A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
ATATÜRK’ÜN GERÇEK KİŞİLİĞİ

ATATÜRK’ÜN GERÇEK KİŞİLİĞİ

 

 

 ATATÜRK’ÜN GERÇEK KİŞİLİĞİ

 

 

ATATÜRK'ÜN MEDENİ KİŞİLİĞİ  

‘’Türk’ün öz vasıflarını bütünlükle ve en gerçek ölçüler içerisinde

 ilk defa ortaya koyan Türk büyüğü idi’’

Atatürk ve onun devrimlerine sadık kitlelere en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönem yaşıyoruz. Bazı çevrelerin yıllardır süren yoğun ve organize çalışmaları neticesinde, bugün Müslüman milletimizin bir bölümü, Atatürk ve Atatürkçülük aleyhindeki propagandaların etkisi altında kalmışlardır. Bu propagandalar neticesinde hatalı ve gerçeklerle bağdaşmayan yorumlara inandırılan kitleler, gitgide Büyük Önder'in şahsiyetinden ve fikriyatından uzaklaştırılmışlardır. Bu durum, son derece üzücüdür ve tehlikeli kutuplaşmaları da beraberinde getirmektedir.

Atatürk'e karşı kimilerince yöneltilen kin ve husumetin, kuşkusuz en önemli ve en büyük nedeni cehalettir. Büyük Atatürk'ü tanımamak, kulaktan dolma bilgilerle, mesnetsiz dedikodularla hüküm vermek, tarihi, olayları, hakikatleri bilmemektir.

Tarih ise, Atatürk düşmanlarının kendi kafalarında ürettiklerinden çok farklı bir Atatürk tanıtmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, herşeyden önce bir Osmanlı'dır. Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş, Osmanlı kültürü almış, Osmanlı Ordusu'nda "Mustafa Kemal" olmuş, yiğit bir Osmanlı askeridir. Giyimi, kuşamı, kişiliği ve kültürüyle de gerçek bir Osmanlı beyefendisidir.


Gerçek Bir Osmanlı Beyefendisi, Örnek Türk: Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milleti'nin içinden çıkan büyük bir yönetici, bir askeri deha, bir devrimci ve bir devlet adamı olmasının yanısıra, son yüzyılın pek çok siyasi otoritesi tarafından takdir edilmiş dünyanın sayılı liderlerindendir. Sayısız alanda çeşitli zaferler kazanmış olan Atatürk, Milli Mücadele yıllarında birbirinden değerli askeri başarılara imza atmıştır. Bu yıllarda kendine has savaş stratejileri ile dünyanın beğenisini kazanan Ulu Önder, Milli Mücadele'nin başarıyla sonuçlanmasının ardından toplumsal hayata da önemli değerler katmayı başarabilmiştir.

 

Atatürk, sadece devlet adamlığı ve askeri kişiliğiyle değil, aynı zamanda medeni ve kültürel kişiliğiyle de Türk Milleti'nin önündeki en güzel örneklerdendir. Mustafa Kemal Atatürk, herşeyden önce bir Osmanlı beyefendisidir. Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş, Osmanlı kültürü almış, Osmanlı ordusunda subaylık ve komutanlık yapmış bir entellektüeldir. Estetikten, kaliteden ve sanatın tüm dallarından büyük zevk alan Atatürk'ün bu medeni kişiliği tüm hayatına yansımıştır.

Büyük Önder, bulunduğu ortamlarda giyimi, bakımlı fiziği ve şıklığı ile, ne kadar estetik yönü güçlü bir insan olduğunu her zaman göstermiştir. Kıyafetlerini seçerken her zaman çağdaş görünümlü, estetik değerlere uygun giysileri tercih etmiştir. Bugün bile seçtiği kıyafetler Türk halkı tarafından hayranlıkla izlenmekte ve modacılara ilham kaynağı olmaktadır. Bakın Atatürk'ü giydiren ustalar, O'nun bu zevkinden nasıl bahsetmektedirler:

Giyim kuşamda mübalağaya kaçmayan fantaziyi severdi. Avrupa modasını yakinen takip eder fakat kendine yakışmayanı asla giymezdi. Onun kadar zarif giyinen az bulunurdu. Uzun müddet askerlik yapmış olmasına rağmen, bir İngiliz centilmenine parmak ısırtacak derecede üstün giyim zevkine sahipti. (Ahmet Hamdi Başar, Kemal Arıburnu, Atatürk'ten Anılar)

Büyük Önder, yaşadığı zor şartlarda bile bu kişiliğinden taviz vermemiştir. Örneğin, Hasan Rıza Soyak, Atatürk için "Çocukluğundan beri temizliğe ve iyi giyinmeye özen gösterir. Bazı sıcak günlerde 2-3 defa yıkandığı olurdu. Harp esnasında en sıkışık cephelerde bile ne yapıp yapmış mutlaka her gün yıkanabilecek bir yer sağlamıştır." derken, onun temizlik, özen ve bakım konusundaki hassasiyetini ve titizliğini ifade etmiştir.

