A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Finansbank İle Bankacılık Sektöründe İletişim

Finansbank İle Bankacılık Sektöründe İletişim

Finansbank İletişim Birim Yöneticisi Sayın Aslı ALIVEREN ile bankacılık sektörünü, iletişim tekniklerini ve vaatlerle birlikte hedef kitle beklentilerini konuştuk...
Her zamanki misyonumuzla genç iletişimcileri de unutmayarak, iletişim sektöründeki  deneyimlerinin aktarıldığı ders niteliğindeki vakalara ilgi göstereceğinizi umuyoruz…

Finansbank satış süreci ve bankacılık sektöründe ki gelişmeler hakkında bize bilgi verir misiniz?

Sektörde Daha büyük bir sermaye gücü için şirket evliliği şart…

Özellikle son 20 yılda bankacılık sektöründeki sürece bakıldığı zaman çok önemli gelişmeler ortaya çıktı ;  ‘bireysel bankacılık’ ürünlerinin önem kazanması bunların başında geliyor.  Bireysel kartlar ve ürünler insanların harcama alışkanlıklarını değiştirirken  tüm bankaları da rekabete zorladı. Bu süreç her ne kadar araya krizler girse de 2006 yılına kadar yoğun rekabet halinde geçti.




Yabancı sermayenin girişi ve bireysel bankacılıktaki bu rekabet bankalara kendi sınırlarını aşma gereksinimi hissettirdi. Sonuç olarak  sektör daha da globalleşti. Türkiye’de gayri safi milli hasıla ile bankacılık sektör büyüklüğü oranının Avrupa’dakinden çok daha düşük olduğunu görüyoruz. Bankacılık sektörünün Türkiye’de büyüme potansiyelinin çok yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Bu da demektir ki  sektörü büyütebilmek, bankaların büyümesini sağlayarak insanlara daha fazla ürün/hizmet götürülmesini şart koşmaktadır. Bunu  organik bir büyümeyle sağlarsanız süreç yavaşlıyor. Dolayısıyla birleşmelerle ve satışlarla bu sistemi hızlandırmak sektörün en önemli hareket planı. Türkiye deki genel bankacılık sisteminin gittiği yol da  şu anda  bu.

Bizde NBG  (National Bank of Greece ) ile bir birleşme yaşayarak  tabanımızı güçlendirdik… Bu gücü de gerek bireysel ürün/hizmetlerde, gerek perakende, gerek kurumsal segmentlerimiz ile ilgili yeni ürünler çıkarma ve sunma yolunda kullanıyor olacağız. Bu süreç daha büyük bir network ile birlikte geniş bir müşteri ağını da beraberinde getirecek.

Bu satışın kapsamında neler var?

Yurtdışındaki iştiraklerimiz halen FİBA HOLDİNG’İN…

Aslında  şöyle bir yapı oluştu.  NBG satışı sadece Finansbank Türkiye, Finans Leasing, Finans Yatırım, Finans Portföy, IBTECH ve Malta Finansbank için gerçekleşti. Fiba Holding’in bunların dışındaki Türkiye’deki ve yurtdışındaki iştirakleri bu evliliğin tamamen dışında kaldı. Dolayısıyla Fiba Holding’in şu anda bu kuruluşlar dışında bulunan bütün yatırımlarının kurumsal kimlikleri değişerek hayatlarına devam ediyor olacaklar.

Kurumsal itibarınızın satış sürecine katkısı  hakkında neler söyleyeceksiniz?

İtibarımızla son derece başarılı bir satış gerçekleştirdik…

Kurumsal itibar sizin dışarıdan nasıl göründüğünüzü de belirleyen bir faktör ve çok önemli… Aslında yurtdışından gelen tüm alım yapmayı düşünen bankaların bizimle ilgilendiğini biz  de dışardan duyduk. Yönetim kadar işin içerisinde olmasak da Finansbank her zaman talep edilen bir bankaydı diyebilirim. Toplam yönetim kalitesi, gelişme, büyüme potansiyeli ile her zaman son derece iyi bir banka olduk. Satış sürecinde de tüm yöneticilerimizin belirttiği gibi bundan sonra müşterilerimize çok daha iyi hizmet verebileceğimiz ve onlara fayda sağlayabileceğimiz bir birleşme gerçekleştirdik.

