A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Avni Abdullah

Avni Abdullah

 

 

yazar, gazeteci, öğretmen


Makedonya Türk Edebiyatı



3 Mayıs 1948 tarihinde Kosova'nın Ferizovik şehrinde doğdu. Uzun yıllar öğretmenlik ve gazetecilik yaptı. 1976 yılında “Savaş Yolunda” adlı romanının büyük bir bölümü Birlik gazetesinde yayınlandı. Çocuklar için yazdığı hikayelerini de “Ana Yüreği” başlıklı kitapta topladı, kitap 1978 yılında yayınladı.

ESERLERİ:
O en güzel gün
Bir Mehtaplı Geceydi
Ana Yüreği
Savaş Yolunda





SÖYLEŞİ

“Aklımızı toplamanın zamanı gelmiştir!” 
Avni Abdullah ile Söyleştik 
09.09.2006 

Makedonya Türkleri ve Türklüğü, Yugoslavya’nın dağıldığı, Makedonya Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesindeki yerini aldığı 1992 yılından beri, ucu nereye varacağı belirsiz, karanlık bir tünel içinde yoluna devam etmeye çalışıyor. Bu yolda toplumsal, siyasî, ekonomik ve kültürel alanlarda, geleceğin belirsizliğini daha da artıran, endişe verici kazalar yaşandı. Yaşanan bu kazalar sonucunda, Makedonya’da yaşayan Türk toplumunun durumu her geçen gün geriledi. Demokrasinin her alanda yeni ufuklar açacağı, insanlarımıza yeni fırsat ve olanaklar getireceği, refahı artıracağı beklentileri hayal olmaktan öte gidemedi. Hatta bazı alanlarda, on yıllarca gerilere gidildiği bile söylenebilir neredeyse. 

Durum böyleyken, son parlamento seçimlerinde de açıkça görüldüğü gibi, tehlike çanlarının kendileri açısından her zamankinden sesli çaldığı bir dönemde, Makedonya Türkleri, geçmişlerinde hiç olmadığı kadar bölünmüş olduklarını gösteren bir tablo ortaya koydular. 

Bu, Makedonya Türklüğü’nün geleceği bakımından hepimizi son derece endişelendiren durumu, bu duruma götüren nedenleri, olası çıkış yollarını, Makedonya Türklerinin önde gelen yazar ve edebiyatçılarından Avni Abdullah ile söyleştik. 

Birkut ENGÜLLÜ’NÜN söyleşisi 

Soru: İtirazınız yoksa, sohbetimize güncel, sıcak, tansiyonu yüksek bir soru ile başlamak istiyorum. 5 Temmuz günü Makedonya’da parlamento seçimleri yapıldı. İlk izlenim olarak bu seçimler, Makedonya’da yaşayan Türkler açısından neler getirmiş, neler götürmüştür sizce? 

Cevap: Seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğu halde, Makedonya Türkleri olarak yaşananları ciddiye almamız mümkün değildir. Maalesef Makedonlar ve onların yanı sıra Arnavutlar, seçimlerde kendilerini yönetecek kadroları seçerken, Türkler bunu başaramamışlardır. Türklük bilinci yeterince olgunlaşmadığından, bu seçim oyununda Türklerimiz ikincil yahut yardımcı aktör rölüne soyunmuşlardır. Kendilerini seçtirebilecek, göstermelik de olsa siyasî arenaya sokabilecek Makedon ya da Arnavut partilerine yönelmişlerdir. Kimileri SDSM, kimileri VMRO’ya, kimileri diğer Arnavut partilerine yanaşarak seçimlere katılmışlardır. Assolist olmazsan, geride tambura ya da davula vurursun. Anlatmak istediğim, Türkler seçmediler, Türkler seçilmediler. Makedon ve Arnavutlar, kendilerine uygun Türkleri seçtiler sadece. 

SDSM beğendiği kadoları destekledi. VMRO ona keza. DPA ona keza... 

