A
B
C
Ç
D
E
F
G
Ğ
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q
W
X
+ Ekle
Ahter Kutadgu, Türk Telekom Ve İletişim

Ahter Kutadgu, Türk Telekom Ve İletişim Değerli Okurlar,

İlk söyleşimizde Türk Telekom Kurumsal İlişkiler Başkanı Ahter Kutadgu ile bir araya geldik …
Bu söyleşide iletişimcilere ders niteliğinde birçok mesaj bulacaksınız … Sektörün dinamikleri ile birlikte Türk Telekom’un değişim sürecini bizlerle paylaşan Kutadgu, kişisel iletişim becerisinin açılımını ve kurumlara katma değerini bizlere aktardı. Ulusal ve uluslararası bir çok kurumda üst düzeyde görev yapan Kutadgu’nun kariyerinin kıskanılacak kadar iyi olmasının sebeplerini kendisi ile konuştuk…

SÖYLEŞİ:

Hantal bir yapıdan dinamik bir yapıya geçtiğinizi düşünüyorum. Bu değişim sürecinde kurum vizyonu neleri hedefliyor?

“TT rekabete dahil oluyor.”

A.K: Aslında hantal yapıların ifadesini şöyle özetlemek mümkün; piyasada baskın durumda, ana oyuncu konumunda olan özel sektör şirketlerin ya da tüm kamunun, iş yapma gelenekleri içerisinde monopol bir anlayışın rahatlığından kaynaklanan bir genel sorun. Bu sadece TT’ye ait bir sorun değil, özel sektörde de benzer sorunlar yaşanıyor. TT’nin geçmiş dönemlerinin de böyle olması çok doğal.




Şimdiki dönemde ise piyasaların liberalleştiğini ve buna ayak uydurmanın bir sıkıntı olduğunu görüyoruz. Biz de bu liberalleşme ile rekabetin içine dahil olmuş oluyoruz. Artık sadece GSM operatörleri değil, sabit hat operatörleri de lisans alabiliyor. Özetle bu süreçte, liberal bir yönetim ile iyi hizmet veren bir kurum haline geleceğiz.

GSM Operatörleri bu sürece erken girdikleri için daha mı öndeler?

“Tehditler fırsatlara dönüşüyor.”

A.K: Bu liberalleşme sürecinde GSM operatörleri pazara erken girdikleri için ciddi bir pay sahibi oldular. Tüketicinin hayatında kolaylık sağlayarak vazgeçilmezler arasına girdiler. Alışkanlıklar sebebiyle günlük hayatımızda sabit hattımız olmasına rağmen GSM hatlarını kullanmaya başladık. Bu gelişim süreci bizim sabit hatlarımızın pazarlanması için ciddi bir tehdit halini aldı. Bu süreç TT için tehdit olduğu kadar liberalleşen piyasada aslında fırsatlar da yarattı. Pazarın liberal hale gelmesi aynı zamanda bizim de özelleşme ile birlikte liberal bir yönetim şekline geçişimiz anlamına geliyor. Bu fırsatları kullanarak ticari kurum kimliğimizi ve karlılığımızı pekiştireceğiz.

TT’nin özelleştirme sonrası değişiminde tüketiciye yansıyan temel strateji nedir?

“Abone mantığından, müşteri mantığına geçiş.”

A.K: Bu süreç içerisinde yenilenen yapıda temel kavram abone mantığından müşteri mantığına geçiş oldu. Nedir bu mantık dersek; abone satın almak zorunda olduğu hizmeti kolayca gidip alır. Rekabet yoktur ve o hizmetten faydalanmak için mecburen gidip başvurmak zorunda kalır. Müşteri ise pek çok seçeneği olan tercih ve talep etme fırsatına sahip kişidir. Dolayısıyla 180 derece farklılaşan bir yapıdan bahsediyoruz. Bu yapı değişikliği özelleştirme öncesinde başlamasına rağmen artık değişen koşullar ve kar amaçlı ticari kurum anlayışı içerisinde vazgeçilmez bir süreç halini aldı. Klasik deyimle müşterinin kral olduğu bir dönem başlıyor. Yeni ürün, hizmet ve tarifelerle müşteriyi memnun etmek zorunda olduğumuz bir döneme geçiyoruz. Özelleşme tarihi olan 14 Kasım 2005’ten bu yana yaşanan süreçte, hangi yöntemlerle gideceğimizi belirleyerek hareket etmek ve bunu iyi planlamak temel hedefimiz.