Büyük Önder, cemiyet hayatını seven, sosyal ilişkilerde son derece başarılı bir insandı. Bir Osmanlı asilzadesinin bütün özelliklerini üzerinde barındıran Atatürk, davetlerinde engin görgüsü ve hoş sohbetleriyle dikkat çekmiş; içindeki insan sevgisi, sıcak ve samimi konuşmalarından her zaman hissedilmiştir.

Çok geniş bir sofra, sanat ve müzik zevkine sahip olan Büyük Önder, dost meclislerinde dönemin en ünlü sanatçılarını misafir etmiş, onlarla derin sohbetlerde bulunmuştur. Bu sohbetlerinde, şiirler okunmuş, edebiyattan, resimden bahsedilmiş ve Türk musikisinin değerli besteleri dinlenmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Atatürk'ün Sanata Verdiği Önem   ‘’O gerçek bir sanatseverdi’’

Büyük Önder Atatürk, Cumhuriyet'in kuruluşunun ardından, toplumsal dehasını bir kez daha göstererek Türk Ulusunun kültürel alanda da gelişiminin şart olduğunu belirtmiş, kültür ve sanat alanında da birçok yenilik getirmiştir. Türkiye'de yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşılması hedefini yakalayan Atatürk, sanata verdiği önemle modern Türk sanatlarının öncüsü ve mimarı olmuştur. Daha Ankara'da otel, lokanta yokken O Avrupa'ya resim, müzik tahsiline insanları yolladı. Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun gibi kompozitörler Çallı İbrahim, Namık İsmail gibi ressamlar bunlardan bazılarıdır (Vedat Nedim Tör, 1923 Sanat ve Bilim Konferansı)

Atatürk, Türkiye'nin yeniden yapılanma döneminde, milli kültürü yansıtan bir sanat anlayışının oluşması adına önemli adımlar atmıştır. Atatürk, sanatın Türk Milleti için önemini şu veciz sözleri ile ifade etmiştir:

Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılaplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır.

Atatürk sanat alanındaki atılımlarda öncelikli olarak mimariyi ele almıştır. Türkiye'nin modern bir mimarisinin olması için Almanya'dan şehir planlamacıları ve mimarlar getirtmiştir. Bu uzmanların yönlendirmeleri sonucu mimari alanda yeni bir yol çizilmesini sağlamıştır. Genel Kurmay Başkanlığı  ve Milli Savunma Bakanlığı binaları bu dönemin ilk ürünleridir.

Atatürk, Türk Milleti'nin sahip olduğu en görkemli yapının milli birlik ve beraberliğin merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin olması gerektiğini belirtmiş ve TBMM binasının çağdaş ve estetik olması için gerekli tüm adımları atmıştır. Bu bina için yurtdışından özel mermerler dahi getirtilmiştir. Türk mimarlarına maddi ve manevi büyük destek veren Atatürk, bu yolla milli mimarlık akımının ortaya çıkmasını sağlamıştır.


Atatürk, Balkan Festivali kutlamaları sırasında (3 Eylül 1936)

Mustafa Kemal Atatürk, Türk halkının güzel sanatların önemli kollarından resim ve heykeltıraşlıkta da ilerlemesi için birtakım faaliyetler yürütmüştür. Cumhuriyet döneminde tüm Türk ressamlarının, Cumhuriyet ve inkılapları resmetmelerini sağlayarak, milli birliğin sanat alanına yansıması hedefine ulaşmıştır. Tüm Türkiye'de heykel ve anıt dikilmesine başlanması da, onun getirdiği yeniliklerden biridir. Büyük Önder'in bu çalışmaları sonucu, Türkiye'de resim ve heykel sanatları önemli ölçüde gelişme kaydetmiştir.

