A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
gül yetiştiren adam özet

gül yetiştiren adam özet

 Konusu: Kurtuluş Savaşından sonra Fransızlar ve diğer batılı ülkelere karşı savaşanların anlaşılmaz bir şekilde uğruna savaştıkları insanlar tarafından asılmış olmaları.  Bu durumu protesto etmek için 50 yıl evine kapanıp bir kasaba da dünya çapında Gül Yetiştiren Adam. Bir taraftan da İstanbul gibi büyük şehirlerde pervasızca değişen sosyal yaşam, mutsuzluk, otel, banka, kumar. 

 

 

Kitabın tarihi bir roman olması ve milletimizin hazin kaderini ifade etmesi açısından manidardır. Özgürlüklerini kazandıklarını zannettikleri bir anda arkalarında brütüs’lerin acımasız ihanetlerini siyasal devlet erki olarak gördüklerinde büyük bir hayal kırıklığı yaşanmış. Bu yüzden kitap bir taraftan neye uğradığını anlayamamış bir neslin trajedisini fısıldarken diğer taraftan da modern yaşamın cilalanmış yüzünü ortaya koymaktadır.

 

 

 

Kitaptan bazı kesitlere baktığımızda,

 

Toplumsal değişimin öncelikle dil de başladığını görürüz. Yaşam tarzı olarak  bir batılılaşma almış başını gitmiş. Engel olunamayan, içerisinde yüzeysel ilişkilerin olup ama mutluluğun bulunmadığı bir tarz. Sitare ve eşi Çarli’nin evinde bir gece eğlencesinde “... Herkes yiyor, içiyor, gülüyor, eğleniyor, Sitare yeni sevgilisini kolluyor. Bir ara gidip onun oturduğu koltuğa ilişiyor “(s.15)

  

 

Kumar, eczane de pastane de kısaca yaşamın tam ortasına konuşlanmış.  “Şehir tüm gezginlerle dolu. Ev, apartman yok sanki kentte. Her taraf otel yahut motel. Banka ilanları. Korkunç ışıklı reklamlar. Kentin özeti: otel ve banka. Adım başı eğlence yerleri. Ünlü şarkıcılar. Yalnız gezginler için gazetelerde ilanlar: “Yalnız kalmayın beni çağırın.”Altında bir telefon numarası. Bir eczaneye giriyorum. Aspirin. Sonra aspirini bedavaya getirebilir miyim düşüncesiyle makineye para atıyorum. Fakat makine o parayı da yutuyor. Çıkıyorum....” (s.28)

  

 

“Her otel ayrı bir kenttir burada. Yıllarca hiç dışarıya çıkma ihtiyacını duyumsamadan kalabilirsiniz aynı otelde. İsterseniz elbet. Giyimevlerinden berberine, kuaförüne, lokantasından bakkalına, manavına, kafeteryasından eğlence yerlerine kadar, ne istersen var. Tek eksiği güneş ışığı...  Hep elektrik ışıkları. Sanki böyle ışıklarda doğduk ve sanki böyle ışıklar içinde yaşamaya mecburuz. İyisi mi bundan da tat almaya bakmalı.”(s.51)

   

 

 “Şehirde değişen binalar, tiyatro, sinema, otomobil, aile çay bahçesi, tekel bayi ve sarhoş naraları şehrin tabiatına müdahale edemedi.

 

   

 

 

Poyraza mesela.

 

Yazın bağlara çıkıp kışlık şıraların yapılmasına, Fırınlara rağmen yufka ekmeklerin yapılmasına, Şapkacıya rağmen şalvar giyilmesine. Kiremit çatılara rağmen toprak damlarda tarhana kurutulmasına. Şubatta kar yağmasına. Martın ayaz. Isıran soğuğuna. Temmuz Ağustos ahır dağından kopan poyraz’ın tozu dumana katmasına. Kara bol şalvarın üstüne kırmızı mintan giyilmesine. Ve beyaz ipekten bir kuşak takılmasına...” (s.69)

 

Aslında değişmeyen tabii yapılardan birisi de Gül Yetiştiren Adamdır. “Bir şey yapmamanın da bir eylem olduğunu çoktan anlamıştı. Protesto için evinden dışarı çıkmıyordu. İnsanlar arasına katılmanın istemediği düzeni meşrulaştıracağı inancındaydı. Kuran okuyarak, ibadet ederek yalvararak, havf ederek somut protestosunu sürdürüyordu.”(s.14)

 

Romanın başkahramanı Gül Yetiştiren Adam,

 

Peygamberimiz güzel kokuyu sevdiğinden gül yetiştiriyordu. Kitap okuyor, düşünüyor, Yaradan’ını anıyor, tespihle uğraşıyor. Kendisine ilke bellediği söz: Bir kimse zalim bir padişaha adildir dese kâfir olur. Ve susuyordu adil dememek için zalime.

Kendi hayatını sürdüren bir derviştir o, kimseye kendisi gibi yaşamsını öğütlemez ama kimseyi de kendi hayatına karıştırmaz.(s.18)

 

 Elli yıldır ilk kez şimdi fikrini değiştiriyordu. Eve kapanıp kalmakla insan değiştirmek istediği dünyayı değiştiremez. Ama bunu anlamak için elli yıl gerekiyormuş.(s.39)

 

 Bir sabah namazına torunuyla beraber camiye gidince hayreti iyice arttı. Cami cemaati de fötr şapkasıyla cemaati gafilin olmuş giyimiyle Hıristiyanlara ve Mecusilere benzediklerini söylemişti.(s.133)

 

 Gül Yetiştiren Adam, 80 yaşında halkı ayaklanmaya kışkırttığı iddiasıyla tutuklanıyor.

 

 Romanın diğer kahramanı

  Sitare intihar ederek modern yaşamın son büyülü hediyesini(!) alıyor.

 

 Gül Yetiştiren Adam, psikolojik olarak yüceltme savunma mekanizmasını kullanarak protestosunu yine de insanların hoş karşılayacağı meşru zemin üzerine oturtuyor. Her ne kadar iç çatışmalar yaşasa da kendisini gerçekleştiriyor.

 

 Gül Yetiştiren Adam, “Sanat bunalımlı toplumlarda daha çok gelişir.” tezini Dünya çapında yetiştirdiği güllerle doğruluyor.

 

  Gül Yetiştiren Adam, bir Ömer Muhtar gibi İtalyalılara karşı 30 yıl fiili bir direniş göstermese de Gandi gibi belki bir çeşit pasif direnişle hep var oluyor, kendisini 50 yıl diri tutmayı beceriyor.

 

 Gül Yetiştiren Adam, Sezai Karakoç’un 'Masal' şiirinde yedi oğlunu Batı'ya gönderen Doğulu bir babanın altıncı oğlu gibidir. İlk altısı kendi özlerini yitirerek kaybolur Batı'da. Yedinci oğul gelir en son, değişmemeye yeminlidir. Bu yüzden kendine bir mezar kazar ve seslenir:

Batılılar! 
Bilmeden 
Altı oğlunu yuttuğunuz 
Bir babanın yedinci oğluyum ben. 
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden. 
Babam öldü acılarından kardeşlerimin, 
Ruhunu üzmek istemem babamın. 
Gömün beni değiştirmeden, 
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben. 
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var: 
Karşınızdakini değiştirmek 
Beni öldürseniz de çıkmam buradan 
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki 
Fakat değişmeyecek ruhum.

 

 Sezai KARAKOÇ

 

 

 

 

 

 

 

 

Cemil İLBAŞ

  Ad Soyad
  Yorum