Dünyada bu değişimi yaşayan aynı sektörden örnekler var mı?

“Değişim ciddi bir süreçtir.”

A.K: Bu değişim sürecini yaşayan, dünyadan bir örnek olarak British Telecom’u verebiliriz. British Telecom bu değişim sürecini 5 yılda tamamladı. 1. yılını geçirdiğimiz bu süreçte biz 5 yılı bulacak bir hedef koymuyoruz. 3, 4 ya da 5 yıl sürebilir. Bizim hedefimiz sağlam bir tabanda planlı ve süratli bir gelişim ve değişim. Bu değişimde hata yapma lüksümüz yok. TT olarak aslında temel sorumluluğumuz altyapı. Türkiye’de  telekomünikasyon konusunda bizden başka bir altyapı yok ve olmayacak da. Sadece bir ticari kurum sorumluluğu ötesindeki bu sorumluluk bilincindeyiz. Örneğin alt yapısını sağladığınız bir firma aslında bir yandan rekabet ettiğiniz bir firma da olabiliyor. Temelde sürdürülebilir karlı büyümeyi sağlamak dışında, Türk insanının iletişimini sağlamak en önemli sorumluluğumuz.

Yeni teknoloji yatırımları ve rekabet konusunda neler söyleyeceksiniz?

“Rekabet iki yönlü gelişiyor.”

A.K: TT’yi iki alanda ayırmak gerekiyor; alt ve üst yapıdaki hizmet. Altyapıda durum değişmiyor çünkü sorumluluğumuz çok yüksek. Altyapısını verdiğimiz tüm kurumların sorumluluğunu da taşıyoruz. Diğer tarafta ise son kullanıcıya ulaşma aşamasında kıyasıya bir rekabet bizi bekliyor. Burada iki türlü rekabeti aynı anda yaşıyoruz; hem teknoloji hem de pazarlama rekabeti. TT çok güçlü kurum olmasına rağmen iletişimi fazla kullanmadığı için mevcut gücünü çok iyi yansıtamamış. Bunun sebebi ise az önce bahsettiğim gibi hedef kitleyi hiçbir zaman müşteri gibi görmemiş olması.

Tüketici teknolojiyi hayatında daha fazla kullanmaya başladı. Özellikle GSM şirketleri bu konuda çok hızlı yol alıyor. Geçmiş dönemdeki ürün ve servislerden farklı olarak tüketiciye neler sunacaksınız? Var olan ve sunacağınız ürün/servisler ile ilgili bilgi alabilir miyiz?

“Yaygın dijital santralar kuracağız.”

A.K: Ürün ve hizmetlere girmeden daha önemli bir konu olan tek hat üzerinde çoklu erişimi sağlamaktan bahsedelim. Aynı hat üzerinden görüntü ses ve veri aktarımını sağlamayı kastediyorum. Tek cihazla, tek hat üzerinden her türlü iletişim imkanını Türk insanın kullanımına sunmak stratejik olarak temel hedefimiz. Tüketiciye sunacağımız her servis ve ürün için önce altyapının çok güçlü olması gerek. Bu güçlü olduğu sürece verdiğimiz ürün, servis ve hizmet kalitesi güçlü olacaktır. Bu alanda yapacağımız en önemli yatırım, yaygın olarak dijital santralar kurmak olacak. TT’nin alt yapıda  % 70 oranında ağır bir gücü var. Tüketicin kullandığı servislerde sadece üç büyük şehirde değil tüm Türkiye’de servis vermek istiyoruz. Ayrıca internet kullanımını da artırmayı hedefliyoruz.