Dolayısıyla seçim bitiminde Türkler adına bir şeyin söylenmesi beklenemez.. Seçilenlerin hepsi kendini borçlu hissediyor. Borçlu adamın sesi çıkar mı? Bir TDP’nin, SDSM’nin buyruğundan; THP’nin VMRO’nun buyruğundan; TMBH’nin DPA buyruğundan çıkmasını beklemek hayalle iştigal olur. 

Soru: Yaptığınız bu değerlendirme bağlamında, biraz gerilere gidelim. 1992 yılında Yugoslavya dağıldı. Devlet olarak ortaya çıkan Makedonya’da, “demokratikleşme süreci” başladı. Bu sürecin başlarında, Türkler’in toplumsal, siyasî, kültürel ve ekonomik hayatlarında eskiye kıyasla önemli iyileşmeler olabileceği umudu vardı. Ancak gelişmeler, bu umudu boşa çıkardı ne yazık ki. Sizce, Makedonya Türkleri’nin bu süreçte iyi bir start alamamış olması da bu umudun boşa çıkmasında önemli bir neden olarak gösterilebilir mi? Yoksa nedenleri çok daha farklı şeyler midir? 

Cevap: 1990 yılında ilginç bir girişim başladı, başlatıldı. Siyasî partiler kurulunca, Türklerin de benzeri faaliyete geçeceği biliniyordu. Bu işin öncüsü olan Türk Demokratik Birliği ve sonrasında partisi, kurulduğunda bünyesinde 3 akım barındırıyordu. Tarihçiler analizlerini yapacaklardır ya, olayların içinde olan ve etkili pozisiyonda olan 3, 4 kişiden biri olarak, akımları şu şekilde tanımlamayı bir borç bilirim: 

1. Türk hareketinin içinde Türklük bilincine sahip olanlar, bunu yaşatanlar, 

2. İslami görüşü ağır çeken, ki bunlar başka bir siyasî İslami kuruluştan partimize geldiler, 

3. Resmî, Makedon politikasının etkisiyle bu harekete gelip, Türkleri resmî Makedon politikasının güdümünde tutmak isteyenler. 

İş böyle olunca, bu birliğin pek de bir “birlik” olmadığı, zorluklarla karşılaşacağı, tavrını ayan koyamayacağı belliydi. Bir tarafta, bilinçsiz bir cemaatçilik, diğer tarafta koskoca Makedonya Bilimler Akademisi’nin ve devlet erkanının yönlendirdiği, resmî politikanın taraftarı ile uğraşanlar ve biz amatör Türklük sevdalıları vardık. Şansımız ne olabilirdi ki? 

İşin ilginç tarafı, resmî Makedon politikası, ilk günlerde çok aktif şekilde bu partinin kuruluşuna destek verdi, hatta bugunkü hükümet binasında ofisimiz de vardı. Toplantılarımızı da Makedonya Bakanlar Kurulu’nun toplantı yaptığı salonda yapıyorduk. Konuşmalarımızı sık sık mikrofonu elimize alarak yapıyorduk ki, Makedon Hükümeti bu denli amatör olduğumuzu bilse, içimize adam yerleştirmesine ihtiyaç duymaz diye. Gerisini varın siz düşünün. 

En sonunda Camaatçiler ve Makedon güdümlüler birleşerek, millicileri tasviye ettiler. Gün geldi, işler o kadar ayyuka çıktı ki, bu Bizans oyunlarının öncüleri de partiden tasviye edildiler. 

Soru: Bütün bu olumsuz gelişmeler neticesinde, Makedonya’daki Türk varlığına indirilen en büyük darbenin, “Sesler” dergisinin, ardından “Birlik” gazetesinin kapatılması, yayın etkinliğinin bitirilmesi olduğu kanısındayım. Bunun Makedonya kültürüne, Türk toplumuna verdiği zararın telâfisi mümkün mü? 

