A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
ANADOLU SELÇUKLULARI

ANADOLU SELÇUKLULARI

 ANADOLU SELÇUKLULARI

 

1077 yılından 1308 yılına kadar sürmüştür... 3 Döneme ayrılır.

 

1) Kuruluş Devri ( 1077-1204 )

2) Genişleme Devri ( 1204–1243 )

3) Zayıflama Devri (1243-1308 )

 

KURULUŞ DEVRİ:

 

         Diğer adı  Türkiye Selçukluları olan Anadolu Selçuklularını Arslan Yabgu'nun torunu Süleyman Şah Kurmuştur. Bunların Anadolu’ya girmeleri 1071 yılında Büyük Selçukluların Malazgirt Savaşını Kazanmasıyla başlamıştır.  Türklerin bu savaştan sonra Anadolu’ya akınları sürmüş ve bu akınlardan sonra akıncılar, doğudaki karargahlarına dönmüşler ve bu ülkeye  yerleşmeye çalışmamışlardı. Malazgirt savaşından sonra Bizans’ın askeri gücü zayıfladığı için Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başladılar.

 

             Malazgirt Savaşının Türkler açısından sonuçları;

  • Anadolu’nun kapısı Türklere açıldı.
  • Türkler Anadolu’yu fetih edip bir çok devlet ve beylik kurdular. ( Bu devletlerden biri ANADOLU SELÇUKLULARI)
  • Anadolu Türklerin değişmeyen 2. Yurdu oldu.

 

 Malazgirt Savaşının Bizans açısından sonuçları;

  • Bizans çöküş dönemine girdi.
  • Batıya doğru çekilmeye başlayıp Anadolu’yu kaybetti.
  • Haçlı Seferlerinin doğmasına sebep oldu.

(Daha çok sonuç vardır ama sadece Anadolu Selçuklularını ilgilendiren bölümler alındı.) (*
)

      

Alp Arslan’ın ölümünden sonra Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve yanında 3 kardeşi ile birlikte Anadolu’ya geldiler. Bunlardan ikisi Fatımi halifesinin hizmetinde Selçuklularla savaşınca tutsak düştüler ve Is. Melikşah’a gönderildi. Süleyman Şah Konya’yı aldı ve Süleyman Şah ve ağabeyi Mansur Bizans’taki taht kavgalarından yararlandılar. Önce Anadolu’da Mikhael  XVII’ye  karşı bir ayaklanmayı yöneten Nikephoros Botaniates’i, daha sonra Nikephoros  Melissenos’u desteklediler. Bu arada Melikşah’ın Anadolu’ya gönderdiği komutanı Porsuk, Mansur’u öldürdü ama bir şey elde edemeden geri döndü. Bizans ta ki taht kavgasını Alekios Komnenos’un kazanması üzerine Süleyman Şah Melissenos’un korumasını Türklere bıraktığı kaleleri, bu arada karargahı olan İznik’i bırakmadı ve İznik’i başkent yaptı. Alekios, Süleymanşah la bir antlaşma yaparak zaten elinde bulunan Anadolu’da onun egemenliğini tanımak zorunda kaldı. Doğu’ya yönelen Süleymanşah 1082-1084 arasında Tarsus, Adana, Masisa, Anabarza ve bütün Kilikia’yı zapt etti. Antakya’ya savaşsız giren Süleymanşah Halep’i kuşattığı sırada  Tutuş ve Artuk’un yönetimindeki Büyük Selçuklu Kuvvetlerine yenildi ve intihar etti.

 

 

Süleyman Şah’ın Ölümünden Sonra Anadolu’da Meydana Gelen Olaylar

Süleymansah'in ölümünden sonra özellikle Anadolu'nun bati kesiminde ve Marmara bölgesinde vuku bulan olaylar hakkındaki bütün bilgimizi Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya borçluyuz. Anna Komnena'nin Alexiad adli eseri bilhassa kronolojik bakımdan çok karışık olmasına rağmen Türkiye tarihinin yaklaşık 40 yıllık bir kısmı için tek kaynaktır.

Yukarıda temas ettiğimiz gibi Süleymansah 1084 yılı Aralık ayı içerisinde Antakya’yı fethetmek için yola çıkarken İznik ve civarını Ebu'l-Kasim adındaki bir Türk beyine bırakmıştı. Ülkenin diğer bölgelerinin idaresi de muhtelif Türk kumandanlarına tevdi edilmişti. Süleymansah'in Tutus'a mağlup olup intihar etmesinden sonra fırsattan istifade eden Bizans imparatoru Alexios'un Türklerin eline geçmiş olan Karadeniz kıyısındaki sahil şehirlerini geri almaya muvaffak olduğu anlaşılmaktadır. Onun bu hususta Süleymansah'in ölümünden faydalanarak Anadolu'daki Türkleri kendine bağlamak için gayret eden Sultan Meliksah'in hiç tahmin etmeden verdiği bir fırsatı gayet iyi kullandığını görmekteyiz. Sultan Melik sah bir adamını imparator Alexios'a göndererek ona sıhriyet (evlilik) yoluyla bir ittifak tesis etmeyi teklif etmiştir. İmparator buna razı olduğu takdirde sultan sahildeki Türkleri geri çağırmayı, bu yerleri imparatora iade etmeyi ve gerektiğinde kendisine yardımcı olmayı taahhüt etmiştir. Ancak elçi sultana ihanet ederek imparator için çalışmıştır.

Süleymansah'in ölüm haberi, onun muhtelif bölgelere tayin etmiş olduğu Türk beylerinin bağımsız hareket etmelerine sebep oldu. Bunlardan hükümet merkezi İznik’i elinde bulundurduğu için en nüfuzlusu olan Ebu'l-Kasim hiç tereddüt etmeden, kendisini sultan ilân ettiği gibi kardeşi Ebu'l-Gazi'yi de Kayseri ve civarına Emîr tayin etti. Becerikli ve gayet ihtiraslı bir kimse olan Ebu'l-Kasim bundan sonra Marmara sahillerine akınlar yaparak bütün bölgeyi yağmalamamaya başladı. Bunun üzerine imparator Alexios, Türk akıncılarını sahilden geri sürdü ve Ebu'l-Kasim'i barış istemeğe mecbur etti. Ancak Ebu'l-Kasim barış müzakerelerini devamlı olarak uzattığından, imparator nihayet İznik üzerine bir kuvvet sevk etmeye mecbur kaldı.

İleride de göreceğimiz gibi Alexios Porsuk'un büyük bir ordu ile yaklaşmakta olduğunu bildiğinden bu kuvvete karsı yalnız kalmak istememiş ve Türk'ü Türk'e kırdırmayı tercih etmiş olmalıdır. O belki de bu sebepten dolayı Ebu'l-Kasim'in tamamiyla güçsüz kalmasını arzu etmemişti. Alexios her halde bas basa kaldıkları takdirde Ebu'l-Kasim'i yola getirebileceğini İznik, İzmit ve civarını onun elinden alabileceğini tahmin ediyordu.

Bütün bu olayların vuku bulduğu tarih hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Cl. Huart Porsuk'un Anadolu'ya gönderilisini 1088 olarak tarihleşmekte, onun Konya ve civarını Aksaray’ı aldıktan sonra İznik üzerine yürüdüğünü, fakat basari kazanamayınca geri çağırılıp yerine Urfa emri Bozan'ın tayin edildiğini söylemektedir. Selçuklu tarihi hakkında yazılan diğer eser ve makalelerde de tarih verilmemektedir. Yalnız I.Kafesoğlu, Porsuk'un takriben 1089 sonlarına doğru İznik’e gelebildiğini, fakat 3 aylık bir muhasaradan sonra bir netice alınamayınca geri çağrıldığını ve bu görevin Emir Bozan'a devredildiğini kaydeder.

Muhtemelen 1090 yılı ortalarında Bizans kuvvetlerine mağlup olan Ebu'l-Kasim daha sonra İznik’e çekilmişti. Ancak Porsuk'un Anadolu içinde bağımsız davranan muhtelif Türk beylerini itaat altına aldıktan sonra İznik’e yaklaşmakta olduğu sıralarda imparator Alexios Ebu'l-Kasim'a haber önererek onu İstanbul’a davet etti. Anlaşıldığına göre Bizans hükümdarı Ebu'l-Kasim'a Porsuk'a karsı ittifak teklif etmiş ve onu bundan dolayı İstanbul’a davet etmişti. Onun bu arada bir taraftan da Türklerin elinde bulunan İzmit’i ele geçirmek istediği bellidir. Ebu'l-Kasim İstanbul’da gayet iyi karşılandı. Hemen her gün kendisine ziyafetler veriliyor, hipodromda şerefine at ve araba yarışları tertip ediliyor ve İstanbul’da kalma müddeti her vesile ile uzatılmaya çalışılıyordu. İki taraf arasında barış ve ittifak müzakereleri yapıldığı sırada ise Alexios, inşaat malzemesi mimarlar ve isçiler yüklediği gemileri İzmit’e yolladı. Bunlar İzmit’i kontrol altına alacak yeni bir kale inşa etmekle görevlendirilmişlerdi. Kalenin inşası bittikten sonra imparator Ebu'l-Kasim'a pek çok hediyeler vererek onu Iznik'e uğurladı. Ebu'l-Kasim olup-bitenden haberdar olunca kadere boyun eğmek zorunda kaldı. Bu sırada Porsuk İznik yakınlarına kadar gelmiş ve Ebu'l-Kasim ona karsı imparatorun yardımına muhtaç olmuştur. İmparatorun hareket tarzına ve hilekârlığına çok içerleyen Ebu'l-Kasim bir müddet için kendi imkânları ile Porsuk'un kuvvetlerine karsı İznik’i korudu. Ancak sonunda yardim rica etmek için imparatora müracaat etmek zorunda kaldı. Bizans imparatorluğu bu sırada Peçeneklere karsı büyük bir ölüm kalım mücadelesi içinde idi. İmparatorun bu cepheden ayıracak kuvveti yoktu. Buna rağmen Ebu'l-Kasim'a yardim mecburiyetini hissetti. İznik Porsuk'un eline geçecek olursa burayı Büyük Selçuklu imparatorluğundan kurtarıp geri almak hemen hemen imkânsız olacaktı. Bu münasebetle küçük bir askeri birliği imparatorluk sancakları vermek suretiyle Ebu'l-Kasim'a yardıma gönderdi. Bu yardim yolu ile Porsuk'u geri çekilmeye zorladı ve imkân bulursa İznik’i kendi adına zaptetmeyi umuyordu. Porsuk'un şehri üç ay kuşatmasına rağmen basari sağlayamadığını gören Selçuklu sultani Meliksah İznik’in zaptından vazgeçmedi ve buraya değerli kumandanlarından Urfa emeri Bozan'i gönderdi. Bozan'in şehri hücumla zaptetmek için birbiri arkasına yaptığı teşebbüsler Ebu'l-Kasim'in şiddetli müdafaası ve imparatordan istediği yardımı elde etmesi sebebi ile bir türlü netice vermedi. İmparator bu sırada Peçenek problemini halletmiş olduğu için biraz olsun ferahlamış bulunuyordu. Bozan bu şekilde İznik’i zapt edemeyeceğini anlayınca muhasarayı kaldırdı. Ebu'l-Kasim'in da bu sıralarda bağımsız hüküm sürmek imkânının yok olduğunu fark ettiği anlaşılmaktadır. Herhalde imparatorun kendisine ne maksatla yardim ettiğini anlamıştır. Belki de imparatorla Meliksah arasında bir anlaşma yapılacağını haber almıştı. Bu sebeple o doğrudan doğruya büyük sultana müracaat ederek Iznik'i onun valisi sıfatı ile idare etmeyi ümit ederek büyük hediyeler hazırladı ve kardeşi Ebu'l-Gazi'yi Iznik'te vekil bıraktıktan sonra sultanin yanına gitmek üzere Isfahan'a doğru yola çıktı. Kaynakların verdiği bilgiye göre Ebu'l-Kasim bütün rica ve ısrarlarına rağmen Meliksah tarafından huzura kabul edilmemiş ve kendisine Anadolu içinde tam yetki verilmiş olan Emîr Bozan ile anlaşması tavsiye edilmiştir. Arzusuna ulaşamayan Ebu'l-Kasim dönüş sırasında arkasından gönderilen bir müfreze tarafından yakalanarak yayının kirişi ile boğdurulmuştur. Bu hadisenin Meliksah'in Bagdat'a gitmek üzere Isfahan'dan hareketinden kısa bir süre önce yaklaşık Eylül-Ekim 1092 tarihinde cereyan ettiği söylenebilir.

