişimi ve karotin miktarına fazla etkili olmadığı, buna karşın şeker miktarında biraz düşüş meydana getirdiği saptanmıştır. Ayrıca uygulanacak CO2 miktarının bazı çeşitlerde % 2,5 ve bazılarında % 5 veya 7,5 olmasının daha iyi sonuç verdiği, yani başka bir deyişle CO2 konsantrasyon çeşitlere göre değiştiği ortaya çıkartılmıştır (VEİCHMANN 1972).

SULAMA

Düzenli sulama havuçta kök gelişiminin primer ve sekonder de çok önemlidir. Primer dönemdeki susuzluk havuç boyunun kısa kalmasına, sekonder dönemdeki susuzluk havucun yeterli ölçüde kalınlaşmamasına ve ayrıca düzensiz sulama isse havucun çatlayarak pazarlanamaz hale gelmesine neden olur. Bu nedenle havuç yetiştiriciliğinde sulama başarıyı en çok etkileyen faktörlerden birisidir. Havuç için yağmurlama veya damlama sulama tercih edilmelidir.

HASAT

Havuçlar değişik olgunlukta hasat edilir. Turfanda için hasat edildiklerinde 1–2 cm çap, 5–10 cm boy aldıklarında, toprak tavında ise, havuç elle çekilmek suretiyle, toprak kuru ise çapa veya belle sökülür ve 5-10 adeti demet yapılarak satışa gönderilir (Şekil 18.8). Normal hasat, havucun tam çeşit büyüklüğünü aldığı an yapılır, çünkü havucun büyüklüğü, çeşitlere göre farklılık gösterir (Şekil 18.9 ve 18.10). Bahçe tarımı yapılan işletmelerde, ürünü birden pazara götürüp, fiyatı düşürmemek üzere, pazar isteğine göre, söküm uzun bir zaman dilimi içinde ve partiler halinde yapılır. Bu sırada havuç toprakta bırakılır. Tarla tarımı yapılan işletmelerde, kış soğukları sert geçen yerlerde ve konserve endüstrisi ve çocuk maması için üretim yapılmasında, havuçlar bir, en fazla iki seferde hasat edilir. Geniş bir alan da, insan gücü ile havucun tek tek sökülerek hasat edilmesi oldukça zordur. Sökümün mutlaka makina ile yapılması gerekir. Söküm, küçük ve bahçe işletmelerinde belle veya çapa ile toprak kazılarak yapılır. Havucun boyu ne kadar kısa olursa, söküm o kadar kolaydır. Beypazarı havucunun bazı topraklarda 60–80 cm boy alması, bu havucun sökümünün ne kadar zor olacağını gösterir (Şekil 18.9). Zaten bu havucun üretimi bazı mahalli yerler hariç, hemen hemen hiç kalmamıştır.

Bizde, tarla sebzeciliği yapılan işletmelerde söküm işinde pulluk kullanılır. Sıra aralarından pulluk çekilerek toprak devrilir ve havuçlar toprak yüzüne çıkartılır. Dış ülkelerde özel makinalar kullanılır. Bunlar sadece havucu söken makineler olduğu gibi, hem söken ve hem de yükleyen makineler de vardır (Şekil 18.11).

Söküm, makine ile yapılacaksa, havuçların kök uzunluğu 20–25 cm’yi geçmemeli ve toprak içindeki havuç boyları mümkün olduğu ölçüde eşit uzunlukta olmalıdır. Farklı uzunluklarda, aletin derinlik ayarı zor yapılır ve bu arada kökü daha derine giden havuçlar kırılır veya zedelenir.