İletişim dünyasının tanınmış isimlerindensiniz.  Kariyer dolu bir geçmişiniz var. TT’deki kurumsal iletişim ve pazarlama iletişimi ile ilgili genel stratejileriniz neler olacak?

“Projelerimiz stratejik tabanlı olacak.”

A.K: Burada da temel konu aboneden müşteriye geçiş kültürünü oluşturmak. PR tarafından baktığımızda, TT’nin geçmişte birçok sosyal sorumluluk projesinde bulunmuş olduğunu görüyoruz. Fakat geçmiş yapılan bu çalışmalarda bir stratejik taban oluşturulmamış. Yani belirli alanlar sahiplenilmeden birçok alanda çalışmalar gerçekleştirmiş. Bunu yanlış bir konu olarak söylemiyorum. O dönemin şartlarında böyle yaygın bir yapıdaki kaynaklarını zaman zaman hayır işlerinde kullanmış olması olumsuz bir niyet içermiyor. Değişim sürecinde biz bu projeleri bir stratejik taban üzerinde düzenleyeceğiz.  

Geçmişinizde birçok sosyal sorumluluk projesinde görev aldınız ve yönettiniz. TT adına sosyal sorumluluk projeleriniz neler?

“Bilinçli sosyal sorumluluk projeleri.”

A.K: Temel de üç ana konuyu sahipleniyoruz; Eğitim, spor ve kültür - sanat.
Sahiplendiğimiz üç alan dışında başka bir projeye girmek istemiyoruz. Kaynaklarımızı etkin kullanarak belli alanlardaki algımızı güçlendirmek istiyoruz. Örneğin eğitimde bilgisayar okuryazarlığını çok önemsiyoruz. Herkesin hayatında teknolojinin ve internetin yer almasını istiyoruz. Bu konuda kampanyalarımız başladı. Sporda ise çeşitli sahiplendiğimiz noktalar gelişerek artacak. Kültür - sanatı seçme sebebimiz; bu alanı insanlar için iletişimin kolayca sağlandığı bir alan olarak görmemiz. İnsanları ortak bir paydada buluşturan bu alanda çağdaş sanat konusunda projelere imza atacağız.

Bilişim Fuarı’nda oldukça büyük bir stand ile yer aldınız ve birçok ürününüzü tanıttınız. TT’yi mecralarda daha fazla görebilecek miyiz?

“TT daha çok görünecek.”

A.K: ‘Her eve internet ve her eve bilgisayar ‘projeleri sayesinde sıcak bir tonda tüketici ile buluştuk 2007’de frekansımızı yavaş yavaş artırarak çeşitli mecralarda daha fazla görüneceğiz.  

Teknolojinin algıda soğuk bir yüzü var. Hayatında fazlasıyla olmasına rağmen tüketici bu soğuk yüze karşı zaman zaman tepkili olabiliyor. Teknoloji ve tüketici algısındaki fikirleriniz neler?

“İletişimin sıcak yüzü.”

A.K: Teknolojinin soğuk bir algısı var evet ama diğer bir taraftan da iletişim sağlayan bir teknoloji olması nedeniyle sıcaklık içeriyor. Türk insanı iletişimi seven ve o sıcaklığı hissedebilen bir yapıya sahip

TT’nin bilinilirliği konudaki düşünceleriniz neler?

“Kurumsal algımız güçlenecek.”

A.K: TT’nin bilinirliği çok yüksek olmasına rağmen beğenisinin düşük olduğunu düşünüyorum. Tüketici TT’nin neler verdiğini biliyor ama yine de bir tepkisi var. Düzenlemelerimiz de bu algının iyileştirmesi yönünde olacak. Kurumsal kimliğimizin düzenlemesinden başlayacak olan süreçte teknolojinin sıcak ve yapıcı tarafını da tüketiciye hissettireceğiz.

Çok çeşitli sektörlerde ve yapılarda görev aldınız. Türk toplumu size göre hangi iletişim tekniği ile markalara daha fazla yaklaşıyor? Bu konuda gözlemleriniz neler?