Türk Milleti'nin sanatsal geçmişine de sahip çıkan Atatürk, 1937 yılında Resim ve Heykel Müzesi'ni açarak, Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemin sanatsal ürünlerini aynı çatı altında biraraya getirmiştir.

Türk müziği, Mustafa Kemal Atatürk'ün önem verdiği bir diğer konu olmuştur. İlk Türk operasının hazırlanması için ünlü müzisyen Adnan Saygun'u görevlendiren Atatürk, Cemal Reşit Rey'e de ilk konservatuarı kurdurmuştur. Türk müziğinin, akademik alt yapısının da güçlü olması gerektiğine inanmış ve eğitim amacıyla genç Türk müzisyenlerini yurt dışına göndermiştir. Bu müzisyenler, geri dönüşlerinde Türkiye'ye dağılarak Türk müziğinin ve dolayısıyla Türk sanatının kalkınmasını sağlamışlardır.

Atatürk bir konuşmasında şöyle demiştir:

"Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür."

Atatürk  Osmanlı'dan kalma Sanayi-i Nefise'yi imar ettirerek Güzel Sanatlar haline getirmiştir. Ayrıca burada yetişen birçok sanatçıyı kendilerini geliştirmeleri için Avrupa'nın sanat merkezlerine göndermiştir. Resim, heykel ve mimarlık bölümlerinden çok sayıda öğrenci Almanya, Avusturya ve Fransa'ya gönderilmiştir.

Ata'nın sanatçıya verdiği büyük değeri gösteren bir hatıra da şöyledir: Daha devlet tiyatrosu kurulmamışken, İstanbul'daki şehir tiyatrosu sanatçıları Ankara'ya gelerek o zamanki Türk ocağında temsiller verir. Atatürk de bu temsillerin birinde bulunur ve sanatçıları Çankaya'ya davet ederek ağırlar. Hepsine ayrı ayrı iltifat eder. Ayrılma vakti gelince, Reşit Galip sanatçılara, Atatürk'ün elini öperek veda etmelerini söylediğinde, Ata'nın cevabı şu olur:

Hayır, sanatkar el öpmez, sanatkarın eli öpülür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATATÜRK'ÜN MİLLİYETÇİ KİŞİLİĞİ

Gerçek Bir Türk Milliyetçisi

Yirminci yüzyılda siyaset sahnesi incelendiğinde akla tarihte çok derin etkiler bırakmış, insanlığa yeni ufuklar açmış çok az lider gelir. Özellikle de olumlu etkisi olan liderlerin sayısı oldukça azdır ve ne yazık ki bu liderlerin birçoğunun, gerek şahısları gerekse eserleri açısından bir yüzyıllık zaman bile dayanamadan tarihin karanlık dehlizlerine gömülmüş olduklarını ibretle tespit ederiz. Ama 20. yüzyıla damgasını vuran birkaç lider hala kurdukları eserler sayesinde "yaşamakta", hatta her geçen gün daha da güçlenmekte ve büyümektedirler. Bu uzun soluklu liderlerin başında ise Mustafa Kemal Atatürk gelmektedir.

Ölümünün üzerinden 32 yıl, Cumhuriyet'in kurulmasından ise 77 yıl geçmiş olmasına rağmen, Atamızın anısı ve onun kurduğu Cumhuriyet'in varlığı güçlenerek sürmektedir. Bu gücün sebeplerini tespit etmek, Atatürk'ün bize emanet ettiği Cumhuriyet'in devamını sağlamak açısından çok önemlidir.

Atatürk, dünya tarihinde gerek kişiliği gerekse yaptıklarıyla yeri asla doldurulamayacak, müstesna kişilerden biridir; sadece bizim gözümüzde değil, tüm dünya kamuoyunda tanınmış, çok yüksek ahlaki meziyetlerle bezenmiş tam bir Osmanlı beyefendisidir.

Ülkemiz bazı dönemlerde çok kritik ve gergin bir sürecin içinden geçmiştir. Gerek dış politikada, gerekse iç politikada, siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan pek çok sorunla karşı karşıya kaldığımız dönemler olmuştur. Ama tarihi boyunca tüm zorluklardan yek vücut olup çıkmayı çok iyi bilen Türk halkının, bu zorlu dönemeçlerden geçebilmesi de sanıldığı kadar zor olmamıştır. Ulu Önderimiz Atatürk'ün bize açtığı yolun ışığında, onun "Türk Milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir" sözünden hareketle, milletçe özlemini duyduğumuz barış, huzur ve güven ortamına kavuşmak mümkün olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Atatürk'ün kurduğu ve bizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'nin devamı onun ahlakının rehber edinilmesi, her konuda olduğu gibi milli birlik ve beraberlik konusundaki ilkelerinin de çok iyi kavranması ve pratiğe geçirilmesi, bölücülük unsuru olarak kullanılan tüm pürüzlerin ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir.