Ebu'l-Kasim'in ölümünden sonra Ebu'l-Gazi İznik’i elinde tutmaya devam etti. Tam bu sıralarda Sultan Meliksah'in vefat etmiş olması onu Bozan'dan kurtarmış oldu. Zira Bozan bütün kuvvetleri ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti'nde zuhur eden karışıklıklarda önemli rol oynamak üzere Suriye'ye doğru hareket etti. Imparator Alexios bu defa Ebu'l-Gazi'yi hediyeler ve vaatlerle kandırıp İznik’i kendisine terk etmesini sağlamaya çalıştı. Ebu'l-Gazi ise belki de henüz ağabeyinin ölüm haberini almamış olduğundan dolayı imparatoru oyalamakla yetindi. Ancak Sultan Meliksah'in 1092'de ölümü Isfahan'da tevkif etmiş olduğu Süleymansah'in oğullarının serbest bırakılmalarına sebep oldu. Muhtemelen Berkyaruk tarafından serbest bırakılan Süleymansah'in iki oğlu Kılıç Arslan ve Kulan Arslan Isfahan'dan süratle Anadolu'ya geldiler. Yaklaşık 1092 sonunda veya 1093 yılı baslarında Iznik'e vardılar. Zira bilindiği üzere Sultan Meliksah'in hanimi Terken Hatun küçük oğlu Mahmut’un Selçuklu tahtına çıkmasını sağlamak ümit ve arzusu ile Meliksah'in ölümünü bir müddet gizlemişti. Böylece haberin başkent Isfahan'a ulaşması ve Kılıç Arslan ile kardeşinin buradan hareketleri ve İznik’e varışları her halde uzunca bir müddet almış olmalıdır. Bizans tarihçisi Anna Komnena'nin rivayetine göre Iznik'te bulunan Türkler Selçuklu sah zadelerinin gelişini büyük bir sevinçle karşıladılar. Ebu'l-Gazi'de hiç direnmeden iktidarı Kılıç Aslan’a devretmiştir. Büyük Selçuklu merkezinden kaçarak Anadolu'ya gelen Kılıç Arslan ve kardeşinin babaları Süleymansah'a tabi olmuş bulunan Orta Anadolu'dan kuvvet topladıkları anlaşılmaktadır. Bunların bu kuvvetlerle birlikte İznik’e gelmeleri ve İznik hükümetini devralmaları yukarıda belirttiğimiz gibi en erken 1092 sonu veya 1093 yılı baslarında olabilir.

I.Kılıç ARSLAN Dönemi

Kılıç Arslan’ın yetkisi sadece İznik ve çevresini kapsıyordu ve Kılıç Arslan; İzmir ve çevresinde Çaka Bey, Amasya, Niksar ve Tokat çevresinde Danişmentliler. Diyarbakır bölgesinde Artuklular, Erzincan ve çevresinde Mengücekliler bulunuyordu.  Ve Kılıç Arslan en çok Çaka Bey’le uğraşmak zorunda kalıyordu. Çaka Bey, Peçenek Türkleriyle iş birliği yaparak Bizans’ı ortadan kaldırmak istiyordu ve Bizans için büyük bir tehlike oluşturmaktaydı. Bu sırada Çaka Bey kızını Kılıç Arslan’la evlendirmişti ama bu evlilikten sonra Kılıç Arslan’ın kafasına Çaka Bey’in giderek büyüdüğü takıldı ve ona gelen ve içinde "Çaka Bey senin devletini ele geçirmek istiyor" içerikli bir mektup geldi ve  Bizans’da Kılıç Arslan’la ittifak yaptı ve sonra Kılıç Arslan kayınpederini öldürdü çünkü bu hem Kılıç Arslan’ın hem de Bizans’ın işine geliyordu.    ve Kılıç Arslan doğuya yönelerek Mezopotamya ile Anadolu yaylasını birbirine bağlayan bir merkez konumundaki Malatya’yı kuşattı. Bu sırada Bizans uslu durmuyor Haçlı seferlerinin başlamasını istiyordu.  Ve Haçlı seferleri başladı ve Haçlılar İznik’i kuşattılar.  Kılıç Arslan Malatya’dan vazgeçerek İznik doğru yola çıkmasına karşın kuşatmayı engelleyemedi. Haçlıların Türkler açısından en önemli sonucu, Türkleri kıyılardan içerdeki yaylalara çekilmeyi zorlaması oldu. Ve Kılıç Arslan savaşları sadece Haçlıları yıpratmak için yapmıştı. Birinci Haçlı fırtınası geçtikten sonra  Konya’yı başkent yapan Kılıç Arslan Bizans’la ittifak yaparak doğuya tekrar yöneldi.

DANİŞMENTLİLERİN SELÇUKLULAR ÜZERİNDE ETKİSİ VE KARŞILAŞMALARI (*
)

Dânismendliler 1071-1178 yılları arasında Sivas, Amasya, Tokat ve Malatya ile civarlarında hüküm süren bir Türk beyliğidir. Sultan I. Kiliç Arslan'in Haçlılarla meşgul olduğu sırada Danismendli Gümüstekin Gazi 1100 yılında Ermeni Gabriel'in elinde bulunan ve daha önce Sultan Kiliç Arslan tarafından da muhasara edilmiş olan Malatya'ya hücum etti. Zor durumda kalan Gabriel haçlı reislerine haber gönderip acil yardim istedi. Bunun üzerine Antakya prinkepsi (prens) Bohemund yola çıkarak Dânismendli Gümüstekin Gazi üzerine yürüdü. Fakat mağlûp oldu ve esir alınarak önce Sivas'ta daha sonra da Niksar'da hapsedildi. Bu durum İslâm dünyasında büyük bir sevinç uyandırdı. Haçlılar ise çok büyük endişeye kapıldılar. Bohemund'u kurtarmak için harekete geçen bir haçlı ordusu yukarıda temas edildiği gibi 1101 yılında Ankara’yı zaptederek yol boyunca pek çok köy ve kasabayı tahrip ve yağma etti. Ayni maksatla harekete geçen başka bir haçlı ordusu da Anadolu topraklarına girmişse de Dânismendli Gümüstekin Gazi Halep Selçuklu meliki Rıdvan ve diğer emîrlerle işbirliği yapan Sultan Kılıç Arslan bu haçlı ordusunu Merzifon yakınlarında tamamen imha etmiştir. Ne yazık ki bu gelişmeler Anadolu Selçuklularıyla Dâ-nismendliler arasındaki işbirliği ve ittifakın bozulmasına sebep olmuştur.

Müşterek düşmanın imhâ edilmesinden sonra 1102 yılında Malatya’yı ele geçiren Danismendli Gümüstekin Gazi ile Sultan Kılıç Arslan arasında rekabet başladı. 1103 tarihinde Maras yolu ile Antakya üzerine yürümekte olan Kılıç Arslan Danismend Gazi’nin Bohemund'u 100 bin dinar fidye karşılığında serbest bıraktığını, esirler arasında bulunan Richard'in da salıverilmesi maksadıyla imparator Alexios Komnenos ile müzakereye giriştiğini öğrenince hem Anadolu Selçuklu Sultani hem de müttefiki olması itibarıyla alınan fidyendin yarısının kendisine verilmesini istedi. Fakat Gümüstekin Gazi bu teklifi reddedince onun üzerine yürüdü ve 1103 yılında mağlûp etti.

 

 

Kılıç Arslan, Danişment Gazi’nin ölümünden sonra Malatya’yı ele geçirdi. Ardından Büyük Selçukların nüfuz alanındaki Harran ve Musul’ a girdi. Bu, Hanedanın iki kolunu karşı karşıya getirdi. Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’ın Musul valisi Çavlı, Artuklu İlgazi ve Halep Selçuklu Meliki Rıdvan’ın desteğiyle Kılıç Arslan’ı Habur ırmağını atıyla geçmek isterken boğularak öldü.(1107).

 

Kılıç Arsan’ın ölümünden sonra Anadolu bir süre boş kaldı. Ve İslam Dünyası genç yaşta ölen Kılıç Arslan için yasa boğuldu.  Taht bir süre boş kaldıktan sonra yerine yetişken oğlu Şahin Şah geçti.

 

ŞAHİN ŞAH’IN KISA DÖNEMLİ PADİŞAHLIĞI (1110-1116)

 

Anadolu’nun bir süre başıboş kalmasını fırsat bilmeye çalışan Bizanslılar Edremit’ten İzmir’e ve Antalya’ya kadar uzanan bölümü almak istedi. Orduları Türklere zülüm yaptı. Türkler Haçlı seferlerinde kahramanlık gösteren Hasan Bey’den yardım istedi. Ama Hasan Bey’de bekleneni veremedi ve Bizanslılara mağlup oldu. Bu sırada Türklerin kötü durumda olduğunu fırsat bilen Ermenilerde saldırmaya başladı ama bu sefer Türkler zafer kazanmıştı. Şahin Şah Bizans’ın Akınlarını durdurmak amacıyla gönderilen ordular Alaşehir valisi Gabras tarafından mağlup edildi. Bu sefer bir elçi gönderen Şahin Şah barış istedi ve Bizans bunu kabul etti. Ama sonucu belli olmayan savaşlar yine olmaktaydı.  Şahin Şah 21 yaşındayken boğularak öldü.

