A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Direnen, Şehir, HAMA
Direnen Şehir HAMA

Direnen Şehir HAMA

Ajanslar, “1982’de binlerce kişinin katledildiği Hama`da, son operasyonda 100`den fazla Suriyeli hayatını kaybetti. İletişimin kesik olduğu şehirde hastanelerde çok sayıda yaralı olduğu ifade ediliyor. 700 bin nüfuslu kentten son iki gün içinde yaklaşık bin ailenin de kaçtığı gelen haberler arasında.”

Yukarıda, son dakika geçen haberlerden bir kesit verdik. Aylardır Suriye’nin muhtelif şehirlerinde buna yakın haberler hemen hemen her gün tekrarlanmaktadır. Acı haberleri duydukça yüreğimiz derinden bu acıları hissetmektedir. Fakat çaresizliğimiz ve vurdumduymazlığımız acımızı daha da artırmaktadır.

“Arap baharı” olarak adlandırılan olayları yakından takip eden biri olarak, aynı zamanda İstanbul’da bulunmamızın imkânlarıyla, Tunus Mısır, Yemen, Libya ve Suriye gibi ülkelerden gelen muhalefet sözcüleriyle bizzat muhatap olarak onları dinlemek, yaşanan olayları canlı şahitleri tarafından bilgilenmek, kafamızdaki soruları ve müphem gibi görünen yönleri aydınlatmak için açık seçik sorularla beyan etmek imkânını bizzat yaşadım.

Bugün İslam dünyasındaki bu uyanış hareketleri, birileri kulaklarına bir şeyler üfürdüğü için ayağa kalkmış değillerdir. Sözde kurtuluş savaşlarından sonra, bizi sömürgecilerden veya işgalcilerden kurtaran bizim o ulularımız var ya! Yani, sizin anlayacağınız… Çok uzak yıllara gitmeyelim, son birkaç yıla bakalım, Zeynel bin Ali’ler, Abdullah Salih’ler, Hüsnü Mübarek’ler, Muammer Kaddafi’ler, Beşar Esad’lar… Sizin yakından tanıdığınız, Karzai gibi, Afganistan’ın o anlı şanlı devlet başkanı, yani, Amerikan beslemesi. Yine sizin çok yakından tanıdığınız,  Talabani gibiler… O sözde kahramanlar, bir geldiler mi öyle kolay kolay gitmezler. En azı Beşşar Esad gibi 11 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 42 yıl ölüm kendilerini gelip buluncaya kadar gidecekleri yok. Bu ulu kişilerin!

Bu ulu kişiler, öyle yerlerine yapışmışlar ki, yerlerini öyle sevmişler ki, kendilerine öyle bir paye biçmişler ki, sadece kendilerine değil, ne de olsa faniler ya! Kendilerinden sonra, kendi soyadlarını taşıyanlardan bir ulu kişiyi! vesayet etmişlerdir. Çünkü, o ulu kişiler olmazsa kaos çıkar, istikrar bozulur. Onlarsız istikrar olmaz. Niye, çünkü onlar istikrarın ta kendisidir de ondan.

Özelde Suriye olaylarına gelirsek; yukarıda İslam dünyasında ki bu gelişmelerden bahsederken, halkın zorba yönetimlere karşı isyanını anlamaya çalışırken, bu direnişi yöneten halkın temsilcileriyle görüşmelerimizde, artık bu yönetimlerin ömürlerini tamamladıklarını, tabiri caizse uzatmaları oynadıklarını, bunu anlamak için çok derin uzman olmayı gerektirmediğini de gördük.

Yönetim muhalifi olan bu temsilcilerin, ortaya koydukları hareket tarzı, kendi reel gerçekleri ile çok uyumlu, toplumun dinamiklerini bilen, dünya konjonktüründen haberdar, herhangi yabancı bir gücün müdahalesine fırsat vermeyecek bir stratejiye sahip, anlayış ve olgunluğunda olduklarını gördük.

Suriye’de yaşanan olaylar özelinden, İran, Lübnan Hizbullah’ı ve Türkiye’de kendilerini bu çizgiye yakın olarak gören Müslümanlara yönelik bir şeyler denilmesi gerektiğine inanıyorum. Ne denilmeli; Büyük bir devrim yapmış ki, tarihte büyük olarak adlandırılan devrimler sayılıdır. Onlarda, Hz. Muhammed’in devrimi, Fransız devrimi, 17 Ekim Rus devrimi ve İmam Humeyni’nin İran İslam devrimidir.

Her devrimin şiarları olur. İran İslam devriminin de şiarları vardı. Neydi o şiarlar; ‘Büyük Şeytan Amerika, ne Şii ne Sünni ancak İslam, Ne doğu ne batı yalnız İslam, her Müslüman bir kova su dökse İsrail boğulur’ gibi…

Lübnan Hizbullah’ı, İmam Humeyni’nin hattı üzerine kurulmuş bir örgüt. Bununla ne demek istiyoruz. Yani devrimci bir örgüt. Bu örgüt, 2006’da Müslümanların ortak düşmanı İsrail’e karşı verdiği savaşta, İslam ümmetinin sevgisine mazhar olduğu gibi, çok büyük moral dayanağı da oldu. Münir Şefik’in küçük ama kıymetli bir eseri var. “Devlet ve Devrim” Devrim’in nasıl Devlet’e dönüştüğünün hikayesini anlatır. Münir Şefik.

 Yani, devrimci şiarları kendisine ilke edinmiş hareketler. Küçük hesaplar yapmazlar. Onlar Hz. Hüseyin gibi hakikatin şahitleri olurlar. İslam’ın izzetini her şeyin üzerinden tutarlar. Onlar mezhepçi, hizipçi, devletin maslahatı, örgütün maslahatı gibi şiarları olmaz. Onlar büyük şehit Şeyh Sait gibi, Seyyid Kutup gibi, İslam’ın izzeti ve namusu, bütün değerlerden üstündür.

 Özellikle Suriye Müslümanları, Allah-u Ekber şiarları ile zalim Esad yönetiminin tanklarına ve toplarına karşı, göğüslerini siper ederek, her gün gencecik yavrularını toprağa veriyorlar. İmam Humeyni’nin tarihi sözü tekerrür ediyor; ‘Kan kılınca üstün gelecektir.’ Zalim Esad yönetimi, döktüğü kanda boğulacaktır. Zafer mazlum, mahrum ve mustazafların olacaktır.

Bizim, İran İslam Devrim’inin, Hizbullah’ın ve onların hattından olduklarını iddia edenlerden beklentimiz şudur; Devrimci şiarlara sadık kalmalarıdır. Köhnemiş, insan fıtratına muğayyir, soğuk savaş artığı olan tek parti, ‘Baas Partisi’  zihniyetinin artık tarihin çöp sepetine atılması zamanın geldiğinin ilan edilmesidir. İslam Devrimi’nin kendilerine sunduğu özgürlüğü, artık tüm İslam coğrafyasında da tadılmasıdır.

Yine ümidimiz Beşar Esad, kendisine yapılan uyarıları dikkate alır, hem kendisini kurtarır, hem de halkına daha büyük acılar yaşatmaz. Her halde 2 gün önce kafes içinde ki Hüsnü Mübarek’i seyretmiştir. Ne büyük bir ders eğer anlarsa. Amerika, uşaklarını terk ettiği gibi diğer patronlarda kendisini terk edecektir. Rusya ve Çin gibi…





LOKMAN_HEKİM


  Ad Soyad
  Yorum