Şüphesiz, ben Türk'üm diyen herkesin övünebileceği vasıflardan en önemlisi Atatürkçü olabilmek, ama sadece sözle değil, tüm hareketleriyle, ahlakıyla, başarılarıyla Atatürkçü olabilmektir.

 


ATÜRK’ÜN VATAN VE MİLLET SEVGİSİ

Millet, genel kabul gören anlamıyla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğudur. Milletin üzerinde yaşadığı toprak da vatan olarak adlandırılır. Vatan yalnızca üzerinde yaşanılan toprak parçası olarak algılanamaz; bir insanın hayatında sahip olduğu en önemli varlıklardan birisidir. Millet ve vatanın her insan için anlamı büyüktür. Bireyi güçlü kılan temel, ait olduğu milletin kültür birikimi, tarihi, geleneksel özellikleri gibi unsurlardır. Milletin devamlılığını sağlayan ana öğe de, vatanın bölünmez bütünlüğünün korunmasıdır. Türk Milleti'nin vatanına olan sevgisi ve bağlılığı tarihsel bir gerçektir ve milletimizi diğer milletler arasında üstün kılan en asil özelliklerden birisidir. Bununla birlikte her Türk, milletinin menfaatlerini kendi menfaatlerinden, milletinin geleceğini kendi geleceğinden üstün tutan bir anlayışa, derin bir millet sevgisine sahiptir. Türklerin, diğer tüm milletlere örnek olması gereken vatan ve millet sevgisi, bize şanlı tarihimizin en önemli miraslarından birisidir. Vatan ve millet sevgisi, çok asil sevgilerdir ve Türk Milleti için kutsal değerlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Atatürk de vatanseverliği ve milliyetperverliği ile tüm dünyaya ve Türk Milleti'ne örnek olmuş bir insandır. Son derece mütevazı bir kişiliğe sahip olan Atatürk, kendisinin sahip olduğu üstün özelliklerini hep milletinin kendisine kazandırdığı özellikler olarak görmüştür. Aynı şekilde kazanılan zaferleri ve elde edilen başarıları da hep milleti ile birlikte gerçekleştirdiğinin bilincinde olmuş, bunları daima milletine mal etmiştir. Konuşmalarında ve yazılarında bu noktanın altını önemle çizmiştir. "Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir" diyerek Türk olmaktan gurur duyduğunu ifade etmiştir. Atatürk, yaşamı boyunca vatan ve millet sevgisinin önemi üzerinde durmuş, Türk Milleti'ne duyduğu derin saygı ve sevgiyi önemle vurgulamıştır. "Ne mutlu Türküm diyene" sözü, kuşkusuz çok üstün bir sevginin simgesidir.

Atatürk, vatan ve millet sevgisinin üstünlüğü ile tanınan, bu sevgisi sayesinde tarihi başarılara imza atmış bir lider, büyük bir devlet adamı idi. Gerek Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan büyük zaferlerin, gerekse bağımsızlığın kazanılmasının ardından ekonomide ve sosyal hayatta katedilen ilerlemelerin temel kaynağı Atamızın vatanına duyduğu derin sevgi ve milletine karşı hissettiği güçlü bağlılıktı. Koşullar ne kadar zor, durum ne kadar umutsuz gibi gözükse de, vatanı ve milleti için her zaman yapacak bir şeyi olduğuna inanan büyük bir insandı. Atatürk'ün hayatı incelendiğinde, tüm yaşamı boyunca en büyük amacının Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak olduğu ve bu yolda yapılan büyük mücadelenin de derin bir vatan ve millet sevgisinden ilham aldığı açıkça görülecektir. Gerçek sevgi ve bağlılık olmadan, böylesine büyük başarılar elde edilemeyeceği açıktır. Bir insan vatanını korumak ve kurtarmak için verdiği mücadelede hiçbir zorluktan yılmıyor, en içinden çıkılmaz gibi görünen durumlar karşısında dahi akılcı ve etkili çözümler üretebiliyor, zafere olan inancını ve azmini a sla kaybetmiyor ise, bu, uğrunda mücadele verdiği değerlere sarsılmaz bir bağlılık duyduğunun en önemli göstergesidir. Atatürk'ün ideali, bağımsız bir vatan üzerinde, güçlü bir milli birlik anlayışına sahip bir millet ortaya çıkarmak ve bu milletin hiçbir engel tanımadan çağdaşlaşma yolunda ilerlemesini sağlamaktır. Türk Milleti'nin çağdaş milletler seviyesine yükselmesi gerektiğine inanan, bu düzeye çıkma hakkına sahip bir millet olduğu gerçeğini tam anlamı ile kavramış olan Atatürk, vatan ve millet sevgisi sayesinde, kimsenin düşünemeyeceği, düşünse bile gerçekleştirmesinin mümkün olamayacağı bir başarı.kazanmıştır.