 

İZZEDDİN I. MESUT (1116-1155)

 

1.Mesut taht’ a geçtiği sırada Bizanslılarda da taht değişimi oluyordu. Bizanslıların başına Ioannes imparator geçti. Kılıç Arslan zamanında güçlenen Danişmentliler Anadolu Selçuklularını himayesi altına aldı. 1142 zamanında Danişmentliler arasında taht kavgaları başladı. Ve bunları fırsat bilen I. Mesut hem himayeden kurtuldu hem de sınırlarını genişletti. Ankara’yı Çankırı’yı daha sonra Elbistan bölgesini topraklarına kattı. Böylece Anadolu’da ki üstünlük Danişmentlilerden Selçuklulara geçti. Selçukluların giderek güçlenmesi Bizanslıları  endişe altına itti ve A. Selçukluklarını Anadolu’dan atmak istedi.  Bundan dolayı Konya’ya doğru yola çıktı. Bizans Ordusunu sürekli takip eden Selçuklu Ordusu Akşehir’de vuku bulan savaşta imparator Manuel  ayağından vurulmasına karşın, Selçuklu ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Ve Selçukluların geri çekilmesiyle Rumlar Türkleri tahrip ederek Konya şehrine giderek yaklaştılar. Bu sırada Konya üzerine Bizans ordusunun yürüdüğünü duyan I. Mesut Aksaray’a gelip hazırlıklarını yaptıktan sonra Konya üzerinde karşılaştılar.  Birkaç ay süren savaşta Selçuklular Bizans ordusunu yıpratmışlardı ama yenememişlerdi ve bundan dolayı Konya’yı alamayacağına karar veren Manuel çareyi İstanbul’a geri dönmekte buldu. I. Mesut 2. Haçlıları Eskişehir yakınlarında yendi. (1147). Bu savaşta Selçuklular bir çok ganimet elde etti ve daha sonra kalelerine çekildiler. Daha sonra 1149’da Haçlıların elinde bulunan Maraş’ı 1151,’de Behisni, Keysun, Antep, ve Raban’ı zapt etti. Bütün Danişmentli kollarını himayesi altına altı ve Kilikia;’da ki Ermeniler üzerine 2 sefer düzenledi (1153, 1154).  Sultan Mesut veba hastalığından dolayı öldü ve sultanlık görevini II. Kılıç Arslan’a bıraktı. . Sultan Kayseri'yi damadı Danismendli Zünnûn'a Sivas ve Amasya’yı da diğer damadı Yagibasan'a vermiş, onların da bu bölgelerde Sultan II. Kılıç Arslan'a tabi olarak hüküm sürmelerini istemişti.

II. KILIÇ ARSLAN DÖNEMİ (1155-1192)

 

Bunun üzerine Kılıç Arslan önce Devleti bertaraf etti. Sonra da Ankara ve Çankırı meliki olan Sahinsah üzerine yürüdü. Bu fırsatı değerlendiren Danismendli Yagibasan da Sivas'tan Kayseri'ye hareket etti. Kılıç Arslan bu haberi alir almaz süratle Yagibasan üzerine yürüdü. İki ordu savaşa girmek üzere iken alimlerin gayretleriyle buna mani olundu. Fakat Yagibasan kısa bir süre sonra Elbistan'a saldırınca iki ordu yeniden karsi karsıya geldi. Alimler yine oraya girip savası engellediler ve taraflar arasında anlaşma sağladılar (1155). Bu işlerle uğraştıktan sonra Kilikia’ya dönerken (1159) Kılıç Arslan’a bağımlı Türkmenlerin saldırısına uğrayan Bizans imparatoru Manuel, Selçuklulara bir darbe indirmeye kara verdi. Manuel, Şahinşah ve Yağıbasan  ittifakıyla karşı karşıya gelen II. Kılıç Arslan, Bizans’a yanaştı, önemli ödünler veren II. Kılıç Arslan Bizans’la bir antlaşma yaptı. (1162)

Antlaşmaya göre;

1. Sultan Bizans imparatorluğunun düşmanlarını kendi düşmanı olarak kabul edecek ve bunlarla mücadele eden Bizans’ın safinda yer alacak,

2. Sultan ele geçirdiği Bizans şehirlerini iade edecekti.

3. II. Kılıç Arslan imparator Manuel'in bilgisi olmadan başka devletlerle herhangi bir anlaşma imzalamayacak ve Manuel'in yaptığı seferlere yardımcı kuvvetler gönderecekti.

4. Sultan Türkmenlerin Bizans hakimiyetindeki topraklarına yaptığı akınlara mani olacaktı.

 

            Böylece Anadolu’daki rakipleri karşısında serbest kalan II. Kılıç Arslan, Melik Şah’ın elindeki Ankara ve Çevresini, Malatya dışındaki tüm danişmentli topraklarını ele geçirdi.(1164-1174). 1175 Selçuklularla Bizans ilişkileri bozuldu ve 1176 da Manuel Konya üzerine büyük bir orduyla yola çıktı.

Bizans imparatoru Manuel, II. Kılıç Arslan daha fazla kuvvetlenmeden üzerine yürümek ve Anadolu'yu Türklerden kurtarmak istiyordu. Bu düşüncelerle 1176 ilk baharında Ayasofya'da yapılan muhteşem bir törenle İstanbul’dan yola koyuldu. Frank, Macar, Sırp ve Peçeneklerden oluşan bu büyük ordunun sayısı hakkındaki rakamlar 700 bine kadar ulaşmaktadır. Sultan tekrar elçi gönderip barış talebini tekrarladı. Fakat imparator sultani yaptığı iyiliklere nankörce cevap vermekle suçluyordu. Bizanslı kumandanlar Türklerin savaş gücünden bahsederek imparatoru barışa teşvik ediyorlardı. Fakat Manuel onları dinlemiyordu.  Manuel orduyu hazırladıktan sonra Eskişehir yolu yerine Denizli yolunu takip edip Selçukluları arkadan vurmak istiyordu. Bunun üzerine Selçuklular Müslüman beylerden yardım istedi ve yardım talepleri geri çevrilmedi. Yardım istediği sırada düşman kuvvetlerine karşıda yıpratma savaşları yaptı. Selçukluların asker sayısı 10 bindi ve yıpranmış bir orduyla savaş planlıyordu ve erkenden savaşmak varken daha çok önlerini açarak onları yıpratmayı planlıyorlardı. Ve MYRİKEPHALON’da karşı karşıya geldiler ve Selçuklular sanki orduyu parçalarcasına büyük bir galibiyet kazandılar. Bu galibiyetle Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan atma hayalleri suya düşmüş oldu.  Savaştan sonra doğuya yönelen  II. Kılıç Arslan, Danişmentli Emir Gazi’nin 1124’te Tuğrul Arslan’dan aldığı Malatya’daki Danişmentli koluna son verdi. (1178).  II. Kılıç Arslan artık yorulmuş ve seferlere çıkmaz olmuştu. Bundan dolayı ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırdı.

OĞULLAR ARASINDA PAYLAŞILAN YERLER(*1)

1. Kutbeddin Melik sah, Sivas ve Aksaray.

2. Rükneddin Süleyman sah, Tokat ve havalisi.

3. Nureddin Sultan Sah, Kayseri.

4. Mugiseddin Tuğrul Sah, Elbistan.

5. Muizzeddin Kayser Sah, Malatya.

6. Muhyiddin Mesut, Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Eskişehir.

7. Giyaseddin Keyhüsrev, Uluborlu ve Kütahya.

8. Nasreddin Berkyaruk Sah, Niksar ve Koylu hisar.

9. Nizameddin Argunsah, Amasya.

10. Arslan Sah, Niğde.

11. Sencer Sah, Ereğli’ye melik tayin edildiler.

(Bu taksim büyük bir ihtimalle 1182-1186 yılları arasında yapılmıştır. )

 

II. Kılıç Arslan’ın yaptığı bu  paylaştırma taht kavgalarına ve bunların sonucu olarak devletin zayıflamasına yol açtı. Alman imparatoru Friedrich Barbarossa’nın yönettiği üçüncü Haçlılar Selçuklu topraklarından geçerken Türkmenlerin saldırılarıyla karşılaştılar. Konya’ya egemen olan büyük oğlu Melikşah’la Ankara meliki Mesutşah, Akşehir’de Haçlıları durdurmaya çalıştıysa da başarılı olamadılar. Konya’ya giren (1190) Haçlılar, kenti yağmalamaya başladılar. Kılıç Arslan bir an önce Suriye’ye varmak isteyen Haçlılarla bir antlaşma yaptı. 1192 de II. Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra yerine küçük oğlu I. Gıyaseddin Keyhusrev geçti. (*2)

*
I.Gıyaseddin KEVHUSREV Dönemi (İlk Hükümdarlığı)

II. Kılıç Arslan'in ölümü üzerine küçük oğlu ve veliahdı Giyaseddin Keyhüsrev Selçuklu tahtına geçti. Annesi Bizans imparator ailesine mensup bir kadındı. Kılıç Arslan ülkeyi taksim ettiği sırada onu Uluborlu'ya melik tayin etmişti. Babasının ölümünü bir süre gizledikten sonra sultanlığını ilân etti. Kardeşleri kendisini sultan olarak tanımamakla beraber saltanat hukukunu çiğnemeye cesaret edememiş ve melik unvanlarıyla yetinmek zorunda kalmışlardır. En tehlikeli rakibi Kutbeddin Meliksah'in bir süre sonra ölümü üzerine biraz rahat nefes alma imkânı bulan Giyaseddin Keyhüsrev Ankara meliki Muhyiddin Mesud ile Tokat meliki Rükneddin Süleyman Sah'in fetihlerle diğer kardeşleriyle meşgul olmalarından istifade ederek kayda değer bir sıkıntıyla karsılaşmadan Konya'da Selçuklu tahtını elinde tutabildi. Hatta Menderes vadisine kadar fetihlerde bulundu. Çok sayıda esir ve bol miktarda ganimetle döndü. Esirleri Akşehir’e sevk edip köylere yerleştirdi. Onlara tohumluk dağıttı ve beş yıl boyunca vergiden muaf tuttu. Daha sonra Bizans imparatoru ile barış yapılınca bunlara diledikleri yerlere gidebilecekleri söylendi. Fakat onlar Müslüman Türkler arasında yasamayı tercih ettiler.

Selçuklu tahtını ele geçirmek isteyen Rükneddin Süleyman Sah Ankara meliki Mesud'un elindeki bazı yerleri zaptederek onu kendine tabi kildi. Daha sonra diğer kardeşlerini de hakimiyet altına alıp Konya üzerine yürüdü. Ona mukavemet edemeyeceğini anlayan Giyaseddin Keyhüsrev 1196 yılına kadar tahtını korumuş ve aynı yıl Konya’yı Tokat meliki Rükneddin Süleymansah'a terk etmek zorunda kalmıştır.

II. SÜLEYMAN ŞAH DEVRİ (1196-1204)

 

II. Kılıç Arslan'in en kuvvetli oğullarından biri olan Süleyman Sah Konya’yı ele geçirmek için plânlar yapmaya başladı. Kardeşlerine gönderdiği mektuplarda tahta çıktığı takdire kendilerini bulundukları yerlerde melik olarak bırakacağını vaat etti. Böylece onların da desteğini sağlayıp Kayseri-Aksaray yolu ile Konya'ya yürüdü. Şehri dört ay kuşattıktan sonra Giyaseddin ile anlaştı. Buna göre Süleyman Sah Sultana, çocuklarına, emîrle-rine ve hazinesine dokunmayacağına ve istediği yere gitmesine müsaade edeceğine söz verdi. İki kardeş anlaşma şartlarına bağlı kalacaklarına yemin ettikten sonra Giyaseddin Konya'dan ayrıldı. Süleyman Sah 7 Ekim 1196'da şehre girerek Selçuklu tahtına oturdu. Giyaseddin Keyhüsrev Konya'dan ayrılırken iki oğlu Izzeddin Keykavus ve Alâeddin Keykubad'i şehirde bırakmıştı. Süleyman Sah yeğenlerine ilgi gösterip diledikleri şekilde hareket edebileceklerini söyledi. II. Süleyman Sah önce kardeşlerinden Argun Sah ve Berkyaruk Sah'a karsı sefere çıkıp Amasya ve Niksar'i topraklarına kattı (594/1197). Elbistan meliki Mugiseddin Tugrul Sah da kendisine tabi olduğunu bildirdi. Böylece Malatya meliki Kayser Sah ile Ankara meliki Mesud hariç bütün kardeşleri Süleyman Sah'a bağlılık arz etmiş oluyorlardı.