Cevap: Efendim, konu yalnız “Birlik” ya da “Sesler” değildir. Yugoslavya parçalandıktan sonra, daha komünist dönemde var olan, Makedon-Arnavut mücadelesi su üstüne çıktı. Biliyorsunuz bu iç savaşa kadar uzandı. Birbirlerine tank tüfekle düştüler. Durum böyleyken, Türkleri ya da diğer milletlerin haklarını önemsemelerini nasıl bekleyebilirsiniz? Yalnız gazetelerin kapanmasıyla bitmedi bu olay. Türklerin parlamentoda temsiliyet meselesi maskaralığa dönüştü. Masa başındaki oyunlarla Türklerin parlamentoya girmesini müthiş zorlaştırdılar. Seçim bölgelerine bir bakın. Sanki birileri sihirli bir değnek almış, Türklerin temsiliyetini olanaksız kılmıştı. 

1945 yılında Makedonya tapu ve kadastro işlerinde mülklerin %39’u Türklere aitken, son yıllarda yapılan özelleştirmede, Türklere %1 oranında bile mülkleri iade edilmemiştir. Bu talan denilebilecek özelleştirmede fabrikaları kapanlar da, kendi akrabalarını, soydaşlarını işe almaya başladılar. Oysa eski sosyalist döneminde nasıl nice bir sistem vardı. Haklıdır demiyorum. 10 kişi işe alınıyorsa, 6’sı Makedon, Arnavutlar ve Türkler 2’şer kişi işe sokma hakkına sahiptiler. Ama demokrasi adına gelen yeni haksızlık, Türkleri daha da fakirleştirdi. Artık işe alınmıyorlar, ilk kovulanlar da onlar oluyorlar. Bu mealde, “Birlik” ve “Sesler”in kapatılmasını algılayabilirsiniz. Beni en çok sarsan da, şu anda Makedonya Türkleri’nden bihaber olmamızdır. Doğu Makedonya’da ne oluyor? Eskiden köylüler, Yörükler “Birlik”e gelip dert anlatırlardı. Çalıklı’da su olmadığını, falan köyde köylümüzün tütün parasını alamadığını ya da dayak yediğini öğrenir, mücadele ederdik. Şimdi basın yayın yok. En azından var olan basın yayın her şeye çok makro bakmaya alışık olduğu için, güncel sorunları pek yansıtamıyor. 

Bu 96 köydeki soydaşlarımızın hali nasıldır, nicedir, bilemeyiz. Son öğrendiğim, hükümet toprağı özelleştirirken yapılan yeni düzenlemelerle, Yörükler davarını otlamaya çıkaramamaktadır. İşin acı tarafı, Türk basını olmayınca, diğer dillerde çıkan gazeteler soydaşlarımızın problemlerini pek dile getirmemektedirler. Aklımızı toplamanın zamanı gelmiştir! 

Soru: Bir süre “Vardar” dergisi, bu demokratikleşme sürecinde yeni atılımların, yeni girişimlerin, yeni alışkanlıkların şart olduğuna dikkat çeker gibi oldu. Ne yazık ki bu derginin ömrü de pek uzun olmadı. Sizce “Vardar” dergisi bir misyon yayını mıydı, yoksa Balkanlar’daki birçok diğer şey gibi bireysel bir “iyi niyetin-gövde gösterisinin” ürünü müydü? 