Gerçekleşen evlilik süreci ile ürün ve hizmetlerde neler gelişecek? Gizli olmayan kısmı ile yeni ürün stratejilerini bize aktarır mısınız?

Biz lokal bir bankayız…

Aslında bu soru pazarlama gruplarımız tarafından cevaplanmalı ancak genel stratejiyi şu şekilde özetlemek mümkün... Yurtdışından bir kurumla birleştiğimiz için şu ana kadar uyguladığımız ve uygulamayı düşündüğümüz planlarda bir değişiklik yapmayı düşünmüyoruz. Biz lokal bir bankayız ve  uzunca bir süredir de bu coğrafyada iş yapıyoruz. Hedef kitlemizin gereksinimlerine göre çıkartılmış ürün ve hizmet paketlerimiz bu bağlamda devam edecek. Dönemsel  ihtiyaçlara yönelik çalışmaları çok seviyoruz. Mesela son dönemde  ‘Kredi Bayramı’ diye bir ürünümüz vardı. Bayram öncesi  kredi imkânlarının mümkün olduğu kadar müşterilere kolayca kullanılabilir şekilde sunulmasını sağlayan bir üründü. Yine aynı yaklaşımla kredilerde, bireysel ürünlerde, mevduatta, yatırımda ve tüm segmentlerde  son derece aktif olmayı planlıyoruz.  Bu çalışmalar için yapacağımız aktivitelerde hedef kitlemize hem çizgi üstü hem de birebir iletişimi sağlayarak ulaşmayı planlıyoruz. Bunların dışında genel iletişim stratejimize eskiden olduğu gibi devam ediyor olacağız.

Sosyal sorumluluk alanında ne gibi projeleriniz var?

Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin sosyal sorumluluğa ihtiyacı olan konularından bir tanesinde söz sahibi olacağız.

Biz Türkiye’de güçlendiğimiz sürece sosyal sorumluluk alanında yatırımlar yapmayı düşünüyoruz. Fakat şu anda stratejiler tam olarak belirlenmiş değil. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin sosyal sorumluluğa ihtiyacı olan konularından bir tanesinde söz sahibi olacağız.  Şu anda bunu söylemek çok doğru olmaz, çünkü spekülasyonlara da yol açabilir. Stratejiler kararlaştırılıyor,  2007`nin ilk 3 ayında her şey çok daha net olacak…

2007 deki Finansbank’ın kurumsal iletişim ve pazarlama iletişimi ile ilgili genel planlarınız ne olacak?

Bizim için 2007 çok önemli bir yıl. Büyüme potansiyelini yüksek hızla gösteriyor olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Finansbank sektör içerisindeki diğer rakiplerine nazaran  çok fazla iletişim yapmadığı halde büyüyen bir trend gösterdi, biz reklâm ve iletişimi gerektiği kadar yapıyoruz, çok fazla bağırarak “Finansbank budur” diyor olmak yerine bir ürün ya da hizmeti en anlaşılır şekilde müşterilere ulaştırmak adına yaptığımız bir iletişim stratejisi güdüyoruz. Reklâm gibi bir iletişim kanalını araç olarak kullanıyoruz hiç bir zaman amacımız çok fazla reklâm yapmak olmadı. Dolayısıyla da büyüme trendleri ile birlikte ne kadar büyümek istediğimiz ve ürün/hizmetlerimizin çeşitliliğine  göre iletişim stratejilerimiz düzenlenecek.  Bizim için 2007 çok önemli bir yıl. Büyüme potansiyelini yüksek hızla gösteriyor olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Samimi ve içten bir iletişim tonunuz var… Bankacılık sektörü iletişimde ciddi bir mesaj karmaşası içerisinde… Nasıl farklılaşıyorsunuz?