Süleyman Sah'in dahili meselelerle uğraşmasını fırsat bilen Bizans imparatoru III. Alexios doğrudan Selçuklu topraklarına tecavüz edemedi. Ancak Giresun'da batan bir gemiyi kurtarmak üzere gönderdiği donanma Samsun limanındaki gemilere saldırdı. Mallar yağmalandı. Bunun üzerine tüccarlar Süleyman Sah 'a şikâyette bulunup yardim istediler. Sultan bir elçi gönderip malların iadesini ve anlaşma yapılmasını istedi. Neticede Bizanslılar Türklere yıllık vergi ödemeyi ve tüccarların malları için de tazminat ödemeyi kabul ettiler.

Süleyman Sah kardeşlerini kendine tabi kıldıktan sonra taht kavgalarından istifade eden Ermenilerin üzerine yürüdü. Ermeni kralı Leon Torosları asarak Kayseri yöresine kadar gelmiş ve bazı kaleleri ele geçirmişti. Bunun üzerine 1199 yılında Ermenilere karsı harekete geçen Süleyman Sah işgal edilen Selçuklu kalelerini geri aldı. Kilikya Ermeni Krallığı Anadolu Selçuklularına tabi oldu.

Gürcülerin sürekli olarak Türk topraklarına saldırmaları üzerine II. Süleyman Sah 598 (1202) tarihinde Gürcistan seferine çıktı. Doğu Anadolu'da tabi hükümdar ve beylere de haber gönderip kendisine katılmalarını istedi. Bu sırada Erzurum Saltuklu hükümdarı Alâeddin Meliksah'i da huzuruna çağırdı. Meliksah Sultanı Erzurum yakınlarında büyük bir törenle karşıladı. Bazı tarihçiler onun sultani karşılamada kusurlu davrandığı ve geç kaldığı için tevkif edildiğini söylerken diğer bazı kaynaklar da barış müzakereleri sırasında tevkif ve hapsedildiğini ifade ederler. 25 Mayıs 1202 tarihinde Erzurum'a giren Sultan Rükneddin Süleyman Sah Saltuklu hükümdarını hapsedip bütün topraklarına el koydu ve bu yöreyi kardeşi Elbistan meliki Tugrul Sah'a ikna ederek Saltuklu hanedanına son verdi.

Sultan Süleyman Sah Erzurum'u aldıktan sonra asil hedefi olan Gürcistan üzerine yürüdü. Selçuklu ordusu Mecingerd kalesi civarında ordugâh kurdu. Fakat ordugâhta istirahat halinde iken Gürcülerin baskınına maruz kaldı ve ağır kayıplar verdi. Gürcüler Selçuklu ordugâhına hücum ederek çok miktarda ganimet ele geçirdiler. Türk birlikleri ordugâhtan ayrılıp daha uygun bir müdafaa mevkiine çekilirken Sultanın çevrini (saltanat şemsiyesi) taşıyan görevlinin (çetrdâr) ati tökezleyip çetr yere düştü. Bunu gören emîr ve askerler sultanin basına bir musibet geldiğini sanarak korkuya kapıldı ve dağıldılar. Bizzat Süleyman Sah orduyu toplamak için seferber olduysa da netice alamadı ve Türk ordusu ağır kayıplar verdi. Süleyman Sah Tuğrul Sah ve bazı beyleriyle Erzurum'a döndü. Gürcüler ordugâhı işgal edip sayısız eşya ve levâzım, altın ve gümüş kaplar, çadırlar, halılar, at, katır ve deveyi ganimet aldılar. Esir düsenler arasında Erzincan Mengücüklü Beyi Behram Sah da vardı. Onu, fidyesini ödeyerek kurtardılar (1202).

Gürcistan mağlubiyetine rağmen Süleyman Sah Anadolu’da sağladığı birliği devam ettirmiştir. Gürcüler de Türk topraklarını istilaya cesaret edememişlerdir. İntikam hissiyle dolu olarak ikinci defa Gürcistan üzerine yürürken 6 Temmuz 1204 tarihinde (6 Zilkade 600) Konya-Malatya arasında ölmüş ve Konya kalesindeki Kümbedhane'de defnedilmiştir. Gürcüler onun ölümünü fırsat bilerek 1205'te Malazgirt, Erciş ve Samankale'ye kadar olan toprakları işgal etmişlerdir. Ancak Erzurum meliki Tuğrul Sah Ahlatsahlar'dan Begtimur ile birlikte Gürcüleri bozguna uğratmışlar ve Gürcistan içlerine kadar ilerleyerek çok sayıda esir ve ganimetle geri dönmüşlerdir.

Süleyman Sah yaklaşık 8 yıl süren saltanatı sırasında ülkede millî birliği sağlamış, hudutlarını doğuda Gürcistan'a, kuzeyde Karadeniz sahillerine kadar genişletmiş, Mengücüklü, Artuklu, Eyyubi hükümdarlıklarını ve Kilikya Ermeni krallıklarını kendisine tabi kılmıştır. Süleyman Sah yüksek devlet adamlığı vasıflarını haiz, engin kültürlü ve sair bir hükümdardı. Diğer birçok Türk hükümdarı gibi o da alim, sair ve sanatkârları himaye etmiştir.

Süleyman Sah'ın ani ölümü üzerine nüfuzlu kumandanları oğlu III. Izzeddin Kılıç Arslan'ı hükümdar ilan ettiler. Çocuk yaşta Selçuklu tahtına çıkan III. Kılıç Arslan tahtı sekiz ay sonra amcası I. Giyaseddin Keyhüsrev'e terk etmek zorunda kaldı (1205).

 

GENİŞLEME DEVRİ

I Gıyaseddin Keyhusrev (1205-1211)

 

Giyaseddin Keyhüsrev Konya’yı kardeşi Süleyman Sah'a bıraktıktan sonra uzun ve maceralı bir hayat yasadı. Dokuz yıl sürecek bir gurbet hayatına başlayan Giyaseddin Keyhüsrev, Konya'dan Sis'e (Kozan) gitmiş ve orada Ermeni kralı Leon tarafından karşılanmış ve büyük bir hüsnü kabul görmüştü. Daha sonra Elbistan'a hareket eden Giyaseddin Keyhüsrev burada da kardeşi tarafından adeta bir sultan gibi karşılanmış ve Elbistan'in kendi emrine verildiği bildirilmiştir. İkinci kez tahta oturan Gıyaseddin Keyhusrev 1207 yılında Antalya’yı ele geçirerek, Selçuklu Devletine bir deniz kapısını açtı. Bu sırada Haçlılar 4. seferine çıkmış ve İstanbul’u işgal etmeleri Gıyaseddin Keyhusrev’i zor durumda bıraktı. Ve bunun üzerine Gıyaseddin Keyhusrev  Therados Laskaris, İznik İmparatorluğunu, Komnenos soyundan gelen David ve Aleksios Kardeşlerde Trabzon Rum İmparatorluğunu kurdular. Bizans ağırlık merkezinin Anadolu’ya kayması Selçuk-Bizans Anlaşmazlığını kesinleştirdi. Giyaseddin Keyhüsrev'in Karadeniz, Akdeniz ve Ermeni topraklarında kazandığı zaferler, İznik imparatoru ile aralarının açılmasına sebep oldu. Laskaris'in giderek kuvvetlenmesinden endişe eden Sultan, İznik Devleti ile hesaplaşmaya mecbur oldu. Kendisine sığınan Bizans imparatoru Alexis'i yanına alan Sultan Giyaseddin Laskaris'e bir ültimatom göndererek İznik’i imparatorluğun esas sahibi Alexis'e teslim etmesini istedi. Bu talebin reddedilmesinden sonra harekete geçen Sultan, Denizli-Ladik arasındaki Antiochel şehrini muhasara ettiği sırada Laskaris'in oğulları ile karsılaştı ve onlara ağır kayıplar verdirtti. Bizzat imparatorun üzerine hücum ederek onu yere düşürdü. Ancak muhafızlarına imparatora dokunmamalarını emretti. Yere düsen imparator ayağa kalkıp sultanin atinin ayaklarını kesti. Sultan bir kulenin devrilisi gibi yere düştü ve öldürüldü. Sultanin öldürüldüğünü gören Selçuklu ordusu dağıldı ve Bizans imparatoru kuvvetleri mağlup iken galip duruma yükseldi (5 Haziran 1211). Giyaseddin uzun boylu, kuvvetli ve cesur bir hükümdar olup kardeşi gibi iyi bir eğitim görmüştü. Dindar bir hükümdardı. Pazartesi ve Perşembe günü oruç tutardı ve Divan-i Mezalim'e bizzat başkanlık ederek şikayetleri dinlerdi. Yılda bir defa ser'î mahkemelere giderek kendisi hakkında şikayet varsa dinler ve ona göre hareket ederdi. Âlimleri ve kadıları korurdu. Kardeşi Gevher Hatun'un vasiyeti üzerine Kayseri'de Sifaiyye ve Giyasiyye adıyla bir hastane ve tip fakültesi yaptırmıştı (602/1205). Danismendliler tarafından yapılan Kayseri'deki Ulu Cami'yi de tamir ettirdi. Yollarda zarara uğrayan tüccarın mallarını devlet hazinesinden tazmin ettirmesi ticareti teşvik ve himaye bakımından önemlidir. Bazı ticari vergileri kaldırması da onun ticareti desteklediğini göstermektedir.

IZZEDDIN KEYKÂVUS (1211-1220)

Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev'in büyük oğlu Izzeddin Keykâvus babası ile birlikte İstanbul’da gurbet hayati yasamış ve bu sırada atabey Emîr Seyfeddin Ay-aba tarafından eğitilmiştir. Giyaseddin Keyhüsrev Anadolu'ya dönüp ikinci defa tahta geçince onu Malatya'ya melik tayin etmiş ve Seyh Mecdeddin Ishak'i da onun öğretmeni olarak görevlendirmişti.