“Anahtar kelime; samimiyet.”

A.K: Dokunarak iletişim. Türk toplumu olarak birbirine fazlasıyla dokunmayı seven bir yapımız var. Sosyal sorumluluk projeleri eğer ki tabana yayılabiliyorsa ve insanların içine katılımını sağlayabiliyorsa iyi bir teknik olarak söylenebilir. Tabii ki samimiyet çok önemli. Kurum çalışanlarından başlayarak duruşunuz da çok önemli. Tüketiciye dokunduğumuz her noktada çalışanların davranış biçimi kurumun davranış biçimini temsil ediyor. Üst yapıda iletişim adına dünyanın en iyi projelerini yapsanız da, kurumun toplam kalitedeki davranış biçimi önemli. Bu davranış biçimi doğru sergilenmediği sürece yaptığınız her şey geri tepecektir. Bizim mesleğimizin profesyonellerinin de yönlendirici bir rolü olmalı. İletişimci sadece PR’cı değil bunun  dışında biraz insan kaynakları, biraz satış, biraz pazarlama, biraz da ürün geliştirme süreçlerini bilmeleri gerekiyor. Ancak bu bilgilerle kurumun gelişim ve iletişim sürecini oluşturabiliriz. Kurumlar soğuk durmayı seçebilir ama TT sıcak durmayı tercih ediyor.

Ahter Kutadgu olarak, iletişimcilerin yaradılışlarının markalara ve kurumlara yansıması hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Liderliğin yolu iletişimden geçer.”

A.K: Buna iletişimci boyutunda değil de liderlik boyutunda bakmak gerekirse, iyi bir lider iyi bir iletişimci olmalı. Yani iyi bir lider, iyi bir iletişimden çıkar; işin profesyoneli olması gerekmiyor. Baktığımızda iyi bir liderin duruşunun kuruma katkısı % 50 olması bir gerçektir. Şunu iddia ediyorum ki; biz toplum olarak iş odaklı değil, ilişkiye dayalı grup halinde bir yaşam biçimi sergiliyoruz. Hep böyle olmuşuz, hep de böyle olacağız. Bu bizim kültür yapımız. Bu kültür dünyadan farklı olarak, Türkiye’deki insan kaynakları sistemlerinde de farklılık gösteriyor. Dünyadaki tüm sistemleri Türk kültürüne adapte etmemiz, insanı boyutu mutlaka işletmelere koymamız gerekiyor. Aslında bu çok güçlü bir yönümüz. Doğru odakladığımız sürece çok faydalı olacak bir yapı. Batıda çalışanların kişisel ve insani yönlerinin geliştirilmesi için birçok eğitim programları düzenleniyor. Halbuki bu bizim doğal yapımız, genlerimizde var. Dolayısıyla iletişimci ve liderlerdeki duruş çok önemli

İletişimci kimliğinizin peşini hiç bırakmadınız. Bu kimliği seçme sebebiniz neler?

“İletişim yeteneği doğuştan gelir.”

A.K: Tamamen tesadüf. Unilever’de baş hukuk müşaviriydim ve o dönemdeki başkanımız Sayın Hasan Yılmaz benim bu işi iyi yapabileceğimi düşünmüş olmalı. Hasan Bey çok iyi bir lider. Bu göreve atanmamdaki temel unsurun insani yapı olduğunu ve benim de bu konuma uygun olduğumu fark etmiş olabileceğini düşünüyorum. Aslında ne pazarlama, ne de iletişim konulu bir kariyer geçmişim yoktu. Ama bu alanın içinde, sanırım yaradılışım sebebiyle hep var oldum. Örnek vermek gerekirse; bir doktor yaptığı işten şikayet ediyorsa, bu işi seçerken kendini sorgulamalı. İnsani boyutu bu işe uygun mu ve yüksek insani boyutta bu mesleği sürdürebilecek mi? Yaradılışı uymuyorsa bu mesleği yapmamalı. Yoksa ne hastaları, ne de kendisi mutlu olabilir. İletişimci olmak da aslında böyle bir şey. Yapınız uymuyorsa; sıcak olamayan bir temsilci ve fazla profesyonel duruyorsunuz. Bu da kuruma zarar veriyor

TT insan kaynaklarında yeni bir bakış açınız var. Bu bakış açısında iletişimci modeliniz nedir?