Cevap: Birlik gazetesinden uzaklaştırılmış olduğumuz bir dönem vardır. Nova Makedonya’nın genel müdürü gelip, bize işten el çektirmiştir. Kenara çekilip, ağlamamız beklenemezdi herhalde. Merhum Burhan Sait’le beraber, ki kendi bir basın şehididir, Türklerin elit bir kısmını bu gazetede toplamayı başardık. İki eski bakan, merhum Mugbil Beyzat, merhum Emin Salih’in yanı sıra değerli tarihçi Prof. Dr. Yusuf Hamzaoğlu, Recep Murat, bendeniz, merhum Alahettin Tahir, Yusuf Edip, Hüseyin Yusuf, Selahattin Ali ve daha birçokları “Vardar”ın etrafında toplandılar. Hatta ilginçtir, “Vardar”ı maddî destekleyenler arasında, bugünkü Devlet Bakanı Adnan Kahil de vardı. Gerçi kısa sürede “Vardar” dergisi kendisini en ağır eleştiren mecraya dönüşecekti. “Vardar”ın ömrü bir mum gibi kısa olmadı. 5 yıl sürdü. Şaka gibi gelebilir ama parasız pulsuz, kendi emeğiniz ve maddî desteğinizle bir davayı sürdürmeye çalışıyorsunuz. Fakat “Vardar” çok ciddî bir mücadelenin adıdır. Merhum Burhan Sait de bu misyonun koskocaman ağırlığını sırtında taşıyanlardandı. Belki de en çok! Hayatımın en parlak mücadelelerinden birisi de bu “Vardar”daki yazılarımdır. Kutsal ve ciddî bir meseledir “Vardar”. 

Soru: Şimdilerde yayımlanmakta olan “Köprü” dergisi ve “Yeni Balkan” gazetesi, “Birlik”, “Sesler” ve “Vardar”ın yerini doldurabilecek mi? Bunun için gereken entelektüel ve maddî zemin, en önemlisi de okur potansiyeli-desteği mevcut mu? 

Cevap: Kimse kimsenin yerine geçemez. Birlik’i değiştirmek mümkün mü? Sesler’i ona keza. Vardar’ı ona keza. Tekrarlanmaz demiyorum. Sancağı kucaklıyacak evlatlarımız çıkacaktır elbet. Fakat bunlar Vardar’ı değiştirebilecekler diyemeyiz. Ya daha kötü ya da daha iyi olabilirler ancak. İşte makturk.com da yeni bir oluşum. Ben sizi izliyorum. Birçok oluşumdan daha hazırlıklı olduğunuzu gözlemliyorum. Kendine gazete diyenlere, gazetecilik dersi verebilecek donanımdasınız. “Köprü” dergisini de izliyorum, onlarda ışıl görüyorum. Türkçe yazmak bir misyondur, kutsaldır. İnşallah Vardar’ı da, Birlik’i de aşacak yeni oluşumlar çoğalır; fakat bunu başkalarından beklemeyelim, bunu biz, siz yapacaksınız. 

Soru: Var olan son derece sınırlı yayın imkânları, yakından takip etme gayreti içinde olduğunuzu düşündüğüm mevcut entelektüel hava içinde, Makedonya-Türk edebiyatının eskisi gibi varlık gösterebilmesi mümkün olabilir mi? Bu bağlamda, Makedonya-Türk edebiyatının geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

Cevap: Söz konusu sadece edebiyat değil ki. Şu anda dış etkilerle, Türkiye’nin dünyada bugün karşılaştığı problemlerinin bir çoğunun ardında Batı var. Makedonya olaylarının da ardında aynı aktör var. Yoksa bunu yanlız Makedonya tek başına yapamazdı, Türkleri Balkanlar’ın bu bölgesinden çekmek, göçe zorlamak için sistemli hamleler çekilmiştir. İzah edeyim; yaşam çemberi vardır, anne baba evlenir, aile kurulur, çocuklar büyütülür. Hastane lâzımdır. Doktor lâzımdır. Kreş lâzımdır. Bakıcı lâzımdır. Anneye babaya fabrikalarda iş gerekir. Çocuğun eğitimi için okula öğretmen gerekir. Kitap gerekir. Kitabı yazacak yazar, şair gerekir. Lise, fakülte hocaları gerekir. En sonunda da merhum olunca imam gerekir. Maalesef bu dış etkilerle, Türkler’in yaşam çemberi birkaç yerde kırlmıştır. İşe almak, parlamentoda temsil edilmek, ekonomik hayata katılmak, kendi dilinde yayın basına sahip olmak ve diğerleri. Azınlığın haksızlığa uğratılmasından çoğunluk sorumludur. Dolayısıyla Makedon ve Arnavutlar, Türkler’in perişan halinden sorumludurlar. Aramızdaki kavgalar, sorunlar, bizi bölen, Türkler aleyhine toplumsal mühendislik yapan diğer milletlerden gelmektedir. 