Izzeddin Keykâvus babasının ölümü üzerine toplanan devlet erkânı tarafından sultan ilân edildi. Konya'dan Kayseri'ye giden devlet adamları Izzeddin Keykâvus'a haber gönderip onu da Kayseri'ye davet ettiler. 21 Temmuz 1211 tarihinde yapılan merasimle Selçuklu sultani ilan edilen Izzeddin Keykâvus taziye ve tebrikleri kabule başladı. Başkent Konya'ya hareket edeceği sırada Tokat meliki olan kardeşi Alâeddin Keykubad'in ordusu ile Kayseri üzerine yürüdüğünü öğrendi. Alaeddin Keykubad babasının ölüm haberini alınca Erzurum meliki olan amcası Tuğrul Sah ile beraber saltanatı ele geçirmek için harekete geçmişti. Danismendli Zahireddin İli ve Ermeni kralının da desteğini sağlayarak Kayseri üzerine yürüyen Alaeddin Keykubad kardeşini muhasaraya başladı. Zor durumda kalan Izzeddin Keykâvûs önde gelen emîrleri Mübarizeddin Çavli, Zeyneddin Basara ve Behrem Sah'i yanına çağırıp onların fikirlerini sordu. Müzakereler sırasında Kayseri valisi Celâleddin Kayser müttefikleri birbirlerinden ayırabileceğini söyleyince bu fikir kabul edildi ve vali gece yarısı değerli hediyelerle Ermeni kralının yanına giderek ona şehzadeler arasındaki taht kavgalarına karışmasının kendisine hiçbir çıkar sağlamayacağını bildirdi ve onu ordugâhtan ayrılmaya ikna etti. Ermeni kralının ayrılmasından sonra Tuğrul Sah da Erzurum'a hareket etti. Bunun üzerine bir durum değerlendirmesi yapan Alâeddin Keykubad kuşatmadan vazgeçerek Ankara istikametinde yola koyuldu. Danismendli Zahireddin İli de Niğde’ye giderek Alâeddin Keykubad adına faaliyetlerine devam etti. Kayseri'de karsılaştığı tehlikeyi bu şekilde atlatan Izzeddin Keykâvûs birkaç gün dinlendikten sonra Konya'ya hareket etti ve şehrin ileri gelenleri tarafından törenle karşılandı. Tahta çıkarılan sultana kurbanlar kestiler, altın ve gümüş saçtılar. Çok değerli elbiseler, atlar vb. hediye ettiler. Bütün devlet adamları merasimle bağlılık yemini (biat) ettiler. Sultan da onlara hilatler giydirdi, emlak ve arazi tevcih etti, eski mensûrları yeniledi. Cülûs senlikleri bir hafta devam etti. Muhtelif ülkelerden gelen elçiler tebriklerini bildirdiler ve değerli hediyeler takdim ettiler. Sultan Izzeddin Keykâvus bu vesileyle Abbasî halifesi Nâsir Lidinillah'a da elçi göndererek cülusunu bildirmiş, saltanatının tasdik edildiğini bildiren hakimiyet mensurunu almıştır. Sultan Seyh Mecmeddin Ishak'i Bağdat'a elçi olarak göndermiş ve halifeden Fütüvvet teşkilâtına girmek maksadıyla bu teşkilâtın sembolü olan Fütüvvet şalvarını istemiştir. Bizans imparatoru Laskaris de sultana elçi göndererek tebriklerini bildirmişti.

Sultan Izzeddin Keykâvus devlet islerini yoluna koyduktan sonra Ankara’ya sığınmış olan kardeşi Alaeddin Keykubad meselesini halletmeye karar verdi. Emirlerine haber gönderip Konya'ya çağırdı ve muhasara için gerekli hazırlıkları tamamlayıp Ankara üzerine yürüdü. Uzun süre devam eden muhasara sebebiyle sıkıntı içinde kalan Alaeddin Keykubad Eyyubî hükümdarı el-Melikü'z-Zahir'e haber gönderip sultanla barış yapması hususunda tavassutta bulunmasını istedi. Ancak bundan bir netice elde edemeyince şehrin ileri gelenlerini toplayıp onlarla istişare etti. Onlar teslimden başka çare olmadığını söyleyince ağabeyi Izzeddin Keykâvus'a haber gönderip kendisine ve şehir halkına aman vermesi şartı ile anlaşmaya razı olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Sultan Seyfeddin Ay-aba, Hüsameddin Çoban ve Seyfeddin Kızıl ile görüşüp kardeşinin barış teklifini kabul etti ve şehri teslim alarak Alaeddin Keykubad'i Malatya yakınlarındaki Minsâr kalesinde hapsetti (1213).

Sultan iç meseleleri hallettikten sonra ülkede ticaretin gelişmesi için bazı faaliyetlere girişti. Kıbrıs kralı Hugue ile bir anlaşma imzalayarak Avrupalı tüccarların Kıbrıs üzerinden Anadolu'ya gelmelerini temin etti. Izzeddin Keykâvus ayni maksatla Venediklilerle de bir anlaşma imzalamış ve Venedik tüccarlarının Anadolu'ya rahatça girip çıkabilmelerini sağlamıştır. Sultan Akdeniz ticaretini yoluna koyduktan sonra Karadeniz ticaret yollarını da emniyete almak için harekete geçti. Kuzeydeki Samsun ve Sinop limanları sadece Türkiye'nin ihracat ve ithalatı için değil milletlerarası ticaret için de çok önemli merkezlerdi. Bu bakımdan Sinop'u ele geçirmek için plânlar yapmaya başladı ve sonunda şehri karadan ve denizden kuşatıp Rumları teslim olmaya mecbur etti (26 Cemayizelâhir 611/2 Kasım 1214). Ertesi gün askerler şehrin karsısında saf bağlayıp halkın ileri gelenlerini sultanin huzuruna çıkardılar. Onlar yer öpüp itaat arz ettikten sonra şehrin anahtarlarını da sultana takdim ettiler. Sultan bazılarına hilatler verdikten sonra surlardan içeri girdi. Divan noterleri tarafından hazırlanan ahitnameyi yanında bulunan tekfura yemin ettirerek imzalattı. Anlaşma metninde "es-Sultanü'l-Galib Izzeddin Keykâvus b. Keyhüsrev, ben Kir Alexis'e hayatıma emin vermek, Sinop yöresi dışında kalan Canit (Canik) ülkesini bana ve evladıma bırakmak, buna mukabil kendisine her yıl 12.000 dinar, 500 at, 2000 sığır, 1000 koyun ve hazineye intikal eden her cins maldan 50 yük hediyeyi kendi hayvanlarımla göndermek, ihtiyaç halinde de kendilerine askerî yardımda bulunmak üzere iki tarafa mensup büyüklerin huzur ve sehadetiyle bu anlaşma kabul ve imza edilmiştir". ifadesine yer verilmiştir. Trabzon Komnenoslari bu tarihten Mogol istilâsına kadar Anadolu Selçukluları’na tabi olarak hüküm sürdüler.

Sultan Izzeddin Keykâvus buradan ülkesinin her tarafına fermanlar gönderip her şehirden zengin ve itibarlı kişilerin seçilip Sinop'a gönderilmesini emretti. Eğer bulunduğu yerdeki emlâk ve akarı dolayısıyla oradan ayrılmak istemeyen olursa emlâkinin devlet tarafından satın alınarak kıymeti üzerinden ödeme yapılmasını istedi.

Sultan Sinop'un fethini, dini ve ticari teşkilâtlanmasını imar ve emniyet işlerini organize ettikten sonra ordusu ile Sivas'a geldi ve bu zaferde hizmeti görülen beylerine değerli hediyeler ve hilatler verdi. Bu zafer münasebeti ile es-Sultanu'l-Galib unvanını alan Izzeddin Keykâvus halife ve Müslüman hükümdarlara fetihnâmeler gönderdi. Sinop'un sahip olduğu siyasî ve ticarî önem sebebiyle Sultan yoğun bir imar faaliyeti başlattı. Kale ve surlar tamir edildiği gibi medrese ve cami inşaatına da başlandı. Sinop'un fethine iştirak eden emîrlerin deruhte ettiği bu inşaat sekiz ay gibi kısa bir sürede tamamlandı (612/1215).

Sultan Sinop'un fethinden sonra Ermenilere karsı sefer hazırlıklarına başladı ve 1215 yılında sefere çıktı. Karaman, Ereğli 1216 yılında Ermenilerden geri alindi. Hanedan mensupları arasındaki taht kavgaları sırasında Antalya'daki Hıristiyanlar geceleyin düzenledikleri bir baskınla Türkleri gafil avlamışlar, kadın, erkek, çocuk, ihtiyar demeden kılıçtan geçirmişlerdi. Bunu öğrenen Izzeddin Keykavus emirlerine haber gönderip derhal Konya'da toplanmalarını istedi ve süratle Antalya üzerine yürüdü. Bunun üzerine Hıristiyanlar Kıbrıs’taki Franklardan yardim aldılar. Sultan mancınıklar ve muhasara makinelerini hazırlattıktan sonra şehri karadan ve denizden kuşattı. Sonunda merdivenler kurularak zırhlı piyadeler surlara çıkarıldı. Frank askerleri bertaraf edilerek kapılar açıldı ve Türk ordusu şehre yeniden hakim oldu

(30 Ramazan 612/22 Ocak 1216). Şehrin idaresi o yöreyi iyi bilen Mübarizeddin Ertokus'a verildi. Sultan Izzeddin Keykâvus bir süre imar ve yönetimle ilgili islerin tanzimiyle ilgilendikten sonra Konya'ya döndü. Bu zafer fetihnâmelerle komşu hükümdarlara bildirildi.

Sultan ayni yıl Ermenilere karsı ikinci bir sefere çıktı. Halep hükümdarı Melik Zahir'e de haber gönderip yardım istedi. Fakat Mısır Eyyubi hükümdarı Melik Adil, Izzeddin Keykâvus'un Halep’i ele geçirmesinden endişe ederek Melik Zahir'i ikaz etti. Melik Zahir Ekim 1216 tarihinde öldü ve yerine geçen küçük yaştaki oğlu Melik Aziz kumandanlar üzerinde otorite kuramadığından bu yardim tam anlamıyla gerçekleştirilemedi. Sultan Maras emîri Nusretüddin ile birlikte Ermeni hakimiyetindeki topraklara girdi ve bazı kaleleri ele geçirdi. Keban yakınlarında vuku bulan savası kaybeden Ermeni kralı barış istedi ve 1218 yılında iki taraf arasında anlaşma sağlandı. Buna göre Ermeniler tekrar Selçuklulara tabi olacak, bazı sınır kaleleri Selçuklulara geri verilecek, Ermeni kralı ihtiyaç halinde sultanin emrine asker gönderecek ve yılda 20 bin altın haraç ödeyecekti. Sultan da Ermeni kralı Leon'a Sis kralı ünvanını verecekti. Bu anlaşmayla Ermeniler itaate alınmış, böylece Anadolu-Suriye ticaret yolunda emniyet sağlanmıştır.