Hedef kitleye söylediğiniz gibi olmak ve davranmak zorundasınız. Eğer değilseniz! Müşteri sizi cezalandırıyor ve hemen defterinden siliyor.

Bizler de rekabet arttıkça bilinçleniyoruz… Tüketicinin bankaları kendilerine yakın görmelerini sağlayıcı iletişim faaliyetlerinde bulunuyoruz. Tabii ki bankadan bankaya bazı stratejik farklılıklar görülebiliyor… Yapılan araştırmalara bakıldığında  şöyle şeyler çıkabiliyor ;  “Şu banka bana daha uzak çünkü şundan dolayı…”ama artık tüketiciler biliyor ki kendilerini özel hissettiren kurumlar her zaman daha öncelikli olacak. Bireysel kitle buradaki farklılığı algılayabilen, ölçümleyen ve yargılayabilen bir şekilde yaklaşıyor. Bankaların uzak durulması gereken yerler olduğu düşüncesi yerine, yaşamının en önemli sayılabilecek şeyini; yani birikimini koruyabileceği, büyütebileceği ve kendisine katma değer sağlayabileceği, kendine yakın yerler olduğunu görmesi ve bunu hissetmesi gerekiyor.

Bir bankanın kendisini nasıl tasvir ettiği de son derece önemli. Ayrıca şuna çok dikkat etmek gerekiyor, hedef kitleye söylediğiniz gibi olmak ve davranmak zorundasınız. Eğer değilseniz! Müşteriniz sizi cezalandırıyor ve hemen defterinden siliyor. Biz bu noktada son derece açığız ve direkt yapabileceğimiz şeyleri söylüyoruz. Bu sebeptendir ki Finansbank’ın müşterisinin Finansbank’tan ayrılması son derece zor.
  
Peki ya farklılıklar neler?  Rekabetteki yenilikçiliği nasıl ifade edeceksiniz?

Ürün ve hizmet ‘sizin için şöyle bir fayda getiriyor’ diyemeyeceksek söylemiyoruz...

Biz gelişime önem veren yenilikçi bir bankayız. Çıkarmış olduğumuz ürünlerin mutlaka farklılığını ve faydasını net ifade edebilmeliyiz. Yani ”bu ürün ve hizmet sizin için şöyle bir fayda getiriyor” diyemeyeceksek söylemiyoruz. Söylemlerimiz genelde kısa ve net oluyor ve akıllarda kalmayı sağlıyoruz. Doğru iletişim enstrümanlarını kullanarak hedef kitleye direkt ulaşıyoruz.

Peki, farklılaştığınız noktalardaki iletişim stratejiniz neler?

Reklâm bir çağırma aracıdır. Temel konu hedef kitleyi şubeye sokmak…

Burada müşterinize nasıl sesleneceğiniz çok önemli. Reklâm bir çağırma aracıdır. Temel konu hedef kitleyi şubeye sokmak, internet şubesine girmesini sağlamak ya da çağrı merkezine telefon açmasını sağlamaktır. Müşterinizi şubeye soktuktan sonra süreç başlıyor. Burada da yönetim yapımız ve çalışanlarımız önem kazanıyor. Her çalışanımız bulunduğu bölgenin coğrafi, ekonomik, sosyal şartları içinde çevresi ile iletişimini kuruyor ve kendimizi ifade ediyoruz.  Lokal kültüre önem veriyoruz ve organizasyon yapımızı buna göre düzenliyoruz. Yeni bir ürünü biz şube müdürlerimize ve bütün çalışanlarımıza iletirken aynı zamanda hedef kitleye de onlar sayesinde anlayabilecekleri şekilde iletiyoruz. Çalışanlarımız mesajlarımızı müşterilerine kabul ettirmekten kendileri mesuller. Birebir iletişime ve çalışanlarımızın iletişimine önem veriyoruz. Biz buradan yani merkezden sadece söylemi geliştiriyoruz.