Makedonların aldığı rol çok doğaldır. Kendileri ne soydaş, ne dindaştır. Ortak noktamız yoktur. Asıl sorgulanması gereken, Arnavutlar’ın aldığı roldür. 

Soru: Makedonya’da Türkçe canlı bir yayın faaliyetinin olmadığı şu sıralarda, Makedonya-Türk Edebiyatı’nın ayakta kalabilmesi, kendini yenileyebilmesi ne kadar olasıdır? 

Cevap: Çok kısa yanıt vereceğim, MÜMKÜN DEĞİLDİR. 

Soru: Bu son derece endişe verici durumdan bir çıkış yolu olmalıdır elbette. Siz bu çıkışı nerede görüyorsunuz; bu ciddî sorunun çözümüne yönelik önerileriniz nelerdir? 

Cevap: Öyle kolay bir çıkış yolunun olduğunu sanmıyorum. Ben Makedonya ve Kosova Türkleri’nin durumunu biraz da Kerkük Türkleri ile benzer görmekteyim. Irak’ta 3 milyon Türkmen vardır. Hadi biz azdık. Başarılı olamadık diyelim. Ya onlara yapılan baskı ne oluyor? 

Batı kimi milletlerin hakları için destek verirken, çok tuhaf şekilde Yugoslavya Türkleri ile Irak’taki Türkmen kardeşlerimizi bilinçli şekilde sahneden indirmeye çalışmaktadır. Bunu Türkiye’ye ve Türklüğe yapılan planlı bir baskı olarak görmekteyim. 

Bu nedenle Türkiye’mizin olağanüstü baskılarla karşılaştığını bilerek, çareyi katı katıya anavatanımızla birleşmekte görmekteyim. Türkler belirli cemiyetler, partiler ve diğer kuruluşlar etrafında birleşeceklerine, Makedonya Türklüğü bir kurultay halinde birleşmelidir. Her şehirden, kasabadan, köyden, enstitüden, kurumdan belirli oranlarla bu kurultaya delegeler seçilebilir. Kabaca özetlersem, kurultayın 5 şurası olabilir: Siyasal, Ekonomik, Kültürel, Spor ve Eğitim. Türklük adına kurulan her örgüt peşinen bu kurultaydan izin alır. Aklına esen örgütlenemez. Faydası ne olur? Makedonya böyle bir dev kuruluşu kendine muhattap almak zorunda kalır. Bizans oyunlarıyla kolayca bölemez, yurtdışında da bize destek veren Türk dünyasına bir adres verilmiş olur. Öyle Türk’lerin seçmediği kişiler, zoraki Türk temsilcisi olarak atanamaz. 

Soru: Bu seferlik sorular bu kadar. Bu kadarla kurtulmak yok ama. Öykü yaratıcılığınızla ilgili çok somut sorularla çıkabilirim gene karşınıza. Rehavete kapılmayın diye söylüyorum bunu. Başka bir sohbette buluşmak üzere derken de, bir edebiyatçı ruhu ile bugünden yarınlara bir mesaj almak istiyorum. Buyurun: 

Cevap: Güzel günler önümüzdedir. Dünya âlem bize karşı birleştiğine göre, çekincelerinin bir nedeni vardır elbet. Zaman bilinçli mücadele zamanıdır. Karamsar olmaya gerek yoktur.