A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ İçerik Ekle
Atanasyus, İman, Açıklaması, , Ya, da, İslam, Yolculuğum
Atanasyus İman Açıklaması: Ya da İslam Yolculuğum

Atanasyus İman Açıklaması: Ya da İslam Yolculuğum
Abdu"l-Hakim Murad   

Modern teknolojinin hızla dünyanın sonunu getirdiğine ilişkin endişelere karşılık akl-ı selim sahibi insanların çözüm arayışları devam ediyor. Bu bağlamda dine dair sorgulamaları neticesinde İslam"ın sorunu büyük ölçüde giderebileceği inancı Batılı entelektüelleri İslam"a yakınlaştıran önemli bir faktör.

Abdu"l-Hakim Murad "sonpeygamber.info" okuyucuları için özel olarak kaleme aldığı yazısında bir muhtedinin ihtida tecrübesini anlatmanın yanı sıra Hırıstiyan inancının temel iman esaslarını ve felsefesini de sorguluyor. Yazar, ihtidayı felsefi ve sosyolojik açıdan temellendirdiği ilk bölümde mühtedilerin, geçmişte olduğu gibi günümüzde de İslam dünyasına entellektüel anlamda katkı sağlaması gerektiğini ve marjinal figüran rolünden kurtulması gerektiği yorumunu yapıyor.

Aileden devraldığı eleştirel bakış açısının etkisiyle sürdürdüğü arayışını, İslam yolculuğunda uğradığı durakları, İslam"ın peygamberlik algısı ve İslam Peygamberinin kendisini nasıl etkilediğini bundan sonra yayınlanacak olan bölümlerde ilgiyle okuyacaksınız.




Abdu"l-Hakim Murad Kimdir?

I. BÖLÜM: Günümüzde Mühtediler İslam Dünyasına Nasıl Bir Katkı Sağlayabilir?

Eski bir kilisede kalbim benden tövbe etmemi isteyen

bir mihrab"dır, eski fakat hatırlanan günahların silintisi.

                                                                                                (Sünbülzade Vehbi)

Bu anı bazı Türk arkadaşlarının ısrarlı isteği üzerine eski hayatı Anglikan Hıristiyanlık ile şekillenmiş fakat daha sonra İslam"ı seçmiş bir monoteist tarafından kaleme alınmıştır. Eski Osmanlı şiirinde cami haline getirilen bir kiliseyi anlatan kilise-camii metaforu gibi bu adam da mimari yönden farklıydı, fakat hak edilmemiş bir ilerlemenin sembolüydü: O mühtedi, kılavuzluk nesnesi, bir zamanlar ruhani bir göçmen ve her tarafı düşmanlar tarafından saldırıya uğrayan İslam"ın alem penah olduğu bir semboldü. Richard Bulliet İslam"ın gücünün her zaman enerji ve bazen de ‘uçlarda yaşayan" din değiştirenlerin can sıkıcı coşkusunu miras kalan dinin biçimlendirilmiş geleneksel dünyasına katan mühtediler tarafından korunduğunu düşünmektedir. Belki de dine yeni katılan bu kişilerin, İbn Haldun"un yorumuyla, Tanrı ile yeni ve çoğunlukla püritanik bir yeniden bağlantı kurmak için dönemsel olarak sakin kaleleri istila eden çöl insanlarına (bedevi) benzediklerini ima ediyor.

Tabi ki gerçek şu şekildedir; kıblesi daha büyük bir tapınağın çaprazında bulunan bir insan tipik olarak verdiğinden fazlasını alır. Özellikle modern koşullar altında minnetle cankurtaran botuna binerek İslam"a sığınan kişi zaten güvertede olan şeylere az bir katkı yapar. Daha önceki çağlarda İbrahim Müteferrika, Ali Ufki ve Abdullah el-Tercüman gibi insanlar Müslüman olmuştu (daha da geriye, Salman"a ve Suheyb"e kadar gitmeli miyiz belki). Rakip kültürler kutsal kültürlerdi ve İslamiyet"i yeni benimsemiş bu kişiler, amaçları bir ya da birkaç Tanrıya hizmet etmek olan büyük medeniyetlerde eğitilmişlerdi. Öyleyse günümüzde Batılı mühtediler gerçekte hangi zenginlikleri, hangi enerjiyi beraberlerinde getirebilir? "Bizler ayrımcı zevki için pohpohlanmak istenen fakat bu ayrımcı zevki onun pohpohlanmasını sağlayacak bir hoşlanmadan öteye geçmeyen, bir züppenin üst düzey insanlara sığındığı gibi marka adlarına ve kaliteli ürünlere sığınan o ölümcül modern tür olan "tüketici" olarak, giderek mutlakçı hale gelen liberal kapitalizm tarafından yetiştirilen Mammon"un oğulları ve kızlarıyız. Kimsenin ‘bir şey" olmadığı ya da artık ‘şu anda olduğu kişi" olmak istemediği bir yerde tüm bir toplum belli belirsiz ortaya çıkıyor. İşte başka bir Nietzschevari kabus."

Batı"da birkaç yıldır Müslüman toplumlarındaki yeni İslamcı hermenötik algı ile ilgili hararetli tartışmalar ne yazık ki yetersiz bir meşruiyet arayışı çerçevesinde sürüyor. Ürünleri uzun süredir kirletilmiş topraklarda yetişen Batı"nın dinî olarak ne kadar verimli olacağı belirsiz. "Işık Doğu"dan yükselir" şeklindeki antik kinaye belki de şu an hiç olmadığı kadar doğru. Geçtiğimiz çağda yaşamış Britanyalı Müslüman bir şair şu dizeleri yazıyor:

            Binlerce yıl doğdu güneş,

                        Doğu renklerinin parlaklığında,

            Binlerce yıl örttü güneşi Batı

                        Kasvet ve gözyaşları içerisinde çiğlerinden.