Bu zaferden sonra bir müddet dinlenen Sultan Izzeddin Keykâvus Erzincan Mengücüklü beyi Fahreddin Behram Sah'ın kızı Selçuk Hatun ile evlendi. Daha sonra Halep'teki bazı devlet adamlarının daveti ile Halep’i ele geçirmek üzere yola çıktı. Selçuklu kuvvetleri 1218 Haziran’ında Tell-Basir'e kadar geldiler. Bu şehrin Maras emîrine teslim edilmesi, Eyyûbî meliki Efdal'i endişeye düşürdü ve bazı tahrikler sonucu sultani yalnız bırakarak ordudan ayrıldı. Eyyubî hükümdarlarından Melik Eşref ve Artuklu hanedanından Artuk Arslan sultanin Haleb'i almasından korkarak süratle harekete geçtiler ve Selçukluların öncü birliklerine saldırarak ağır kayıplar verdirdiler. Bu olaylar üzerine Sultan bir ihanete uğradığını düşünerek Ağustos 1218'de geri döndü. Sultan çok üzüldüğü bu seferin intikamını almak için Artuklulardan Nâsiruddin Mahmûd ve Erbil hakimi Muzafferüddin Kökbörü ile ittifak yaptı. Hazırlıklarını tamamlayıp Malatya'ya gittiği sırada hastalandı. Fırat’ın suyunun iyi geleceği düşünülerek Viranşehir’e götürüldü, fakat kurtulamayıp 7 Ocak 1220'de öldü. Cenazesi Sivas'ta yaptırmış olduğu Dârü's-Sifa'da toprağa verildi. 35-40 yaslarında ölen Sultan Izzeddin sağlam bir iradeye sahip zeki bir devlet adamı idi. Kanunları adaletle tatbik eder, hiç kimsenin hakkına tecavüz etmezdi. Onun devrinde adalet, emniyet, bolluk ve refah vardı. Takip ettiği politika ile Türkiye'yi dünyaya ve denizlere açan sahil ve limanlara kavuşturmuştu. Yaptığı anlaşmalarla ticaretin gelişmesini sağlamış, Haçlıların İstanbul’u işgaliyle ortaya çıkan durumdan çok iyi istifade etmiş, gerçekleştirdiği fetihlerle devletin nüfuz ve kudretini komşuları üzerinde hissettirmiştir. Komnenoslar'ı, Ermenilerı, Eyyubîler ve Artuklular'ı kendine tabi kılmıştır. Diğer Selçuklu hükümdarları gibi o da iyi bir eğitim görmüş, engin ve yüksek bir kültüre sahip olmuş, Farsça şiirler yazmıştır. Âlim ve sairleri himaye etmiş, onlara daima saygı göstermiştir. Sivas'taki Dârü's-Sifâ ve Dârü's-Sihha adli hastane ve Tıp Fakültesi onun tarafından yaptırılmıştır (1217).

 

I.                   ALÂEDDIN KEYKUBAD (1220-1237)

Selçuklu sultanlarının en büyüğü olan Alaeddin Keykubad babasının ölümüne kadar Tokat meliki olarak kaldı ve babası öldükten sonra tahta geçmek istiyordu ama babası ölünce tahta İzzeddin Keykavus geçti, onu tahtan indirme çalışmalarında amcası Tuğrul Bey’den yardım istedi ama istediği yardımı alamadı. 1212 yılında Ankara’yı alan Keykavus Alaeddin Keykubad’ı esir aldı ve bir kaleye kapattı. Öldürmek istedi ama yanındakiler bunun iyi bir iş olamayacağını söyledi. Keykâvus  öldükten sonra bir araya toplanan devletin yetkili kişileri Alaeddin Keykubad’ın yetenekli ve cesur kişi olduğunu kabullendiler ve devletin başına Alaeddin Keykubad geçmiş oldu.

Moğol istilasının olduğu zaman padişahlığa geçen Alaeddin Keykubad kaleleri ve surları tamir ettirdi ve Eyyubilerle dostluğu yeniden kazanmaya çalıştı ve sonunda kızıyla evlenerek dostluğu iyice pekiştirdi.

Alaeddin Keykubad 1221 yılında Kolonoros kalesini ele geçirerek Alaiye (Alanya) adıyla bir kışlık merkezi yaptı.  1221-1225 tarihleri arasında Silifke kalesine kadar Akdeniz kıyısı, Mut ve Ermenek Selçuklu topraklarına katıldı. Akdeniz’de durumu sağlamlaştıran Alaeddin Keykubad, Trabzon İmparatorluğunun Ticari ve Siyasi üstünlüğüne son vermek için oraya yöneldi. Kırım’a yapılan deniz aşırı sefer, Sudak’ta Selçuklu korumasının kurulmasıyla sonuçlandı. (1225) Böylece kuzey – güney ticaret yollarının güvenliğini sağlamış oldu. Moğolların gittikçe büyümesi üzerine sınırlarını doğuya doğru hızlandırdı. Amid ve Hısnıkeyta Artuklular’ı kendisine bağımlı kıldı ve Kahta, Adıyaman ve Çemişkezek’i Selçuklu topraklarına kattı. (1227). 1228’de Mengüceklilerin elinde bulunan Erzincan’ı aldı. Celalettin Harizmşah’ı  Erzincan yakınlarında ki Yassıçimen’de yendi. (1231) Ardından Erzurum’u ele geçirdi. Ahlat’ı zapt etmesi(1232) Selçukluları Eyyubilerle karşı karşıya getirdi. Eyyubileri Harput yakınlarında yenen Selçuklular, Harput’u ele  geçirerek burada Artuklu koluna son verdi. Keykubad öldüğünde (1237) Anadolu Selçuklu devleti, Eskişehir’den Ağrı dağına kadar uzanıyordu ve Kilikia Ermenileri ile Trabzon İmparatorluğunu kendisine bağlı duruma getirmişti.

II.                Gıyaseddin  Keyhüsrev (1237-1245)

Giyaseddin rahat bir şekilde tahta çıkmakla beraber küçük kardeşi Kılıç Arslan'i destekleyen Harezmli beyler ile diğerleri arasındaki çekişme bazı huzursuzluklara yol açtı. Harezmli beylerin başında olduğu bilinen Kayır Han ani bir baskınla yakalanıp hapsedildi. Bunun üzerine Harizmli diğer beyler kendilerini güven içinde hissetmeyerek Malatya istikametinde yola çıktılar. Kemaleddin Kâmyâr bunları geri çevirmek istediyse de basarili olamadı.

Gıyaseddin Keyhüsrev Amid’i alarak Anadolu Selçuklu Devletini en geniş sınırlarına ulaştırdı. Bu sırada Selçukluların dışladığı Türkmenler’in Kefersut Adıyaman, Samsat Bölgesinde başlattığı ayaklanma devletin zayıfladığını ortaya çıkardı. Amasya’yı ele geçirdikten sonra Konya üzerine yürüyüşe geçen Türkmenler Kırşehir yakınlarında Malya ovasında yenildiler. Buna BABAİLER İsyanı da denir.

 

BABAİLER İSYANI  

Babaîler isyanı, II. Giyaseddin devrinin en önemli olaylarından birini teşkil eder. Seyh Ebu'l-Beka Baba Ilyâs-i Horasanî Moğol istilâsı sırasında Harezmsahlar'in hakimiyetindeki topraklardan Anadolu'ya gelmiş bir Türkmen şeyhi idi. Torunu Elvan Çelebi Menâkibü'l-Kudsiyye adlı eserinde onun Anadolu'ya geldikten sonra Amasya yakınlarındaki İlyas köyüne (Çat köyü) yerleştiğini ve burada etrafına çok sayıda mürit topladığını kaydeder. Baba Resul diye de tanınan Baba Ilyas 637'de (1240) Anadolu Selçuklu Sultani II. Giyaseddin Keyhüsrev'e karsı iktidarı ele geçirmek amacıyla bir isyan hareketi başlattı. İsyanın sevk ve idaresini de halifesi Baba Ishak'a bıraktı. İlk zamanlarında büyük bir basari elde eden Babaîler daha sonra Amasya'da bozguna uğratıldılar. Mübarizüddin Armağan Sah emrindeki Selçuklu ordusu tarafından Amasya Kalesi'nde muhasara edilen Baba Ilyas yakalanıp idam edildi. Baba Ishak Adıyaman yakınlarındaki Kefersüd bölgesindeki Türkmenleri silahlandırdıktan sonra Adıyaman, Kâhta ve Gerger'i ele geçirdi. Şeyh Baba Ilyas'in öldürülmesine mani olamayıp intikam duygularıyla Konya üzerine yürüdü. Baba Ishak müritleriyle beraber Kirsehir'in kuzeydoğusundaki Malya ovasına geldiği sırada Emîr Necmeddin kumandasındaki Selçuklu ordusuyla karsılaştı. Çok çetin geçen savaşta Selçuklu ordusu ücretli ve zırhlı Frank askerleri sayesinde Babaîleri bozguna uğrattı. Çocuk ve kadınlar hariç hepsi kılıçtan geçirildiler (637/1240). *

            Bundan kısa bir süre sonra Baycu’nun komuta ettiği  Moğol kuvvetleri Anadolu sınırını geçtiler. 1242-1243 kışında            Moğollar, ihanetinde yardımıyla Anadolu’nun kapısı Erzurum’u zapt ettiler; baharda da Anadolu’yu işgale başladılar. Selçuklu kuvvetlerini Kösedağ’da ağır bir yenilgiye uğrattılar.

            KÖSEDAĞ SAVAŞI

            Babaî ayaklanması Selçuklu devletini iyice sarsmıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Moğollar Mugan ve Arran'da karargâh kurarak Doğu Anadolu'ya birkaç kez yağma akınlarında bulundular. Babaî ayaklanmasından birkaç ay önce Ani ve Kars’ı işgal eden Moğolların Erzurum'u da kuşatma niyetinde oldukları gözden kaçmıyordu. Bu sebeple Selçuklular Erzurum'a önemli kuvvetler yığdılar. Ancak Moğollar 1242 kışında Erzurum'u kuşattılar ve şehir halkının kahramanca savunmasına rağmen içeri girmeyi basardılar ve binlerce kişiyi öldürdüler. Şehrin subaşısı, Sinaneddin Yakut da öldürülenler arasındaydı. Moğollar bu katliam ve yağmalardan sonra şehri yaktılar ve surları yıktılar. Ele geçirdikleri esir ve ganimetlerle Mugan'a döndüler.

            Kösedağ Savaşının Sonuçları *

1.       Türkiye Selçukluları Devleti, Moğollara bağlı olarak yönetilmeye başlandı.

2.       Trabzon Rum İmparatorluğu ve Ermeni Krallığı gibi Türkiye Selçuklu Devletine bağlı olan devletler ve beylikler, Selçuklu egemenliğini tanımaz haline geldiler.

3.       Moğol baskısı karşısındaki Orta Anadolu’da ki Türkmenler, batı bölgelerine göç etmeye başladılar.

4.       Anadolu’da ticaret giderek önemini kaybetti.

5.       Anadolu’da güvenliğin kalmaması sonucu üretim azaldı.

6.       Önemli bilim ve kültür merkezleri olan şehirler, uğradıkları tahribat sonucu, bir daha eski günlerine dönemediler.

7.       Türkiye Selçuklu Devleti dağılma dönemine girmiş oldu.

 

ZAYIFLAMA  DEVRİ

II. İzeddin Keykavus(1246-1262)

II. Giyaseddin Keyhüsrev öldüğünde geride çocuk yasta üç oğlu kalmıştı. Bunlardan 11 yasındaki Izzeddin Keykâvus'un annesi Hıristiyan bir ailenin kızı olan Berduliye Hatun idi. 9 yasındaki Rükneddin Kılıç Arslan'ın annesi bir Hıristiyan, 7 yasındaki Alâeddin Keykubad'ın annesi ise Gürcü Hatun idi. Sultan II. Giyaseddin çok sevdiği Gürcü Hatun'dan doğan Alâeddin Keykubad'i veliaht tayin etmişti. Fakat vezir Semseddin Isfahanî, Celaleddin Karatay ve Semseddin Has Oğuz gibi devlet adamları töreye uygun olarak yaşça büyük olan Izzeddin Keykâvus'u tahta çıkarmayı kararlaştırdılar. Uluborlu (Borgulu) meliki Izzeddin Keykâvus'u Akşehir’in Altuntas köyünde sultan ilân ettiler. Daha sonra Konya'ya getirip Anadolu Selçuklu hükümdarı olarak kendisine biat ettiler (1246).