Özellikle kobiler konusunda oldukça fazla yol kat ettiğinizi düşünüyorum… Halkla ilişkiler  ve kurumsallaşma adına da kobiler tarafında üstlendiğiniz bir misyonunuz var… Örneğin
a rel="nofollow" href="http://www.kobifinans.com.tr/" target=_blank>www.kobifinans.com.tr
. Bu projenin dönüşleri nasıl?

Kobiler  markalaşma sürecini bilseler canavar kesileceklerini düşünen yapılar.

Kobilere ulaşabildiğimizi düşünüyoruz... Bizim sadece  www.kobifinans.com.tr değil aynı zamanda kobiler de birebir iletişimimizi sağlayan bir dergi projemiz de var. Son misyonumuzun içeriği ise şöyle; kobilerin çok büyük bir kısmı bir şekilde iş yapan fakat markalaşmada zorluk çeken kuruluşlar. Markalarını bir şekilde dışarıya nasıl yansıtacaklarını bilmeden hareket ediyorlar. Bununla beraber kobiler bu süreci bilseler canavar kesileceklerini düşünen yapılar. Genelde çoğu bu eksikliklerinin farkındalar.  Dolayısıyla onları bu konuda eğitiyor olmak ve onlara yardımcı olmak bizim görevimiz diye düşündük. Onların kendilerini ifade edebilmeleri için ve ileriye dönük markalarına yatırım yapabilmelerini sağlamak için projeler oluşturduk. Mesela Capital Dergisi’nde bir yarışma düzenledik. Birçok ile giderek o ilin yerel markalarından oluşan kuruluşlarını seçtik ve o markaların nasıl oluştuğunu anlatan hikâyeleri topladık. Çeşitli sektörlerden ve illerden en başarılı markaları seçtik. Ödül alan firmalara da bir danışmanlık hizmeti sunuyor olacağız. Danışmanlar sayesinde markalarını nasıl ileriye götürebilirler, pazarlama stratejilerini nasıl yaratırlar ve kendilerini daha iyi nasıl ortaya koyarlar konularını içeren bir yönlendirme desteği veriyor olacağız. Projenin Kobilere katma değerine bakarsak  en önemli noktalar; bu firmaların ticari ilişkilerinin artması ile birlikte  daha iyi performans göstermeleri, daha iyi kendilerini ifade etmeleri,  daha fazla müşteriye ulaşabilmeleri  diye özetlenebilir.

Peki ya sadece markalaşma sürecini mi öğretiyorsunuz?

Karşımızda bilgisayar kullanabilen, üniversite  mezunu,  hatta yurtdışına gitmiş yüksek okulunu okumuş gelip de burada neler yapabileceğini araştıran çözmeye çalışan bir kobi  profili de  var.

Hayır, biz bunu sadece markalaşmaları adına değil aynı zamanda işlerini yapabilmeleri adına da sağlıyoruz Ayrıca artık şöyle bir gerçekte var: Kobilerin eskiden bilindiği gibi birkaç makine ve işçi ile çalışan alaylı tabir edilen kısmı yok artık. Çok az. Şu anda Kobi olarak sınıflandırdığımız pek çok kurumun ilk patrondan sonra 2, 3. kuşakları görevi devir almış durumda. Karşımızda bilgisayar kullanabilen, üniversite  mezunu, yabancı dil bilen, hatta yurtdışına gitmiş yüksek okulunu okumuş gelip de burada neler yapabileceğini araştıran çözmeye çalışan bir Kobi profili var. Dolayısıyla da onlar bir taraftan da iş yapış süreçlerini götürürlerken markalaşma süreçlerini de işlerine bir katkı olarak görüyorlar ve önemsiyorlar. Biz de burada devreye girebiliyoruz ve onlara ihtiyaçları olan yönlendirmeleri verebiliyoruz. .  