“Kuralları ve vazgeçilmezleri bilmek.”

A.K: Mutlaka eğitimini yüksek okul seviyesinde tamamlamış olmalı. Ama genelde kişinin kumaşıyla ilgili bir meslek. Örneğin ben St.Joseph’te okudum ama hiçbir zaman bir Fransız gibi değil, bir Türk gibi düşündüm ve yaşadım. Geleneksel bir Türk ailesinin çocuğuyum. Sokakta oynadım, geleneksel olan her şeyi normal sıradan mahalle kültürü içerisinde aile terbiyesiyle yaşadım. Mesela bayramlar benim için çok önemlidir. Hiçbir zaman bir bayramda tatil fırsatını düşünerek büyüklerimi ziyaret etmekten, ellerini öpmekten vazgeçmedim. Bu değerler her zaman benim için çok önemli oldu ve korunmaları gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir zaman çok profesyonel olmadım. Büyüklerimi takip edip örnek almaya çalıştım. En çok örnek aldığım insanlardan birisi Hasan Yılmaz’dır. Model olarak baktığınızda, Türkiye’de her ortamda yaşayabilecek ve ilişki kurabilecek bir kişilik yapısı çok önemli. Ama temel olan; kuralları ve vazgeçilmezleri belirlemek. Kurum kültürü almış olmak ve vazgeçilmezleri olan bir kişi olmak çok önemli. Son nokta çizgileri olmayanların iyi bir yönetici olamayacaklarını düşünüyorum. Bunlar olmazsa belirli bir hedef belirleyemezsiniz ve tutunamazsınız.

Türkiye’de iletişim sektörünün ilerlemesi hakkında düşünceleriniz neler?

“Herkesin markalaşması mümkün değil.”

A.K: İletişim sektörü hızla ilerliyor ama markalaşma meselesinde birçok hatalar görüyoruz. Ben kişisel olarak markalaşmaya dogmatik bir yaklaşımda hiçbir zaman olmadım ve önerim de hiçbir konuyu dogmatik hale getirmemek gerektiği. Herkes markalaşamaz, böyle bir şey yok. Markalaşma çok ciddi bir şey. Arkasında çok kuvvetli ciddi bir ürün/hizmet olması gerekiyor. Yoksa yaptığınız her şey bumerang gibi geri dönüyor. Markanın iletişimini yaparken çok dikkat etmek gerekiyor. Temkinli ve planlı ilerlemek gerekiyor yoksa tüketici için kötü bir algı oluşuyor. TT çok güçlü bir kurum ve iletişimde bazılarına yavaş gibi görünse de, ben ne kadar hızı seviyorsam da, temkinli ve planlı olarak ilerleyecek. Tüketicinin bu mesaj bombardımanında çok fazla şey gördüğünü sanmıyorum. Farklılaşabilenler haricinde, tüketici markaları çok iyi ayırt edemiyor. Türkiye’de markalaşmak bir dogma haline geldi. Sonuç olarak ürünün kalitesini tutturamıyorsanız ve arkasını destekleyemeyecekseniz bu işe kalkışmamak gerekiyor. Kurumsal iletişim yöneticilerinin ticari olarak nereye gideceklerini çok iyi belirleyerek analiz edip buna göre bir iletişim planı yapmaları gerekiyor. Yoksa kaynaklar her zaman boşa gidiyor. Geçmiş dönemde birçok sosyal sorumluluk projesine yazık olduğunu hep birlikte gördük.

Genç iletişimcilere kariyer önerileriniz ve tavsiyeleriniz neler?

“Çıraklık yapmadan usta olunamaz.”

