A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Evlilik, Evcilik, Oyunu, Değildir.
Evlilik,Evcilik Oyunu Değildir.

Evlilik,Evcilik Oyunu Değildir.
Evlilik, evcilik oyunu degildir!


Aile, bir çocuk yapma fabrikası değildir; o, toplumun en hayâtî bir
parçası ve milletin de ilk nüvesidir. Dolayısıyla da o, ne bir kuluçka
makinesi, ne de cismânî arzuların tatmin vasıtasıdır. O, kutsal bir
müessesedir. Kutsiyetin en belirgin çizgisi de nikâhtır.

Belli prensipler çerçevesinde, meşrû bir akitle çiftlerin bir araya
gelmesine nikâh denir ki; bu hedefi, gayesi belli bir anlaşmadır.
Allah, nikâh prensipleri içinde olmayan bir araya gelmelere "sifah" ve
"zina" nazarıyla bakar.

Din, "nikâh" adı altında böyle bir meşrû birleşmeyi iyi bir milletin
temeli, rüknü, esası kabul eder. Ancak, meşrû birleşmeler bile bir
gayeye bağlıdırlar. Maksatsız, gayesiz, gelişigüzel evlilikler meşrû
sınırları zorlayacağından, bir Müslüman bu konuda oldukça hassastır.
Evet, izdivaçtaki hedef, Allah"ı hoşnut ve Resûlullah"ı memnun edecek



bir neslin yetiştirilmesi olmalıdır.

Hedefi ve gayesi olmayan izdivaçlar, niyetsiz ameller gibi
bereketsizdirler. Gaye olmayınca bazen dinine-diyanetine bakılmadan
hiç tanınmayan birisiyle sırf boyuna posuna bakılarak evliliğe
benzeyen bir araya gelmeler uhrevî derinliğinin olmaması yanında çok
defa imtizaçsızlıklar ve geçimsizliklerle sonuçlanır.

"Gayeli izdivaç", enine-boyuna düşünülerek, hissin yanında aklî-
mantıkî olan izdivaçtır. Ve evlenmede "maksat" düşünülerek hareket
edildiğinden ailede huzur vardır. Neticesi düşünülmeden ve bir gaye
gözetilmeden yapılan evliliklerin neticesinde ise değişik sıkıntılar
söz konusudur. Böyle bir yuvada, aile fertleri sürekli huzursuzluk
yaşarlar.

Din, bir taraftan evlenmeyi meşrû kılıp onu teşvik ederken diğer
taraftan da meseleyi gaye ile sınırlandırmaktadır. Zaten insanın her
işinde ve davranışında bir gaye olmalıdır ki, teşebbüs ve
atılımlarında da kararlı olabilsin ve o hedefe ulaşmaya çalışsın.
Şayet o bir gaye gözetmiyorsa, mesaisini de tanzim edemez ve hiçbir
zaman hedefe ulaşamaz.


Herkes mutlaka evlenmeli midir?

Din, izdivaç konusuna, tahminlerin üstünde önem verir. Buna paralel
olarak İslâm fıkıhçıları da nikâhı mühim bir mesele olarak ele almış,
konuyla alâkalı ciltlerle kitap yazmış ve hassasiyetle üzerinde
durmuşlardır. İzdivaç veya nikâh meselesini farz, vacip, sünnet,
haram, mekruh kategorilerinde mütalâa etmiş ve biraz da şahısların
özel durumuna bağlamışlardır. Bu, şu demektir: Herkes gelişigüzel
evlenemez; bir seviyeye gelen insan evlenme mecburiyetinde; hatta bazı
kimselerin evlenmesi vacip iken; bir başka vaziyetten ötürü bir
diğerinin evlenmesi mekruhtur.

Binaenaleyh, bunları hiç hesaba katmadan, sadece cismânî durumu nazar-
ı itibara alarak izdivaç yapan bir insanın, ileride cemiyete yararlı
bir aile veya bir çocuk kazandıracağı da şüphelidir.

İslâm hukukçularından Hanefiler ve Malikiler, bu konuda birbirlerine
yakın sayılırlar; aradaki farklı düşünceler teferruata aittir. Bu
büyük İslâm hukukçularının tespitleri ile arz edecek olursak, nikâhla
alâkalı, ana hatlarıyla aşağıdaki gibi bir tasnif ortaya çıkar.


1) Farz olan evlilik

Zinaya düşme ve haram irtikâp etme tehlikesi karşısında bulunan bir
kimse, mihir ödeme gücüne ve ailesini geçindirecek kadar nafaka temin
etme imkânına sahipse; hatta bazılarına göre oruç da tutamıyorsa onun
evlenmesi farzdır.

