A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Düşman Kardeşler Soğuk Savaş ve Alman Sanatı 1945-1990

Düşman Kardeşler Soğuk Savaş ve Alman Sanatı 1945-1990

 Almanya’da, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20’nci yıldönümü nedeniyle onlarca irili ufaklı etkinlik düzenlendi. Bu etkinliklerin birçoğunun asıl amacı Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin (DAC) ve Doğu Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sosyalist sistemin ne kadar yoz, insanlık düşmanı ve vahşi olduğunu göstermekti. Özellikle hem Batı Alman hem de Doğu Alman gençlerin DAC hakkında genelde olumlu düşüncelere sahip olmaları ya da en azından kendilerinden beklenildiği kadar sosyalizm karşıtı olmamaları, gençlerin DAC tarihindeki “vahşi” uygulamaları bilmediklerine yorularak, başta Berlin olmak üzere birçok kentte Almanya’nın “resmi tarih görüşünün” sergilendiği etkinlikler düzenlendi.

Stephanie Barron (Los Angeles County Museum of Art) ve Eckhart Gillen (Kulturprojekte Berlin) küratörlüğünde düzenlenen ve her iki Almanya’nın sanatçılarının Soğuk Savaş sırasında verdikleri eserleri bir araya getiren “Kunst und Kalter Krieg / Deutsche Positionen 1945 – 1989” (Sanat ve Soğuk Savaş / Alman Pozisyonları 1945-1989) sergisi, düzenlenen tüm bu etkinlikler içinde ön plana çıkarak, Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Birliği’nin ABD örgütü tarafından 2009 yılının en iyi sergisi seçildi.

Joseph Beuys, Bernhard Heisig, Jörg Immendorff, Anselm Kiefer, Via Lewandowsky, Wolfgang Mattheuer, A.R. Penck, Gerhard Richter, Willi Sitte ve Werner Tübke başta olmak üzere, çok sayıda Batı ve Doğu Alman sanatçının 320 eseri, Los Angeles County Museum of Art ve Nürnberg Germanisches Nationalmuseum’dan sonra Berlin Deutsches Historisches Museum’da sergilenmeye başlandı.

Dönemler ve sanat hareketleri

Sergiyi gezenler, dört farklı dönemde (1945-1949 Kontinuität oder Neubeginn? / 1950-1959 Streit um das Menschenbild / 1960-1979 Zeitgenossenschaft der Vergangenheit / 1980-1989 Wahnzimmer Deutschland) Doğu ve Batı Alman sanatçıların verdikleri eserleri karşılaştırmalı görme imkânını bulmaktalar. Bu karşılaştırmalı sunum sayesinde her iki ülkedeki sanat yaklaşımlarının gelişimi ve politik süreçlerin sanata nasıl yansıdığı daha rahat kavranabiliyor.

Sergiyi, daha önce düzenlenen Doğu-Batı Alman sergilerinden ayıran en büyük özellikse, bundan önceki sergilere göre daha az DAC karşıtı bir şekilde kurgulanmış olması. Daha önceki bazı sergilerde Doğu Alman sanatçıların eserlerine DAC’ın Alman tarihinin “kara noktalarından biri” olduğu gerekçesiyle hiç yer verilmez ya da niteliğine bakılmaksızın sadece sosyalist rejim karşıtı sanatçıların eserlerine yer verilirken, bu kez, sosyalist gerçekçiliğe uygun verilen eserler de kendine yer bulabilmiş. Her ne kadar, bu eserlerin “rejim baskısı altında” ortaya çıktığı sürekli vurgulansa da, Federal Almanya’nın DAC’ı ilhak etmesinden sonra adı Karl-Marx-Allee’ye çevrilen Stalinallee’nin nasıl inşa edildiğini gösteren Otto Nagel’in ünlü “Junger Maurer” ve Heinz Drasche’nin “Das Volk sagt ‘Ja! zum friedlichen Aufbau” isimli tablolarındaki yaptıkları işten gurur ve sevinç duyan kadın ve erkekleri gördükten sonra, sergiyi gezenlere anlatılmasa da, bu tabloların inşaat sırasında çekilen ve tablolara da yansıyan gurur ve sevincin görülebildiği fotoğraflara göre yapıldığını bilmek, “rejim baskısı” argümanını geçersiz kılmaya yetiyor.