Türk toplumu size göre hangi iletişim tekniği ile  markalara daha fazla yaklaşıyor?  Size göre hedef kitleyi daha fazla etkileyen iletişim teknikleri neler?

Eğer duyduğu şeyi çok daha farklı bir şekilde empoze ediyorsanız, kandırılma hissine kapılıyorsa  sorun başlıyor.

Daha fazla etkiliyor derken iletişim bir “empoze” aslında. Önce kafalara empoze edeceksiniz. ‘Fikri ve ürünü duyurmak’ bu son derece önemli bir konu.  Bu duyurma şeklini öncelikle tüm iletişim kanallarını kullanarak genel bir söylem haline getirirsiniz. Burada seçeceğiniz mecralar ne söyleyeceğiniz ile çok ilintilidir. Eğer belli bir kitle için söylem yapıyorsanız bulunacağınız mecraları o kitleye ulaşan “güvenilir” mecralar olarak belirlemeniz gerekiyor. Eğer daha geniş kitlelere seslemek istiyor iseniz bunu ulusal kanallara çıkartarak gerek PR gerekse reklâm faaliyetleri ile duyurursunuz. Daha sonra bunu sizin dağıtım noktalarınızda müşterilerinize daha iyi nasıl dağıtabilirsiniz konusuna odaklanmanız gerekiyor. Birebir dokunma dediğimiz şey de bu anlamı taşıyor. Birebir pazarlama teknikleri, artı bir de yapmış olduğumuz faaliyetler var ise, müşteri de duyduğu şeyi eğer buralarda görüp yaşıyorsa ve bundan mutluysa müşterinizin ya da tüketicinizin sizi dinlememesi için hiçbir sebep yok. Eğer duyduğu şeyi, ayni iletişim söylemini çok daha farklı bir şekilde ona empoze ediyorsanız ve kandırılma hissine kapılıyorsa  sorun başlıyor. Bu çok önemli bir nokta. Söylediğiniz şeyin arkasında durmalısınız ve o vaadi yerine getirmelisiniz. Sadece söylemek yetmiyor. Söyleminiz sonucunda hedef kitle ya da müşteri size gelip ihtiyacı olan hizmeti gerçekten alabiliyorsa sizden mutlu ayrılıyor. Bu da zaten daha sonra araştırmalarda çıkıyor ve başarınız tastikleniyor.

Pazarlamada ve iletişimde  kullanılan duygular hakkında fikirleriniz?

Sömürü haline gelmemesi gerekiyor…

Duygular artık en önemli “pazarlama aracı” oldu. Bu ne derece ve  nereye kadar kullanılmalı bilmiyorum. Sömürü haline gelmemesi gerekiyor. Bu durumda bir süre sonra insanların beyinleri değil de duyguları daha ön planda gitmeye başlıyor. İletişim materyallerinde kullanılan söylemler veya enstrümanların gerçekle birebir örtüşüyor olması gerekiyor. Bu sürecin sonunda içi boş veya söylenilen hatalı şeyler negatif bir etki ile dönüyor.  Her ne kadar yaşanan deneyimler kötü sonuçlandığı  zaman o konuda artık duygusal olmamaya çalışsalar da iletişimde bir kirlilik başlıyor ve iletişimin başarısını etkiliyor. Ancak sıcak, yakın, çekici fikirler herkesin olduğu gibi benim de ilgimi çekiyor.

İletişimcilerin yaradılışlarının,  markalara ve kurumlara yansıması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kurumlarda kurum kimliğini, itibarını şekillendirecek, halkın ne istediğini bilerek kurumla halkı yan yana getirmekte başarılı olacak,  hangi noktaları öne çıkaracağını bilen profesyonellerin olması gerekiyor.

