A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Halkla İlişkiler Sektöründe İletişim Fakültesi Mezunlarına Öncelik Tanınmalı Mı?

Halkla İlişkiler Sektöründe İletişim Fakültesi Mezunlarına Öncelik Tanınmalı Mı?

Halkla İlişkiler Sektöründe İletişim fakültesi mezunlarına öncelik tanınmalı mı?*

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; mühendisten polis, öğretmenden manav, mankenden halkla ilişkiler uzmanı olabiliyor! Hayır, elbette bu zıtlıkların oluşmasındaki karşıt meslekleri hor ve hakir görüyor değilim. Aksine, ne mutlu ki çalışana, ne mutlu ki yeteneklerini farklı alanlarda da gösterebilene… “Ama, fakat, lakin, şayet, zira…” gibi sözcüklerden oluşan cümleleri de es geçip, konuya yalnızca “tebrik ederim, bu alanda da ne kadar başarılısınız” gibi yüceltmelerle yaklaşmayacağım.

“Herkes işini yapsın kardeşim” diyecek durumda da değilim. Herkesin hür iradesi neyi hedefliyorsa onu yapabilir. PR’da tahammül etmek değil midir? O halde kişinin özgürlüğü zincirlenemez, belli şablonlara hapsedilemez. Peki, PR tahammül edebilmek ise, bu tahammül etme süreci her şey için geçerli midir… Şüphesiz hayır. Bizimde mesleki evrensel etik normlara olan bir sadakât  eğilimimiz vardır. Ve “adalet” her şeyden önce kişinin özgürlüğünü gaye haline getirenler için mühimdir.




İlk sene bir arkadaşımız sınıfta ders esnasında hocamıza yönelik bir sordu: “Hocam, şimdi diyelim ki ben bir iş başvurusunda bulundum. Ve aynı zamanda aynı yere bir de manken bir bayan iş başvurusunda bulundu. Hangimizi işe alırlar?” İşte bu soru, o ilk sene beynimizi allak bullak etmeye yetmişti. Belki de o tatlı heyecanımız bir anda yok olmuştu. Çaresizleşmiş, karamsarlığa gömülüvermiştik. Bu sorunun cevabını hepimiz o küçük yaşımıza rağmen verebiliyorduk. Demek ki, bu ülkeyi tanıyorduk. Ve demek ki bu ülkedeki sorunların ve rahatsızlıkların farkına varabilmiştik. Evet, PR yani Halkla İlişkiler bizim için bir uzmanlık alanı olmakla beraber, bir meslek dalıydı. Birileri onu magazinsel, içi boş, eften püften bir hale sokmaya çalışsa da bu böyleydi. Bu iş profesyonellik istiyordu. Ve bize okutulan derslerde de sürekli “profesyonellik” sözcüğü altı çizilerek ifade edilmeye çalışılıyordu.

Yaşadığımız ülkede, zamanın ilerlemesiyle birlikte, her şeyin ticarileştiğine ve metalaştığına şahit oluyoruz. Bu belki de hepimiz için, yani bu vahim durumun farkında olanlar için, kara kara tablolar çizmeye yetiyor bile. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi ayrımlar ve karşıtların olmadığı bir yeryüzünde rahatsız olmadan hüküm sürmek, sanırım özgür iradesine güvenen, özgürlüğü gaye edinmiş bireyler için geçerli olmuyor. Şüphesiz zıtlıklar, karşıtlıklar ve bazen de çelişkiler olacak. Bunu engelleyemezsiniz ki… Burada önemli olan, hangi tarafta, hangi safta, kimin yanında durduğunuzdur. Çünkü “seçicilik” bir PR çalışanı için çok önemlidir. Öyle önemlidir ki “olmazsa olmaz” bir haldir bu. Estetik ne kadar önemliyse, seçicilikte o kadar önemlidir. Estetik demişken, bu ülkedeki güzellik anlayışına vurgu yapmak lâzım.

Genel anlamda(anket yapmadım fakat her şeyde anket yapmaya gerek yok. İçinde yaşadığımız toplumun sosyo-kültürel vaziyetini tanımak başlı başına yapılmış bir ankettir zaten), estetik bizde salt güzelliği çağrıştırıyor. Az önce belirttiğim ticari kaygılar, estetik anlayışına da farklı anlamlar yüklenilmesine sebebiyet veriyor. Bu da bizi rahatsız ediyor. “Yalnızca ve sadece” beden ölçüleri, bacak güzelliği, saç baş şekli ile mesleki değerlendirme içerisinde bulunanlar, bu mesleğin “evrensel etik normlarına” hem aykırı davranıyor, hem de ülkemizdeki kaliteye, estetiğe ve seçiciliğe karşı farklı cephelerde uğraş veriyorlar. Bulundukları cephede hem mesleğe hem de bu ülkeye yalnızca ve sadece zarar veriyor.  

*Sitemiz(artık hepimizin sitesi, çünkü büyük bir boşluk doldu ve genç arkadaşlarımız için de faydalanabilecekleri büyük bir fırsat sağlamış oldu. Sitede emeği geçenlere teşekkürler…) http://www.halklailiskiler.com.tr  düzenlemiş olduğu anket çalışmasında mühim ve önemli bir soru soruyor. Geçen gün sonuçlara baktığımda “evet” lerin çoğunluğu karşısında şaşırmadım aslında. Şayet hepimizin türlü rahatsızlıkları var ama belli bir noktadan sonra “ortak rahatsızlığımız” açığa çıkıyor. Unutmadan, “hayır” diyenler için de, kendi savunmalarını yapmalarını ve “neden/niçin” gibi soruları da cevapsız bırakmamaları düşüncesindeyim.

Afşin SELİM
JulesVerne


  Ad Soyad
  Yorum