Yani harama düşmemek için evlenmek esastır ve haramla yüz yüze gelen
birinin başvuracağı tek çare evlenme olmalıdır. Gayr-i tabiî yollarla
izdivaçtan kaçmak, tabiatla savaştır ve böyle bir savaşa kalkışanın
yenik düşmesi de kaçınılmazdır.


2) Vacip olan evlilik

Şayet evlendiği takdirde mihir ödeme ve aileyi geçindirme gücüne
sahip, haram irtikabı söz konusu değil ama sırf bir "endişe" olarak
bahis mevzuu ise onun evlenmesi de vaciptir. Bu tevcih de yine bazı
fakihlere aittir, umumun görüşü ve içtihadı değildir.


3) Sünnet olan evlilik

Herhangi bir tehlike söz konusu değil, evlenmeye de arzu ve rağbet
varsa, kısaca böyle birinin evlenmesi de sünnettir.


4) Haram olan evlilik

Evlenmekle haram irtikap edecek; evini geçindirebilmek için gayr-i
meşrû kazanç yollarına girecek, irtikap, ihtilas, rüşvet.. gibi
muharremâtı irtikap edecekse, bu insanın evlenmesi de haram ya da en
azından mekruhtur. Eşine zulmedecek kadar dengesiz biri için de aynı
mütalâayı serdedenler vardır.


5) Mekruh olan evlilik


Bazılarına göre harama girme, cevir ve zulümde bulunma kat"î değil de
ihtimal dâhilinde ise bu durumdaki birinin evlenmesi de mekruhtur.

6) Mubah olan evlilik

Helâlinden kazanan, zinaya düşme ihtimali bulunmayan, mihir verecek
güce ve nafakaya da gücü yeten temkinli ve tedbirli birinin izdivacı
da memduh veya mubahtır. Böyle birisi ister evlenir isterse evlenmez.

Bu hususlarla, izdivaçta dinin nasıl bir kısım gayeler takip ettiğini,
evlenmenin basit, hissî bir mesele olmadığını göstermeye çalıştık.
Şayet bu önemli iş, mantıkî, hissî boşluklara sebebiyet vermeyecek
şekilde sağlam esaslara bağlanmazsa, mahkeme kapıları, dul ve sahipsiz
kadınlar, ortada kalmış çocuklar bu işin kaçınılmaz sonucu olacaktır.


Din, bütün bunların önüne ta baştan bir set koyarak, neticesi bu türlü
olumsuzluklara müncer olan bir izdivacı haram, mekruh gibi
kategorilerle zabt u rabt altına alır; his ağırlıklı bir meselede
akıl, mantık ve muhakeme yolunu öne çıkarır.

Bizim burada, vurgulamak istediğimiz husus, evlenmenin çok ciddî bir
müessese olduğu, onunla toplumun en önemli unsuru olan ailenin
teşekkül ettirildiğinin vurgulanmasıdır.

Bu itibarla evlilik
düşünülürken ferdin cismâniyetiyle alâkalı alelâde bir durum olarak
değil; bütün bir toplumun, hatta topyekün bir milletin saadetini
alâkadar eden dinî, millî ve âlemşümûl bir mesele olarak
düşünülmelidir. Bu konuda ferdin bedenî ve nefsânî durumunu alâkadar
eden hususa gelince, bu sadece gâye-i uzmâ"nın husule gelebilmesi için
Allah (cc) tarafından insana lütfedilmiş bir prim ve bir bahşiştir.


Tabir caizse, bu bir avans olarak değerlendirilmeli ve insanlık
neslinin bekası, millî istikbâlimizi bayraklaştıracak yüksek
karakterli fertlerin yetiştirilmesi gibi mühim hizmetin peşin mükafâtı
olarak görülmelidir.


ÖZETLE

1-) Aile, bir çocuk yapma fabrikası değildir; o, toplumun en hayâtî
bir parçası ve milletin de ilk nüvesidir. Dolayısıyla da o, ne bir
kuluçka makinesi ne de cismânî arzuların tatmin vasıtasıdır.

2-) Evlilikte cismaniyetle alakalı hususa gelince; bu, o büyük gayenin
husule gelebilmesi için Allah tarafından insana lütfedilmiş bir prim
ve bahşiştir.

3-) Gayesiz evlilikler meşrû sınırları zorlayacağından bir Müslüman bu
konuda oldukça hassastır. İzdivaçtaki hedef, Allah"ı hoşnut ve
Resûlullah"ı memnun edecek bir neslin yetiştirilmesi olmalıdır.