            "Türklerin vatan sevgisi ile dolu göğüsleri, düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima bir duvar gibi yükselecektir" sözleri ile vatanseverliğin önemine dikkat çeken Atatürk, milletini seven, milletine sadık ve milletine güvenen gerçek bir Türk milliyetçisidir. Ve şu önemli gerçek de göz ardı edilmemelidir ki; vatanını ve milletini herşeyin üstünden tutan, bu derin sevgi için gerektiğinde kendi canını dahi tehlikeye atan Büyük Atatürk'ün bize bıraktığı en önemli miraslardan biri vatanseverlik ve millet aşkıdır. Atamızın bizlere bıraktığı büyük mirası onun bizden beklediği gibi değerlendirebilmek, ülkemizi onun bize bıraktığı noktadan hep daha ileriye götürebilmek, Türk Milleti'ni, tarihine yakışır bir makama ulaştırabilmek için yapılması gereken, Atamızın izinden yürümektir. Tüm vatanseverlerin ve gerçek Türk milliyetçilerinin kendilerine örnek alabilecekleri en güzel örnek, hiç şüphesiz Atatürk'tür. Atatürk ise, "Benim, Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar" sözleri ile bize hedefe ulaşacak en kısa yolu göstermektedir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİRLEŞTİRME VE BÜTÜNLEŞTİRME GÜCÜ VARDI

Tesanüt, Milli Birlik ve Beraberlik Anlayışı

Atatürk'ün bizzat şahsi yaşantısını, mücadelelerini, konuşmalarını incelediğimizde bağımsızlık, milli iradeye güven ve millet iradesini hakim kılma arzusunun Atatürk'te aşk haline dönüşmüş olduğunu müşahede ederiz. Tüm iradelerin iflas ettiği anda da onun iradesini güçlü kılan bu aşktır. Çanakkale'de onu öne çıkaran, Trablusgarp ve Filistin'e gönderen, Samsun'a çıkaran hep bu aşktır.

Milli Birlik, Büyük Atatürk'ün ciddiyetle gözettiği ve bize miras bıraktığı en önemli esaslardan biridir, ve onun bu birlik ve beraberliği oluşturma hususundaki ilk temel ilkesi milliyetçiliktir. Atatürk'e göre; Türk Milleti din, kültür, ideal birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu bir bütündür. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk Milleti'nin görevidir.

Vatanın dahili ve harici herhangi bir tehlikeden en az fedakarlıkla, en kısa zamanda kurtulması için yegane çare, herhangi bir seferberlik davetine her vatandaşın derhal, bir an kaybetmeksizin icabet etmesidir. 
Mustafa Kemal Atatürk

 

Atatürk, tören birliğini denetlerken görülüyor. 
(6 Haziran 1921)

Atatürk, Harp Akademileri tatbikatında. 
(28 Mayıs, 1936)

Daha önce de belirttiğimiz gibi Atatürk milliyetçiliğinin yeryüzünde var olan diğer milliyetçilik akımlarından ayrılan en önemli özelliği çağdaşlık ve medeniyet yolunda ilerleme ve gelişme konusunda olduğu gibi, milletlerarası temaslarda da bütün milletlerle paralel olmasıdır. Türk Milleti diğer ülkelerle uyum sağlar, bütün milletleri ve insanlığı sever. Ancak Türk milliyetçiliği Türk Milleti'nin şeref ve çıkarlarına kastedilmesine ise asla izin vermez. Atatürk Türk milliyetçiliğini tanımlarken, özellikle milli karakter ve milli ideale önem vermiş, Türk Milleti'nin yüksek karakterini, çalışkanlığını, zekasını vurguladıktan sonra, milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmeyi başardığını ifade etmiştir. Büyük Önder milli birlik duygusunu sürekli besleyerek geliştirmenin de, milli davamızın önemli bir unsuru olduğunu sıklıkla belirtmiştir.