            Böyle olsa da, Doğu sabahında,

                        İman, gerçek! - saf Allah"a ait, O"na,

            Doğdu, Yeryüzü, güzelliğiyle, tezyin,

                        Ve battı, Batı - ve karardı, onun güneşi.

            Ey inananlar! İman"ın sabahına inanın!

                        Kendinizi tanıyın, Allah en iyisini bilir!

            Görün, Doğu"nun Işığını, döndürürken

                        Saf İslam huzmelerini Batı"nın üzerine.


Çocukluk yıllarımda modern koşulun bayağılığından kurtulmak için sonsuz bir istek ile modern koşula karşı derin bir yabancılaşma içerisinde yaşadığımı hatırlıyorum. Bu, sosyolog Max Weber"in de kabul ettiği gibi doğal kısıtlamaların demirinin kendimizin ürettiği çelik bağlarla değiştirildiği ve hiçbir politik çözümün bizi kurtaramadığı kötü bir yabancılaşmanın yaşandığı ‘çelik kadar sert bir kabuğun" (stahlhartes Gehäuse) içerisinde hapsolmuş gibi görünüyor. Weber kötümser bir şekilde insanın mutluluğunun ve başarısının, tüm mantığı insan öznesini bir tüketici ve üreticiden başka bir şey olmayan bir varlık şeklinde yeniden oluşturmaya çalışan makine çağında kısıtlanmış olduğundan emindi. Aydınlanma çağından beri Batı"nın kişisel tatminin temeli olarak aldığı bireyleşmenin esas prensibi bizim ‘diğer"i artan bir şekilde sadece manipülasyon için iyi olan bir obje olarak görmemizi sağlamıştır ve sonuçlar yıkıcı olmuştur. Aile, komşuluk ve toplum çelik kabukta yakalananlar için tefekkür, dua, ve kendisi dışındaki her türlü amaç için varolan sanat kadar uygunsuzdur. Herbert Marcuse 1960"larda zincirlerinin gücünün aynı anda birçok yerde mevcut bulunma kabiliyetinden, teknik yeterlilikten ve görünmezlikten kaynaklandığı teknolojiyi kullanabilen totaliter bir gerçeklik içerisinde seçim ve özgürlük retoriğinde sıkışmış ‘Tek-Boyutlu İnsan"dan bahsetmişti.

Bilim temelli totaliterciliğin karşısındaki yirminci yüzyıl ortası kötümserliği Marx"ın deterministik iyimserliğinin (doğal seleksiyonun ahlaki bir sonucu olduğu fikri) çöküşü ile birlikte paradoksal bir şekilde azalmış gibi görünüyordu ve kısa bir süreliğine Aydınlanmanın esas rüyasının gerçeğe dönüştürülebileceği yolunda bir düşünce hakimdi. Ancak, 1970"lerin populer kültüründe çoktan hissedilen Doğu Bloğu"nun çözülmesi Batı"nın ileri teknoloji zevk dünyasının amaçsızlığının altını çizmişti. Doğal çevre, teknolojimizin bizi korumak için geliştirilen zeka ile bizi tehdit ettiği tek bir tiyatro sunuyor. Walter Benjamin"in ifade ettiği üzere:

Homeros"un zamanında Olimposlu Tanrıların tefekkür objesi olan insanoğlu şimdi kendi başına. Kendine karşı olan yabancılaşması öyle bir noktaya geldi ki kendi yıkımını ilk emrin estetik bir zevki olarak yaşayabilir.

Yeni turbo itmeli fakat şüphe dolu milenyumumuzda kim Benjamin"i endişelendiren tehlikelerin daha fazla ve daha ölçülemez olan tehlikelerin gölgesi altında yaşadığımızı inkar edebilir. Britanya Bilim Geliştirme Kurulu"nun başkanı Martin Rees şu değerlendirmeyi yapıyor: ‘Dünya üzerindeki mevcut medeniyetimizin bu yüzyılın sonuna kadar ayakta kalma şansının yüzde elliden fazla olmadığını düşünüyorum."Ciddi şekilde icra edilen sanat, şiir ve tiyatro bu kalıcı huzursuzluğu yansıtıyor.

O halde hikayesi hediye getirmek için Batılı olan mühtediye neden sorasınız ki? Ruhsal olarak, aslında bir zamanlar insan gelişimi olarak tanımlanan bütün başarımlar bağlamında, bizim ‘Batı Dünyamız", sonuçları onun kaderini düşünmekten korkutacak bir önemsizleştirmeye dönüşen bireyselci proje için, kendi gelişiminin kaynaklarına sırt çevirerek kendini verimsiz bir hale getirmiştir. Çocuklaştırma projesine İslam"ın kesinlikle karşı çıkması çağımızın büyük bir gerçeğidir; ve Müslümanların cinsiyet, cinsellik, dua, sanat ve doğanın anlamı gibi alanlarda tarihsel insan normalliğine saygı duyma konusundaki inatçı ısrarı Tanrı"nın devam eden iyiliğinin açık bir işaretidir. Fakat müht cemaatleri bu sürükleyici dramda bugüne değin en fazla figüran olarak marjinal bir rol oynamışlardır.

Ekleyen: by LordaEr0n

  Ad Soyad
  Yorum