Gerçekten etkisi oluyor mu bilmiyorum. İletişimciden kaynaklanan bir yansıma değil de kurumun ne söylemek istediği çok daha önemli. İletişimci olduğunuz zaman ürünü ve kurumu tanıdıktan sonra detayları bilerek, gereklilikleri tam olarak hissederek, her türlü ürünün ve hizmetin iletişimini yapabilirsiniz… Kurumlarda iletişimin; kurum kimliğini, itibarını şekillendirecek  halkın ne istediğini bilerek kurumla halkı yan yana getirmekte başarılı olacak,  hangi noktaları öne çıkaracağını bilecek profesyonellerle olması gerekiyor
Kurumların önce ajansını ya da iletişimcisini bulması gerekiyor. Bununla beraber iletişimci hiçbir zaman ön plana çıkmamalı. Örneğin benim yönetim şeklimde reklâm ajansımın yaptığı tasarımlarda  ‘bunun yaratıcılığı böyle olmuş, ama böyle olmalı’ demem. Dememeliyim! Çünkü bu benim uzmanlık alanım değil ajansın uzmanlık alanı. Çalışmış olduğunuz çözüm ortaklarını ne derece rahat bıraktığınız ve onları yönlendirmeniz çok önemli. Verilen mesajın doğru olup olmadığını kontrol etmekle yükümlüsünüz. Buradaki söylem tonu çok sert de olabilir çok yumuşak da olabilir. Buna ajansınızı stratejik ortak olarak görerek kurumun istek ve gerekliliklerini paylaşarak ve onları doğru yönlendirerek  ulaşabiliyorsunuz.  

Neden İletişimci oldunuz?

Yapı olarak iletişime açık bir insanım.

Yapı olarak iletişime açık bir insanım. Yumuşak bir karakterim var. Ama yumuşak olup da tolare edebilen değil de tolare edemeyeceği şeyleri de eğitmeye çalışan bir yapım var.

14 yıllık profesyonel hayatımın içerisinde çeşitli kurumlarda çalıştım. Bu işin her yönünde yer aldım. İşin her yönünü görünce sürtüşmelerin veya sorunların hangi noktalarda çözülebileceğini de biliyorsunuz. Çözümcü olmak son derece önemli bizim işimizde, soruna ateşi körükleyerek değil de onun üzerine nasıl su atabilmeyi bilerek gitmeniz gerekiyor. Her tarafı bildiğiniz zaman bunu daha kolay yapabiliyorsunuz. Tam anlamıyla yapabiliyor muyuz?  Tabii bu da sorgulanabilir. Hepimizin ufak tefek hataları mutlaka vardır. Çok sabırlı ve sakin bir insanım. İletişim süreçlerinde kriz yönetimi yaptığımız dönemler olabiliyor. Bu özelliklerim işime fazlasıyla yarıyor.

İletişim sevdiğim bir meslek. Hem yaratıcı tarafıyla hem de insan ilişkileri tarafıyla çok enerjik. Önemli bir konu ise her gün yeni şeyler öğreniyor ve görüyorsunuz, öğrenme süreciniz hiç bitmiyor.

Dünyada ki iletişim trendleri ile Türkiye’deki gelişmeler hakkında düşünceleriniz neler?

Türkiye’deki iletişim kirliliği içerisinde dahi doğru yerlerde bulunabilme şansınız var...

Dünyaya baktığınız zaman bu sektörde her ne kadar geride görünsek de aslında çok iyi noktalara geldiğimizi düşünüyorum. Tüm hedef kitleler için farklı seçenekler sunuluyor bize. Doğru planlama, doğru söylem ve doğru erişim yöntemleri ile başarıyı elde edebiliyorsunuz. Aslında biz iletişimciler sektörü takip eden kişiler olmanın ötesinde yönlendirici de olmalıyız diye düşünüyorum. Çünkü medya insanların eğitiminde en önemli araçlardan bir tanesi. Etik, dürüst, doğru yayın yapan mecraların desteklenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Sadece para kazanma amaçlı ancak iyi rating alan araçların kullanılması biraz daha sorgulanmalı bence.  Mesela geçtiğimiz yazın başında bir kampanya başlatıldı ve halen devam ediyor. ”Şiddet içeren yayınlara reklâm vermeyin”. Son derece doğru ve sosyal içeriği olan bir kampanya bence. Bu özellikle büyük kurumların desteklemesi gereken ve eğitime gelecek nesillere önem veren tüm kuruluşların içinde bulunması gereken türde bir kampanya. Ancak siz bu bilinci taşıdıkça medyanın da doğru yolda yer almasını sağlayabilirsiniz.  İletişim kirliliğini de yaratan bu tür mecralar aslında. Bunun toplumun sosyo ekonomik yapılanması ile de çok ilgisi var tabii ki. Talep olunca arzı da oluşturuyorlar. Ancak Türkiye’deki bu iletişim kirliliği içerisinde  dahi doğru yerlerde bulunabilme ve sesinizi duyurabilme şansınız var.