     Vezir Semseddin Isfahanî çok geniş yetkilerle devlet işlerini nizama koydu. Ancak bu durum fazla uzun sürmedi. Devlet adamları arasında ihtiras ve rekabet yüzünden büyük bir mücadele başladı. Neticede Semseddin Isfahanî güçlü rakiplerini ortadan kaldırarak iki yıl boyunca devlet yönetimine tek basına hakim oldu. Kudret ve nüfuzunu arttırmak gayesiyle de sultanin annesi Berduliye Hatun ile evlendi. Ancak bu evlilik umumî efkârda tasvip edilmedi ve hanedana karsı saygısızlık olarak telakki edildi. Devlet erkânı arasında yeni bazı sürtüşme ve mücadelelere sebep oldu. Ancak o şahsî gayretleriyle bütün rakip ve düşmanlarını bertaraf ederek ülkeyi huzur ve sükûna kavuşturdu. Bu huzurlu dönem Ahmed adlı birinin Sultan Alâeddin Keykubâd'in oğlu olduğunu söyleyerek isyan etmesiyle bozuldu. Semseddin Isfahanî bu ayaklanmayı bastırmaya çalışırken Güyük Han'in tahta çıkış merasimine katılmak üzere Karakurum'a giden Rükneddin Kılıç Arslan'in Moğol Han'ı tarafından sultan ilân edildiği haber alındı. Semseddin Isfahanî Emir-i ârız Resideddin'ı değerli hediyelerle Moğolistan’a gönderip Güyük Han'ı bu kararından vazgeçirmek istediyse de arzusunu gerçekleştiremedi. Moğol ordusuyla Sivas'a gelen Rükneddin Kılıç Arslan burada Sultan ilân edildi ve Erzincan, Kayseri, Malatya, Harput ve Âmid'de de kendisine biat edildi(1249).

MÜSTEREK SALTANAT DÖNEMI (1249-1254)

Sultanın Moğolistan’a gönderdiği kardeşi Kılıç Arslan’ın oradan sultanlık yarlığı ile dönmesinin yarattığı bulanım II. Gıyaseddin Keyhüsrev’ın oğulları II. İzeddin Keykavus  , IV. Kılıç Arslan ve II. Alaeddin Keykubat’ın birlikte saltanatıyla sonuçlandı. Bu arada Şemsettin  Isfahani öldürüldü. 3 kardeşin atabeyi sıfatıyla Celalettin Karatay bir yandan Moğollarla iyi ilişki kurmaya çalışırken, bir yandan da ülkenin birliğini korumaya çalıştı. (1254) Karatay’ın ardından da Moğolistan’a büyük hanın yanına gitmekte olan Keykubat II’nin ölümü üzerine başlayan taht kavgasını Kılıç Arslan kaybetti ve hapsedildi. (1254)

            Moğolların desteklediği Kılıç Arslan ile Türkmenler’e dayana II. Keykavus arasındaki mücadele II. Keykavus’un İstanbul’a kaçmasıyla sonuçlandı.

 

MUİNEDDİN PERVANE DÖNEMİ (1262-1277)

1243 Kösedağ bozgunu Anadolu Selçukluları tarihinde bir dönüm noktası teşkil eder. Bu tarihten itibaren devletin temelleri sarsılmış ve ülke yoğun bir Moğol istilâsına ve Türkmen muhaceretine maruz kalmıştır. 1261'den önce Denizli, Honas ve Dalaman çayı yöresinde 200.000 hane, Eskişehir, Kütahya arasında 300.000, Kastamonu'da 100.000 çadır halkı yasıyordu. Denizli'den batıya doğru uzanan dağlar Cibâlü't-Türkman (Türkmen dağları) adıyla anılıyordu.

Moğolların istilâ ve baskılarına büyük bir maharetle karsı koyan ve onları idare etmeyi bilen Muineddin Süleyman Pervâne 1262'de II. Izzeddin Keykâvus'un yerine IV. Kılıç Arslan'ı Selçuklu tahtına çıkarmıştı.

 

IV.RÜKNEDDİN KILIÇ ARSLAN (1262-1266)

Moğol istilâsı yüzünden Anadolu'ya gelen Türkmenler ise IV. Kılıç Arslan karsısında Keykâvus'u destekliyorlardı. Bu Türkmen grupları arasında en güçlüleri Denizli, Honas ve Dalaman civarında yurt tutan uç gazisi Mehmed Bey idaresinde faaliyet gösteren Türkmenlerdi. Hulagu'nun huzuruna gelip kendine itaat arz etmesini istemesine rağmen Mehmet Bey gitmedi. Bunun üzerine Selçuklu-Moğol kuvvetlerinin hücumuna maruz kaldı ve damadının ihaneti sebebiyle mağlup oldu ve daha sonra Borgulu'da öldürüldü.

           

Moğol baskılarının en şiddetli olduğu bir dönemde Baycu Noyan'in Hülagu ve Abaka Han'ın güven ve dostluğunu kazanarak Selçuklu Devleti içinde büyük bir nüfuza sahip olan Muineddin Pervane 1262'den 1277 yılına kadar süren 15 yıllık bir döneme adını veren meşhur bir simâdır Hulagu'ya öylesine nüfuz etmişti ki Hulagu Kılıç Arslan'a kendisiyle görüşülmesi gereken bir mesele olursa Muineddin Pervane'den başkasının gelmemesini söylemiştir.

            Kısa bir padişahlık dönemi geçiren IV. Kılıç Arslan Keykubat tarafından boğularak öldürüldü ve yerine oğlu III. Gıyaseddin Keyhüsrev’i geçirdi.

 

III.             Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi (1266-1284)

Huzurun ve düzenin bir arada sağlanması, ticaretin yeniden sağlanması, ticaretin yeniden canlanmasına ve Anadolu’nun Bozulan ekonomik koşullarının bir ölçüde düzelmesine yol açtı. Bu, Moğolların  isteklerinin daha kolay karşılanması sonucunu doğurduğu gibi, iş başındakilere servet yığma olanağını da sağladı. Sahip Ata Fahrettin Ali, Pervane, Cacaoğlu Nurettin vb. emirler tarafından mimarlık yapıtları bu zenginlik sonucu ortaya çıktı. Dönemin kaynaklarında Pervane dönemi sükun   ve refah dönemi olarak nitelenir. Ancak, giderek durumu sarsılan Pervane, Moğollar ve onların düşmanı Memluklar arasında ikili bir siyaset izlemeye başladı. 1276’da Selçuklu-Moğol rejimine karşı ayaklanan Niğde emiri Hatıroğlu’nun müttefikleri Karamanoğulları mücadeleyi sürdürdüler. Pervane’nin ve Karamanlılar’ın Anadolu’ya davet ettiği Memluk sultanı Baybars, Moğollar’ı Elbistan’da yendikten sonra Kayseri’ye girdi.(1277) Ancak, Tokat’a çekilen Pervane’den umduğu desteği göremeyen Baybars geri döndü. Bu sırada Karamanoğulları Konya’yı ele geçirdi.

 

KARAMANOĞULLARI'NIN KONYA'YI ELE GEÇİRMELERİ VE SIYAVUS'UN SULTAN İLÂN EDILMESİ*

Anadolu'da Moğollarla mücadele eden beyliklerin başında Karamanoğulları yer alıyordu. Her ne kadar onlar da Selçuklu-Moğol müşterek kuvvetleri karsısında birkaç defa bozguna uğratılmış ise de Mehmed Bey zamanında tekrar güçlenmişlerdi. Hatıroğlu Serefeddin'ın isyanı sırasında onunla işbirliği yapan Mehmed Bey sınırları dahilinde ve sahil boylarındaki Moğolları uzaklaştırmış, Selçuklulara vergi ödemeyi reddederek bağımsızlığını ilân etmişti. Hatıroğlu'nun isyanı bastırılınca Muineddin Pervane Moğol kumandanlarının iznini alarak Karamanogullari'na karsı sefere çıktı. Karamanoğulları barış talebinde bulundu ise de Kadı Hutenî'nin oğlu Bedreddin İbrahim buna yanaşmadı. Meydana gelen savaşta Selçuklu ordusu bozguna uğradı ve pek çok kayıp verdi. Zor durumda kalan Bedreddin İbrahim gönderilen Moğol takviye kuvvetleriyle muhasaradan kurtarıldı ise de onlar da Karamanoğulları karsısında tutunamayarak Konya'ya geri çekildi. Muineddin Pervane Konya'da Selçuklu kumandanlarıyla görüşüp yeni bir sefere hazırlanmaya karar verdi ise de Memlûk sultani Baybars'ın Anadolu seferi yüzünden bu da gerçekleştirilemedi.

Karmanoğlu Mehmet Bey kardeşi Ali Bey'i Kayseri'ye gönderip Sultan Baybars'a itaat arz etti. O da sancak ve mensûr gönderip Ermenek'ten sahillere kadar uzanan sahada Karamanoğulları'nın hakimiyetini tanıdı. Mehmet Bey Eşref ve Menteseoğulları'nın desteğiyle Konya üzerine yürüdü. Sahibata Fahreddin'in oğulları iç karışıklıklar yüzünden Karahisar'a çekilmiş oldukları için Konya'da ciddi bir mukavemet gücü kalmamıştı. Naib Eminüddin Mikâil şehrin kapılarını kapatarak müdafaaya çekildi. Mehmet Bey Konya’yı Sultan Baybars adına teslim almak için geldiğini ve yanında bir Selçuklu şehzadesi bulunduğunu söyleyerek şehri teslim etmelerini istedi. Fakat Eminüddin bu sözlere aldırış etmeden şehri savunuyordu. Neticede şehrin kapıları odunlar yığılarak ateşe verilince Eminüddin tebdil-i kıyafetle kaçmaya karar verdi. Fakat yolda yakalanıp Melikü's-Sevâhil Bahaeddin ile birlikte öldürüldü. Karamanoğulları 9 Zilhicce 675 (15 Mayıs 1277) tarihinde Konya'ya girdiler ve şehri yağma ve talan ettiler. Sonra da II. Izzeddin Keykâvus'un oğlu olduğunu iddia ettikleri Alaeddin Siyavus'u Selçuklu sancağı altında şehre getirip sultan ilân ettiler. Basta Mehmet Bey olmak üzere Ahi Ahmet Sah ve şehrin ileri gelenleri ona biat ettiler. Kale muhafızları da bu gelişmelerden haberdar olup bağlılıklarını bildirdiler.

Alaeddin Siyavus tahta çıkınca kapısında beş nekbet çalındı, adına hutbe okundu ve para basıldı. Merasimden sonra toplanan divanda etrafa fermanlar gönderilip vali ve kumandanlar itaate çağrıldı.

Karamanoğlu Mehmet Bey divanda "bundan sonra, divanda, dergâh, bargâh, meclis ve meydanda Türkçe'den başka bir dil kullanılmayacaktır" diye bir karar aldı. Onun Türkçe'nin devlet dili olması için aldığı bu önemli karar Farsça yazılan belgelerin Türkçe'ye çevrilmesinin zorluğu ve Karamanoğullarının kültür seviyelerinin yeterli düzeyde olmaması yüzünden uygulanamamıştır.