A.K: Mutlaka marka yönetimi yapmaları gerekiyor. Aslında sadece marka da değil, bir şeyleri yönetmeleri gerekiyor. Bakkal dükkanı yönetemeyen, çay ocağı yönetemeyen, arkadaşlarıyla bir yemek tertip edemeyen kişiden hiçbir şey olmaz; eğitimi ne olursa olsun. Küçük yönetimler teknik bilgi beceri haricinde dev bir şirketi yönetmekten pek de farklı değil. Küçük de olsa bir şey yönetmeleri onlara değer katacaktır. Artık fonksiyonları birbirinden ayırmak çok doğru değil. Yani bir PR’cı, ya sadece PR yaptıracak ya da benim verdiğim iletişimi uygulayacak diye bir şey yok. Teknik adam da biraz iletişimden biraz pazarlamadan anlayacak, bir iletişimci de teknikten satıştan ve insan kaynaklarından biraz anlayacak. En azından temel seviyede değişik kademelerden geçtikten sonra iletişim yöneticisi olacaklardır. Mutlaka ajans tarafında çalışmaları gerekiyor. İşin mutfağında yer almak çok önemli. Her alanda çıraklık yapmaları çok önemli. Çıraklık yapmadan usta olunamaz. Mesela etkinlik yönetiminde saha da koşturmadan, reklam filmi nasıl çekilir görmeden oturulacak bir yönetici koltuğu her zaman başarısız olacaktır çünkü son derece sert, fazla hedef odaklı ve gerçekçi olamayan bir yönetici profili oluşur. Çok acele etmemek gerekiyor. İletişim çok ciddi bir bilim dalı, hatta geleceğin iletişim üzerine inşa edileceğini söyleyebilirim. İyi iletişimciler çok yakın zamanda CEO pozisyonlarına da gelebilecekler. Bununla ilgili Unilever Başkan’ının ağzından şunu söyleyebilirim: “Ben iletişimden başka bir şey yapmıyorum çünkü ben kurumun dünyadaki yüzüyüm.” İletişimcilerin fonksiyonu bu sözlerle de çok belli oluyor. Halka açılmış şirketlerdeki iletişimin fonksiyonu; yatırımlara, ortaklıklara ve gelişime çok etki sağlıyor. Ticari performans her zaman yeterli olmuyor. Kurumları her boyutta çok iyi anlatmak gerekiyor.

Ahter KUTADGU Kimdir?

YASED Yönetim Kurulu Üyesi ve TOBB Yabancı Yatırımlar Kurulu Başkan Yardımcısı olan Ahter Kutadgu; Saint Joseph Fransız Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Daha önce Ditaş ve Unilever’de hukuk müşavirliği görevini üstlenen Kutadgu, Unilever ve Nestle’de kurumsal ilişkilerden sorumlu yönetim kurulu üyesi görevini yürüttükten sonra Sabancı Holding’de Kurumsal İletişim Direktörlüğü’ne getirildi.

Kutadgu, Türk Telekom bünyesindeki Kurumsal İlişkiler Başkanlığı görevinde; Kurumsal İlişkiler, Marka Yönetimi, Halkla İlişkiler, İletişim ve Kamusal İlişkilerden sorumlu. 


ADSL abone sayısı: 2.4 milyon

Sabit Hat Sayısı: 20 milyon

TT kurulus yılı:1847

Oger telecom ortaklık tarihi :14 kasim 2005

Hisse oranları %55 Oger Telecom’da

Çalışan sayısı: 41.000 kişi


Reklam Ajansı: Son 2 kampanyada MAN Ajans ve Ajans ULTRA

PR Ajansı:  Bersay
JulesVerne

  • diline pelesenk olmak ne demek
  • dillere pelesenk olmuş ne demek
  • pelesenk
  • pelesenk ne demek
  • Pelesenk Ne Demek – Pelesenk Sözlük Anlamı
  • pelesenk olmak ne demek
  • pelesenk olmak ne demektir
  • pelesenk olmuş ne demek
  • Yüksek Yüksek Tepelere sözleri
  •   Ad Soyad
      Yorum