Atatürk milli birlik ve beraberliğe dayanmayan hiçbir işin başarı getirmeyeceğine inanıyordu. Milli Mücadele yıllarında, İslam'dan aldığı tesanüt anlayışını tüm ulusa aşılamış, Türk insanını ortak bir şuur altında toplamıştır. Bu ruh sayesinde, içte ve dışta tam bağımsız, ekonomik gücü yüksek, milli iradeye dayanan, çağdaş, özgür ve şerefli Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş ve bugünlere gelmesine vesile olmuştur.

Atatürk'ün kurduğu ve genç kuşaklara emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasaları, milliyetçiliğe önemli bir yer vermiştir. 1924 Anayasası'na 1937 yılında yapılan ilaveler sırasında, milliyetçilik, diğer ilkelerle birlikte, devletin temel ilkelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Cumhuriyet döneminin öteki anayasalarında da milliyetçilik, temel ilke olarak yer almıştır.

Tam anlamıyla inançlı bir milliyetçi olan Atatürk, fikir ve devlet adamı olarak, acı günler yaşayan Türk Milleti'ni yeniden güven duygusuna kavuşturmuş; Osmanlı Devleti'nin çöküş dönemlerinde halkta ve kimi aydın kesimde oluşan ümitsizlik ve güven eksikliğini yok edip, bütün millete Türk olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşatmıştır. Öyle ki Milli Mücadele yıllarında tüm yabancı devlet adamları, diplomatlar ve dünya basını Mustafa Kemal önderliğindeki hükümetten kısaca "Milliyetçiler" diye söz eder olmuşlardı.

Atatürk'ün milli birlik ve beraberlik anlayışı, aynı amaç ve aynı kültür çevresinde toplanmış insanların birbirlerine kenetlenmesini gerektirir. Kuran-ı Kerim'in pek çok ayetinde de Müslümanların kendi aralarında birlik olmaları söylenir, birlik anlayışında yardım, bereket ve kudsiyetin olduğu ifade edilir.

Saf Suresi'nin 4. ayetinde "Hiç şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever" buyurulmaktadır. Yine başka bir ayette de "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın…" ifadeleri yer almaktadır.

Milli birlik beraberlik anlayışını, işte Kuran-ı Kerim'de tarif edilen bu inancından alan Türk Milleti, bu manevi gücün tesiriyle başarılar kazanarak tarihe adını yazdırmıştır. Atatürk, "Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir milletiz" ifadesiyle de birlik olmanın önemini vurgulamıştır.

Şüphesiz ülke olarak sorunlarımızın çözümü, hiçbir bölücü ve ayırıcı unsura izin vermeden ortak ülkü, inanç, irade ile seferber olmak ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamaktır. Yani Atatürk'ün söylediği gibi;

Vatanın dahili ve harici herhangi bir tehlikeden en az fedakarlıkla, en kısa zamanda kurtulması için yegane çare, herhangi bir seferberlik davetine her vatandaşın derhal, bir an kaybetmeksizin icabet etmesidir.

Atatürk, Türk Milleti'nin bu inanç, ülkü ve davasının temelini İslam ahlakından aldığını belirterek; fertler arası samimiyet, kardeşlik, iman ve işbirliği ile mücadelelerin kazanıldığını söylemiştir. 1923 yılında; "Bir memleketin başarısı mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşması ile mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güçbirliği etmesi ve ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir, Aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, aynı esasa dayanarak ve aynı şekilde yürüyelim" diyerek konunun ehemmiyetine dikkat çekmiştir.

Ulu Önder, milli birlik ve beraberliğin sağlanmasında Milli Eğitimin öneminin büyük olduğunu söyleyerek bunun gerekliliği üzerinde de hassasiyetle durmuştur:

Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce ve herşeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir.

Dünyada, uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık yoktur.

Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek yetiştireceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenim sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devletine, TBMM'ne, düşman olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan millet için yaşama hakkı yoktur. (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 2, 1952, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları)

  Ad Soyad
  Yorum