Ancak, DAC sanat çevrelerinde bir süre için bile olsa yapılan “Picasso’nun eserleri sosyalist sanata uygun mudur?” tartışması, şekil konusunda çok fazla ısrarcı olmanın bazen sonuçsuz ve mantıklı olmayan yollara girilebileceğinin en güzel örneklerinden biri. Uzun yıllar DAC Görsel Sanatçılar Birliği (Verband Bildender Künstler der DDR) başkanlığını yürüten Willi Sitte’nin Picasso’ya öykünerek yaptığı “Massaker II” (Katliam II) isimli tabloysa, bu tartışmanın gereksizliğinin bir başka kanıtı. Halen Almanya’nın Halle kentinde yaşamakta olan Sitte, birçok başka Doğu Alman sanatçı gibi, 1989’dan sonra “işbirlikçilikle” suçlanarak sanat dünyasından aforoz edilmeye çalışılsa da, tüm dünyaca saygı gören bir isim olduğu için bu girişim başarılı olamadı. Alman devleti, Sitte’nin “işbirlikçiliğinin” ne kadar ileri gittiğini araştırmaya devam ediyor.

Linç, işbirlikçilik ve sansür
“İşbirlikçilik” suçlamalarından nasibini alan Alman resminin çok önemli bir başka isminin, Werner Tübke’nin, önemli eserlerinin bir kısmı da sergide görülebilmekte. İtalya seyahati sonrası, Rönesans tarzıyla Alman tarihini resmetmeye başlayan Tübke, Dmitrieviç Şostakoviç örneğinde de rahatlıkla görülebileceği gibi, nerdeyse tüm başarılı ama sosyalizme sadık sanatçılar hakkında çıkartılan “aslında bu eserleri vermek istemiyordu, ama rejimin baskısı nedeniyle başka seçeneği yoktu” dedikodulardan nasibini almış bir ressam. İtalya seyahati öncesi verdiği eserlerin, bu seyahate izin alması için gerekli olduğu sürekli vurgulanmakta. Tübke’nin elinden çıkan Leipzig Üniversitesi’nin duvarında sergilenen Karl Marx rölyefi ve devasa boyutlardaki “Arbeiterklasse und Intelligenz” (İşçi Sınıfı ve Zeka) tablosu, Leipzig Üniversitesi tarafından yerlerinden indirilse de, gelen baskılar sonucunda tekrar sergilenmek zorunda kalındı.

Tübke’nin Alman devletinin sansürüne uğrayan başka bir eseri de, “Faschistischer Terror in Ungarn” (Macaristan’da Faşist Terör) isimli tablosu oldu. 1956 yılında Macaristan’daki karşıdevrimci ayaklanma sırasında linç edilen bir askeri ve onu linç eden karşıdevrimci kitleyi resmettiği bu tablosu, Thüringen eyalet parlamentosunda açılan Tübke sergisinde Parlamento Başkanı Dagmar Schipanski tarafından “propaganda yalanı” olarak nitelendirilip, Tübke’nin tablonun altına yazdığı ve tablonun ismine dönüşen “Faschistischer Terror in Ungarn” yazısının silinmesini istedi. Schipanski, tablonun Almanya’nın Macaristan’da yaşanan olaylarla ilgili görüşüne aykırı olduğunu da söylemeyi unutmadı. Schipanski, “propaganda yalanından” bahsetse de, Tübke, “Faschistischer Terror in Ungarn” isimli tablosunu Macaristan’daki karşı devrim sırasında yaşanan gerçek bir olaya dayanarak resmetmişti. Macaristan’daki karşıdevrimciler, olaylar sırasında yaralanan bir askeri yattığı hastaneden sürükleyerek çıkarmış, bir ağaca baş aşağı asarak öldürmüşlerdi. Tübke’nin tabloya kendi el yazısıyla isim koyması, tabloyu baskı altında ya da zorunluluk nedeniyle yapmadığının bir kanıtı olarak görülüyor.