Ayrıca özellikle halkla ilişkiler alanında pek çok kurum çok güzel projelere imza atıyor. Bunun önümüzdeki dönemlerde artarak gelişeceğine inanıyorum.

Özellikle gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkın ise kurumlar tarafından iletişime verilen önemin sıralamasında olduğunu düşünüyorum. Bu sıralama Türkiye’de de gittikçe üst sıralara çıkmaya başladı ve bu trend devam edecek gibi gözüküyor.  Bunu biz iletişimciler için çok iyi bir gelişme olarak görüyorum.

Son olarak genç iletişimcilere kariyer önerileriniz ve tavsiyeleriniz neler?

Ne kadar deneyimliyseniz sorunları çözebilme potansiyeliniz de o kadar artıyor.

Hem çalıştıkları kurumların içerisinde yer alıp hem de o kurumları uzaktan bir kişiymiş gibi izliyor olmaları ve rekabeti gözlemliyor olmaları gerekiyor. Bu süreçte kazanılan deneyimler çok önemli. İki ya da üç sene içerisinde iyi bir iletişimci olunamıyor. Çünkü bizim sektörümüz çok farklı. İletişimciler olarak biz sübjektif olgular ile uğraşmıyoruz. Hiçbir zaman elinizi suya sabuna değdirmeden olaylardan uzak olamıyorsunuz. Hatta tam tersine hep savaş alanındasınız. Devamlı algınızın açık olması ve bilgiye değer veriyor ve bilgileri değerlendiriyor olmanız gerekiyor. Bizim işimizde çok fazla yerden farklı olaylarla karşılaşabilme ve sorun  oluşabilme olasılığı her zaman var. Dolayısıyla bunlara karşı koyabilmeniz için deneyimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ne kadar deneyimliyseniz sorunları çözebilme potansiyelinizde o kadar artıyor.

Yeni iletişimcilere önerim bol bol okusunlar. Gazeteler son derece önemli çok iyi dergiler ve mecmualar var, iş dünyasını takip etmeleri için iyi bir fırsat.  Başarı hikâyelerini mutlaka okusunlar. Marka  konumlandırması nedir, markayı konumlandırırken nelere dikkat etmek gerekir, bunu iç piyasaya uygularken nasıl uygulayabilirler konularını incelemeliler. Stratejist olmak çok önemli. Bu da 360 derece düşünebilme ile olabiliyor. Burada çalıştıkları reklâm ajansları ve halkla ilişkiler ajanslarına da çok iş düşüyor. Internet, dünyada neler olup bittiğini anlayabilmek için çok önemli bir mecra. İlgilendikleri konuları ve case study’leri devamlı araştırsınlar. Son olarak da bizim işimizde sabırlı olmak gerekiyor. Çünkü her ne kadar işin içinde kısa süreli başarılı projeler de olsa iletişim çok zor büyüyen bir bitki gibi meyvelerini uzun bir süre sonra veriyor.  Devamlı sulamak devamlı beslemek ve devamlı ilgilenmek gerekiyor...

10 Kasım 2006 Cuma
JulesVerne


  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri
  •   Ad Soyad
      Yorum