A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Günümüzün Muhtemel Problemi: Irk Meselesi

Günümüzün Muhtemel Problemi: Irk Meselesi Allah Resûlü"nün o gün hallettiği nice problemler var ki bugün henüz halledilmiş sayılmazlar. Gelecek ve daha uzak gelecektekiler ise, bütün bütün bir problem yumağı. Meselâ; uzak bir gelecekte, insanlığın başına musallat olacak en büyük gailelerden biri zenci-beyaz kavgasıdır. Şu anda gergin bir yay üzerinde duran bir ok gibi, vakti merhununu bekleyen bu büyük problem, onu sezenlerin, daha şimdiden korkulu rüyası olmuştur.

Neden mi? Çünkü 21. asra girerken bile zenci, hâlâ insan yerine konulmuyor. Güney Afrika"da renginden dolayı insanlar mahkûm ediliyor. Amerika"da zenciler hiçbir mühim mevkie getirilmiyor. Fransa ve Almanya"da zenciler tartaklanıyor ve haysiyetleriyle oynanıyor. Hâlbuki Allah Resûlü, o yumuşaklardan yumuşak mesajıyla bu işin üzerine yürümüş ve onu çözmüştür. Evet, O"nun getirdiği prensiplere göre insanlar bir tarağın dişleri gibidir.[1] Arab"ın Acem"e, Acem"in Arab"a hiçbir üstünlüğü yoktur.[2] Başa geçen Habeşli bir köle bile olsa ona itaat edilecektir.[3]

Efendimiz, değişik beyannamelerin tumturaklı ifadelerine karşılık, bu hususa öyle bir işlerlik kazandırmıştı ki, siyahî köle Bilâl (radıyallâhu anh), bir efendi kabul ediliyor ve halife Ömer (radıyallâhu anh) şöyle diyordu: "Ebû Bekir (radıyallâhu anh) bizim efendimizdir. Efendimiz olan Bilâl"i de o azat etmiştir."[4]

Zeyd b. Hârise (radıyallâhu anh) de bir siyahî idi. Allah Resûlü"nün eline bir köle olarak geçmiş.. İki Cihan Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), onu hürriyete kavuşturmuş ve ardından da evlât edinmişti. Bu, o günün insanının havsalasının alamayacağı bir inkılâp demekti. İnsanlığın En Şereflisi, bir siyahî köleyi evlât ediniyor ve kendini ona, onu da kendine mirasçı yapıyordu...[5] Sonra da onun oğlunu, içinde Ebû Bekirlerin, Ömerlerin, Alilerin ve daha nice asilzâdelerin bulunduğu bir orduya kumandan tayin ediyordu.[6] Bundan da öte, daha sonra bir peygamber hanımı olabilecek çapta soylulardan Zeynep binti Cahş"ı (radıyallâhu anhâ) onunla evlendiriyordu.[7] Hem Zeyd"e hem de oğlu Üsame"ye öyle değer veriyordu ki, bir gün halife Ömer"e (radıyallâhu anh) oğlu Abdullah: "Babacığım, Üsame"den benim ne eksik yanım veya onun benden ne fazlalığı var ki, ona daha fazla maaş veriyorsun?" diye sorduğunda, Hz. Halife şöyle diyecekti:

"Oğlum, onun senden fazla olan tarafını veya senin ondan eksik yanını bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey var; o da, Allah Resûlü onun babasını senin babandan ve Üsame"yi de senden daha çok seviyordu. Ben de o sevginin hatırına Üsame"yi (radıyallâhu anh) senden üstün tutuyorum."[8]

Evet, Kureyş"in en soylu insanı Cafer b. Ebî Talib"in bulunduğu bir yerde Zeyd b. Hârise"nin (radıyallâhu anh) kumandan olması ve ordunun başına geçmesi ne müthiş bir hâdiseydi![9] Mühim olan, meselenin edebiyatını yapmak değil, o meseleyi bilfiil yaşamaktır.

Yukarıda da bir nebze temas ettiğimiz ve gelecekte bütün insanları tehdit edecek olan zenci meselesi ve onların muhtemel şiddetli saldırısına mukabil tek çare, hiç vakit kaybetmeden onlara İslâm"ın eşsiz prensiplerini öğretmektir. Ok yaydan fırlamadan insanlık mutlaka bu çareyi denemelidir.

İnsanlar analarından hür olarak doğmuşlardır, hiç kimsenin onları köleleştirmeye hak ve selahiyeti yoktur. "Üstünlük; renk, ırk, soy ve sopla değil; takva, Allah"tan (celle celâluhu) korkma ve iyi bir insan olma ile değerlendirilir."[10]