A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Ben, Varım, Hoca!
Ben Varım Hoca!

Ben Varım Hoca! Gazeteciliğe bakış açımı bir "Piliç Haberi" değiştirdi. Yıllar önceydi. Çalıştığım ilk gazeteydi. İstihbarat şefimiz "etlerin yenecek halde olmadığına" ilişkin bir haber yapmamızı istedi. Anlamsız bir işti. Ama ara sıra bu türden ısmarlama haber gelmesine alışkındık. Birkaç arkadaş gidip, ilk buldukları kasaba daldılar ve üzerinde sineklerin uçuştuğu etlerin fotoğraflarıyla döndüler. Haberin altını yazmak kolaydı. "Pislik kol geziyor, halkın sağlığıyla oynuyorlar" türünden beylik laflar... Şehir sayfasına bile girmeyecek haber, ertesi gün sürmanşet oldu. Bir gün sonra, kırmızı et fiyatlarının hızla fırladığı haberi de "Et jet gibi" başlığıyla yerleşti manşete... Sonra ilavenin "Sağlıklı beslenme" köşesinde "Beyaz etin faydaları"nı anlatan uzman görüşleri belirdi.
Nice sonra anladık ki, sevgili gazetemiz "piliç sektörü"ne yatırım yapmıştır. Acımasızca kullanıldığımızı hissettik. * * * Geçen hafta Mümtaz Soysal"ın "Medyadan insan manzaraları" yazısını okuyunca bu sevimsiz hatıraya takıldı aklım... Hoca, medya çalışanlarını "onur zedeleyen davranışlara karşı" direnişe çağırıyor.



68"de unutulmuş eski bir isyanın dönüş borusunu çalıyor. Gazetelerin ve televizyonların emekçilerini, mesleklerinin onurunu korumak için toplu eyleme davet ediyor.
Yani..?
Yani, patron piliç satsın diye bozuk et haberine yollanan muhabir görevi reddedecek. Foto muhabirleri ve kameramanlar, önlerinde çıplak cesetler sergilendiğinde "iş yapar" diye deklanşöre davranmayacaklar. Denetçiler, her tür baskıya rağmen, sanat filmlerini makaslamayacaklar. Magazinciler, "patronun rakibinin açığını bulacağım" diye röntgencilik yapmayacak. Reklam servisleri, Hitler"e rahmet okutacak türden ırkçı kazak reklamlarını sabote edecekler. Ekonomi servisleri, "promosyon gezisi" adı altında rüşvet önerildiğinde tepki gösterecekler. Pikajcılar, montajcılar, küçük suçluların gözlerindeki bantları şeffaf yapmaları istendiğinde direnecekler. Teknik bakımcılar, gizli kameraların netlik ayarını bozacaklar. Köşe yazarı, gazetenin lotaryası tutsun diye övgü yazıları döşenmeyecek. Kredi kapmak için haber gizleyen genel yayın müdürü protesto edilecek. Siyasi amaçla haberin deforme edilmesine izin verilmeyecek... * * * Ütopya mı?
Belki...
Medya mensubu artık "simit-çay"la kahvaltı eden o eski gazeteci değil. Sadakati ödüllendiriliyor. Yani "zincirlerinden başka kaybedecek" çok şeyi var. Hem, binlerce işsiz gazeteci kapıda bir işaret beklerken, muhabirin ukalalıklarını kim dinler? Yine de isyan ettin diyelim; sana kim sahip çıkar? En demokrat geçinen medya patronları bile işe eleman alırken, "sendikaya girmeyeceğim" diye taahhütname imzalatmıyorlar mı? Hangi sendika, toplu sözleşme döneminde medya tapınaklarını sallayacak kadar güçlü? Sonra, eskisi gibi, bir kapıdan kovuldun mu başka kapıda iş bulma şansın da yok. Çünkü artık karşı kapının patronu da aynı adam...
Peki ne yapmalı?
Teslim olup, gün boyu pilicin faydaları üzerine edebiyat mı parçalamalı? Havayolu firmalarının "beleş gezilerine" katılıp, reklam kokulu övgü yazıları mı düzmeli? 70 yılın birikimiyle, en iyi ansiklopedinin hangisi olduğunu anlatan ciddi köşe yazıları mı yazmalı? Program çok izlensin diye, küçücük çocukların onuruyla mı oynanmalı? Düşünmeyen, yargılamayan sadece verilen görevi yapan muhabirler, kameramanlar, montajcılar olarak mı kalmalı?
Elbette hayır.
Bu noktada örgütlenmenin, dayanışmanın kaçınılmazlığı ve aciliyeti çıkıyor ortaya. Muhabir, kameraman, montajcı inanmadığı işe direnecek. Direnen korunacak. Sendika sahip çıkacak. Meslek örgütü hesap soracak. "Ben yapmasam başkasına yaptırırlar" zihniyeti çökecek. Çünkü yapan "başkaları" teşhir edilecek. Utanacaklar. Zamanla "başkaları" da kalmayacak. Piliç satmak için bozuk et haberi yazdıracak adam bulamayacaklar.
"Tiraj sorunu" o zaman çözülecek.
"Basının onuru" o zaman düzelecek.
Ben varım hocam!
Göze alan bir adım öne çıksın.
Hadi başlayalım artık...