Macaristan’da yaşanan linç, Batı Almanya’da yayımlanmakta olan Der Spiegel dergisi tarafından duyurulmuş ve olayın fotoğrafları ilk kez bu dergide yer aldıktan sonra Doğu Alman basını olayı Spiegel’de çıkan haberi ve fotoğrafları kaynak göstererek duyurmuştu. Der Spiegel dergisi daha sonra birçok kişi tarafından bu haberi yayımladığı için “komünist propangadaya malzeme sağlamakla” suçlandı. Haberi yapan Spiegel’in Viyana temsilcisi Hans Germani, Macaristan’daki karşıdevrimcilerin kendisine “Adenauer (dönemin Federal Almanya başbakanı), ordularını ne zaman gönderecek?” diye sorduklarını haberine eklemekte de bir sakınca görmemişti. Germani, karşıdevrimcilerle beraber elde silah çatışmalara girdi ve yaralandıktan sonra Viyana’ya götürüldü.

1968 ve ‘Alman Sonbaharı’ 
Sergide, Batı Alman sanatçıların Vietnam Savaşı, 1968 olayları ve “Deutscher Herbst”ten (Alman Sonbaharı) nasıl etkilendiklerini gösteren eserleri görmek de mümkün. Aynı dönemde eser veren Doğu Alman sanatçıların ele aldıkları konularsa daha çok insan ilişkileri, sosyalizmle ilgili gelişmeler ve Tübke örneğinde de görülebileceği gibi, Alman tarihinin yeniden yorumlanışı olarak özetlenebilir. Türkiye ve diğer ülkelerden Almanya’ya çalışmak için gelen işçilerin hayatlarının Batı Alman sanatında nerdeyse hiç yankı bulmamış olması ise oldukça düşündürücü. Uluslararası konularda tepki göstermekten kendilerini alıkoymayan Batı Alman sanatçılar, ülkelerine çalışmak için gelen yüz binlerce insanı görmezden gelmeyi seçtikleri, gördükleri zaman da bu insanları egzotik bir nesne olarak sunmayı tercih ettikleri gözleniyor.

Bu durumun dışına çıkabilen belki tek bilinen örnek olan Olaf Metzel’in “Türkenwohnung Abstand 12 000 DM VB” isimli etkinliği sergide görülebilir. “Türkenwohnung Abstand 12 000 DM VB” Metzel’in, Berlin Eyaleti’nin İçişlerinden Sorumlu Senatörü Lummer’in, “Türklerin kokuları 3 metreden bile alınabiliyor” açıklamasına karşı bir tepki olarak ortaya çıktı. Metzel, bir Türk ailenin kira sözleşmesinin sonlandırılarak boşaltmak zorunda kaldıkları evi kiraladı ve kameraya da alınan 2.5 dakikalık bir performansta evin bir duvarına devasa bir gamalı haç oturttu.

2009 yılının dünya genelindeki en önemli sergilerinden birini gezme imkânı bulamayan ya da sergilenen eserleri daha yakından tanımak isteyenler, Stephanie Barron ve Sabine Eckmann tarafından hazırlanan ve sergiyle aynı adı taşıyan “Kunst und der Kalte Krieg. Deutsche Positionen 1945-89” sergi kataloğunu ve serginin küratörlerinden Eckhardt Gillen’in “Feindliche Brüder? Der kalte Krieg und die deutsche Kunst 1945-1990” (Düşman Kardeşler? Soğuk Savaş ve Alman Sanatı 1945-1990) başlıklı çalışmasını inceleyebilirler. Ayrıca, Werner Tübke’nin 80’inci doğum yıldönümü nedeniyle hazırlanmış “Tübke. Die Retrospektive zum 80. Geburtstag” başlıklı kitapta bu ilginç çağ tanığı hakkında daha ayrıntılı bilgi ve eserlerinden örnekler bulunabilir.