II. GIYASEDDIN KEYHÜSREV'IN ÖLÜMÜ

Çocuk yasta Selçuklu tahtına çıkan III. Giyaseddin Keyhüsrev'in saltanatı Hatıroglu ile Karamanoğulları'nın çıkardığı isyanlar, Memlûk sultani Baybars'ın ve Abaka Han'ın Anadolu'yu istilâsı gibi önemli olaylarla geçti. Ayrıca Siyavus'un çıkardığı karışıklıklar da bu devrin dikkati çeken olaylarından biridir. Sultan II. Izzeddin Keykâvus Kırım’da iken oğullarından Giyaseddin Mesud, Rükneddin Kılıç Arslan, Rükneddin Geyûmers, Alaeddin Siyavus (bazı kaynaklarda düzmece olduğu söyleniyor) ve Ferâmürz de yanında bulunuyordu. II. Izzeddin Keykâvus'un İstanbul’da Hrıstiyanlastırılan ve Bizans kaynaklarında Melik Konstantin adıyla zikredilen bir oğlu daha vardı.

II. Izzeddin Keykâvus'un 679 (1280) yılında ölümü üzerine veliaht tayin ettiği oğlu Mesud gemilerle Sinop'a gelmiş ve Selçuklu tahtına geçmiş olan Geyûmers de ona tabi olmuştur.

Abaka Han Erzincan, Erzurum ve Sivas’ı Sultan Mesud'a tahsis ederek hükümdarlığını onayladı. Abaka Han’ın ölümü üzerine Ahmed Teküder Selçuklu topraklarını III. Giyaseddin Keyhüsrev ile Mesud arasında taksim etti. Bu sırada İlhanlı tahtında değişiklik oldu ve Argun Han tahta geçti. Tebriz'de bekleyen Mesud'u Selçuklu sultanı olarak tayin etti. Anadolu'ya dönen Mesud önce Kayseri'de 1284 Şubat baslarında da Konya'da merasimle tahta çıktı. Emirler ve devletin ileri gelenleri huzura çıkıp biat ettiler. Argun Han, Ahmed Teküder ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle III. Giyaseddin Keyhüsrev'i tahtından indirip Erzincan'a (veya Erzurum'a) sürgün etti ve görevlendirdiği adamlar vasıtasıyla da öldürttü (Zilhicce 682/Şubat Mart 1284).

Onun sıkıntılar içinde geçen hükümdarlık döneminde büyük mimarî eserler inşa edilmiştir. Bunlar arasında Sivas'taki Gök medrese, Çifte Minareli Medrese ve Bürüciye medreseleri sayılabilir.

 

II. GIYASEDDIN MESUD'UN BİRİNCI HÜKÜMDARLIĞI (1284-1296)

Mesud’un tahta çıkması Konya’da büyük sevinç yarattı ama sevinçleri kursaklarında kaldı çünkü O da Moğolların gölgesinde kalmıştı.

Sultan II. Mesud bir süre sonra Karamanoğulları'na karşı sefere çıktı. 9 Zilhicce 686 (15 Ocak 1288) tarihinde Larende'yi ve bütün Karaman topraklarını tahrip etmeye başladı. Moğol-Selçuklu müşterek kuvvetlerine karsı koyamayan Karamanoğullarıyla Esrefoğulları Sultan Mesud'dan özür dileyip bağlılık arz ettiler.

 

SELÇUKLU DEVLETI'NI ÇÖKÜSE GÖTÜREN OLAYLAR

a) Şehzâde isyanları:

Geyhatu'nun Anadolu'dan dönmesi Karaman, Eşref ve Germiyanoğullarına yeniden harekete geçme imkânı verdi. Ayrıca Kastamonu yöresindeki Türkmenler de Kılıç Arslan'ı destekleme kararı almış, Geyûmers ile Feramürz de saltanat davasıyla ayaklanmışlardı. Kılıç Arslan ile Ferâmürz Kastamonu'ya giderek Çobanoğullarından Yavlak Arslan ile anlaşmış ve Sultan Mesud'a karsı harekete geçmişlerdi. Geyhatu Karaman, Eşref ve Menteşe beylerine karsı tenkil hareketini tamamladıktan sonra Kılıç Arslan ve Çobanoğullarından Yavlak Arslan'a karsı bir ordu şevketti. Selçuklu-Moğol ordusu Kastamonu topraklarına girip Derbendiler bölgesinde beklemekte iken Türkmenlerin baskınına uğradı. İki taraf da ağır kayıplar verdi ve Sultan Mesud ile önde gelen kumandanların bir kısmi esir düştü. Müttefik Selçuklu-Moğol ordusu karsı saldırıyla Türkmenleri bozguna uğrattı. Bu hengâmede Kastamonu beyi Yavlak Arslan da şehit düştü.

b) Moğol Noyanlarının çıkardığı isyanlar:

Selçuklu hanedanı mensupları arasındaki taht kavgalarına ilâveten Moğol noyanları arasındaki mücadele de Anadolu'da büyük sıkıntılara sebep oldu. İlhanlı hükümdarı Mahmud Gazan Han’ın Anadolu genel valiliğine getirdiği Togaçar Noyan daha sonra gözden düşmüş ve yine Gazan Han’ın gizli emriyle Baltu ve Arap Noyan tarafından öldürülmüştür. Baltu Noyan giderek güçlenmiş ve hanin emirlerini dinlemez olmuştu. Bunun üzerine Gazan Han Kutlug Sah kumandasındaki 30.000 kişilik bir orduyu 1296 yılında Anadolu'ya gönderdi. Baltu Noyan kaçıp Ermeni tekfuruna sığındı. Fakat Tekfur onu yakalayıp Tebriz'e gönderdi. Baltu burada Gazan Han tarafından idam edildi.

Sultan Mesûd Baltu Noyan'in tahakkümü altında olduğu için Gazan Han’ın isteklerini yerine getiremiyordu. Kutlug Sah itham altında olduğu için Sultan Mesud'u Gazan Han’ın huzuruna çıkardı. O Gazan Han'a mazeretini anlattıysa da 1296 yılında tahtından uzaklaştırılıp Hemedan'a sürüldü ve Selçuklu tahtı III. Alaeddin Keykubad 1298'de tahta çıkıncaya kadar 2 yıl bos kaldı.

Şehzadelerin ve Moğol noyanlarin çıkardığı karışıklıklar Anadolu halkının daha da perişan olmasına sebep oldu. Horasan Irak ve Azerbaycan'dan yola çikan pekçok kisi burada bir mevki ele geçirmeye çalışıyordu. Gazan Han’ın Konya'ya gelen elçisi Ahilerin reisi Ahmet Sah tarafından uzaklaştırılınca hükümdara yaranmak isteyen Sarap-sâlar onu öldürdü. Bu olay halkı mateme boğdu. Cenaze merasiminde 15.000 kişi basaçık yürüdü. Şehir ileri gelenlerinin ısrarları karsısında Ahmed Şah'ın katili yakalanıp idam edildi.

II Mesud tahtan indikten sonra yerine geçen III. Alaeddin Keykubat eşrafı soymaya kalkıştığı için tahtan indirildi ve yerine 2. kez II. Mesud geçti. Ama geçmesi bir işe yaramadı ve 1308 yılında vefat etti. II. Mesud’un ölümü ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ’nin yıkılışı olarak bilinir...

 

SELÇUKLU MEDENİYETİ*

Anadolu Selçuklu Devleti askerlik temelleri üzerine kurulmuş bir devletti. Sultanların yanında ücretli bir Hassa ordusuyla bir ordunun temelini meydana getiren Tımarlı Sipahiler bulunuyordu. Ayrıca biri Sinop’ta biri de Antalya’da olmak üzere, iki de donanma gemisi tezgahı vardı. Bunların başındaki iki amirale Emir-üs-Sevahil adı verilirdi.

Halk göçebe,şehirli, köylü olmak üzere 3 sınıfa ayrılmıştı.Bunlar devlete vergi verirlerdi.

Selçuklular İslamlığın Sünni kolundan ve Hanefi idiler. Ancak doğuya yerleşenlerin içinde Şafiiler’le pek az sayıda olmakla birlikte Aleviler de vardı. Selçuklu Türkleri, Anadolu’da Sünni Müslümanlığı yaymaya çalıştılar. Abbasi halifelerine büyük saygı gösterdiler. Bu arada, Sünni mezheplere aykırı birtakım inanışlar, tarikatlarda çıktı. Hele Mevlana Rümi Celalettin adına çıkartılan Mevlevilik tarikatı çok yayıldı. Konya tarikat merkezi oldu. Bunlardan başka Rufailik Nakşibendilik, Kadirilik gibi tarikatlar da yer aldı.

Anadolu Selçukluları edebiyat ile şiir alanında,3 koldan gelişme gösterdiler.

1-      Divan Edb.

2-      Tasavvuf Edb.

3-      Halk Edb.

Tasavvuf Edb’nın en önemli örneklerini Mevlana Celalettin Rumi ile oğlu Sultan Veled verdiler. Bu arada, halkın düzeyine de inen Tasavvuf şairleri de çıktı. Yunus Emre Türkçe Tasavvuf  şiirleri yazarak bunun en güzel örneklerini verdiler. Bu arada Halk arasında kahramanlık destanları da yayılıyordu. Bunun en güzel örnekleri Seyid Battal Gazi adına yazılmış destanlardır.

Anadolu Selçukluları bilginleri ve düşünürleri korur, gözetirlerdi. Anadolu’nun bir çok yerinde medreseler, kütüphaneler, camiler yaptırılmıştır. Buralara Türkistan’dan İran’dan Suriye’den ve özelikle Mısır’dan bir çok bilgin geliyordu.

Selçuklular sürekli savaşlar yüzünden harap olmuş Anadolu şehirlerini yeni baştan bayındırıp, bezediler. Selçuklu yapı tarzına birçok cami,kütüphane medrese,köprü yaptırmışlardır. Konya’da bulunan Sahip ata ile Karatay medresesi, ince Minareli Cami Kayseri yakınlarındaki Sultan Hanı Kervansarayı Kayseri’de ki Çifte  Minareli ile Hacıkılıç camileri Darüşşifa, Sırçalı Kümbet, Sivas’ta ki Gök Medrese ile Darüşşifa, Niğde’de ki Hüdavent Hatun Türbesi Divrik’te ki Büyük Cami en güzel örnekler arasındadır.

Bu arada süsleyici sanatlarda gelişmiştir. Taş, mermer tahta oymacılığı çok ilerlemiş, süslemede çini ve yazı alanlarında çok değerli eserler vermişlerdir.

 

 

 

 

 

Alaeddin Camisi (Niğde)                                                    Alaeddin Camisi (Konya)

 

 

 

 

 

 

       Burmalıminare Camisi (Amasya)                           HuandHatun Külliyesi (Kayseri)

 

 

 

           

 

 

 

 

 

Güdük minare mescidi                                                    Karatay Medresesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                

 

 

 

 

Keykavus Türbesi                                        Küçük Ayasoyfa Mescidi Tavan Bezemeleri

            

 

 

Resimler: Büyük Larousse

 

 

 

 

 

 

 



*
: Tarih Defteri

*
:www.enfal.de/seltarih.htm

*1: http://www.enfal.de/seltarih.htm

*
: http://www.enfal.de/seltarih.htm

*
: Tarih Kitabı. Sayfa: 241.

*
: http://www.enfal.de/seltarih.htm

*
:Hayat Ansiklopedisi aba-bangkok cildi sayfa :239

  Ad Soyad
  Yorum